Ama burjuvazi, yazın alanındaki temsilcilerine, kendi başına karşı aşırı öfkesini parlamentodaki temsilcilerine karşı gösterdiği öfkeden daha açık, kesin bir biçimde gösterdi. Burjuva gazetecilerinin, Bonaparte'ın gasp isteklerine karşı yönelttikleri her türlü saldırı için ve basının, yürütme gücüne karşı burjuvazinin siyasal haklarını savunmak üzere yaptığı her türlü girişim için, burjuva jürilerinin verdikleri ağır para cezaları ve duyulmadık hapis cezaları, yalnız Fransa'da değil, tüm Avrupa'da genel bir şaşkınlık yarattı.
Daha yukarıda gösterdiğim gibi, düzenin parlamenter partisi, huzur için bağırıp çağırmaları ile kendi kendini (sayfa 558) eylemsizliğe mahküm etti ise, burjuvazinin siyasal egemenliğini, burjuvazinin varlığı ve güvenliği ile bağdaşmaz ilan etti ise, toplumun öteki sınıflarına karşı savaşımında, kendine özgü rejimin, yani parlamenter rejimin bütün koşullarını kendi elleri ile yıktı ise, burjuvazinin parlamento-dışı kitlesi de, tersine, başkana karşı kölece boyun eğişiyle, parlamentoya karşı sövmeleri ile, kendi basınına karşı kabaca davranışı ile Bonaparte'a kuvvetli ve mutlak bir hükümetin koruyuculuğu altında, güven içinde kendi özel işleriyle uğraşabilmesi olanağını sağlamak üzere, onu, burjuvazinin kendi konuşmacılarını ve yazarlarını, politikacılarını ve yazıncılarını bastırmaya ve kökünü kazımaya kışkırttı. Bu kesim, aynı zamanda, iktidarın hem tasalarından, hem de tehlikelerinden kurtulmak isteğiyle yanıp tutuştuğunu dobra dobra açıkladı.
Ve, daha önce kendi öz sınıfının egemenliğinden yana parlamenter ve yazınsal savaşımdan hoşnut olmayan ve bu savaşımın önderlerine ihanet etmiş olan bu burjuvazi, şimdi iş işten geçtikten sonra, hiç çekinmeden, proletaryayı, kendisi için kanlı bir savaşım, kıyasıya bir savaşım yürütmek üzere ayaklanmamış diye kınıyor. Her an kendi genel sınıf çıkarını, kendi siyasal çıkarını en sınırlı, en kirli özel çıkarlarına feda eden, temsilcilerinden de aynı doğrultuda bir fedakarlık isteyen bu burjuvazi, şimdi hiç çekinmeden proletaryayı genel siyasal çıkarlarını maddi çıkarlarına feda etmekle suçluyor. Sosyalistlerin doğru yoldan saptırdığı proletaryanın değerini bilmediği ve en kesin anda yalnız başına bıraktığı bir iyi yürekli bir saf yaratıkmış gibi davranıyor. Tüm burjuva aleminde, genel bir yankı bile buluyor. Elbette ki, burada, Almanya'nın aynı kafadan politikacılarından ve aydın ayaktakımından sözetmiyorum. Örneğin, gene, 29 Kasım 1851'de, yani hükümet darbesinden ancak dört gün önce, hâlâ Bonaparte'ı "düzenin bekçisi" ilan eden ve Thiers ve Berryer'i "anarşist" diye nitelendiren ve daha 27 Aralık 1851'de Bonaparte bu anarşistleri istirahata mahkum ettiği zaman, "...cahil, kaba, sersem proletarya kitlelerinin, toplumun üst ve orta tabakalarının becerisine, bilimine, disiplinine, kafa yeteneklerine ve manevi niteliklerine karşı işledikleri ... " ihanet üstüne ağlayıp sızlayan bu aynı Economist'e başvuruyorum. (sayfa 559)
Bu sersem, cahil ve kaba yığın, burjuva kitlesinin kendisinden başka bir şey değildi.
