HALEPÇE GERÇEĞİ
İran ve Irak'ın sekiz yıllık savaş sırasında kimyasal silahlar kullandığı bilinmektedir. Irak'ın İran askerlerine karşı İranlılar'ın insan dalgaları taktiğini boğmak için hardal gazı kullandığını zaten kabul etti ama sürekli sivillere karşı kimyasal silah kullandığını yalanladı.
Kimyasal silahlarla Kürt sivil ölümleri sadece İran sınırı yakınlarındaki Halepçe köyünde meydana geldi. Binlerce değil ama yüzlerce ölüm kanıtlandı. Bilindiği gibi Kürtler o zaman Irak'a karşı İran'la çok işbirliği yapıyorlardı. Onların yardımı ile içeri sızan İran, baskınla köyü ve küçük Irak garnizonunu 15 Mart 1988'de ele geçirdi. Kürtler, İranlıların onayı ile esir aldıkları Irak birliklerini dağlık bölgelere götürüp yok ettiler. (43'üncü kolordu yok oldu!) Gardamand dağı ve Darbandikhan dahil büyük bir kısım ellerindeydi. Tabi ki Irak Darbandikhan barajı'nı o şartlar altında fazla koruyamazdı. Bu sadece Bağdat'ta değil, Irak'ın tüm güneyinde çok ciddi ve çok tehlikeli bir durumdu. Zaten Kürtler ve İranlılar Darbandikhan barajını önceden havaya uçurmaya çalışmışlardı. Eğer baraj patlarsa ne olurdu? Bağdat'tan güneye Basra'ya, bütün bu aşağı iller metrelerce yüksek düzeyde su ile taşardı. Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, İranlıları mutlaka dışarı atma kararı verdi. Irak ordusu Halepce'de çok şiddetli savaşlara girdi. Bir çok duman bombası (CS) ile onları vurdu. O zaman Irak'ın elindeki kimyasal silah hardal gazı idi. Onu da kullandı ama sivillere karşı değil. Stratejik Araştırmalar Enstitüsü US Army War College tarafından hazırlanan 1990 raporunda Halepçe'de Irak değil, İran'ın suçlu olduğu sonucuna vardı. Harp raporu Irak'ın hardal gazı kullandığını kabul eder, ama hardal gazı sadece %2 ölüm oranı ile etkili bir öldürme aracı değil, bu yüzden hardal gazı yüzlerce insan öldürmüş olamaz, hele İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından iddia edilen binlerce talep ölü imkansız.
Olayların Harp Kolejinin analizine göre, Iraklılar hardal gazı kullanarak karşı saldırı ile bölgeyi geri aldı. İranlılar sonra tekrar, bu kez bir "kan ajan" kullanarak - cyanogens klorür veya hidrojen siyanür yeniden saldırdı. İran tüyler ürpertici ölü kasaba ve köyü birkaç ay kontroldan sonra, Iraklıları soykırım iddiaları ile suçladı. Bu saf uluslararası basın yoluyla kök saldı. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Senato politik amaçlar için bir süre sonra, iddialara ve propagandaya katıldı.
İran-Irak savaşı boyunca CIA'nın üst düzey siyasi analisti olan Stephen Pelletiere , grubunun bulgularını nitelendirdi: "Gazeteciler ve diğer gözlemciler tarafından görülen kurbanların büyük çoğunluğunun ekstremitelerinde mavi renk vardı. Yani, bir kan ajanı tarafından, muhtemelen ya cyanogens klorür veya hidrojen siyanür ile öldürülmüşlerdi. Irak'ta kullanılmış bu kimyasalları üretmek için herhangi bir kapasite asla yoktu. Ama İranlılar onları kullanıyordu. nedenle İranlılar öldürdü Kürtleri" 15 yıldan sonra, CIA nihayet 2003 Ekim ayında yayınlanan raporunda Irak tarafından sadece hardal gazı ve CS gazı kullandığını itiraf etti. CIA şimdi Nisan 1990 US Army War College raporuna tam olarak destek veriyor. CIA uzmanları Halabcha's toprak testi aldı ve İran'ın kullandığı kimyasallar içeren toprak bulduğunu söyledi.
