Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Sinemasal > Yakın Çekim

Yakın Çekim Sinema ile ilgili gündem ve haberler...

Aranda ve Loach cephesinden iç savaş

Yakın Çekim içerisinde Aranda ve Loach cephesinden iç savaş konusu: “ Bu filmde gösterilen sefalet çaresiz değil. İspanya’nın diğer bölgelerinde dağlılar, köylüler ve işçiler birlik olarak, karşılıklı yardımlaşarak ve devletten haklarını talep ederek yaşam koşullarını yükseltebildiler. Köyü daha iyi bir ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 29-09-2009, 22:06
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
BlackJack Champion, Desert Battle Champion, Rotation Champion, Home Run Champion, Gyroball Champion, Soap Bubble Champion, Alien Invasion Champion, Metal Slug Champion, Graveyard Champion, Lasagna From Heaven Champion, Trotter Track Champion, Killer Bob Champion, Alien Clones Champion, Bat and Mouse 2 Champion
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2006
Nerden: Asrub
Yaş: 30
Mesajlar: 2,356
Blog Başlıkları: 8
Standart Aranda ve Loach cephesinden iç savaş

Bu filmde gösterilen sefalet çaresiz değil. İspanya’nın diğer bölgelerinde dağlılar, köylüler ve işçiler birlik olarak, karşılıklı yardımlaşarak ve devletten haklarını talep ederek yaşam koşullarını yükseltebildiler. Köyü daha iyi bir yaşama doğru sürükleyen bu akım, son seçimlere yön verdi ve popüler cephe hükümetinin doğuşunu güçlendirdi. Hitler ve Mussolini’den yardım alarak ayaklanan generaller, büyük mülk sahiplerine imtiyazlarını geri vermek zorundaydı ama İspanya’nın işçi ve köylüleri Franco ve işbirlikçilerine üstün gelecekti. Tüm dünyadaki anti-faşistlerin yardımlarıyla sivil savaş huzur, istihdam ve mutluluk getirecek ve bu filmde gösterilen sefalet içindeki evler sonsuza dek yok olacaktır.

Luis Bunuel’in 1933 tarihli belgeseli Las Hurdes bu yazıyla kapanıyordu. İsmini İspanya’daki bir kasabadan alan belgesel anlaşılacağı gibi kasabadaki sefaleti anlatıyordu. 1932 yılında İspanya Cumhuriyeti’nin kurulmasından hemen sonrasına çeviriyordu kamerasını yönetmen. Yani Nisan 1931’de İspanya’da 2. Cumhuriyet’in ilan edilmesinin sonrasına. Alcala Zamora cumhurbaşkanlığına getirildi. Fakat Cumhuriyet hiç kimseyi memnun etmedi. İşçiler inanılmaz bir grev dalgası başlattılar. Köylüler toprakları işgal ettiler.


İşçi sınıfı, koşullardan yararlanarak gücüne güç katmaya başladı. Sendikalar, siyasi partiler ve sol örgütler güçlendi. İspanya’nın en önde gelen Anarşist örgütü CNT (Ulusal İşçi Konfederasyonu) idi. FAI’nin (İberya Anarşist Federasyonu) etkisi altında olan ve iç savaş döneminde FAI’yle birlikte hareket eden örgütün 1931’de yaklaşık 1,5 milyon üyesi vardı. İşçi sınıfı partileri arasında en küçüğü olan İspanyol Komünist Partisi’yse (PCE) Stalin’in politikalarını savunuyordu. Hatta burjuva hükümetiyle işbirliği içinde olmayı bile düşünmüşlerdi. 1935 Nisan’ında 3. Enternasyonal’in kararlarını kabul edip faşizme karşı ‘’Halk Ordusu’’nu kuruyorlardı. 3. Enternasyonalin kararlarından biri de dini partilerle, reformistlerle, pasifistlerle ve ulusal kurtuluşçularla birlikte hareket edilmesi gerektiğiydi.

