|
|
| Yakın Çekim Sinema ile ilgili gündem ve haberler... |
DekaloglarYakın Çekim içerisinde Dekaloglar konusu: Dekalog Dziewiec (Dekalog 9)
"komşunun evine tamah etmeyeceksin."
Dokuzuncu bölüm; iktidarsız olduğunu öğrenen bir koca ile kendisini aldatan karısı arasındaki öyküyü anlatır. Test sonuçlarını karısına açıklayan koca, karısından "aşkın bedende ...

13-09-2007, 03:00
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Dekaloglar
Dekalog Dziewiec (Dekalog 9)
"komşunun evine tamah etmeyeceksin."
Dokuzuncu bölüm; iktidarsız olduğunu öğrenen bir koca ile kendisini aldatan karısı arasındaki öyküyü anlatır. Test sonuçlarını karısına açıklayan koca, karısından "aşkın bedende değil, kalpte olduğu" cevabını alır, kadın kocasını sevmektedir.Fakat, kadının aynı zamanda bir sevgilisi vardır. Yönetmenin "cinsellik olmadan aşk, nereye kadar aşktır?" sorusuna cevap aradığı bu bölüm, dekaloglar içinde bağlılığın ve sevginin sorgulandığı en çarpıcı bölümlerden biridir.
Kaynak: dekalog
iLAVE:
Hanka, kocasını "Elimizde olanların kıymetini bilelim, olmayanların değil" diye avutmuştur test sonuçlarını öğrenince. Bir daha beraber olamayacaklarının kesinleşmesi üzerine, sevgilisinden de ayrılır.
Ne yazık ki ayrılma kararında geç kalmıştır çünkü kocası onları bir hafta önce "aşk" yuvalarında gözetlemiştir. İkinci buluşmada sevgilisine ayrılalım diyen Hanka, sevgilisi evden gittikten sonra kocasını, saklandığı yerde farkeder.
Karısına bir sevgili bulmasını salık veren koca, karısını gözlemektedir!
Her ikisi de sözlerini tutmamışlardır.
Aldatan -karşı tarafın suçu her ne olursa olsun- her zaman DAHA suçludur, o yüzden bundan sonrası için kararı Roman verir...
Roman, karısının bir tatile çıkmasını ister, kadın tren garında bir daha asla onu aldatmayacağına söz verir vedalaşırken...Ama sevgilisinin ardından surpriz gelişinden habersizdir, oysa Roman genç adamı takip edip bu gidişi karısından önce bilmektedir.
Filmin finalinde, Hanka, bir yanlış anlamayı düzeltmek için kocasına koşarken, kocası intihar etmiş ve hastaneye kaldırılmıştır ve elbetteki bir mektup bırakarak Hanka'ya. Hanka kocasına yetişemez, ama mektubu okur...
Tesadüfî hatalar, bilinçli hatalardan daha çok acıtır...
"Yüzen bir şeyin kütle kaybı nedir"
Hanka kocasına büyük bir aşkla bağlı olduğu için mi sevgilisinden/cinselliğinden- vazgeçmiştir?
Kocası iktidarsız değilken başlayan yasak ilişkisi, kocasının iktidarsızlığını öğrenince neden vicdanî hesaplaşmaya, acımaya ve yaptığının BU KEZ yanlış olduğunu düşünmeye itmiştir kadını?
Her şey yolunda giderken, suç ya da günah diye bilinenleri yapmak daha mı kolaydır?
Dengeler bozulunca, insanî duyarlılıklar artar mı?
Güçlü olduğumuzu biliriz ama asla sınamaya yeltenmeyiz. Güçsüzken, biliriz ki artık bu yoklanmalı ve sonuca varılmalıdır, bir "his"ten ziyade, GÜÇ acizliğimizle komşudur.
Karısına iktidarsız olduğunu ve bir sevgili bulmasını söyleyen Roman, neden cinsel bir sorunu yokken karısının peşine düşmemiştir de, tam da ona "izin" vermiş ve yapabileceklerini onamışken, takip etme gereği duymuştur?
Sadakat aslında -karşı tarafla ince bağları olan- bizzat kendi eksiklenmelerimizin yansımasıdır... Sadıkken kendimize ve sadece kendimize sadık değil miyiz?
Roman, karısının ona sadakatini mi, yoksa kendi güçsüzlüğünü mü sınamak istemiştir?
Öyküde;
Kazanan ne aşktır ne sevgi ne merhamet, kazanan yalnızca ortak bir, birliktir; irade ve vicdan...
Dekaloglar, edebî ve felsefi metinler gibi, izleyiciye basit bir öykü sunarken, derinliğindeki imgelerle, aslında iz bırakan, düşündüren kısa filmlerdir. İlk izlencesinde "avangarde" filmlerde hep olduğu gibi, sızıntısı, etkisi hemen anlaşılmamaktadır.
Aramızda izleyenler varsa, düşüncelerini paylaşabilirler mi?
(Bir başka forumda daha açmıştım konuyu lakin devamı gelmedi, bir de burada deneyelim)
|

