Yukarıda tartışılan "içimizdeki hayvan" değildi ama Sevgili Possible_outside...Siz konuyu büsbütün çarpıtmışsınız

Canlılar içerisinde türlerin farklarından bahsediyorduk
"hiç de sizin psişik-akli fonksiyonlarınızın değil; tersine genel geçer belirleyicinin, içgüdülerinizin psişik fonksiyonlarınızı belirlemesi olduğunu göreceksiniz. "
"Genel geçer belirleyiciler", akıl dışı mı ortaya çıkıyor?
"Şunu da eklemek isterim ki içgüdülerinin tezahürü olan duygularını ussallaştırma çabasında olan insanları ben, daha çok kendindeki hayvana itaat eden ondan hiç özgürleşememiş insanlar olarak görüyorum."
İçgüdü tanımında "duygulardan" söz etmek olası mı?
Özetle yazınızdan anladığım şudur ki, gerçek nesnel dünyanın-dış etmenlerin-geçmiş öğrenilmişliklerin cinsel dürtülerimizi (sizin deyiminizle içgüdülerimizi) bozduğuna/değiştirdiğine dair.
Hiçbir dış etmen olmasaydı, kolaylıkla çiftleşmek için -tıpkı bir hayvan gibi- önümüze her gelenle çiftleşebileceğimizi biliyoruz...Ama bu ne yazık ki "mevcut" olan değil. İşte bu noktada canlı türleri içinde hayvandan ayrılıyoruz.
İnsan akil varlıktır demiştim, sürüngen atalarımız, homo sapiens denen dördüncü tür ilk insanın diğer hayvanlardan ayrıldığı nokta bu olmuştur; akıl ve us.
Başkalaşan ve bu seçilimle hayatta kalan türler içindeki insanın -ataları sürüngendi diye- hala hayvan olduğunu iddia etmek mantıksız, başkalaşmayı hepten yok saymak olur, canlı türleri içinde hayvandan ayrılmıştır demek daha olası. "Zira insan yavrusu doğduğunda doğal ortama ayak uydurabilmek için bir tırtıl kadar bile donanıma sahip değildir". Ama doğayı değiştirebilecek -bozacak da diyebiliriz- akıl sahibidir de. Bu başkalaşmayı inkar etmek de pek mantıkî sayılmaz.
"Psikoloji biliminde açlık, susuzluk ve cinsellik gibi fizyolojik, yani gerçek bir bedensel ihtiyaçtan kaynaklanan güdülere dürtü (drive) adı verilmiştir."
"Psikanaliz, Genbilim ve Doğal seçilim teorisi"nin isimlerini zikretmek elbetteki yazıya bilimsel bir hava katmak adına çok kurnazca
Biraz da Freud'dan söz edelim öyleyse; İd-ego-süperego üçlüsünden. İdin dış dünyayla bağlantısı yoktur (sizin bahsettiğiniz içgüdüsellik) oysa ego İd'in dış dünyayla bir arabulucu görevini görür, süperego da ahlaki boyutu...İşte tam da bu noktada; cinsellik de İd'in zaptedilemez halini egoyla yönlendirir. Bu da toplumsallıkla dizginlenir. Oysa bu zincirleme, biribirine etki-tepki yapan hiçbir ögenin hayvanların ihtiyaçlarını karşılarken yaşanmadığını biliyoruz.
Pekala "toplumsallık" kavramını nereye yerleştireceksiniz sorarım size?
Bu forumun konusu olan evlenmeden önce yapalım mı yapmayalım mı sorunsalını?
Doğduğunuzda en az yirmi milyon yıllık birikimi de edinmeye başlıyorsunuz, bir hayvanı eğitebilirken, eğitilen hayvan bir diğer hayvanı eğitemez bilirsiniz, oysa insan soyu için bu geçersiz...Bu gerçek ışığında cinselliğin bu yirmi milyon yıllık birikimden etkilenmeksizin sürdüğünü savunmak olası mı? Öyle olsaydı kurumlar da, ahlakî etkiler de hiç var olmazlardı takdir edersiniz ki, ama varlar işte!
Örneğin düşmanını gören hayvan ya bağırır, ya kaçar ya da saldırır; içgüdüsel olarak. Oysa insanın "özelleşmiş davranışları" yoktur, o anda ne yapacağını bilemeyiz, bağırmak, kaçmak ya da saldırmak beri dursun o an düşmanının yanaklarından bile öpebilir; tepkileri zeka, kalıtım, entelektüel ve sosyal ortamına bağlıdır; sentetik davranış şekilleri insana özgüdür...Cinsellik hususunda da hayvandan insanı ayıran işte bu plastik/yapay kalıntıdır. Çiftleşebilmek için de bir dolu ritüel işte tam da bu plastik davranış şekillerinizn sonucudur. Oysa hayvanlarda evlilik yok, ve bildiğim üzere tek eşli hayvan da kartal ve yengeç olmalı, emin değilim ama bunda.
Bir çocuğu düşünün, eline aldığı bir nesneye öncelikle dokunur (dokunma) uzun uzun bakar, inceler (görme), sonra ısırır (tadma) daha sonra yere çalar ya da bir yerlere sürter (duyma) ya da koklamaya başlar (koklama) vs vd...İnsan türünü meydana getiren hayvanın, diğer hayvanlardan "başkalaşması" da sanırım bu merak ve oyunculuğundandır. Bu çaba yüzlerce yıl sonra uzaya mekik fırlatmaya kadar gitmiştir, oysa çağdaş bir maymun yüzyıllarca önceki atalarımızın ortalama davranışlarını yapabilmektedir, hâlâ...Hâlâ aynı şekilde çiftleşmektedir de. Oysa insanın çiftleşmesi şimdi sevişme tadındadır, saçlarından sürüyerek mağara kadın(lar)ı fantaziniz yoksa tabii
Neredeyse tüm çiftleşmelerin "çoğalmak" amaçlı yapıldığını savunurcasına, "en sağlıklı sperm hücresini, en sağlıklı yumurta hücresini"n arandığına kadar gitmiş teorileriniz. Yani tüm çiftleşmelerin soyunu devam ettirme "içgüdüsüyle" olduğu tezini savunmuşsunuz ki, gülünç
Bahsetmeye çalıştığım ne insanların üstünlüğü ne de hayvanların alçaklığıdır, bahsim canlılar aleminde farklı türlere ve özelliklere sahip hayvan ve insanın da, benzer "içgüdüler"le çiftleştiklerine olan inanca karşı bir inanca sahip olmamdır.
Evet sizin bahsettiğiniz gibi nesnel dünya olmasaydı insanın 13 yaşında bir çocukla da 73 yaşında bir ihtiyarla da sevişebilirdi, kokması ne kelime, bulduğu kuma devrilirdi misali, hatta türler arası da pek mümkün olurdu bu çiftleşme

(Pek terbiyesizleştim

)
Ama mevcut/olan gördüğünüz gibi farklı

Evrim kuramını, Darwin'i ve dahi Freud'u daha özümseyerek okumanız dileklerimle...(Bakınız ben de sizin gibi bir iki süslü isim verdim ki yazı ağır dursun misali, olmuş mu aha ha ha:=))
Farkındalık mevzusuysa daha derinlikli bir konu, bir başka forum konusunu hakediyor, bence, açalım hemen, oraya da bekleriz.)
Konuyu ciddiye alıp yanıtlandırdığınız için teşekkürler...
Devam etmek umuduyla...