1.
Bir kere, iç kamuoyuna ve dışarıdakilere yönelik, birbirleriyle ilintili, iç içe geçmiş,
siyasal-askeri (1) gövde gösterisi, (2) sebep oldukları savaşları haklı göstermek, olacaklarına zemin hazırlamak, (3) konjektürel nedenlerden dolayı koşullar gereği uluslararası hukuku hiçe saymanın kaçınılmazlığını vurgulamak, (4) güya yaymaya ve korumaya çalıştıkları değerlere [
d-e-m-o-k-r-a-s-i/ e-ş-i-t-l-i-k/ a-d-a-l-e-t/ k-ü-r-e-s-e-l b-a-r-ı-ş...] yöneltilen tehditlerin çeşitliliğini duyurmak, vbbdbz.
ekonomik (1) bu tehditlerin gölgesinde savunma sanayine bütçeden ayrılacak payın artırılması, (2) amerikan ürünleri ve serbest piyasa ekonomisinin küresel reklamı, (3) filmden elde edilecek parasal gelir, vbbdbz.
teknolojik (1) erişilen en son seviyenin tanıtımını yapmak ve pazarlamak, vbbdbz.
sosyo-kültürel (1) toplumsal bilinçaltına korku ve güvensizliği yerleştirerek kendi kamuoylarının psikolojisini ve eğilimlerini denetlemek/şekillendirmek/yönlendirmek, (2) dünyanın geri kalanına, başka ülkelerin halklarına [özellikle doğulular, müslümanlar ile küresel süper güç olmaya heveslenenlere] meydan okumak/gözdağı vermek/aşağılamak/yerlerini hatırlatmak, (3) Kapitalist tüketim kültür(süzlüğ)ünü yaygınlaştırmak, (4) çevreye/gezegenimize verdikleri zararları örtbas etmek, (5) beyaz ırkın her bakımdan üstün olduğu nakaratını tekrarlamak, (6) ırkçılığı/adaletsizliği/ haksızlıkları hasır altı etmek, (7) oryantalist bakış açısını, yaklaşımları gündemde tutmak, sağlamlaştırmak, (8) gerçekliğin, olabilirliğin içini boşaltmak yoluyla, gelecekte olacaklara, amerikanın insanlık için belki de onlarca yıl önceden hazırlamış olduğu süprizlere, ileride başımıza gelmesi kaçınılmaz belalara, bizleri önceden hazırlamak, olası felaketleri doğalmış gibi algılamamızı sağlamak (örneğin, uzay ve uzaylılarla ilgili filmler: çeşit çeşit yaratıklarla dolu o kadar değişik uzay filmi izlemişizdir ki hepimiz, bir gün karşımıza gerçekten dünya dışından varlıklar çıkarsa, büyük olasılıkla buna çok azımız şaşıracaktır), vbbdbz.
felsefik-ideolojik (1) sistemi yönetenlerin belirlediği ve uygun gördüğü yaşayış, algılayış, düşünüş, davranış biçimlerinin kitlelere ulaştırılıp benimsetilmesi, (2) kitlesel bilincin/bilinçsizliğin oluşturulması, yönetilmesi, denetlenmesi, (3) karşıt, alternatif olabilecek yaklaşımların/görüşlerin zayıflatılması; kötülüğü, kötücüllüğü kışkırtıp beslediklerini imleyerek, varolan sorunların, kötülüklerin sorumlusuymuşlar gibi gösterilmesi, (4) varoluşunuzu onlara göre düzenlemenizin beklenildiği yanılsamaların anımsatılması, vbbdbz.
dini (1) hristiyan/musevi değer yargılarının üstünlüğünü vurgulamak, yeniden ve yeniden gündeme taşıyarak, gündemde tutarak, etkilerini sürdürmelerini sağlamak, yaymak (2) öteki dinleri ve inanç biçimlerini daha aşağı, daha değersiz göstermek, vbbdbz.
gibi sayısız işleve hizmet etmek üzere tasarlanmış, izlerken ailece hoş vakit geçirebileceğiniz, Hollywood'un, 'masum', seri üretim, bir seyirlik filmleri. Kendi alanlarında tamamen uzmanlaşmış kişilerden ve kuruluşlardan oluşan, sarsılmaz, tıkır tıkır işleyen küresel bir tezgah adeta...
2.
Afiş- Temel kaygı dikkatinizi çekebilmek! Kullanılan renklerin uyumu, yazı karakterleri, desenler-resimler, oyuncuların isimleri, afişe yerleştiriliş biçimleri vd. mükemmele yakın bir çalışma neticesinde çarpıcı bir biraradalılık, bütünlük kazandırılmasıdır hedeflenen. Bir afişin merkezi/öne çıkarılan, çoğunlukla filmin adı ve baş karakterlerin kusursuzluklarını vurgulayan fotoğraflarıdır. Tehdit/kötülük/karşı taraf genellikle yer almaz afişlerde. Daha çok, çarpıcılığı pekiştirecek -bazen filmin içeriğiyle ilgisiz- mitolojik/mistik/sembolik/felsefik göndermeler taşıyan dizelere, satırlara sıkıştırılmış bir biçimde etrafa serpiştirilirler.