21-10-2007, 05:09
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
|
Kısaca dekaloglardan bahsetmem lazım demek ki...
Dekalog, kelime anlamıyla "kaide, kural" anlamındadır. Musa'ya gönderildiği inanılan "on emir"in, Kieslowski tarafından Polonya televizyonu için çekilen modern insan tarafından bu emirlerin sorgulandığı, bir dizi(kısa) filmlerdir. Daha sonra ikisi, yirmi beşer dakika uzatılarak, kısa film halini almış ve ; Öldürme Üzerine Kısa bir Film (Dekalog 5), Aşk Üzerine Kısa Film (Dekalog 6) olarak sinema tarihinin başucu eserlerinden olmuştur.
Dekalogların tamamında oldukça basit, yalın bir dil hakimdir ama her bölüm din, erdemlilik, ahlak konularından derinlikli açılımlar sunar. Her bölümde bir simge, bazen bir küçük kare, bir eşya bölümün kodlarını oluşturur.
1988 yapımı olan bu filmler, Doğu Blok'u ülkelerinden Polonya'nın, modern (kooperatif) tarzı apartmanları arasında geçen, sefaleti ve yaşamsal zorlukları da vermektedir. Kısa filmlerde oyuncular her bölümde farklıdır, ama mekan aynıdır. Her bölümde de bir diğer bölümden bir oyuncu çok kısa da olsa görünür, bu da yönetmenin dizilerin mekansan bağlarından öte, psikolojik bağ kurmaya çabalamasının sonucudur. Örneğin, Dekalog 9'da intihar etmek için apartmandan çıkan Roman, Dekalog 6'daki aşkını itiraf edip, kahve içme sözü alan genç çocukla karşılaşır; bir yanda yılgınlık bir yanda büyük bir mutluluk! Bu bağlantılar her bölümde ustaca, sezdirmeden kurulmuştur.
Bilinenin aksine, Dekaloglar, "on emiri" onamak için değil, sorgulamak içindir ama modern zamanlarda.
Soralım bakalım sayfayı ziyaret edenlere, aynı durumda olsaydınız siz ne yapardınız? Roman ya da Hanka olarak yanıtları düşünebiliriz.
Roman: Eşinizle bir daha cinsel beraberlik kuramayacağınızı öğrenseydiniz ne yapardınız? Eşinizin sizi sağlıklı olduğunuz dönemde aldatmaya başladığını öğrenseydiniz tavrınız, sonrasında ne olurdu?
Hanka: Eşinizin sizinle bir daha cinsel beraberlik kuramayacağını öğrendiğinizde ne yapardınız? Eşiniz dışında bir cinsel partneriniz olduğunu da varsayarsak, eşinizin sağlığını yitirmesinden sonra, davranışınız hangi yönde olurdu?
Bakalım bu kısa filmleri izleyenler var mı ya da ilgilenenler çıkacak mı...?
|

11-02-2008, 00:14
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 36
Mesajlar: 840
|
|
|
seriyi henüz izlemeyen ancak kendimi zorlayıp izlemeyi düşünenlerdenim. (çok istediğim halde yönetmenin renk üçlemesini zorlamalarıma rağmen bitiremedim, yaşamışlık faktörünün etkiside olabilir elbette tekrar denemek gerek)
Roman sevgili bulmasını salık vermesine rağmen karısını takip ederek bana kalırsa kendi güçsüzlüğünü (ki "güçsüzlüğü" zaten kendisine rapor edilmiştir) bildiği için karısının sadakatini sınamak istemiştir. Sadakatsizlik eşittir güçsüzlük olacak ve durum eşitlenecekti.
Aşk denilen meselenin içinde bedenle bütünleşmenin olduğunu düşünenlerdenim o yüzden karısının kendisine söylediği "aşkın bedende değil kalpte olduğu"nu söylemesi karısınında gerçeği değildir. sevgilisinden ayrılışı ise kaba tabirle "düşene bir tekmede sen vurma" deyişini anımsatır. bir "suç" işlemektedir ve kocası "aciz"dir. bazı soruların içinde kendi cevaplarıda var. evet dengeler bozulunca insani duyarlılıklar artar.
Seriyi izleyip eklemeler yapmayı umut ediyorum. Saygılarımla...
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
Konu ucuzfilm tarafından (11-02-2008 Saat 00:33 ) değiştirilmiştir..
|