Birçok uzmanlar ve CIA'nın son raporunda rağmen, İsrail Mossad desteği ile Kürt liderler için yapılan halkla ilişkiler ve propagandanın sonu yıllar sonra uluslararası topluma pazarlanan "soykırım" olmuştur. Bu pazarlamacılar arasında bazıları öne çıkar:
Jeffrey Goldberg(The New Yorker dergisinin yazarı, İsrail/Amerikan çifte vatandaşlığı var ve İsrail ordusunda görev yaptı), Kürt Israil Dostluk Ligi (Zionist Mike Amitay'ın çok büyük yardımlarını alan Yahudi Kürt Moti Zaken'in eseri) ve uzantısı Washington Kurdish Institute (ki mossad paravanası), Mike Amitay'ın babası Morris Amitay (ki Amerikan Kongresi yasama yardımcısı ve İsrail-AIPAC lobicisidir) Aynı Morris Amitay Yahudi Ulusal Güvenlik İşleri Enstitüsü (JINSA- İsrail yanlısı Likud savunma teçhizatı) danışmanıdır. Dick Cheney, John Bolton, Douglas Feith ve Richard Perle JINSA üyelerinden birkaçıdır.
AZKALSIN UNUTUYORDUM !!
Saddam Huseyn'in yargılandığı şaklaban mahkemede Halepçe iftiralarını getirilmemesi de bu yüzdendir. Ali Hassan al-Majid, Sultan Hashim al-Taie, Sabir Azizi al-Douri ve Farhan Mutlaq al-Jubouri mahkemelerini dünya basını bir cümle ile geçiştirmeseydi bile, Saddam gibi s*ke s*ke efsanevi bir savunma yapamayacakları belli olduğundan yalanların gücü onlara yetti. Buna rağmen Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Başkan yardımcısı Tarık el-Haşimi (Sünnidir) Hashim al-Taie'nin idam cezasını onaylamadı, ve böylece bu dava sonucu sadece al-Majid şia haydutların elinde katledildi.
HALEPÇE GERÇEĞİ
İran ve Irak'ın sekiz yıllık savaş sırasında kimyasal silahlar kullandığı bilinmektedir. Irak'ın İran askerlerine karşı İranlılar'ın insan dalgaları taktiğini boğmak için hardal gazı kullandığını zaten kabul etti ama sürekli sivillere karşı kimyasal silah kullandığını yalanladı.
Kimyasal silahlarla Kürt sivil ölümleri sadece İran sınırı yakınlarındaki Halepçe köyünde meydana geldi. Binlerce değil ama yüzlerce ölüm kanıtlandı. Bilindiği gibi Kürtler o zaman Irak'a karşı İran'la çok işbirliği yapıyorlardı. Onların yardımı ile içeri sızan İran, baskınla köyü ve küçük Irak garnizonunu 15 Mart 1988'de ele geçirdi. Kürtler, İranlıların onayı ile esir aldıkları Irak birliklerini dağlık bölgelere götürüp yok ettiler. (43'üncü kolordu yok oldu!) Gardamand dağı ve Darbandikhan dahil büyük bir kısım ellerindeydi. Tabi ki Irak Darbandikhan barajı'nı o şartlar altında fazla koruyamazdı. Bu sadece Bağdat'ta değil, Irak'ın tüm güneyinde çok ciddi ve çok tehlikeli bir durumdu. Zaten Kürtler ve İranlılar Darbandikhan barajını önceden havaya uçurmaya çalışmışlardı. Eğer baraj patlarsa ne olurdu? Bağdat'tan güneye Basra'ya, bütün bu aşağı iller metrelerce yüksek düzeyde su ile taşardı. Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, İranlıları mutlaka dışarı atma kararı verdi. Irak ordusu Halepce'de çok şiddetli savaşlara girdi. Bir çok duman bombası (CS) ile onları vurdu. O zaman Irak'ın elindeki kimyasal silah hardal gazı idi. Onu da kullandı ama sivillere karşı değil. Stratejik Araştırmalar Enstitüsü US Army War College tarafından hazırlanan 1990 raporunda Halepçe'de Irak değil, İran'ın suçlu olduğu sonucuna vardı. Harp raporu Irak'ın hardal gazı kullandığını kabul eder, ama hardal gazı sadece %2 ölüm oranı ile etkili bir öldürme aracı değil, bu yüzden hardal gazı yüzlerce insan öldürmüş olamaz, hele İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından iddia edilen binlerce talep ölü imkansız.