Fransa, doğrusu, 1851'de, bir çeşit ticaret bunalımından geçmişti. Şubat sonunda, bir yıl öncesine oranla, ihracatta bir azalmaya tanık olundu. Martta, ticaret azaldı, fabrikalar işi durdurdu. Nisanda, sanayi bölgelerinin durumu Şubat günlerinin ertesinde olduğu kadar umutsuz görünüyordu. Mayısta, işler henüz yola girmemişti. 28 Haziranda hâlâ Fransız Bankasının defterleri, banka mevduatının çok fazla artmasıyla ve teminat karşılıklı avansların aynı ölçüde azalmasıyla, üretimin durduğunu gösteriyordu. Ancak Ekim ortalarındadır ki, işlerde gitgide bir düzelme görüldü. Fransız burjuvazisi, ticaretteki bu, durgunluğu salt siyasal nedenlerle, parlamento ile yürütme gücü arasındaki savaşımlarla, düpedüz geçici bir hükümet biçiminin güvensizliği ile, dehşet salan gelecek 2 Mayıs 1852 endişesi ile açıklıyordu. Bütün bu koşulların Paris'te ve ilçelerde, bazı sanayi dallarında bir çöküşe yolaçtığını yadsımak istemiyorum. Ama, herhalde, siyasal durumun, işlerin gidişi üzerindeki bu etkisi, ancak, yerel ve önemsizdi. Tamamen siyasal durumun ağırlaştığı, siyasal ufkun karardığı ve her an Elysée'den bir şimşek çakmasının beklendiği anda, yani ekimin ortasında ticarette iyileşmenin meydana gelmesinden daha başka tanıtlar gerekir mi? "Becerisi, bilimi, ileri görüşlülüğü, kafa yetenekleri" burnunun ötesine geçmeyen Fransız burjuvazisi de, zaten, Londra Sanayi Sergisi[298] boyunca, kendi ticari zavallılığının gerçek nedenini, tam burnunun dibinde buldu. Fransa'da fabrikalar kapanırken, İngiltere'de, ticarette iflaslar patlak veriyordu. Fransa'da sanayideki panik nisan ve mayıs aylarında doruğuna varırken, İngiltere'de, aynı nisan ve mayıs aylarında ticari panik en yüksek noktasına varıyordu. İngiliz yün sanayii, tıpkı Fransız yün sanayii gibi, ve gene İngiliz ipek sanayii, tıpkı Fransız ipek sanayii gibi bunalım içindeydi. İngiliz pamuklu fabrikaları çalışmayı sürdürdülerse de, bunlar, artık 1849 ve 1850'deki aynı kazançları getirmiyordu. İki bunalım arasındaki tek fark, Fransa'da bunalımın sınai, İngiltere'de ise ticari olması ve Fransa'da fabrikalar işi durdurdukları halde, İngiltere'de gelişmeleri, ama önceki yıllara göre daha elverişsiz koşullarla gelişmeleri, (sayfa 560) Fransa'da dışsatımın (ihracatın), İngiltere'de ise dışalımın (ithalatın) daha çok zarar görmüş olmasıdır. Elbette ki, Fransız siyasal ufkunun sınırlarını aşan bu iki bunalımın ortak nedeni apaçık göze batıyordu. 1849 ve 1850 yılları, çok büyük bir maddi refah ve fazla-üretim yılları olmuşlardı, ancak bu nitelikler, 1851 yılında kendini gösterdi. Bu fazla üretim, yılın başında, sanayi sergisi perspektifleri sonucu büsbütün daha da ağır bir durum almıştı. Buna, bir de, şu aşağıdaki özel durumları eklemek gerekir: ilkönce 1850 ve 1851 yıllarındaki kötü pamuk ürünü, sonra da beklenenden çok daha fazla bir pamuk ürünü alınacağı güvenci; pamuk fiyatlarında önce yükselme, sonra birdenbire hızlı düşme, kısaca dalgalanma. Brüt ipek rekoltesi, hiç değilse Fransa'da ortalamanın altına düşmüştü. Nihayet yünlü imalatı 1848'den beri, o kadar yayılmıştı ki, yün üretimi, yünlü yapımına yetmiyordu ve işlenmemiş yün fiyatı, yünlülerin fiyatına göre çok oransız bir biçimde yükseldi. Bu bakımdan, burada, dünya pazarını ilgilendiren üç sanayiin hammaddelerinin üretiminde üçlü bir ticari durgunluk nedenimiz var. Bu özel durum ve koşullar bir yana bırakılırsa, 1851 yılının göze görünür açık bunalımı, sanayi çevriminde fazla-üretimin ve aşırı spekülasyonun, çevrimin son bölümünü çoğunlukla geçmek ve yeniden başlangıç noktasına genel ticari bunalıma dönüp gelmek üzere bütün güçlerini toplamadan önce meydan verdikleri duraklamadan başka bir şey değildir. Ticaret tarihinin benzer aralıklarında, İngiltere'de ticari iflaslar patlak veriyor, oysa Fransa'da bizzat sanayi durmuştur, kısmen o zaman dayanamadığı İngiliz rekabeti yüzünden bütün pazarlarda geri çekilmek zorunda kaldığı için, kısmen de lüks sanayii olmak bakımından işlerin durmasından en çok zarar gören kendisi olduğundan. Böylece genel bunalımlar dışında, Fransa, kendi ulusal, ama bununla birlikte gene de Fransa'ya özgü yerel etkilerden çok daha fazla dünya pazarının genel durumunun belirlediği ve koşullandırdığı ticari bunalımlar geçirmektedir.