11-02-2008, 00:58
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
|
Dün gece (Cumartesi) gece TRT 2'de tekrar yayımlandı Sevgili Ucuzfilm, Dekaloglardan biri daha; Dekalog 2.
Tahminimce geçen yıl da TRT'de birinci bölümden itibaren yayımlanmaya başlamış ve son bölüme değgin sürmüştü bu. Bir dahaki haftanın yayın akışında Dekalog 3'e rastlarsak, meraklıları için muhakkak kayıt etmelerini önereceğim. Filmlerin içine hemen sokulamıyor insan Ucuzfilm, belki de avangard türünün yapısından kaynaklıdır bu. Lakin benim için son derece doyumsuz şifreler saklı bu yalın öyküler, sinema tarihinin kültlerinden. İzleyip de çok zaman sonra metinlerinizde akla gelen, sorgulatan, zenginleştiren anımsatmalarla dolu. Hele ki yönetmenin dehası, felsefeyi film ekranında böylesi derinlikli irdeleyebilme becerisi, parmak ısırıtıyor. Mutlaka Türkçelerini (TRT'de) -ki TRT seslendirme hususunda dünyada nadir atölyelerden bencesi- kaçırmayınız derim.
|

15-02-2008, 04:48
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
|
Sevgili Ucuzfilm, yanılmamışım, Cumartesi TRT 2'de Dekalog 3 yayında, her hafta cumartesi akşamları 00:15'te Dekalog serisi tamamlanacak ve sanırım 7 hafta sürecek yine.
Kaçırmamanızı diliyorum...
Diğer ilgilenebilecek arkadaşlara da en azından bu bölümünü izleyip fikirlerini sunmalarını rica ediyorum.
Not: Bu arada konuyla alakası yok lakin Taraf gazetesi, pahalılığından ötürü pek satmadığı için muhtemel, her gün 1 ytl karşılığında DVD veriyor, filmler arşivinde bulunmayanlar için kaçırılmayacak hoşlukta.
|

17-02-2008, 01:31
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
|
Bu forumu en azından Ucuzfilm'in takip ettiğini umarak, hemen taze taze filmden sonra, bir soru bırakıp ayrılıyorum kendisine;
"Korku, yalan doğurur"* Dostoyevski
Kadının gece boyu yalanlarındaki korkunun sebebi nedir?
|

17-02-2008, 07:39
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 36
Mesajlar: 840
|
|
|
yalnızlık... onun yarattığı çaresizlik ve umutsuzluk... üstüne üstlük özel bir gecede (onların deyimiyle "kutsal" bir gecede) yalnız kalma korkusunun yarattığı yalanlar ardı ardına gelen. işin tuhaf tarafı gecenin durumundan mı kaynaklanıyor bilinmez ama şehir de yalnız tıpkı kadın gibi. bölümün ismi çok çarpıcıydı hatta filmden daha çarpıcı... "kutsal geceye saygı göstereceksin" müthiş bir dayatma sergilenişi... her zaman olabilir ama o gece asla...
Not: hatırlatmanız için ayrıca teşekkürler Maria.
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|