Fragman- Filmin en 'çarpıcı/sürükleyici' sahnelerinden ustaca cımbızlanmış kesitler kullanılarak oluşturulan, soluğunuzu tutarak izleyeceğiniz, eleştirel olmayan izleyiciye "Bu film kaçmaz!" dedirtmeye yönelik, filmin zokası. Ağzı açık olanlara.
Jenerik- Her defasında mutlaka yeni bir tarz denenir: gerek yazı karakteri, gerek ekranda belirme-silinme sırası/biçimi, ekrandan geçiş yönü, koyuluk-derinlik vb. sınırsız bir arayış gözlemleyebilirsiniz. Sanırım gerçekten yaratıcı oldukları ve filmler arasındaki farklılığın belirgin bir biçimde öne çıkartıldığı tek kısım jenerik. Haklarını teslim etmek gerek! Yanıltıcı bir yenilik duygusu vermeli izleyenlere ki arkasından gelecek olanların eskiliği/yıpranmışlığı midelerini kaldırmasın.
Senaryo- Filmin omurgası, adeta sinir sistemi. Her satır bir sinire denk düşmekte: biraz hantal, yüzeye yakın ve fazlasıyla kılcal. Gündelik konuşma dilinden aktarılmış kalıplaşmış diyaloglar. Kolay hazmedilir, sık kullanılan kelimeler, bayatlamış espiriler/tepkiler. Derinlik içermeyen, sanal yaşam felsefeleri. Dilin yapılarını pek önemsemeyen, bozuk cümle kuruluşları. Hiçbir sanatsal kaygı taşımayan hazır, fast-food yaklaşımlar, fikir yürütmeler... Dil yetilerini geliştirmeyi değil, tam tersine yozlaştırmayı amaçlayan, uçucu bir doygunluk, tatmin hissi veren ama kesinlikle besleyici olmayan, yalnızca izleyenin zihnini sağlıksız bir biçimde şişmanlatmaya yarayan, zihin obezliğine yol açabilecek özensiz bir dil kullanımı.
Kurgu- Tek kelimeyle tekdüze. Genellikle, suyunun suyu konuyu, izleyenlerin en kolay anlayabilecekleri doğrusal ilerleyen bir anlatım yöntemi tercih edilir. Ender de olsa, bağımsız sinema yönetmenlerinden aşırılmış bir-iki sıra dışı teknik çıkabilir karşınıza yine de.
Müzik- Çok tipik filmlerde müziğe zaman ayırmayı gerekli görmemişler bile, daha az sıradan olanlardaysa tekrarlanan birkaç popüler parçayla yetinmeyi yeterli bulmuşlar.
Kamera- Düz, sıradan açıları kovalayan, kalıplaşmış birkaç tekniğin dışına taşmayan bayat çekimler. Genellikle baş karakterlerin güzelliklerini gözlerimize sokan yakın, detay kareler. İkinci sınıf karakterlereyse daha mesafeli, onları silikleştiren, önemsizleştiren yaklaşımlar.
Reklamlar- Çoğunlukla yeni kıtaya ait, ucuz işçilik ve hammadden dolayı üretildiği geri kalmış ülkelere, çıkan atıklardan başka gelir sağlamayan markalar. Filmlerin perde arkasındaki, gerçek sponsorları. Ve elbette sigaralar! Kahraman kalabilmenin ilk şartı. Hesaplanmış bir incelikle, kareye kurnazca yerleştirilmiş, ekranın bir köşeciğinden siz hiç farkına varmadan bilinçaltınıza sızan, kurtçukları kapitalizmin.
3.
Film- Yakışıklı, alımlı, çekici, sağlıklı, iyi giyimli, bakımlı kahramanımızın ne kadar yetenekliişbitiricipratikçap-
kınsıradışımizahanlayışınasahipkendindenemin'cool' tehlikelidurdurulamazözgürruhlukeskinzekalıseksiku-
rallarıtakmayanamaahlaklıyaratıcıolağanüstümuhteşe m olduğunu anlamamızı ve ona vurulmamızı, onun tarafında yer almamızı; iyiyi, doğru olanı ondan başkasının temsil edemeyeceğini kabullenmemizi sağlayacak; çoğunlukla filmin gerçek konusuyla ilintisiz, kahramanın reklamı/tanıtımı niteliğindeki, öteki kanun koruyucularının başa çıkmakta oldukça zorlandığı oysa kahramanımız için çocuk oyuncağı yüksek tempolu gerilim yüklü (toplama kötü adamlara, tercihen doğulu/siyah, terörist kılıklı, bakımsız, çirkin, sağlıksız [fiziksel ve zihinsel], yok edilmeleri gereken haşarelere derslerini bildirdiği) kısa giriş gösterisi, açılışla birlikte gerekli yapay adrenalini akıtır içimize. Filmi izlemeye, hazırızdır artık.