1933’e gelindiğinde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının sinyallerini veriyordu işçi sınıfı. Her gün yeni bir grev patlak veriyordu. Kasım 1933’te hükümet genel seçime gitmek zorunda kaldı. Ama işçi sınıfı yine iktidara gelemedi. Hitler’in Almanya’sından yükselen faşizm sesleriyle İspanyol faşistler için de beklenen koşullar hazırlanıyordu. Faşizan örgütlenme başlamış, falanjistler ortaya çıkmıştı. Hükümetin tamamı sağcılardan oluşturuldu ve İspanya’da “Bienio Negro” denilen 1933-35 yılları arasında yaşanan iki karanlık yıl böylece başlamış oldu. Bu dönemde kurulan Asturya Komünü’nün yok edilme sürecinde 1300 kişi öldürüldü.

BOC (İşçi Köylü Bloğu), IC (Komünist Sol) ve İspanya’nın en büyük anarşist örgütü CNT’nin (Ulusal İşçi Konfederasyonu) içinden çıkan POUM (Birleşik Marksist İşçi Partisi) düzenli orduya karşı durarak milis-gerilla eksenli bir savaşı savunuyordu. Eylül 1935’te kurulan POUM’a göre İspanyol kapitalizminin içinde bulunduğu bunalım koşullarında faşizme karşı mücadele işçi sınıfını burjuvaziye, sosyalizmi burjuva demokrasisine bağımlı kılarak verilemezdi. POUM ve CNT işçiler ve köylülerin faşistlere karşı silahlandırılmasından yanaydı.

Şubat 1936’da İspanya’da yeniden seçime gidildi. Sözde sol parti iktidarı paylaşsa da aslında işçi sınıfı önünde parlamentercilik oynayan Stalinist bir partiden başka bir şey değildi bu. Beklendiği gibi parti işçi sınıfının ve köylülerin sorununu dillendirmedi. Aksine İşçi sınıfının hareketlerini durdurmaya çalıştı. Seçimlerin, cumhuriyetin, iktidarların ve hükümetin sorunu çözmekten aciz olduğu açıkça görüldü ve askeri darbe planları yapıldı. Ama darbecilerde kendi içlerinde bölündüler. Carlistler, Falanjistler, Mussoliniciler… Artık İspanya iç savaşa hazırdı. 12 Temmuz’da ordu içindeki solcu subayların örgütü UMRA üyesi bir teğmenin öldürülmesinin hemen ertesi günü monarşist lider Calvo Sotelo’nun öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. 17 Temmuz 1936’da geride yarım milyondan fazla ölü ve yaralı bırakacak ve 3 yıl sürecek olan iç savaş başladı.

Yaz, 1936

18 Temmuz
İspanya Ordusu, Cumhuriyetçi Hükümete baş kaldırıyor.

19 Temmuz
Halkın kahramanca mücadelesi sayesinde Barselona ve Madrid’de ordu yenilgiye uğratılıyor.

20 Temmuz
Kitleler devrimci bir hükümet talep ediyor. Yasal hükümet durumu kontrol edemiyor.

21 Temmuz
İspanya İç Savaşı başlıyor. Bu son idealist savaş; bu imkânsızı gerçekleştirmek için mücadele eden insanların son “Ütopya’’sı.

Vicente Aranda’nın Libertarias’ı bu cümlelerle açılıyor. 1936 Temmuz’unun dünyada eşi benzeri görülmemiş bir direnişin başlangıcı olduğunun altı çiziliyor.

İç Savaş’ı feminist yönden ele alan Libertaris CNT-FAI’nin kadın militanlarının üzerinden kadına bakışı, devrimde kadından beklenenleri, savaşın erkliği karşısındaki kadınsal tutumu inceliyor.