17-02-2008, 08:22
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Eyvah 
Dogville forumunda da Eshquia'yı yakalamış bir süre oyalamıştım, Dekaloglarda da sizin kaderiniz bu olacak sanırım
Çok net kavradığınızı düşünüyorum Dekalog 3'ü.
Tümce on emirden üçüncüsü.
"Kutsal geceye saygı duyacaksın" -bencesi- kadına ithafen değil, erkeğe ithafen söylenmiştir.
Kadının kaybettiği bir şey yok gecede, çünkü o her şeyi 3 yıl evvel zaten kaybetmiş, hatta gece için "kazanımından" bile bahsedebiliriz, neyi kazandı; adamı ailesinden öyle bir gecede ayırarak, adama diyet ödetti ve bu diyeti 3 yıl önceki hesap için ödetti; yani kazançlı.
Köşeden erkek çıkarsa gününün güzel geçeceği "oyununda" kazandı.
Erkek neyi kaybetti; eşinin durumdan haberdar olduğunu öğrendi. Aldattığının -bilindiğini- öğrendi. Aldatmasının vicdanî diyetini hem eşine, hem de kadına aynı gece ödedi.
"Defalarca üzerinden bir kamyon geçmesini istedim"
Aslında zarar vermek istediği bizzat kendisidir kadının, intihar etme psikolojisi karşı tarafa saldırganlık olarak da vûku bulabiliyor.
Sokakların, acil servislerin, tünellerin, tren garlarının yani şehrin ıssızlığı; kadının yalnızlığını imgeledi bir bütün olarak bana. Kadının bunak halasına gidişi de, kadının gelecek korkusunu, uyuklayan halada kendi geleceği görmesini ve böylesi bir "oyuna" kalkışmasını.
"İnsanlar noel gecesinde evine kapanıyor ve perdelerini çekiyorlar...!"
Güvenli, konforlu evler kalabalık, ailelerle dolu gece ayinleri şenlikli; lakin yalnızlık hep tek başınalık, hep bir başınalık ıssız, ıpıssız...
Aslında 50 dakikalık kısacık filmlerde -hem de yüzeyden bakmayan için- son derece sıradan bir öykünün esinleteceği ne çok var. Dekalog'ların böylesi bir etkisi var işte.
İstasyondaki «beyaz giysili» -hani tren raylarına bakan- adamı fark ettiniz mi Ucuzfilm?
O bütün Dekaloglarda mutlaka var, birçok kişi beyazlı adamın Kieslowski (okunuşu Keşlovski Türkçe'de) olabileceğini söylüyor.
Tüm birbirinden ayrı oyuncular ve olaylar'ı bağlayan temel üç öğe var; bulundukları site (kadının apartman dairesi) ve tüm bu birbirinden bağımsız gibi görünen insanlık öykülerine adeta tanıklık eden beyazlı adam.
Ha unutmadan "evim nerde, evim nerde" diye geçen bir adam vardı ya, hani çalı çırpı vari bir şeyleri sürüklüyordu, o adamın hikayesini ilerleyen bölümlerde göreceğiz.
Öyküleri birbirine bağlayan üçüncü unsur da bir diğer öyküdeki ana karekterin, diğer filmde çok kısa görünmesi; aynı sitede/blokta yaşadıklarını kanıtlayan cinsten. Üstelik bu kısacık görünen kişiliğin o anki ruhî durumu da, asıl filmdeki karekterinkiyle tam anlamıyla zıt oluyor. Bu ince ayarlamalar da yönetmene bakış açısından hayranlık uyandırıyor.
Müzikler'in hoşluğundan da bahsetmeden olmaz değil mi?
En az yönetmeni kadar başarılı film müzikleri Preisner imzası taşıyor...
Dekalog 4'ü de beraber irdeleyebilecek miyiz, yoksa gevezeliğime bir başka kurban mı bulmak zorunda kalacağım, haftaya göreceğiz.
Forumuma ilginiz beni mutlu etti Ucuzfilm, derinlikli konular üretebilmem adına referans olan bu kısa filmleri ortak bir ilgi alanıyla zenginleştirebilmek, paylaşımların en keyiflilerinden.
|

17-02-2008, 21:59
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 36
Mesajlar: 840
|
|
|
Serinin takipçisi olduğunuz yukarıda açıkladıklarınızdan gayet net anlaşılıyor Maria. Benim için keyif olur 4'üde irdeleyebilmek. Yalnız sanıyorum belirttiğiniz bazı nüanslara dikkat etmemiştim. Ancak tünelde trenin üzerine aracı sürerlerken hem kadındaki hemde adamdaki aymazlık etkileyiciydi. Parçalansakta olur -masakta. İzlediğim ilk dekalog ve hatta sonunu tamamlayabildiğim ilk Kieslowski filmi.
Yalnızlık korkusu ve umutsuzluğun yaptırabileceklerinin gayet sade tanıklık ettik filmde. Tabi avrupa filmlerinin birçoğunda olduğu gibi bu sadeliğin altından derin çıkarımlar akıyor.
4. filmle ilgili şöyle bir bakındım şimdiden. "Babana ve Atana Saygı Göstereceksin". 4'üde keyifle paylaşabilmek üzere...
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|

