arka mahle
bizim mahalle dünyanın en güzel mahallesi. mesela bizim mahallenin ağaçları , inanıyorum ki dünyanın hiçbir yerinde böyle bir güzellik bulunamaz. her biri cennetten kopup gelmiş birer tuba ağacı. anlatılmaz renkte yaprakları var. bu ağaçların üstüne çıkılır, bu ağaçların dallarından sopalar yapılır. onlar bizim silahlarımızdır. komandoculuk oynarken kullanırız. bir dut ağacımız var, mevsimi geldiğinde meyvelerinin tadına doyamazsın. bir armut ağacımız var, annemin manavdan aldığı armutlarla kıyasladığımda aralarında kösele ile bal kadar fark görüyorum. annemeyse şaşırıyorum neden manavdan meyva alıyor, bizim mahallede hepsi var!
yalnız ağaçları mı? bizim mahallenin oyun oynanacak yerleri de uhuu çok güzel. bizim apartmanın arka bahçesini allah baba komandoculuk oynayalım diye yaratmış. yan apartmanın arka bahçesiyse aynı fenerbahçe stadı. sırf bu kadar değil, karşı apartmanın arka bahçesinde dağcılık bile oynanabiliyor, öylesine kocaman bir tepe var. dışarı çıktığım zaman değmeyin keyfime.. her şey o kadar güzel ki arkadaşlarla ne oynasak ona karar veremiyoruz..
bizim mahallenin çocuklarını size nasıl anlatsam? hepsi ayrı ayrı dünyanın en güzel insanları; en delikanlıları, en iyi futbolcuları, en asil komandoları. dünya yüzeyinde onlar kadar asil başka insan yürüyor olamaz! hepsinin kendine has maharetleri var, hepsi dürüst asla yalan söylemez. hepimiz bu mahallede kardeşiz, tombilerimizi bile paylaşabiliriz! bizim mahallenin kızlarını ise size anlatamam bu kesin. o kadar güzel, o kadar şirin, o kadar tatlılar ki insan her birine ayrı ayrı aşık olmak ister.
bizim mahallenin sınırları bellidir. bakkal amcanın dükkanından başlar, saliha teyzelerin apartmanından devam eder taa dolmuş duraklarının oraya kadar. ü-hüü yürü yürü bitiremezsin. o kadar kocaman. ben hiç bu sınırları geçmem. zaten geçip ne yapacaksın? bu sınırların sonrasında arka mahalle var.
arka mahalle iğrenç bir yer. orada bizim ağaçlardan hiç bulunmaz. oranın oyun oynanacak bir yeri de yok. annem bana bunları bir bir öğretti, tembihledi ki ben asla arka mahalleye gitmeyeyim. arka mahallede ne komandoculuk oynanabilir, ne dut ağacından dut yenebilir, ne de şöyle insan topunu alıp arkadaşlarıyla futbol oynayabilir. ben gerçi arka mahalleye hiç gitmedim, insan bizim mahalleyi bırakıp niye arka mahalleye gitsin? ama biliyorum ki arka mahalle bizim mahalle değil, demek ki bizim mahalledeki hiçbir şey orada bulunamaz. yahu bir de şaşırıyorum bir insan bizim mahalle dururken niye arka mahallede yaşar? inanıyorum ki onlar da bizim mahalleyi bilseler hep burada yaşamak isterler. ama onlar biraz manyak olduklarından bizim mahallede yaşamıyorlar.
arka mahallenin çocukları ise bir alem. hepsi yalancı, hepsi aşşağılık insanlar. hiçbirinin yüzüne bakamaz, hiçbiriyle konuşamazsın. ben gerçi hiçbirini tanımıyorum ama biliyorum ki bunlar iyi insanlar olsalar zaten bizim mahallede yaşarlar. bizim mahallede yaşamadıklarından çıkarıyorum ki bunların hepsi ruh hastası.
bir gün evde oturuyorum, he-man oyuncağımla oynuyorum, kapımız çaldı. gittim açtım kapıyı bir baktım gökay. gökay benim çok iyi arkadaşımdır. dünyanın en güzel insanıdır. o mahallesini hep sever, bu mahalleden başka mahallelere gitmez, bu mahalleyi korur. bazen komandoculuk oynarken duvarı tırmanamıyor ama olsun o çok güçlü bir çocuktur.
