ölüleri çalan katil / ed gain
Wisconsin eyaletinin sakin bir kasabası olan Plainfield'ın adını sonsuza kadar lanetleyecek olaylar 17 Kasım 1957'de gün yüzüne çıkmıştı. Çünkü o tarihte Ed Gein'in akıllara durgunluk veren, duyanları dehşete düşüren çiftliğinin kapıları kabusları süslemek üzere ardına kadar açıldı.
17 Kasım 1957 akşamı, polis küçük çaplı bir hırsızlık olayını araştırmak için Eddie Gein'in çiftliğine geldiğinde hava çoktan kararmıştı. Annesi ve ağabeyi öldüğünden beri bu evde tek başına yaşayan Eddie sessiz, içine kapanık ve kimseyle bir alıp veremediği olmayan biri olarak tanınıyordu. Yine de soyulan küçük nalbur dükkanının son müşterisi oydu. Nalbur sabah saatlerinde soyulmuştu ve şerif yardımcısı Frank Worden'in annesi Bernice ortadan kaybolmuştu. Şerif Arthur Schley ona şüpheli bir durum fark edip etmediğini sormak istiyordu ama Gein ortalıklarda yoktu.
Polisler evin içine girdiklerinde tam bir kaosla karşılaştılar. Çöpler ve çürümüş yemek artıkları tüm mutfağı kaplamıştı. İçeride adım atmanın neredeyse imkanı yoktu. İçerideki koku dayanılacak gibi değildi. Şerif el feneri yardımıyla mutfağı kolaçan etmek istediğinde omzuna çarpan bir şeyle irkildi. Yukarı baktığında karşılaştığı manzara hiç de hoş değildi ama geyik mevsimi sırasında hemen hemen her evde buna benzer görüntülere rastlamak mümkündü. Ayaklarından asılmış, derisi yüzülmüş, kafasız beden tıpkı bir avize gibi mutfağın tavanından sallanıyordu. Şerif ilerlemeyi sürdürdü ama çöpler ve kokmuş et parçalarından başka bir şey bulamadı. Arkasını döndüğünde tavandan sarkan bedene bir kez daha bakma fırsatı buldu ve korkudan dona kaldı. Geyik sandığı şey Frank'ın annesinin cesediydi.
Dehşete düşmüş polis ekibinin bulacakları ne yazık ki bunlarla sınırlı değildi. Bir ölüm çiftliğine adım atmış olduklarının henüz farkında olmayan şerif ve yardımcıları evin her köşesinde ömürlerinin sonuna kadar kâbuslarına konu olacak onlarca dehşet verici manzara ile karşılaşacaklardı. Eddie Gein'in mutfağındaki eşyaların neredeyse her biri cesetlerden arta kalanlarla yapılmıştı. Şerif ocağın üzerinde duran garip şekilli kâsenin bir kafatası olduğunu fark etti. Avizeler ve çöp tenekesi insan derisinden yapılmıştı. Yine odanın ortasında duran sandalye insan kemikleri ve derisi ile kaplıydı. Bir ayakkabı kutusunun içinde bir kadının cinsel organı duruyordu. Diğer odada polisleri bekleyense göğüs uçlarından yapılmış bir kemer, bir insan kafası, dört burun ve bir kalpti. Akıllarını kaçırmamak için çabalayan polisleri bekleyen son sürprizse yatak odasındaydı: Tamamen insan derisinden yapılmış bir elbise.
Annesinin ezdiği adam
Sinema tarihinin en korku verici karakterlerine ilham kaynağı olan Ed Gein 27 Ağustos 1906'da doğdu. Kendisinden yedi yaş büyük ağabeyi Henry ile birlikte annesi Augusta'nın baskı ve işkencelerine göğüs germeye çalışarak büyüyen Eddie'nin problemleri henüz çocukken başladı. Augusta fanatizm derecesinde dindar bir kadındı. Çocuklarını kendi inancı doğrultusunda yetiştirmek için elinden geleni yapıyordu. Onun gözünde çevresindeki herkes günahkardı. Çocuklarını sıklıkla uyarıyor, özellikle kadınları düşünmelerini engellemek için sürekli cehennemden söz ediyordu. Augusta inatçı ve güçlü bir kadındı. Kendi doğrularını kocasına ve çocuklarına kabul ettirme konusunda asla zorlanmadı.