24-02-2008, 04:20
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
|
Dekalog Cztery; "Atana saygı duyacaksın"
Zor bir bölüm.
İzlemeyenler için özetleyelim; yirmi yaşında bir genç kız, tiyatro öğrencisi; Anna.
Babasıyla beraber yine malum kooparatifteki bir dairede yaşıyor. Baba bir seyahate çıkıyor ve kız da evde "Ölümünden sonra açılması üzere kızım Anna için" yazılı sarı bir zarf buluyor.
(Gerisini izlemeyenler okumasınlar...)
Zarfı açıyor fakat okuyup okumadığı filmin yanıtladığı bir soru değil.
Babanın seyehatten dönmesiyle havaalanında onu karşılamaya giden kız, mektubu bulduğunu ve annesinin gerçek babasının kendisi olmadığını yazdığını söylüyor.
Aynı şekilde içindeki mektubu "baba" da eline alıyor ama okuyup okumadığı muamma.
Aralarında derinlikli ve karmaşık bir diyolog başlıyor.
İlk kez altı yaşında taşınırken zarfı gördüğünü fakat annesinin yıllar sonra öğrenmesini istediği bir "sırrın" o yaş için çekici geldiğini, on beş yaşındaysa mektubu okumaya karar verip vaz geçtiğini, daha sonra da babanın her seyahate çıkışta mektubu yanına aldığını fark ettiğini itiraf ediyor.
Son seyahatteyse durum farklı, baba mektubu evde bıraktığı gibi vedalaşırken faturaları ödemediğini ve yazı masasının çekmecelerinden birinde makbuzlarını bulabileceğini söylemesiyle Anna mektubu okumasını babasının da istediği mesajını alıyor.
Electra kompleksi dediğimiz Junk menşeili, Freud'un Oedipus kompleksi'nin dişi kişide yaşanma durumunu vurguluyor film. Lakin "baba" rolündeki adam da 'bir babanın kızını kıskandığı gibi değil, bir erkeğin bir kadını kıskandığı" gibi duygulara kapıldığını itiraf ediyor kızını birkaç yıl evvel erkek arkadaşıyla odasında bastığında. Kız da filmin başında zaten erkek arkadaşına "Benim dünyamın merkezi sen değilsin" diyerek, erkeklerle beraber olduğunda hep birini aldatıyormuş hissine kapıldığını itiraf ediyor. Kızın, babasına sorduğu can alıcı soru şudur;
-Kimden korkuyorsun, benden mi kendinden mi?
İkisi de ne sevgili ne de baba-kız olabilmektedirler bu koşullar altında. Oysa ki ikisi için de güvenli olan eski baba-kız rollerine geri dönmeleridir. Çünkü Michel kızını bir "kadın" olarak görememektedir, Anna da son kertede Michel'in evi terk ettiğini sandığında pencereden "baba, babacığım" diye bağırmıştır.
Filmde bir sırrın yaşamlarında ne kadar önemli olduğunu, bu sırrın açıklığa kavuşmasını istemeyecekleri kadar nazik bir önem taşıdığını görebiliyoruz. Gerçekten de mektubu ikisi de okuyup okumadıklarını bilemeden yakıyorlar...Yanmamış kısmındaki birkaç kelimeyi kız okur; ama bu sırrı çözmeleri için yeterli olmuyor...
Büyüttüğü bir çocuğa aşık olan bir yetişkin ile, müthiş bir şevkat ve emekle büyütülen ve bu sevgiyi hayranlık dolu bir aşkla karıştıran bir kızın hikayesi, ya da gerçek bir baba-kız değiller, kim bilir...
Bilmeyi istemeyeceğimiz hayatımızla ilintili çok kritik sırlar olabilir mi?
Her şey yolunda giderken, bilmenin her şeyi karmaşıklaştırabileceği durumlarda, neden olmasın...!
Ucuzfilm'e soralım; empati yapacak olursanız böyle bir durumda mektubu okur muydunuz?
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:21 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|