Olayların Harp Kolejinin analizine göre, Iraklılar hardal gazı kullanarak karşı saldırı ile bölgeyi geri aldı. İranlılar sonra tekrar, bu kez bir "kan ajan" kullanarak - cyanogens klorür veya hidrojen siyanür yeniden saldırdı. İran tüyler ürpertici ölü kasaba ve köyü birkaç ay kontroldan sonra, Iraklıları soykırım iddiaları ile suçladı. Bu saf uluslararası basın yoluyla kök saldı. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Senato politik amaçlar için bir süre sonra, iddialara ve propagandaya katıldı.
İran-Irak savaşı boyunca CIA'nın üst düzey siyasi analisti olan Stephen Pelletiere , grubunun bulgularını nitelendirdi: "Gazeteciler ve diğer gözlemciler tarafından görülen kurbanların büyük çoğunluğunun ekstremitelerinde mavi renk vardı. Yani, bir kan ajanı tarafından, muhtemelen ya cyanogens klorür veya hidrojen siyanür ile öldürülmüşlerdi. Irak'ta kullanılmış bu kimyasalları üretmek için herhangi bir kapasite asla yoktu. Ama İranlılar onları kullanıyordu. nedenle İranlılar öldürdü Kürtleri" 15 yıldan sonra, CIA nihayet 2003 Ekim ayında yayınlanan raporunda Irak tarafından sadece hardal gazı ve CS gazı kullandığını itiraf etti. CIA şimdi Nisan 1990 US Army War College raporuna tam olarak destek veriyor. CIA uzmanları Halabcha's toprak testi aldı ve İran'ın kullandığı kimyasallar içeren toprak bulduğunu söyledi.
Birçok uzmanlar ve CIA'nın son raporunda rağmen, İsrail Mossad desteği ile Kürt liderler için yapılan halkla ilişkiler ve propagandanın sonu yıllar sonra uluslararası topluma pazarlanan "soykırım" olmuştur. Bu pazarlamacılar arasında bazıları öne çıkar:
Jeffrey Goldberg(The New Yorker dergisinin yazarı, İsrail/Amerikan çifte vatandaşlığı var ve İsrail ordusunda görev yaptı), Kürt Israil Dostluk Ligi (Zionist Mike Amitay'ın çok büyük yardımlarını alan Yahudi Kürt Moti Zaken'in eseri) ve uzantısı Washington Kurdish Institute (ki mossad paravanası), Mike Amitay'ın babası Morris Amitay (ki Amerikan Kongresi yasama yardımcısı ve İsrail-AIPAC lobicisidir) Aynı Morris Amitay Yahudi Ulusal Güvenlik İşleri Enstitüsü (JINSA- İsrail yanlısı Likud savunma teçhizatı) danışmanıdır. Dick Cheney, John Bolton, Douglas Feith ve Richard Perle JINSA üyelerinden birkaçıdır.
US Army War College dediğin ne ola ki...hangi sıfatla kaynak oluyor-güvenilirliği nedir...niye-nasıl-hangi gerekçeyle otorite kabul ediliyor...olaydan iki yıl sonra oturduğu yerden komplo teorileri-senaryolar yazan birilerine mi inanalım yoksa tanıklara-who gibi kaynaklara mı...hem de iki yıl sonra çözüvermişler olayı...ne ala...
binlerce yıl öncesi değil söz konusu olan...yanılmaya sebep olacak,birkac yüzle binlerce arasındaki uçurumu yaratacak kadar uzak-eski bir tarih değil çünkü 1988...sayıyı en düşük gösteren kaynaklar bile beş-altı bin ölü,sayısız yaralı+kanser olayları derken adamlar sayıyı birden yüzlere indirmiş...nasıl becermişler cidden merak ettim...e sadece birkaç yüz kişi ölmüşse geriye kalan beş bin küsür insan nerde...nerde saklanıyorlar da halepçe katliamı dememize sebep olup bizi büyük yanlışa sürüklüyorlar...iki yıl sonra ölü sayısı tespiti yapan-her şeyi bilen US Army War College onların saklandığı yeri bana söylesin...