Fransız burjuvasının önyargısını İngiliz burjuvasının değerlendirmesi ile karşılaştırmak yarardan yoksun olmayacaktır. Liverpool'un en büyük firmalarından biri, 1851 yılı için yıllık bilançosundan şöyle yazıyor: (sayfa 561)
"Başlangıcında yapılan tahminleri bu geçtiğimiz yıldan daha çok yalancı çıkaran yıllar azdır. Bu yıl, bütün dünyanın beklediği büyük refah yılı olmak yerine, bir çeyrek yüzyıldan beri en fazla gözkorkutan yıl oldu. Elbette ki, bu, yalnız ticari sınıflar için doğrudur, sınai sınıflar için değil. Ama, bununla birlikte, yılın başlangıcında, bunun tersi öngörüler yapmak için haklı nedenler vardı. Mal stokları azalmıştı, sermaye dolup taşıyordu, besin maddeleri ucuzdu, bol bir ürün almayacağı güven altına alınmıştı. Kıta üzerinde kesintisiz bir barış, ülkede ise siyasal ya da mali kargaşadan uzak kalma. Aslında, ticaretin kanatları, atılımını yapıp havalanabilmek için, hiç bir zaman daha serbest olmamıştı. ... Peki bu elverişsiz sonucu neye yüklemeli? Öyle düşünüyoruz ki, dışalımda (ithalatta) olduğu kadar dışsatımda da (ihracatta da) aşırı ticarete yüklemek gerek. Eğer tacirlerimiz kendiliklerinden eylemlerine sınırlar koymazlarsa, her üç yılda bir panikten başka hiç bir şey bizi normal yolda tutamaz."[34*]
Şimdi de Fransız burjuvasını gözümüzün önüne getirelim: bu ticani paniğin ortasında, hükümet darbesi ve genel seçim sisteminin yeniden kurumlaşması söylentileri ile, parlamento ve yürütme gücü arasındaki savaşımla, orleancıların ve meşruiyetçilerin başkaldırması ile, Güney Fransa komünistlerinin gizli tertipleri ile, Nièvre ve Cher illerindeki sözde jakörilerle, çeşitli cumhurbaşkanlığı adaylarının yaptıkları reklamlarla, gazetelerin şarlatanca sloganları ile, cumhuriyetçilerin, anayasayı ve genel oy sistemini silah elde savunacakları tehditleri ile, 2 Mayıs 1852'nin dünyanın sonu olacağı kehanetini ileri süren, yabancı ülkelere göçmüş in partibus [98] kahramanların öğreti kitapları ile ticareti kadar hasta olan kafası kazan olmuş, sersemlemiş, şaşkına dönmüş olması gerekmez miydi, ve bütün bu inanılmaz, gürültülü kaynaşma, değişiklik, uzatma, anayasa, gizli fesat, güçbirliği (ittifak), dışa göçme, elkoyma, kapma ve devrim karmakarışıklığı içinde, burjuvanın bir öfke nöbeti sırasında, kendi parlamenter cumhuriyetine: "Sonsuz bir korkudansa korkunç bir son daha iyidir!" diye bağıracağını kolaylıkla (sayfa 562) anlayacaksınız.
Bonaparte bu çağrıyı anladı. Onun anlama yetileri, güneşin her batışında ödeme vadesi, yani 2 Mayıs 1852, biraz daha yaklaştığından, gökteki yıldızların devinimini kendi yeryüzü poliçelerine karşı bir protesto gibi gören alacaklıların giderek artan kudurganlıkları ile bilenmişti. Alacaklılar gerçek birer müneccim olmuşlardı. Ulusal Meclis, Bonaparte'ın görev süresinin anayasal yolla uzatılması umutlarını tüm yok etmişti, prens Joinville'in adaylığı ise daha uzun zaman savsaklamalara izin vermiyordu.
Eğer herhangi bir olay, meydana gelişinden uzun zaman önce, gölgesini önüne düşürdü ise, işte bu Bonaparte'ın hükümet darbesidir. Daha 29 Ocakta, seçilmesinden ancak bir ay sonra, Changarnier'ye darbe önerisinde bulunmuştu. Bonaparte'ın Başbakanı Odilon Barrot, 1849 yazında, üstü örtülü bir biçimde, Thiers ise 1850 kışında, açık açık hükümet darbesi politikalarını açığa vurmuşlardı. Mayıs 1851'de, Persigny, yeni baştan, Changarnier'yi hükümet darbesine kazanmaya çalışmıştı. Le Messager de l'Assemblée[299] bu görüşmeyi yayınlamıştı. Her parlamento fırtınasında, bonapaçı gazeteler darbe tehdidini savuruyorlardı ve bunalım yaklaştıkça onların sesi de yükseliyordu. Bonaparte'ın her gece kadın erkek swell mob[35*] ile kutladığı içki alemlerinde, her sefer, geceyarısı yaklaşıp da içki bolluğundan diller çözüldüğünde ve hayal güçleri kızıştığında, ertesi sabah hükümet darbesi yapmaya karar veriliyordu. Kılıçlar çekiliyor, kadehler tokuşturuluyordu; temsilciler pencereden atlayıp kaçıyorlardı, imparatorluk pelerini Bonaparte'ın omuzlarını sarıyordu. Ancak şafak gelip yatıştırıyordu bu gürültü patırtıyı, ve, Paris, şaşkın, dilini tutmasını bilmeyen iffetli kızların patavatsız şövalyelerin ağzından, bir kez daha, kurtulmuş olduğu tehlikeyi öğreniyordu. Eylül ve ekim aylarında hükümet darbesi söylentileri çoğaldı. Gölge renkleniyordu çok renkli bir daguerréotype[36*] gibi. Avrupa günlük yayın organlarının eylül ve ekim sayılarını şöyle bir karıştırınız, sözcüğü sözcüğüne şöyle haberler bulacaksınız: (sayfa 563)
"Hükümet darbesi söylentileri Paris'i dolduruyor. Gece boyunca Paris'in birliklerle doldurulacağı, ve sabahın, Ulusal Meclisi dağıtan, Sein yönetim bölgesinde sıkıyönetim ilan eden, genel oy sistemini geri getiren ve halka çağrıda bulunan kararnameler getireceği söyleniyor. Bonaparte'ın, bu illegal kararnameleri uygulayacak bakanları araştırmakta olduğu söyleniyor."