Propaganda Komitesindeki konuşmacının kadın erkek eşitliğinin bir illüzyon olduğunu belirtmesi, silahı bırak da endüstri için güç harca demesi; kadın direnişini kırmanın, kadınları hangi toplumda olursa olsun zayıf görmenin ve kadının yükselmesine karşı duyulan tahammülsüzlüğün kanıtı olsa gerek. Kadından erklik faşizminin koyduğu kurallar içerisinde bir oyun sunmasını bekleyen zihniyetin kararı kesindir: Savaşın kaba atmosferi dişil psikolojiye göre değildir. Bu noktada CNT’li kadın militan kalkar ve konuşmaya başlar: ”Biz anarşistiz fakat aynı zamanda kadınız ve kendi devrimimizi yapmak istiyoruz. Erkeklerin bunu bizim için yapmasını istemiyoruz. Erkeklere göre hazırlanmış bir mücadele istemiyoruz. Dövüşmek istiyoruz, çünkü kendi payımıza düşeni talep ediyoruz ve anlaşılmasını istiyoruz ki biz şu halimizle mutluyuz. Evde oturup örgü örmemiz büyük bir hata olurdu. Ölmek istiyoruz! Erkekler gibi ölmek istiyoruz! Hizmetçiler gibi yaşamak değil!” Marx, bir toplumun gelişmesi o toplumun kadınının gelişmesiyle doğru orantılıdır, derken işte bundan bahsediyordu.

Bu kadın militanın adı Pilar’dır. Pilar’ın başını çektiği örgütün genelevi basıp kadınları özgürleştirmesiyle film ilk dakikalarından feminist tarafını açık eder. Kadının bir meta olarak kullanıldığı genelev kapatılır. Kadınların çoğu daha sonra devrimci milislerin içinde kendi istekleri doğrultusunda yer alacaklardır. Kısacası kadının özgürleştirilmesinin de devrimden geçtiği açık bir şekilde görülecektir.

Genelevden kurtardıkları arasında oraya yanlışlıkla düşmüş –aslında sığınmış- bir rahibede vardır. Film iç savaş fonunu arkasına alarak bu rahibenin değişimini de anlatır. O güne kadar manastırda beyni yıkanmış olan rahibe Maria militanların yanında paylaşmayı, birlikte yemek yemeği, birlikte gülmeyi, özgürlük için birlikte silah çatmayı öğrenecektir ve anlayacaktır ki dinler insanları ne özgür kılacaktır ne de mutlu, anlayacaktır ki devrim herkese lazımdır. Anlayacaktır ki en ufak bir muhalif sese baskıyla, zulümle, işkenceyle cevap veren korku imparatorlukları yıkılmadan hiç kimsenin yüzü gülmeyecektir.

Girdikleri genelevdeyse Maria’yla yatan Başpisikopos’tur. ‘’Yer, mekan, zaman hiç mi önemli değil sizin için’’ dedirtir. Değişen isimleridir, rolleri hep aynıdır. Onların pederleri; bizim imamlarımız, cemaatçilerimiz, hatta muhafazakâr gazetelerimizin yazarları; başkalarının papazları, diğerlerinin hamamları, bir türlü bağlayamadıkları şu uçkurları…


Aranda, bir Papaz’ın öldürülüşüne tanık olan Maria’yla konuya olabildiğince objektif yaklaştığını da göstermiş olur. Zaten olması gerekende budur; sonuçta bu bir devrimdir ve bazıları sonuçlarına katlanmak zorundadır. Gerektiğinde devrimci şiddet kendini göstermelidir. Ölen her papazın cebinden altın paralar çıkar. Başka hiç kimsede olmayacak kadar çoktur paraları… Çünkü onlardır insanları açlığa mahkûm edenler, onlardır insanları cahil bırakanlar, onlardır sömürgenlerle birlik olanlar…

***

Faşistler, solcuların ve anarşistlerin kalesi sayılabilecek iki yer olan Oveido ve Zaragosa’da kontrolü ele geçirirler. Zaragoza’da CNT ve UGT genel grev çağrısında bulunur. İşgalin ardından genel greve devam edilir. Sendikacılar faşistlerin bütün baskılarına rağmen genel grev kararını geri almazlar.