'soykırım pazarlamacıları' nasıl bir ifadedir ya...ne bu şimdi...türk milliyetçilerinin demirbaş cümlesi 'sözde ermeni soykırımı ideaları' gibi bir şey mi bu da...bu liste ne...ırkçı sitelerdeki öldürülmesi gerekenler vb listeler gibi bir şey mi...sanırım soru ekleri tamamen gereksiz oldu...
zaten birkaç yüz kişi ölmüş...e canım onlar da rahat durmamış...hem onları da iran öldürmüş...yok artık...bu kadar yorulmayıp onlar hiç var olmadı deseydin...
başlık da 'halepçe gerçeği' imiş...ben niye koca metinde hiçbir gerçekle karşılaşmadım acaba...güler misin,ağlar mısın...
kemalistlerden sonra bir de saddamisti mi oldu sitenin...khaos bakalım daha başına neler gelecek-neler neler göreceksin...
olaydan iki yıl sonra oturduğu yerden komplo teorileri-senaryolar yazan birilerine mi inanalım yoksa tanıklara-who gibi kaynaklara mı.
zaten birkaç yüz kişi ölmüş...e canım onlar da rahat durmamış...hem onları da iran öldürmüş...yok artık...bu kadar yorulmayıp onlar hiç var olmadı deseydin...
başlık da 'halepçe gerçeği' imiş...ben niye koca metinde hiçbir gerçekle karşılaşmadım acaba...güler misin,ağlar mısın...
kemalistlerden sonra bir de saddamisti mi oldu sitenin...khaos bakalım daha başına neler gelecek-neler neler göreceksin...
Sn. maviagac, kime inanırsan inan, istersen gül, istersen ağla.
Hatta bana 'saddamist' etiketi koy. Eline sağlık, kendini içinde bulduğun etnik grubun, dinin parçası olarak gör ve "zavallı biz, bak bize naapyolaa" muhabbetti yap. O muhabbetin allahını yapan yahudilerle Kürtlerin böylesi bir işbirliği yapmasının arkasında belki bu benzerlik yatar, kimbilir? Kürt milliyetçisi olacaksa bu sitenin, niye Kemalisti, hatta bozkurtu olmasın.
WHO'ya inanmanın sebebi senin işine geldiği için, ben sadece alternatif bir gerçeği göstermesi bakımından ilginç bulduğum için, oturup bir yazıyı tercüme ettim. Ben Halepçe'de ne olduğunu tam bilmiyorum, sen ise kesinlikle eminsin; aramızdaki farklardan biri. Kendini Kürt halkının bir parçası olarak görüyorsan (ki kürtçe laflardan imza yapmandan belli) 1915 Ermeni soykırımının parçası katil Kürtler adına bir özür borcun var herşeyden önce.
Bir de aydınlatayım, geçmişte olan soykırım, vahşet, haksızlıkları sebep gösterip kar çıkarmaya çalışanlara 'soykırım pazarlamacıları' denir. En iyi örneği İsrail'dir.
Sn. maviagac, kime inanırsan inan, istersen gül, istersen ağla.
Hatta bana 'saddamist' etiketi koy. Eline sağlık, kendini içinde bulduğun etnik grubun, dinin parçası olarak gör ve "zavallı biz, bak bize naapyolaa" muhabbetti yap. O muhabbetin allahını yapan yahudilerle Kürtlerin böylesi bir işbirliği yapmasının arkasında belki bu benzerlik yatar, kimbilir? Kürt milliyetçisi olacaksa bu sitenin, niye Kemalisti, hatta bozkurtu olmasın.