Bu haberleri aktaran yazılar hep şu alınlarına yazılmış sözcükle sonuçlanıyor. "Ertelendi." Darbe, Bonaparte'ın, her zaman sabit düşüncesi oldu. O, bu düşünceyle geri dönmüştü Fransa'ya. Bu düşünce, Bonaparte'ı öylesine sarmış, öylesine eline geçirmişti ki, Bonaparte durmadan bu düşünceye ihanet ediyor, onu açığa vuruyordu. Ve Bonaparte, o kadar zayıftı ki, gene durmadan bu düşünceden cayıyordu. Hükümet darbesinin gölgesi, Parisliler için artık o kadar içli-dışlı oldukları bir hayalet haline gelmişti ki, sonunda etten ve kemikten sahicisi göründüğü zaman ona inanmak istemediler. Hükümet darbesinin başarılı olmasına olanak veren şey, o halde, ne 10 Aralık derneği başkanının ağzının sıkılığı, ne de Ulusal Meclisin beklenmedik ani bir saldırıya uğraması oldu. Hükümet darbesi eğer başarıya ulaştıysa, bu, Bonaparte'ın boşboğazlığına ve meclisin darbe hakkında bilgisi olmasına karşın, daha önceki gelişmenin zorunlu, kaçınılmaz bir sonucu dolayısıyla oldu.
10 Ekimde, Bonaparte, bakanlarına, genel seçim sistemini geri getirmek istediğini açıkladı. 16 Ekimde, bakanlar, istifalarını verdiler. 26 Ekimde, Paris, Thorigny kabinesinin kurulduğunu öğrendi. Aynı zamanda emniyet müdürü Carlier'nin yerine Maupas getirildi ve birinci askeri tümen komutanı Magnan en güvenilir alayları Paris'e topladı. 4 Kasımda, Ulusal Meclis oturumlarını açtı. Meclisin, artık daha önce izlemiş olduğu yolu, kısa ve özlü bir oyunu yineler gibi, bir kez daha izlemekten ve böylelikle kendisini ancak iyice öldükten sonra gömebileceklerini göstermekten başka yapacak bir şeyi kalmıyordu.
Meclisin, yürütme gücüne karşı savaşımında kaybetmiş olduğu ilk mevzi kabineydi. Thorigny kabinesini, bu salt göstermelik kabineyi ciddiye alarak, bu kaybını resmen kabul etmesi gerekti. Bay Giraud yeni kabine adına karşısına (sayfa 564) çıktığı zaman, Daimi Komisyon, onu kahkahalarla karşılamıştı. Genel oyun geri getirilmesi kadar çetin önlemler için bu kadar zayıf bir hükümet! Ama, kesinlikle parlamento içinde hiç bir şey yapmamak, parlamentoya karşı her şeyi yapmak sözkonusuydu.
Ulusal Meclis, daha tatil dönüşü açılışının ilk gününde, Bonaparte'ın mesajını aldı, bu mesajda, Bonaparte, genel oy hakkının yeniden konmasını ve 31 Mayıs 1850 yasasının kaldırılmasını istiyordu. Bonaparte'ın bakanları aynı gün bu doğrultuda bir kararname sundular. Meclis, kabine tarafından sunulan ivedilik önergesini derhal geri çevirdi ve yasanın kendisini de, 13 Kasım günü, 348 oya karşı 355 oyla reddetti. Böylece bir kez daha kendi temsilcilik belgesini yırtıyordu ve bir kez daha, halkın özgürce seçilmiş temsil kurumu olmaktan çıkıp, bir tek sınıfın, zorla elkoyan parlamentosu haline geldiğini gerçekliyordu, parlamenter başı ulusun boynuna bağlı tutan kasları kendisinin kestiğini bir kez daha teslim ediyordu.
Yürütme, genel oy hakkının yeniden konması önerisi ile Ulusal Meclisi halka havale ediyorsa, yasama gücü de "Defterdarlar Tasarısı" ile halkı orduya havale ediyordu. Bu idare amirleri önerisinin amacı, meclise doğrudan doğruya emri altında askeri birlik bulundurma hakkının ve bir parlamenter ordu oluşturma hakkının kurumlaştırılması idi. Yasama gücü böylece orduyu kendisi ile halk arasında, kendisi ile Bonaparte arasında hakem kılıyor ve orduyu son sözü söyleyen bir siyasal iktidar olarak tanıyorsa da, beri yandan uzun zamandan beri orduya emir verme iddiasından vazgeçmiş olduğunu doğrulamaktan da geri kalmıyordu. Derhal askeri birliklere elkoymak yerine, elkoyma hakkı üzerinde tartışmakla kendi gücüne olan güvensizliğini ele veriyordu. Defterdarlar Tasarısı'nı reddetmekle güçsüzlüğünü açıkça itiraf etti. Bu öneri 108 oyluk bir çoğunlukla, Montagne'ın terazinin kefesini eğmesiyle geri çevrildi. Meclis, böylece, Buridan'in eşekinin[300] durumunda bulunuyordu, ama elbette ki, iki demet ot arasında ve hangisinin daha lezzetli olduğuna karar vermek durumunda değil de, iki sopa yağmuru altında ve hangisinin daha beter olduğuna karar vermek sorunuyla karşı karşıyaydı. Bir yanda (sayfa 565) Changarnier korkusu, bir yanda ise Bonaparte korkusu. İtiraf etmek gerekir ki, durum, hiç de kahramanlara yaraşır bir durum değildi.