Ed Gein'in babası George ise bir alkolikti. Asla bir baltaya sap olabilecek bir tip değildi. Augusta onun işe yaramaz bir zavallı olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden finansal anlamda aileyi ayakta tutan da hep o oldu. Eddie'nin doğduğu yıl bir bakkal dükkânı açan Augusta biriktirdiği parayla Plainfield'da bir çiftlik aldı. Bu sayede şehrin günahlarından uzak yaşayabilecekleri huzurlu bir ortamları olacaktı. İleride büyük bir dehşete ev sahipliği yapacak olan bu çiftlik evi en yakın komşularına yarım kilometre uzaklıktaydı. Çocuklarını toplumdan uzak tutmayı hedefleyen Augusta bu konuda büyük ölçüde başarılı oldu. Okul dışında çocuklarının hiçbir sosyal hayatı yoktu. Vasat bir öğrenci olan Eddie okumayı çok seviyor ve özellikle macera kitaplarına bayılıyordu. Bu kitapları okuyarak baskı dolu dünyasından kısa süreli kurtulmanın bir yolunu bulmuş oluyordu. Efemine ve utangaç bir çocuk olduğundan arkadaşlarının alay konusuydu. Hiç dostu yoktu. Zaten olmasına da annesi izin vermezdi. Bu durum onu üzse de annesini bir tanrıça gibi kabullendiğinden itiraz etmek aklının ucundan bile geçmedi. Annesi dışında tek bildiği kişi ağabeyi Henry oldu.
Babaları 1940 yılında ölünce Eddie ve Henry ailenin geçimine katkıda bulunmak için çeşitli işlerde çalışmaya başladılar. Genellikle tamirat işleri yapan kardeşler kasaba halkı tarafından nazik ve güvenilir olarak tanımlanıyorlardı. Eddie sıklıkla geceleri bebek bakıcılığı da yapıyordu. Sosyal anlamda asla gelişemediğinden bu iş tam ona göreydi. Yetişkinlerle kuramadığı diyalogu çocuklarla biraz olsun başarabildiğinden bu işten keyif alıyordu.
Kardeş katili
Henry ise kardeşinin annesine olan aşırı düşkünlüğünü doğru bulmayıp onu kendi ayakları üzerinde durması yönünde eleştiriyordu. Eddie bu tartışmalarda ağabeyine öfkelenip annesinin yanında duruyordu. 1944 yılında Henry'nin ölümüyle sonuçlanacak esrarengiz olayda bu durumun etkisi büyüktü.
16 Mayıs 1944 günü Eddie ve Henry çiftliklerinin yakınındaki bir yangını söndürmeye uğraşıyorlardı. Hava kararıncaya kadar süren bu zorlu mücadeleden sonra Henry kayboldu. Bunun üzerine Ed Gein polise gitti ve kurulan arama ekibinin yanında yer aldı. Çiftliğe doğru yönelen ekip Henry'nin cesedini hemen buldu. Polis bu olayda şüpheli noktalar görmekte gecikmedi. Henry'nin yattığı yer alevler tarafından yakılmamış tek noktaydı ve cesedin kafasında darbe izleri vardı. Yine de polis olayların bir kaza olduğuna karar verdi. Hiç kimse utangaç Ed'in birini öldürebileceğine ihtimal vermezdi. Henry'nin ölüm nedeni kayıtlara duman zehirlenmesi olarak geçti.
Gein artık annesiyle yalnız kalmıştı ve bu durumdan son derece memnundu. Fakat iki sene sonra Augusta geçirdiği felç sonrası öldü. Eddie hayattaki tek arkadaşı ve gerçek aşkını bu şekilde yitirmiş oldu. Artık tamamen tek başınaydı. Annesinin ölümünden sonra vaktini macera kitapları okuyarak geçiren Eddie bazı garip huylar edinmeye başladı. Geceleri mezarlıklara gidip saatlerce oturuyordu. Anatomi, Naziler, kelle avcılığı ve korsanlar başlıca ilgi alanları olmuştu. Okuduğu bu kitaplar sayesinde cesetleri saklama, kafa küçültme ve insan anatomisi hakkında bilmesi gereken her şeyi öğrendi.
Gein mezar yağmalıyor
Bu yıllarda Ed Gein günlük gazetelerdeki ölüm ilanlarını takip ediyor ve yeni gömülmüş kadın cesetlerini mezarlarından çalıyordu. Karşı cinsle asla yakınlaşma fırsatı bulamamış olan Eddie bu yolla tatmin oluyordu. İleride çok kötü koktukları için cesetlerle ilişkiye girmediğini itiraf edecek olan Gein kadın derilerinden yaptığı elbise sayesine kendini kadın gibi hissetmeye çabalıyordu. Kadınlara erkekler üzerinde bıraktıkları etki nedeniyle büyük bir hayranlık duyuyor ve onlar gibi olmak istiyordu. Evinde cesetlerden alıkoyduğu parçaları biriktirmeye başladı. O sıralarda Gein'in bakıcılığını üstlendiği bir çocuk evde saklı duran bazı kesik kafaları gördü ve paniğe kapıldı. Eddie bunların güney denizlerinden gelen hediyeler olduğunu söylüyordu. Kafatası avcısı dostları arada ona böyle hediyeler gönderirdi.
Küçük çocuk bu gördüklerini insanlara anlattı ama kimse ona inanmadı. Kasabadakiler Gein ile dalga geçmek için sık sık kesik kafa koleksiyonunu nerede sakladığını sorarlardı. O ise gülümseyerek "Yatak odamda" derdi. Bernice Worden'in cesedi bulunana kadar hiç kimse Gein'in doğru söylüyor olabileceğini aklının ucundan bile geçirmedi.