Zaragoza filmde Pilar’ın grubunun savaştığı yer ve ”her şey Zaragoza’yı faşistlerin elinden almak için”. Bu cephede yaşananlar yoldaşlık ruhunun yüceliğinin kanıtı oluveriyor adeta. Şehirlerden deri ceketler geliyor geceleri siper bekleyenler için; köylerden patatesler indiriliyor. İlginçtir ki büyük şehirlerden kasabalara gönderilenler arasında ruj bile var. Şehirlerden, köylere; köylerden şehirlere yardımların hiç bitmediğini görüyoruz. Anti-faşistler kendileri için gerekli olanı ayırıp fazlasını ihtiyacı olanlara veriyorlar. Maria’nın yiyecekler için söyledikleri kayda değer: ‘‘Köylüler kendileri veriyor. Onlara söylediklerim hoşlarına gidiyor. Köylülere yaşamaları için gerekli olanı ellerinde tutup fazlasını şehirlerde yaşayan işçilere vermeleri gerektiğini söylüyorum. Çünkü artık karşılarında sömürgenleri değil, kardeşlerini görecekleri gün geldi.

Cephede başarı sağlanır ve San Roman’dan milislerin şehre girdiği haberi yayılır ve Zaragoza cephesi militanları şehre yönelir. Halkın adaletinden San Roman da nasibini alacaktır. İspanya’da özgürlük dalgası artık durdurulamıyordur. İspanya’nın kalbi konumundaki Madrid ve Barcelona faşistlerin elinden alınıp özgürleştirilmiştir. İspanya büyük devrime yaklaşırken Komünist Parti’nin kurmuş olduğu Halk Ordusu bazı kararlar almak zorunda kalır. Kendilerinden olmayanlara silah vermemek bunların en önemlisidir. Stalinist Halk Ordusu büyük devrimi engellemek için elinden geleni yapmaktadır. 1936 Ağustos’unda Stalin yönetimindeki Sovyet hükümeti tarafsızlık kararını açıklar. Stalin kendi ülkesindeki revizyonist sosyalizmi yaşatmak için kapitalist ülkelerin hatta faşizmin yardakçısı olmaya hazırdır. Halk Ordusu, CNT-FAI militanlarını da kendi saflarına çekmek istemektedir. Milisleri, askeri düzene geçirip yine o kapitalist-burjuva düzenciliğini yaratmayı planlamaktadır. Selamlama biçimi, disiplini ve askeri hiyerarşisiyle gelen yeni bir orduyla insanların içindeki devrimci ruh yok edilecektir.

Bütün bunlara rağmen Caballero önderliğinde, Cumhuriyetçiler, Sosyalistler ve Komünistlerden oluşan yeni bir hükümet kurulmuştur ama hükümet işçi sınıfının hükümeti değildir. Bütün kapitalist ülkelerdeki gibi kendi kendinin hükümetidir. CNT ve POUM’la Komünist Parti hükümeti sıkıştırmaktadırlar. Hükümet sallanmaktadır. İşte böyle bir İspanya’da Pilar ve arkadaşları her şeyden habersiz sohbet ederken Franco’nun Fas’tan getirttiği 13.500 kişiden oluşan, faşistlere bağlı ordu birliklerinin bir kısmı şehre girerler ve katliam başlatırlar. Pilar’ın da içinde bulunduğu grup katledilir, kadınlar tecavüz edilerek öldürülür. Ülkede 2000 devrimci idam edilir. İlerleyen günlerde 200.000′in üzerinde Alman, İtalyan ve Arap askeri İspanya’ya gönderilir. Ülkeye kana bulayan terör başlatılır.

Aranda, 3 yıllık iç savaşın iç yüzünü ve iç savaşı bitiren faşist gücü başarılı bir şekilde resmeder. Aranda’nın filmi gösterime girdiğinde iç savaşın üzerinden 57 yıl geçmişti ve 1996 İspanya’sı iç savaştakinden bile kötü ve karanlık durumdaydı. İspanya ‘’Modern İspanya’’ adı altında turbo-kapitalizmin esiri olmuştu.

***

Sosyalist yönetmen Ken Loach’sa Land and Freedom’da (Ülke ve Özgürlük) David karakteri üzerinden iç savaşta Komünist Parti’nin faşizan tutumunun portresini çizer. David Liverpool’dan gelmişti. Başka biri Almanya’dan, başka biri Fransa’dan… Dünyanın dört bir yanından çıkarsızca, hesapsızca İspanya’ya, kavgaya koşmuşlardı. Kavgayı, kavgaları yapmışlardı. Kıvılcımdan volkanlar yaratmışlardı. Cephelerde ellerinde silahlarla faşizm karşısında destan yazmaya hazırlanmışlardı.