18 Kasımda, düzen partisi tarafından belediye seçimleri konusunda meclise sunulan yasaya, belediye seçmenleri için üç yıl yerine bir yıl seçim bölgesinde oturmuş olma zorunluluğunu yeterli gören bir değişiklik önerisi sunuldu. Değişiklik yalnız bir tek oyluk bir çoğunlukla reddedildi ve hemen ardından da bu oyun bir yanlış anlamadan ileri geldiği teslim edildi. Birbirine hasım kesimlere bölünen düzen partisi, uzun zamandan beri parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmişti. Şimdi ise parlamentoda hiç bir çoğunluk olmadığını gösteriyordu. Ulusal Meclis bir karar alamayacak duruma gelmişti. Onun atomik elementleri, artık, hiç bir moleküler çekim kuvveti ile birleşmiyorlardı. Son nefesini de vermiş, ve ölmüştü.
Bir de son olarak, burjuvazinin parlamento-dışı kitlesi, bir kez daha, felaketten birkaç gün önce, burjuvazinin parlamentodaki temsilcileri ile bozuşup koptuğunu gösterişle doğrulamıştı. Thiers, devasız parlamenter budalalığa eni konu yakalanmış bir parlamenter kahraman sıfatıyla, parlamentonun ölümünden sonra, Danıştay ile birlikte, yeni bir parlamenter entrika tezgahlamış, cumhurbaşkanını anayasa sınırları içine hapsedecek sorumluluk üzerine bir yasa hazırlamıştı. Bonaparte, 15 Eylülde, Paris'te, yeni hal binalarının temelinin atılışında, nasıl yeni bir Masaniello gibi, "dames des halles"in[37*] , balıkçı kadınların gönlünü kazanmışsa, —zaten bir balıkçı kadın, gerçek güç bakımından 17 burgravdan daha değerliydi— nasıl, idare amirleri önerisinin meclise sunulmasından sonra Elysée'de ağırladığı teğmenleri coşturmuşsa ve 25 Kasımda, kendi elinden Londra Sanayi Sergisinin ödüllerinin madalyalarını almak için Cirque'de toplanmış olan sanayi burjuvazisini de öyle kazandı. Onun konuşmasının özellik taşıyan en karakteristik bölümünü, Le journal des débats'ta yayınladığı gibi buraya aktarıyorum:
"Bu kadar umulmadık başarılar karşısında, bir yandan (sayfa 566) demagoglar tarafından, beri yandan monarşi yanlısı sanrılarla (halüsinasyonlar) boyuna tedirgin edilecek yerde, kendi gerçek çıkarlarını izlemesine ve kendi kurumlarını iyileştirmesine izin verilseydi, Fransız Cumhuriyeti ne kadar büyük olurdu, bunu bir kez daha açıklamakta haklıyım. (Amfiteatrın her yanında gürültülü, coşkunca ve uzun uzun alkışlar.) Monarşi sanrıları, her türlü ilerlemeyi ve her türlü ciddi sınai gelişmeyi engelliyor. İlerleme yerine savaşımdan başka bir şey yok. Eskiden krallık yetkesinin ve krallık ayrıcalıklarının en gayretkeş savunucusu olan birtakım adamların bugün yalnız ve yalnız genel oydan çıkan bir yetkeyi zayıflatmak amacıyla bir Konvansiyondan yana oldukları görülüyor. (Coşkunca ve uzun uzun alkışlar.) Devrimden en çok acı çekmiş ve ondan en çok yakınmış olan adamların, yalnız ve yalnız ulusun iradesini zincire vurmak için yeni bir devrim kışkırtıcılığı yaptıklarını görüyoruz. ... Size, gelecek için huzur vaadediyorum, vb., vb.. (Bravo! Bravo! Alkış tufanı.)
İşte, sanayi burjuvazisi, kölece bir bağlılıkla, 2 Aralık darbesini, parlamentonun ortadan kaldırılmasını, kendi öz egemenliğinin yıkılmasını, Bonaparte'ın diktatörlüğünü böyle alkışladı. 25 Kasımda gök gibi gürüldeyen alkışlara 10 Aralıkta top atışlarının gürlemesi karşılık verdi, ve en çok alkışlayanlardan biri olan Bay Sallandrouze'un evi, top atışlarından en çok zarar gören ev oldu.