WHO'ya inanmanın sebebi senin işine geldiği için, ben sadece alternatif bir gerçeği göstermesi bakımından ilginç bulduğum için, oturup bir yazıyı tercüme ettim. Ben Halepçe'de ne olduğunu tam bilmiyorum, sen ise kesinlikle eminsin; aramızdaki farklardan biri. Kendini Kürt halkının bir parçası olarak görüyorsan (ki kürtçe laflardan imza yapmandan belli) 1915 Ermeni soykırımının parçası katil Kürtler adına bir özür borcun var herşeyden önce. Bir de aydınlatayım, geçmişte olan soykırım, vahşet, haksızlıkları sebep gösterip kar çıkarmaya çalışanlara 'soykırım pazarlamacıları' denir. En iyi örneği İsrail'dir.
Geri kalan kısımlara cevap vermiyeceğim; ancak, şu altıntılanan yerleri yazarken ciddi ciddi düşündün mü Kali? Kendini Kürt halkının parçası olarak görmenin başlı başına ne gibi bir sorun teşkil ettiği bir yana, yalnızca Türkçe yazan biri için de ''kendini Türklerin bir parçası olarak kabul ettiği''ni söylememek için ne gibi bir mazeretimiz olabilir?
Ermeni soykırımı adlı tarihsel gerçekliği kabul etmemiz, özür dilememiz gerektiği gibi otomatik bir sonuç doğurmaz; zira, bu tarz olaylarda dile gelen özürlerin tartışmalardaki resmi bağlayacılığı bir yana içeriksiz/öznesiz/failsiz davranışlar olduğunu düşünüyorum. Aslolan katliamları kabul edebilmektir. Kürtlerin özür dilemesi teorisinde hep tuhaf bir savunma refleksi seziyorum, arkasında ''türkler soykırım yapmaz'' diyenlerin türettiği.
Son cümlense felaket. Ortada ısrar ve inatla reddedilen bir tarihsel yaşanmışlık varken mi insanlar bunu suistimal ediyor? Peki bunun için önce soykırımın bu ülkede de resmi olarak tanınması lazım değil midir?
Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Kendini Kürt halkının parçası olarak görmenin başlı başına ne gibi bir sorun teşkil ettiği ......yalnızca Türkçe yazan biri için de ''kendini Türklerin bir parçası olarak kabul ettiği''ni söylememek için ne gibi bir mazeretimiz olabilir? .........
Son cümlense felaket. Ortada ısrar ve inatla reddedilen bir tarihsel yaşanmışlık varken mi insanlar bunu suistimal ediyor? Peki bunun için önce soykırımın bu ülkede de resmi olarak tanınması lazım değil midir?
AlbatrosS, darling. Believe me I do not consider myself as "Türklerin bir parçası" and writing turkish is not an easy deal for me. More than that, I think turkish is a limited language that limits the perspective of the people that are limited to it. For example there's no word for 'Art' in turkish except the arabic 'Sanat'. Hence there's funny crossovers like "Artist misin ulan?' Turkish is a funny language
So I write in turkish because I want to communicate with you guys... I really DoN'T CARE about T.R., if they accept their bloody path, or not. Kendileri bilirler. Which btw, doesn't take away anything from the bloddy path of Kurds, Persians, Arabs, Berbers, muslims, Christians and all the rest. I do like their anti-emrerialist past but not their chauvenism, their macho-culture and old-rotten traditions like "Töre cinayeti"....
Also, there is nothing wrong with "Kendini Kürt halkının parçası olarak görmek", but it does have consequences. Can you truly be objective with the self-identification? Can you, really?
O zaman son cumlelere bakalim, 'Ortada ısrar ve inatla reddedilen bir tarihsel yaşanmışlık' dan bahsederken T.C.'den bahsediyorsun sanirim. Ben ornek olarak Israil'i vermisem kurban, holokostholokost, antisemibuantisemi diye diye Israil'in Filistin'lilere yaptiklarindan bahsederken sen zannettin sanki ben diyorum Kürtler kendilerine yapilanlari pazarlamaya calisiyorlar T.C.'de. So back to the above question, Can you truly be objective with the self-identification of 'being Kurdish'? Can you blame Kurdish leaders like Barzani for the mistakes they do?