Geçen yıllar içinde Plainfield çevresinde birçok kişi esrarengiz bir biçimde kayboldu. Birçoğundan asla haber alınamadı. Eddie yeni birilerinin ölüp ölmediğini görmek için ölüm ilanlarını takip etmekten sıkılmış, kendi başına işe koyulmuştu.
Yataktaki cesetin akıbeti
17 Kasım'da polis Bernice Worden'in cesedini ve diğer dehşet verici kanıtları bulduktan sonra Ed Gein'in kaç kişiyi öldürdüğüne karar verebilmek için uzun bir uğraş işine girdi. Eddie hiç kimseyi öldürmediğini ve evdeki ceset parçalarının hepsini mezarlıktan çaldığını söylüyordu. Soyduğunu iddia ettiği mezarlar savcılıktan gelen istek doğrultusunda açıldı ve hemen hemen hepsinin tahrip edilmiş olduğu görüldü. Yine de Bernice Worden'ın Eddie tarafından öldürüldüğü kesindi. Sonunda Gein iki kadını öldürdüğünü itiraf etti.
Bu sırada Plainfield basının ve meraklı kişilerin akınına uğramış durumdaydı. İnsanlar Ed Gein'in çiftliğini görmek için Amerika'nın dört bir yanından bölgeye gelmeye başlamışlardı. Kasabalılar bu durumdan son derece hoşnutsuzdular. Bu sırada Gein'in eşyaları da açık arttırma yöntemiyle satışa sunuldu ve özellikle 1949 model Ford kamyoneti büyük ilgi gördü. Katilin mezarlıktan ceset çalmak için kullandığı bu kamyonet 700 dolara alıcı buldu. Yeni sahibi onu yıllar boyunca karnavallarda binlerce kişiye para karşılığı izletti.
Akıl hastanesinde biten macera
Gein'in çiftliği bir gece esrarengiz biçimde alevler içinde kaldı. İtfaiye olay yerine geldiğinde kasabalıları büyük bir sükunet içinde yanan evi izlerken buldu. Hiç kimse yangını söndürmek için çaba sarf etmiyordu. Ev kısa süre içinde tamamen kül oldu. Bir kundaklama olduğu son derece açıktı ama polis soruşturma dahi açmadı. Çiftliğinin yandığını öğrenen Ed Gein'in tepkisi ise sadece "İyi" demek oldu.
Bu arada Eddie akli dengesi yerinde olmadığından yargılanamıyordu. Bir akıl hastanesine kapatılmıştı. Öldürülenlerin ve mezarları tahrip edilenlerin yakınları isyan ediyorlardı. Bunun büyük bir adaletsizlik olduğu söyleniyordu. Yine de kanun açıktı. Eddie son günlerini bir akıl hastanesinde hayatında hiç olmadığı kadar mutlu bir şekilde geçirdi. Uzmanlar onun şizofren ve psikopat olduğu kanısında birleştiler. 10 sene akıl hastanesinde tutulduktan sonra yargılanan Ed Gein deli olduğu için ceza almadı ve akıl hastanesine geri gönderildi. Burada örnek bir hasta gibi davranan Eddie günlerini macera kitapları okuyarak ve rehabilitasyon merkezinde taş cilalama işinde çalışarak mutlu bir biçimde sürdürdü. Hemşirelere gözünü dikip saatlerce bu şekilde kalmasa görenler onun deli olduğuna ihtimal bile veremezdi. Plainfield kasabı işlediği cinayet, mezar soygunculuğu, yamyamlık gibi suçlar yüzünden tek bir gün bile hapis yatmadı. 1984 yılında kanserden öldüğünde isteği doğrultusunda annesinin yanına gömüldü. Şimdi hala yıllar önce mezarlarını soyduğu kişilerle yan yana yatıyor.
Korku filmlerinin bir numaralı ilham kaynağı
Eddie Gein'in dehşet dolu yaşamı birçok hikayeye de ilham kaynağı oldu. Alfred Hitchcock'un başyapıtı "Sapık" taki katil Norman Bates karakteri Ed Gein'den esinlenilerek oluşturulmuştu. 70'li yılların sonunda sinema dünyasını sarsan "The Texas Chain Saw Massacre" filminin acımasız katili Leatherface de Gein'den izler taşıyordu. "Kuzuların Sessizliği" filmindeki seri katil Buffalo Bill'in insan derisinden yaptığı elbise de katile açık bir göndermeydi. Bunun dışında Gein'in hayatını anlatan 2000 yılı yapımı "In The Light Of The Moon" filminde Steve Railsbeck ve 2007 yapımı "The Butcher of Plainfield" filminde Kane Hodder Ed Gein'i bizzat beyazperdeye taşıdılar.
O. sarıgül
|