Cromwell, Uzun Parlamento'yu[301] dağıttığı zaman oraya yalnız başına gitti, parlamento kendi saptadığı süreden bir saniye daha fazla yaşamasın diye saatini çıkardı, ve parlamento üyelerinden herbirini nükteli alaylarla dışarı attı. Örneğinden daha küçük çapta olan Napoléon, hiç değilse, 18 Brumaire'de Yasama Organına gitti ve kısık bir sesle de olsa, ölüm yargısını onun yüzüne karşı okudu. Zaten Cromwell ve Napoléon'dan bambaşka bir yürütme gücünü elinde bulunduran ikinci Bonaparte, modelini tarih yıllıklarında değil, 10 Aralık derneğinin yıllıklarında, ceza hukuku yıllıklarında aradı. O, Fransız Bankasından 25 milyon frank çaldı, General Magnan'ı bir milyona, askerleri ise adam başına 15 franka ve bir de cabadan içki ikramıyla satın aldı, gece, gizlice, bir hırsız gibi suç ortakları ile buluştu, en (sayfa 567) tehlikeli parlamento liderlerinin evlerini kuşattırdı ve Cavaignac, Lamoriciére, Le Flô, Changarnier, Charras, Thiers, Baze ve ötekileri yataklarından çıkarttırdı ve Paris'in bellibaşlı alanlarını, bu arada Parlamento Alanını da askeri birliklerle işgal ettirdi ve ertesi gün şafakla birlikte bütün duvarları şarlatanca afişlerle kaplattı, bu afişlerde Ulusal Meclisin ve Danıştayın dağıtıldığını, genel oy sisteminin yeniden konduğunu, Seine eyaletinde sıkıyönetim ilan edildiğirii bildiriyordu. Gene, kısa bir süre sonra, Le Moniteur'de, sahte bir belge yazdırttı, bu belgeye göre, sözü geçen parlamenterler güya kendisinin çevresinde gruplaşmışlar ve bir Danıştay oluşturmuşlardı.
Onuncu bölgenin belediyesinde toplanan, başlıca meşruiyetçi orleancılardan oluşmuş Kuyruk-Parlamento, durmadan yinelenen "Yaşasın Cumhuriyet!" bağrışları ile Bonaparte'ın görevden alınmasına karar verdi ve boşuna, binanın önünde toplaşmış işsiz güçsüz kalabalığına nutuk çekip durdu; sonunda, atlı avcı erlerinden bir muhafız birliği ile Orsay kışlasına sürüklendiler, sonra üstüste kapalı cezaevi arabalarına dolduruldular ve Mazas, Ham, Vincennes cezaevlerine götürüldüler. İşte böyle bitti düzen partisi, Ulusal Meclis ve Şubat Devrimi.
Sonuç bölümüne geçmeden önce bunların tarihinin kısaca bir şemasını çizelim:
I. Birinci dönem. 24 Şubattan 4 Mayıs 1848'e kadar, Şubat dönemi. Önsöz. Genel kardeşleşme komedisi.
II. İkinci dönem. Cumhuriyetin kuruluşu ve Kurucu Ulusal Meclis dönemi.
(1) 4 Mayıstan 25 Haziran 1848'e kadar. — Bütün sınıfların proletaryaya karşı savaşımı. Proletaryanın Haziran olayları sırasında yenilgisi.
(2) 25 Hazirandan 10 Aralık 1848'e kadar. — Katıksız burjuva cumhuriyetçilerinin diktatörlüğü. Anayasanın hazırlanması. Paris'in sıkıyönetim altına alınması. Burjuva diktatörlüğü, 10 Aralıkta Bonaparte'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi ile uzaklaştırılmıştır.
(3) 20 Aralık 1848'den 29 Mayıs 1849'a kadar. — Kurucu Meclisin Bonaparte'a, ve Bonaparte'ın müttefiği düzen partisine karşı savaşımı. Kurucu Meclisin sonu. Cumhuriyetçi (sayfa 568) burjuvazinin düşüşü.
III. Üçüncü Dönem. Anayasal Cumhuriyet ve Ulusal Yasama Meclisi dönemi.
(1) 29 Mayıs 1849'dan 13 Haziran 1849'a kadar. — Küçük-burjuvazinin Bonaparte'a ve büyük burjuvaziye karşı savaşımı. Küçük-burjuva demokrasisinin yenilgisi.
(2) 13 Haziran 1849'dan 31 Mayıs 1850'ye kadar. — Düzen partisinin parlamenter diktatörlüğü. Parti, genel oy sisteminin yürürlükten kaldırılması ile egemenliğini tamamlıyor, ama parlamenter kabineyi kaybediyor.
(3) 31 Mayıs 1850'den 2 Aralık 1851'e kadar. — Parlamenter burjuvazi ile Bonaparte arasında savaşım.
a) 31 Mayıs 1850'den 12 Ocak 1851'e kadar. — Parlamento, ordunun yüksek komutasını yitiriyor.
b) 12 Ocaktan 11 Nisan 1851'e kadar. — Parlamento, yönetimsel iktidarı yeniden ele geçirme girişimlerinde yenik düşüyor. Düzen partisi, parlamentodaki çoğunluğunu kaybediyor. Düzen partisi, cumhuriyetçilerle ve Montagne ile birleşiyor.
c) 11 Nisan 1851'den 9 Ekim 1851'e kadar. — Anayasayı değiştirme, kaynaşma ve uzatma girişimleri. Düzen partisi kendisini oluşturan çeşitli öğelere ayrılıyor. Parlamento ile, bir yandan burjuva basını arasında, beri yandan da burjuvazinin kitlesi arasındaki kopma resmiyet kazanıyor.
d) 9 Ekimden 2 Aralık 1851'e kadar. — Parlamento ile yürütme gücü arasında açık kopma. Parlamento, kendi öz sınıfı, ordu ve öteki sınıflar tarafından kendi başına bırakılmış olarak kendi ölüm kararını infaz ediyor ve ölüyor. Parlamenter rejimin ve burjuva egemenliğinin çökmesi. Bonaparte'ın tam zaferi. İmparatorluğun yeniden kuruluşunun yansılaması.