PS: istedin diye (ve fazla zamanim olmadigindan) boylesi ingilizce-karisik yazdim. Ich kann auch Deutsch and ein bisschen Spanish wenn es Dir lieber ist, anlamadigin birsey olursa ozur dilerim, sor cevap veririm.
Sn. maviagac, kime inanırsan inan, istersen gül, istersen ağla.
Hatta bana 'saddamist' etiketi koy. Eline sağlık, kendini içinde bulduğun etnik grubun, dinin parçası olarak gör ve "zavallı biz, bak bize naapyolaa" muhabbetti yap. O muhabbetin allahını yapan yahudilerle Kürtlerin böylesi bir işbirliği yapmasının arkasında belki bu benzerlik yatar, kimbilir? Kürt milliyetçisi olacaksa bu sitenin, niye Kemalisti, hatta bozkurtu olmasın.
WHO'ya inanmanın sebebi senin işine geldiği için, ben sadece alternatif bir gerçeği göstermesi bakımından ilginç bulduğum için, oturup bir yazıyı tercüme ettim. Ben Halepçe'de ne olduğunu tam bilmiyorum, sen ise kesinlikle eminsin; aramızdaki farklardan biri. Kendini Kürt halkının bir parçası olarak görüyorsan (ki kürtçe laflardan imza yapmandan belli) 1915 Ermeni soykırımının parçası katil Kürtler adına bir özür borcun var herşeyden önce.
Bir de aydınlatayım, geçmişte olan soykırım, vahşet, haksızlıkları sebep gösterip kar çıkarmaya çalışanlara 'soykırım pazarlamacıları' denir. En iyi örneği İsrail'dir.
neyin parçası olup olmadığımı asla algılayamayacak kadar ilkel bir noktada olduğunu belirterek başlıyorum...insanlara yapılanları-haksızlıkları-kıyımları dillendirmek "zavallı biz, bak bize naapyolaa" demek oluyorsa sana göre bence önce durduğun yere bir göz at...insanlığın hangi noktasında olduğunu gör...
evet yahudiler de kürtler de ve daha bir sürü millet de fazlasıyla zulum gördü-görüyor...bunu da inkar edemezsin ya...ve vahşet her yerde aynıdır...ve aynı şekilde anlatılır...niye bu benzerlikleri bu kadar zoruna gitti ki...yaşadıkları onları da sözcüklerini de benzer kılıyor çünkü...
who'ya inanmak benim işime mi geliyor...bu mu yani...ne çok insan ölmüşse o kadar mı mutlu olacağımı zannediyorsun...okuman yok da biri sana yalan yanlış mı tercüme etti yazdıklarımı yoksa çok karışık geldi de algılayamadın mı...ben doğru bilgi dedim...doğru-güvenilir kaynak dedim...hatta şu ölmeyen binlerin yerini söyle de mutlu olayım dedim...sen bana ne diyorsun...benim derdim insanın yaşam hakkı-insanın insanca yaşama hakkı...çok da karışık değil bu iki cümle...yeterince net...istersen büyük harfle de yazarım...
'kürtçe laflar' diye bir ifade yok...kürtçe diye bir dil var...dil...insanlar konuşuyor...iletişim aracı...daha da anlatayım mı...
gözünü sevdiğim Cegerxwin'in iki dizesi tartışılabilecek ve tartışılamayacak insanların ayıracı oldu,ne büyüksün Seyda'm...
dille milliyetçiliği ayıramayacak insana ne söz söylenebilir ki...şu kadar yazıyı türkçe yazıyorum ama iki kürtçe dize batıyor...bu nasıl bir tahammülsüzlüktür hala anlamıyorum...iki dize ya...iki dize...türçe yazınca türk milliyetçisi niye ilan etmiyorsun...mesele imza olması mı..imza dışındakiler niye sayılmıyor...keşke latince-ispanyolca-rusça-ermenice de yazabilseydim imzamı...ve yine keşke tam kürtçe yazmayı bilseydim de şu cevabı kürtçe yazsaydım...neyse birkaç ay sonra o da olacak...
sadece ermenilerden değil haksızlığa uğrayan bütün insanlardan-canlılardan buna engel olmadığım-olamadığım için kendi adıma her gün özür diliyorum zaten...
soykırımlardan pay-kar çıkarma diye bir şey yoktur...olamaz da...ne maddi ne manevi...kaç para bir canı geri getirebilir...ya da kaç güzel söz...hafıza hep olacaktır-olamlıdır...ve yapılanlar anılmalıdır...unutturulmamalıdır...
insanlığı ve insan olmayı öğrenmek gerek...ancak o zaman aynı dili konuşmaya başlarız...