gökay dedi ki, "aethe" dedi, "arka mahallenin çocukları bizim mahalleye geldiler.".
nasıl buz gibi bir sessizlik. gökay'ın sesi titriyor. yahu arka mahallenin manyak çocukları bizim mahalleye niye geliyor? tamam bizim mahalle dünyanın en güzel, en harika, en muhteşem mahallesi olabilir ama bu mahalle bizim? istiyorum ki herkes kendi mahallesinde yaşasın, istiyorum ki bizim mahallemiz hep bizim kalsın. biz onların mahallesine gidiyor muyuz? niye gidelim, niye bırakalım bu cennet mahalleyi?
ben "anne ben dışarı çıkıyorum." dedim. asabım tepemde mahallemi koruyacağım. bizim mahallemize adım atmaya cüret etmiş bu manyaklara, bu kanemicilere hadlerini bildireceğim. ne demek bizim mahalleye gelmek, tek tek hesap soracağım! kafalarını kıracağım yahu bu arka mahallenin bebelerinin! hadsizlere bak! dut ağacımızın dutlarını yiyecekler, benim bal gibi armutlarımı iç edecekler, bizim ağaçlarımızdan sopalar yapacaklar ve kimbilir daha neler neler... hayatta da izin veremem dut ağacımızın dutlarının başkaları tarafından yenilmesine, hayatta da razı gelemem armutların iç edilmesine!
evden bir hışımla çıktım. dedim ki gökay'a topla bizim mahallenin o asil çocuklarını gidip bu arka mahalle çocuklarına hadlerini bildirelim. gökay pırr uçtu, tek tek herkesi çağırmak üzere gitti. ben de apartmanın önünde mahallemizin komandolarını bekliyorum.
o sırada ileride bir çocuk gördüm, daha önce hiç görmemişim. böyle değişik bir çocuk. anladım ki arka mahallenin bebesi. nefretle kuduruyorum! bu çocuk var ya bu çocuk bizim mahallemizi işgale gelen çocuk bu işte!
çocuğun yanına gittim. dedim sen nerede oturuyorsun. biryerler anlattı hiç bilmiyorum. uhuu bizim bakkal amcanın bakkalının bile uzağında. kimbilir nereler. "taa oralardan buralara niye geldin?" dedim. "geziyoruz." dedi bana. top oynayacaklarmış. onların mahallesinde top oynanacak yer yok demek ki. ama gene de bizim mahallemize gelmeseler daha iyi. o zaman biz de onları dövmek zorunda kalmayız.
ben bunları konuşurken bizim arkadaşlar geldi, tuttum çocuğu kolundan fenerbahçe stadımıza doğru gidiyoruz. hepsini döveceğiz ki bu bebelerin bir daha gelmesinler bizim mahalleye.
gittik stadımıza. bir baktık hakkaten oradalar, top oynuyorlar. ben bağırdım, dedim "hadi gidin buradan, burası bizim mahallemiz.". içlerinden biri bağırdı "nereden sizin mahalleniz oluyormuş? ne güzel top oynuyoruz şurada işte!"
bak densize bak. ben burada doğdum ulan! bu mahalle benim mahallem. bu mahallenin yollarında ben düşmüşüm. bu mahallenin kaldırımlarında benim kanım, bu mahallenin kaldırımlarınınsa dizimde yara izi var! bu mahallenin armut ağacını ben sulamışım, armudunu ben yemişim! ne demek nereden sizin mahalleniz oluyor!
dedim ki "biz buralıyız aha ben şu apartmanda oturuyorum. bakkal amcamın bakkalından tee dolmuş duraklarına kadar her yer bizim. başka da kimse giremez buraya!".
bu arada bir baktım top oynayanlara bizim can da onlarla top oynuyor. can bir işbirlikçi. can bir hain. can mahallemizin sınırlarını ihlal eden bu çocuklarla bir olmuş top oynuyor. pis can. göt.