VII
Sosyal cumhuriyet, bir söz olarak, bir kehanet olarak Şubat Devriminin eşiğinde ortaya çıktı. 1848 Haziran olayları boyunca sosyal cumhuriyet Paris proletaryasının kanı içinde boğuldu, ama dramın sonraki perdelerinde bir hayalet gibi ortalıkta dolandı. Demokratik cumhuriyet ilan edildi, (sayfa 569) 13 Haziran 1849'da yok oldu, demokratik cumhuriyetin küçük-burjuvaları kaçarken onu da alıp götürdüler, ama giderken de katmerlenmiş bir övüngenlikle kendi reklamını bıraktı ardında. Parlamenter cumhuriyet, burjuvazi ile birlikte bütün sahneyi ele geçirdi ve bütün genişliğince yayıldı, ama 2 Aralık, güçbirliği kurmuş kralcıların "Yaşasın Cumhuriyet!" diye canhıraş çığlıkları arasında onu gömdü.
Fransız burjuvazisi çalışan proletaryanın egemenliğine karşı şaha kalkmıştı, ve başında 10 Aralık derneğinin başkanı olmak üzere, lümpen-proletaryayı iktidara kendisi getirdi. Burjuvazi kızıl anarşinin gelecekte yapacağı terör korkusu ile, bütün Fransa'yı yürek çarpıntıları içinde tutmuştu ve 4 Aralıkta, Montmartre bulvarının ve İtalyanlar bulvarının seçkin burjuvalarını, rakıyla sarhoş olmuş düzen askerinin tüfek atışlarıyla pencerelerinden aşağı indirterek burjuvazi için böyle bir geleceği defterden silen Bonaparte oldu. Burjuvazi, kılıcı tanrılaştırmıştı, şimdi ise, kılıç ona hükmediyor. Burjuvazi, halk toplantılarını polis gözetimi altına sokmuştu, şimdi polis gözetimi altına konma sırası onun salonlarına geldi. O, demokratik ulusal muhafızı dağıtmıştı, şimdi dağıtılan kendi ulusal muhafızıydı. O, sıkıyönetim ilan etmişti, şimdi ona karşı sıkıyönetim ilan edildi. O, jürilerin yerine askeri komisyonları getirmişti, şimdi de, kendi jürileri, yerlerini, askeri komisyonlara bıraktılar.
Burjuvazi halk eğitimini rahiplere teslim etmişti, şimdi rahiplere teslim edilen kendi eğitimiydi. O, yargılamadan, insanları sürmüştü, şimdi onu sürüyorlar yargılamadan. O, devlet kuvvetiyle toplumun her türlü hareketini bastırmıştı, şimdi de devlet kuvveti, onun kendi toplumunun her türlü hareketini bastırıyor. O, para çantası aşkına kendi politikacılarına ve kendi edebiyatçılarına başkaldırmıştı. Şimdi ise, onun politikacıları ve edebiyatçıları bir yana atılmakla kalmadı, kendisinin de ağzını tıkayıp kalemini kırdıktan sonra çantasını yağmalıyorlar. Burjuvazi, yorulmak bilmeden, Aziz Arséne'in hıristiyanlara bağırdığı gibi bağırmıştı devrime: Fuge, tace, quiesce! (Sıvış, ses etme, rahat dur!), ve işte şimdi Bonaparte bağırıyor burjuvaziye: Fuge, tace, quiesce!
Fransız burjuvazisi uzun zamandan beri Napoléon'un koyduğu ikilemi çözümlemişti: "Das cinquante ans l'Europe (sayfa 570) pe sera ou républicaine ou cosaque."[38*] O, bu ikileme "République cosaque[39*] biçiminde bir çözüm bulmuştu. Hiç bir Circé[40*] gelip de, kem gözlü bir büyü ile, burjuva cumhuriyeti şaheserini bir gudubet haline çevirmiş değildi. Bu cumhuriyet, saygınlık görünümünü yitirmişti, o kadar. Bugünkü[41*] Fransa, parlamenter cumhuriyet içinde, daha o zamandan tümüyle vardı. Dıştaki kılıfı yırtmak ve içindeki gudubeti herkesin gözleri önüne sermek için bir süngü darbesi yetmişti.