Sn. maviagac, insanlara yapılanları-haksızlıkları-kıyımları dillendirmek başka, "zavallı muhabbeti" başka, ikisini de yapıyorsun gibi...belki yanlışım.
Yahudilerin de Kürtlerin ve daha bir sürü milletin de fazlasıyla zulum gördüğünü inkar ettiğim yok..bazılarının komuoyu için "zavallı biz" edebiyatı yaptığını söylemem acaba niye o kadar zoruna gitti ki...
Sen doğru bilgi dedin...doğru-güvenilir kaynak dedin...hatta şu ölmeyen binlerin yerini söyle de mutlu olayım dedin...ben sana "git kendin araştır, seni ikna etmek beni ilgilendirmiyor" dedim...senin derdin beni ilgilendirmiyor, dedim. Hem de çok da karışık olmasın diye o ifadelerle başlamıştım yazıya. Bence kürtçeyle beraber türkçeyi de tam anla, belki sana hayatta faydası olur. Niye 'kürtçe laflar' diye bir ifade olmasın? Almanca, hintce, zazaca,türkçe laflar yok mu?..."kürtçe diye bir dil yok" mu dedim? Yok daha da anlatmana gerek yok, dokununca patlıyorsun, Herbirşeyi tersinden anlıyorsun, senin derdin Cegerxwin felan değil, istemeden ayağına basan bir yoldangeçenle kavga çıkarmak. Sadece 'tekrar tekrar tekrarlanan iki dize, iki dizeden fazla anlam kazanıyor. Ben imza olarak 'Allahın dediği olur' desem, "O sadece 3 kelime, inandığını göstermez" mi diyeceksin? Bence imza, kendini bir milletle, ideoloji ile, dinle özdeştirdiğini gösteriyor. Bu sitede gördüm, birisi de M.K.'in imzasını imza yapmış, belki PKK'cıdır, ne dersin?
Kürt milliyetçisi deyince niye gocundun kurban, suç değil ki, hemen herkez birşeylerle özdeştirmiş kendini. Sn. Sheikhmous Hasan (Cegerxwin) Kürt milliyetçisi olarak bilinir. Sen değilsen 'değilim' de, olsun bitsin.
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
sadece ermenilerden değil haksızlığa uğrayan bütün insanlardan-canlılardan buna engel olmadığım-olamadığım için kendi adıma her gün özür diliyorum zaten...
Bravo walla, bir de kimseye haksızlık yapmadığını, etrafına devamlı mutluluk saçtığını söyle, tam olsun. Sn. vejeteryen Jain-keşişi....
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
soykırımlardan pay-kar çıkarma diye bir şey yoktur...olamaz da...ne maddi ne manevi...kaç para bir canı geri getirebilir...ya da kaç güzel söz...
Zionism diye bir ideolojiyi duydun mu acaba? En etkili taktikleri soykırımlardan pay-kar çıkarmaktır. Amaç bir canı geri getirebilmek değil yaptıkları haksızlıkları haklı çıkarmaktır.
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
hafıza hep olacaktır-olamlıdır...ve yapılanlar anılmalıdır...unutturulmamalıdır...
O senin fikrin, ben insan doğasının bilindiği gibi olup değişmediğini, geçmişte olanların şu ana direkt etkisi olmadıkça bir değeri olmadığını, geçmişe takılı kamanın insanın sağlığına yararlı olmadığını düşünüyorum.
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
insanlığı ve insan olmayı öğrenmek gerek...ancak o zaman aynı dili konuşmaya başlarız...