"hadi" dedim "gidin buradan.". "gitmezsek ne olur lan!" dediler bana. çocuğun üstüne yürüdüm dedim ki "görürsün o zaman ne olacağını. " . bu beni itti. ben de onu ittim. sonra bir başladık kavgaya, uhuu nasıl nasıl vuruyoruz birbirimize. herkes birbirine girdi.
tam çok kötü dövüyoruz biz bunları, annemin sesini duydum "aethee haydi eve" diyor. farketmemişim akşam olmuş eve gitmem lazım. harala gürele içerisinde ayrılındı, buraları hızla geçiyorum, en sonunda bu çocuklar gittiler. yani şanlı bir şekilde kendilerini kovaladık. mahallemiz tarihine altın harflerle düşman kuvvetlerinin işgaline son verdiğimizi yazdık. hepsini bakkal amcanın dükkanının berisine püskürttük. zafer!
öbürsügün ben karar verdim. çocukları çevreme topladım, dedim madem onlar bizim mahalleye geldiler, biz de onların mahallesine gideriz. görsünler günlerini be pisler. herkes heyecanla bu kararımı onayladı, lider olarak düştüm önlerine, dün çocuğun tarif ettiği yerlere doğru başladım yürümeye.
bir vardık ki aaa bir baktım, lan aynı bizim mahalle gibi buralar. aynı apartmanlar, aynı arka bahçeler. kendime itiraf edemiyorum ama bizim mahalleye çok benziyor bu mahalle. tamam bizim mahalle dünyanın en güzel mahallesi ama bu mahalle de pek fena değil. öyle aranıp taranıyoruz, bir baktık bu çocuklar bir yerde top oynuyorlar. lan top oynanacak yer bizim staddan bile büyük. kocaman. u-huuuu mis gibi. ama bizim stadımız gene bizim stadımız olduğundan çok daha güzeldir bence.
"ne arıyorsunuz burada?" dediler. dedim ki ben "öyle bakıyoruz. siz bizim mahallemize geldiniz, biz de sizinkine geliyoruz. ne var?".
dün kavga ettiğimizden hepimiz birbirine gıcık oluyoruz. özellikle bir çocuk var bana çok kötü vurdu, onu çok dövmek istiyorum. bir de istiyorum ki biz bu çocukları dövüp kovalım sahalarından bundan sonra arada bir bu sahada da top oynayalım. büyükmüş, ne güzel..
sonra araya can girdi. göt can. dedi ki pisbok, bak aethe bu onur. hiç memnun olmadım ben onur'a. onur'da bana memnun olmadı. çok memnuniyetsiziz. dedi ki hain can, "beraber oynayalım, mahalle maçı yapalım.". ben düşündüm olur dedim. kocaman saha, bizim takım fenerbahçe gibi. mahfederiz bunları. uhuu biz de bir murat var tırt tırt nasıl koşuyor. çok hızlı. fehmi var, ne goller atıyor. kesin mahfederiz. onur da kabul etti, başladık maç yapmaya.
maç yaparken gene kavga çıktı filan. sonra biz eve döndük.
bir daha da ne onlar bizim mahalleye geldiler, ne de biz onların mahallesine gittik.
günler sonra bir gün, onur'u bizim yan apartmanın önünde gördüm. hemen yanına koştum, "ne arıyorsun burada?" dedim. "babannem burada oturuyor." diye cevap verdi bana. "aa öyle mi?" onur bizim mahallenin çocuğuymuş o zaman. babannesi oturduğuna göre...
ben de arada bir babanneme giderim, o mahallenin çocuklarıyla oynarım. bu çok doğal. o zaman onur'la arkadaş olduk, bizim mahalleden sayılır zaten.
onur her babannesine geldiğinde buluşuyoruz top oynuyoruz. iyi de oynuyor onur.. iyi çocuk. çok esprili. çok seviyorum. çok güldürüyor beni..
günler geldi geçti, biz onur'la çok yakın arkadaş olduk. onur'un arkadaşları ile de tanıştım, onlar da esasında iyi çocuklarmış. hep beraber mahalle maçları yapmaya başladık. bir orada oynuyoruz, bir bizim stadda. çok eğlenceli oluyor, normalde 3erden 4erden yaptığımız maçlar şimdi o-hoo kaç kişi oynanıyor. bizim mahallenin kızları bizi izlemeye geliyor tezahürat bile yapıyor..