Hemen ardından tempo düşer ve gerçek kötü adamlar dünyayı yok etme/ele geçirme gibi global tehditlerle ekranda belirirler. Az öncekilere kıyasla daha iyi görünümlü, sağlıklı, genellikle beyaz (çünkü doğulular/zenciler böylesine incelik, zeka ve yaratıcılık isteyen kapsamlı kötülükleri becerebilecek donanıma sahip ve layık değildirler), hükümette/devletin öteki kurumlarında önemli mevkilere kadar tırmanmış, tarz sahibi (bir başka filmde rahatlıkla kahraman mertebesine yükseltilebilecek, şimdilik kahramanlığı ıskalamış, kahraman olabilmesi için öncelikle kendini kötülükte ispatlaması gerekmektedir(!), tercihen kahramanımızla mitolojik, patolojik ve de kronolojik sorunları, açık kalmış, kapatılması gereken bir hesapları olan), ciddi, sinsi, kaskatı bir lider portresi çizilir kurşunkalem. Daha çok görsel imgelerin yardımıyla, bizi gerektiği kadar ürkütecek, altımızı birazcık nemlendirecek dozajda, tehlikenin boyutları duyumsatılır. Tabi endişelenmemiz yersizdir, tehditin türü/boyutu/dünyaiçi-dünyadışılığı ne olursa olsun, erikanın-amı pardon amerika (en büyük tehdit kendisi değilmiş gibi) bütün kötülükleri sıvılarında boğacak kadar derindir. Reklamlar...
Konu dallanır budaklanır, çiçeğe durur hatta, ve en az kahramanımız kadar cazibeli, karşı cinsten (hiç lezbiyen, eşcinsel kahraman olur mu?), dünyanın geriye kalanıyla özdeşleşecek, geriye kalanını simgeleyen, onu korurken dünyayı da kurtaracağı (ya da tersi), eğlencesi/oyuncağı/ desteği'yle kahramanın 'uçuk-sıradışı-rastlantısal' karşılaşması gerçekleşir. Filmin baharatı... Araya bir de, adamımızın ayak işlerini yapacak, toplum dışı, kabuğuna çekilmiş, olağanüstü becerilerilere sahip, anlaşılamamış, ters kontak çalışan kafası teknolojik/elektronik alanlarında uzman, şaçları dağınık, ağzı bozuk, dengesiz, adamımıza göbek bağıyla bağlı, her derde deva filmin soytarısı sıkıştırılır. Filmin sıkıcılığını biraz olsun hafifletecek, kahramanımızın karaciğeri, alter-egosunun temsilcisi, Sanşo Panza'nın post-modern yansımaları.
Hızla ileri sararsak, olayların akışı kahraman(lar)ımızı öyle bir duruma getirir ki, bütün kuralları bir yana bırakarak, plastik kalb(ler)inin plastik sesini dinlemeli ve o -birçok insanın yaşamına mal olabilecek- seçimi yapmalıdır(lar). Tanıdıkları, sevdikleri birer ikişer ölürken, O dünyanın geleceğini/kaderini elinde tuttuğunun, kasıklarındaki sorumluluğun bilincindedir.
Bütün o vurdumduymazlığı buharlaşır, uçarılığı uçar, ciddileşir, kontrolü eline almaya karar verir. Yüzünde hiçbir tereddüt, hiçbir endişe, hiçbir kaygı göremezsiniz. Hep bu an için eğitilmiştir O. Çocukların bisiklete binmeden önce silah kullanmayı öğrendiği, daha doğrusu var olan her türlü silahı kullanma becerisiyle doğduğu bir ülkenin evladıdır. Bu yüzden kötülerle nasıl başa çıkacağı konusunda kaygılanmasına hiç gerek yoktur. Gerekli donanıma doğuştan sahiptir. Adeta insanüstü bir varlığa dönüşmüştür. Ve elbette bunu, ülkesine borçludur. Hiç düşünmeden feda edebilir yaşamını, amerika, özgürlük ve onurluluk adına. İnsani duygulara, zayıflıklara yer yoktur artık, tek başınadır!
Sidiğinizi tuttunuz bekliyorsunuz... Oyuncağına ve soytarısına hiçbir zarar gelmeden, (duruma göre soytarı feda edilebilir) teker teker kötülerden kurtularak, korkunç felaketi önler tam da saniyeler kala. Sıra, daha sonraki filmlerde yerini alması, hatta ortağı olması olası kötülerin lideriyle, kozlarını paylaşmaya gelmiştir. Kolay lokma değildir ama onun da icabına bakar biraz kan ve karizma kaybetse bile. Hepimizi, amerikayı, dünya'yı, ay'ı, hatta kutup ayılarını dahi kurtarmıştır yine, öpün bakalım şeyini kahramanınızın. Oh be! İyi ki varsın amerika, kahramanlar diyarı!
Yine de her ihtimale karşın, devamı çekilir düşüncesiyle, sonu kıntırık bırakılır filmin.
Hücrelerinizi ele geçiren, seçici geçirgen bir sömürü seansı daha sona ermiştir.
-THE END-