Uyan artık uykundan uyan, uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan, kavgamızı ölüm-dirim kavgası
Mazi ta kökünden silinsin, biz başka dünya isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin bundan sonra her şey biziz

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonalle kurtulur insanlık

David ve David’in de üyesi olduğu POUM örgütü militanları faşistlerin elindeki bir köyü almak için çatışırken şehit düşen arkadaşlarını son yolcuğuna uğurlarken sıkılı yumruklarla Enternasyonal’i söylüyorlardı. Milisler köyü aldıklarında köylülerle masaya otururlar ve toprakların nasıl kullanılması gerektiğini konuşurlar. Toprakta özel mülkiyete tamamen son verilmelidir. Unutulmalıdır, yasaklanmalıdır. Özel mülkiyetin insanlarda kapitalist zihniyeti beslediğine karar verilir ve toprak kolektifleştirilir.

Cepheye gelen David silahlardan önce öpüşen bir çifti görür ve aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Libertarias’da da cephede sevişenler dahi vardır. Bilenler bilir; devrim ve aşk birbirinden ayrılmaz, ayrılamaz iki parçadır. Devrim aşk olmadan varolamaz, onsuz yapamaz. Onun içindir ki diğerleri aşka hep karşıdırlar. Bilirler ki aşk büyürse, devrime gebe kalması yakındır.

Filmde dönemin önemli olayları gazete kupürleriyle veya günümüzde ortaya çıkan belgelerle hatırlatılır. Örneğin: NAZİ UÇAKLARI MADRİD’DE SİVİLLERE ATEŞ EDİYOR. Örneğin: ALMAN KARTALLARI GUERNICA’YI BOMBALADI. Örneğin Stalinistler yönetimindeki gazetenin TROÇKİSTLER FRANCO’YLA ENTRİKA İÇİNDE haberi. Faşist Kumandan Franco ne pahasına olursa olsun halkını yok etmeyi görev edinmiştir. Diğer faşist ülkelerle işbirliğine soyunur. Ama karşısındaki halktır, öldürmekle bitmemektedir. Yeniden doğmaktadırlar ölümlerde…

***

Bir gün Oviedo cephesinde savaşan POUM militanlarını komutanları Vidal toplar ve filmin de omuriliğini oluşturacak olan açıklamayı yapar. Valencia hükümeti artık milislerin olmayacağını ve herkesin Halk Ordusu’na katılması gerektiğini söyler. Tabii ki bunu reddeden milis güçlerine silah verilmeyecektir. Komutan oylamaya sunar ve Halk Ordusu’na katılma fikri reddedilir. Valencia hükümetinin tavrı tabii ki Stalin’in bir oyunudur. Avrupa’daki tüm kapitalist ülkelerle anlaşmalar yapmıştır Stalin. Hiçbir devrimci harekete destek verilmeyecektir, silah satılmayacaktır. Bu nedenle dönemin Komünist Partileri düzen partisi olmaktan ileriye gidememişlerdir.


Halk Ordusu bilerek elinde bulunan yerlere sahip çıkmamakta ve burada olaylar çıkmaktadır. Halk ordusu düzenli birliklere geçmek için nedenler yaratmaktadır.

İngiltere Komünist Partisi üyesi olan David, Halk Ordusu’na girmeyi reddedenlerdir. Ama daha sonra kararını değiştirerek Halk Ordusu’na katılır. Aslında David’in kararını değiştirmesinde etkili olan nedenler kendi içinde gayet masumanedir. David’e göre Komünist Parti’nin devrimin karşında olması anlamsızdır ve ortada bir sorun varsa o da mücadelenin bölünmesidir.