farkettim ki, onların çocuklarının bizden pek farkı yok hepsi de iyi çocuklar. farkettim ki onların mahallesinin de bizim mahalleden çok farkı yok, onların da armut ağaçları var, onların dut ağacı yok mesela ama incir ağacı var. incirleri de pek güzel. onların bizim gibi dağcılık oynanacak tepesi yok ama çok güzel bir parkları var..
bütün bu olanlardan ise bir tek annem mutsuz, ben sürekli tırt tırt diğer mahalleye gidiyorum, ne buluyorsun o mahallede diye kızıyor, oyna işte bizim apartmanın önünde diye beni haşlıyor. anladım ki annem ya diğer mahalleyi bilmiyor veya beni gözünden pek uzaklaştırmak istemiyor. ben de annemin sözünü dinlemiyor diğer mahalleye gidiyorum.. annem bana yaramaz diyor, haylaz diyor, hatice teyze de bizim bütün arkadaşlara minik eşkiyalar diyor. biz yine de diğer mahalleye gidiyoruz, uhuuu orada neler neler var.
arka mahallenin çocuklarıyla gezmeye de başladık. çünkü başka başka mahalleleler de var. onların arka mahallelerinde de başka çocuklar yaşıyorlar. onlar da top oynuyorlar, onların da top oynanacak yerleri var.
onlarla tanıştıkça onları sevdik, onlarla top oynadıkça arkadaş olduk, tombilerimizi paylaştıkça daha çok tombi yedik, dut ağaçlarımızın meyvelerine, incir ağaçlarının incirlerini, elma ağaçlarının elmalarını kattık.
farkettik ki bizim mahallenin sınırları annemin yasağından ibaretmiş. bakkal amcanın dükkanının ötesine de gidilebiliyor üstelik annemin yasağı dışında fiziksel hiçbir engel bulunmuyor. farkettik ki, o mahallede yaşayan çocuklar arasında da çok güzel, bizim mahallede de kötü insanlar var. mesela can. o bir göt ..
farkettik ki, yabancı dediklerimizin hepsi tanımadığımız için bize yabancı. tanışınca iblis gibi olmuyorlar, benim senin gibi insan oluyorlar. farkettik ki bizim mahalleye giremezsiniz demek, onları kovmak ahmaklık! beraber oynanacak çok oyun, yenilecek çok tombi var.
farkettik ki bizim bir mahallemiz yok, bizim kocaman bir şehrimiz var.
şimdi o şehirde yaşıyorum. büyüdükçe de görüyorum ki hep aynı teraneyi yaşamışım. bizim bir ülkemiz var diye bağırmış, ulustur vatandır diye yere göğe koyamamışım. benim ülkemin ağaçları gözümde cennet ağaçları olmuş, benim ülkemin insanları ise dünyanın en güzel insanları. başka ülkelere husumet beslemiş, başka ülkelerin insanlarını düşman bellemişim.
halbuki kafamdaki sınırlardan başka bir sınır dünyada bulunmuyor. benim ülkemin sınırıdır dediğim yerlerin ötesinde de başka insanlar, başka ağaçlar, başka topraklar ve öğrenilecek çok şey var. bizim mahallemizin şurası kötü, burası kötü, şurası şöyle diyenler ise hain filan değil, illa can gibi göt olmuyorlar. ülkemdir, diye koruduğum her şey ise beni başka "arka mahalleler"e gitmekten alıkoyuyor, başka tombileri ıskalatıyor.
çünkü ülkedir, ulustur dedikçe, "baba"larımız ortaya sınırlar geriyor, annelerimiz sınırların ötesini yasaklıyor. ülkedir ulustur dedikçe kavgadan dövüşten geçilmiyor. biz ülkedir ulustur demeye devam ettikçe de o ülkelere, o uluslara, o mahallelere esir oluyor, ötesine bir türlü geçemiyoruz. farkedelim ki görülecek çok şey, tombilere katılacak tombi, meyvalara katılacak meyvalar bulunmakta. farkedelim ki "benim" demekten vazgeçtiğin zaman her şeye sahip oluyorsun.
yani farkedelim bizim bir ülkemiz yok! bizim, ve bizim onu almamızı, ona tekrar sahip olmamızı bekleyen, kocaman bir dünyamız var...
|