Her şeye rağmen bu kan denizinin ortasında yepyeni bir İspanya’ya gebeydi Avrupa. ‘’Mücadele’’ye Albacate’de devam eden David orada fazla kalamaz. Çünkü ne gerçek bir devrim savaşımı verilmektedir ne de Halk Ordusu üyeleri bir devrimciye yakışan davranışlar göstermektedirler. Onlara göre POUM üyeleri silah kullanmayı dahi bilmiyorlar, hiçbir iş yapmıyorlar, devrime ihanet ediyorlardır ve bu nedenlerle asıl düşman onlardır. David, POUM’da savaştığı dönemin hiç de öyle olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalır. Faşistlerle gerçekten savaşanların POUM’lular olduğunun farkına varır ve örgütüne geri döner. David Halk Ordusu’ndaki günlerini şöyle anlatıyor: ”Kötü ve yozlaşmış. Barcelona’da iyi yoldaşların sokaklardan kaçırılıp, infaz edildiğini, diğerlerinin işkencehanelerde kaybolduğunu gördüm. Hala da devam ediyor. Stalin işçi sınıfını satranç tahtasındaki piyonlar gibi takas edilebilir, kullanılabilir ve feda edilebilir olarak görüyor.

16 Haziran 1937’de POUM yasadışı ilan edilir ve liderleri tutuklanır. Artık CNT ve POUM üyeler sokaklarda kurşuna dizilmektedirler. Diğer yandan David, cephede faşistlerle savaşmaya devam eder. 24 Ağustos’taki çatışmada destek ekip gelmez. Çatışma biter ve uzaktan milisler görünür. Ama bunlar David’in ve yoldaşlarının sandığı gibi destek için gelmemişlerdir. Bunlar Halk Ordusu’nun askerleridir ve milisleri kendi saflarına seçmekte kararlıdırlar. Subay milislere silahlarını bırakmalarını emreder. Silah bırakıp bırakmama konusunda çıkan arbedede POUM militanı Blanca, Halk Ordusu’nun askerleri tarafından vurulur. Milisler silahlarını bırakırlar ve bu savaş, artık devrimcilerin savaşı değildir.

Stalinistler, içinde POUM militanlarının da bulunduğu arananlar listeleri çıkarırlar. Militanlar artık kaçmak, saklanmak zorundadırlar. David geç de olsa ülkesine dönecektir.

Loach Stalin’in Sovyetlerde tezgâhladığı oyunların İspanya İç Savaşındaki payını harika bir şekilde resmeder. Stalin’e, dönemin Komünist Parti’lerinin tavrına, Halk Ordusu’na kin kusar. Ama her şeye rağmen bu 95 tarihli film devrim ateşininin ve yoldaşlık bilincinin sıcaklığını hissettirir. Yepyeni bir dünya yaratmak isteminden daha yüce bir istem olmayacağı yönündeki inancımıza inanç katar. Doğrusuyla yanlışıyla geride kalan 3 yıllık bir destan olur. Tüm dünya işçisiyle köylüsüyle bir halkın gücünü görür.

30 Ocak 1938’de Faşist Franko hükümeti kurulur ve 30 Mart 1939’a kadar Faşistler geride yüz binlerce ölü bırakarak bütün köyleri, kasabaları, şehirleri ele geçirirler.

Yazıyı Ülke ve Özgürlük’ten bir replikle noktalayalım:
‘Devrimler çabuk yayılır ve burada başarmış olsaydık… ve de başarabilirdik… dünyayı değiştirebilirdik… Ama aldırma; bizim de günümüz gelecek. BİZİM DE GÜNÜMÜZ GELECEK!”

Umut Kaygın
Sinema Defteri

Libertarias ve Land and Freedom filmleri üzerine dönemin şartlarını da özetleyen leziz bir tanıtım metnidir efenim.


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
aranda, cephesinden, ispanya, ispanya iç savaşı, ispanyol devrimi, land and freedom, libertarias, loach, savaş


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Savaş Hakları Bildirgesi kaos Serbest Kürsü 0 22-09-2009 10:09
Savaş! kaos Anarşizm 0 21-09-2009 11:03
Savaş Tanrısı Ahbap Lorem Ipsum 20 22-08-2009 13:36
Alkol ve sabahın ilk ışıkları savaş aracı olarak kullanılan bir iç savaş momos Serbest Kürsü 2 26-09-2008 22:36
Savaş Dinçel maria Biyografiler 6 25-12-2007 15:25


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:50 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info