Şubat Devriminin[42*] kısa vadeli hedefi Orleans hanedanını ve bu hanedan döneminde egemen burjuvazi kesimini devirmek oldu. Bu hedefe ancak 2 Aralık 1851'de ulaşıldı. O zaman, Orleans sülalesinin muazzam mülkleri, yani sülalenin etkinliğinin gerçek temelleri, müsadere edildi ve Şubat Devriminden beklenen şey, ancak 2 Aralık hükümet darbesinin ertesi günü meydana geldi: 1830'dan beri, şöyle ya da böyle tanınmışlıkları ile Fransa'yı bezdiren adamların hapsi, kaçışı, görevden alınması, sürülmesi, silahsızlandırılması, horgörüye uğraması. Ama Louis-Philippe zamanında ticaret burjuvazisinin yalnız bir bölümü hükmediyordu. Bu burjuvazinin öteki kesimleri bir hanedan muhalefeti ve bir cumhuriyetçi muhalefet oluşturuyordu ya da tamamıyla yasallık (légalité) denen şeyin dışında bulunuyordu. Ticaret burjuvazisinin bütün kesimlerini ilk kez iktidara getiren parlamenter cumhuriyettir. Louis-Philippe zamanında, ticaret burjuvazisi, toprak burjuvazisini safdışı etti. İlk kez, bu ikisini eşit bir zemine oturtan, temmuz monarşisini meşru monarşiyle birleştiren ve mülkiyetin iki ayrı egemenliğini bir tek egemenlik halinde kaynaştıran parlamenter cumhuriyettir. Louis-Philippe zamanında burjuvazinin ayrıcalıklı bölümü egemenliğini, tahtın gölgesinde gizliyordu. Parlamenter cumhuriyette, burjuvazinin egemenliği, bütün öğelerini birleştirdikten ve kendi alanını sınıfının alanı haline getirdikten sonra, bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Böylece, bizzat (sayfa 571) devrimin, ilkönce, burjuva sınıfının egemenliğinin en geniş, en genel, ve en tam ifadesini kazanacağı ve bu bakımdan da gene bu egemenliğin geri dönmek umudu kalmamacasına yıkılacağı biçimi yaratması gerekti.
İşte ancak o zaman Şubatta, orleancı burjuvaziye, yani burjuvazinin en canlı kesimine karşı verilen mahkümiyet kararı uygulandı. Ve yalnız o zaman, parlamentosuyla, barosuyla, ticaret mahkemeleriyle, taşra temsilcilikleriyle, noterlikleriyle, üniversitesiyle, kürsüsüyle ve adaleti ile, basınıyla ve edebiyatıyla, yönetimden gelen gelirleriyle olağandışı fırsatlarda yargıçlık gelirleriyle, subay aylıklarıyla, ve devlet rantlarıyla, ruhuyla ve bedeniyle yenildi. Blanqui, devrimin ilk istemi olarak burjuva muhafızların dağıtılmasını koymuştu, ve Şubatta, onu yolundan alıkoymak için devrime el uzatan burjuva muhafızlar, aralık ayında sahneden kayboldular. Panthéon'un kendisi, yeniden, sıradan bir kilise haline geldi. Burjuva düzeninin son biçimi ile birlikte, onun 18. yüzyıldaki ilk yol göstericilerini birer aziz haline getirmiş olan büyü de bozuldu.
Paris proletaryası, neden 2 Aralıktan sonra ayaklanmadı?
Çünkü burjuvazinin düşüşü ancak yeni karar altına alınmıştı ve kararname henüz yerine getirilmemişti. Proletaryanın herhangi ciddi bir ayaklanması, onu derhal yeniden yaşama döndürecek, ordu ile de arayı düzelterek, işçilere, ikinci bir haziran bozgununa patlayacaktı.
4 Aralıkta, proletarya, burjuvalar ve bakkallar tarafından, savaşıma kışkırtıldı. Daha o günün akşamı, birçok ulusal muhafız lejyonları, üniformasını giyinmiş ve silahını kuşanmış olarak savaş alanında hazır bulunmaya söz verdiler. Burjuvalar ve bakkallar, gerçekten de Bonaparte'ın 2 Aralık kararnamelerinden birinde gizli oyu yürürlükten kaldırdığını ve seçmenlere, resmi kayıtlarda adlarının yanına "evet" ya da "hayır" yazmayı emrettiğini farketmişlerdi. 4 Aralık direnişi Bonaparte'ın gözünü korkuttu. Gece boyunca sokakların herbir köşesine, gizli oyun yeniden yürürlüğe konduğunu bildiren afişler yapıştırttı. Burjuvalar ve bakkallar o anda ereklerine vardıklarını sandılar ve ertesi gün ortalıkta görünmeyenler, burjuvalarla bakkallar oldu. (sayfa 572)
1 Aralığı 2 Aralığa bağlayan gece, Bonaparte'ın ani bir baskını ile Paris proletaryası, barikat komutanlarından yoksun bırakılmıştı. 1848 ve 1849 Haziranlarının ve 1850 Mayısının anıları, montanyarların bayrağı altında savaşma isteklerini yok eden ve subaysız bir ordu haline gelmiş bulunan Paris proletaryası, Paris'in başkaldırıcı şerefini kurtarma işini, öncülerine, gizli demeklere bıraktı, ve burjuvazi başkenti başıboş askere öyle kolaylıkla teslim etti ki, Bonaparte, daha sonra, anarşistlerin ulusal muhafızın silahlarını kendisine karşı kullanmalarından korktuğu gibi alaycı bir bahane ile ulusal muhafızın silahlarını elinden alabildi.
"C'est le triomphe complet et définitif du socialisme!"[43*] Guizot böyle nitelendirmişti 2 Aralığı. Ama parlamenter cumhuriyetin devrilmesi tohum halinde proleter devriminin zaferini içinde taşısa da bu böyledir diye parlamenter cumhuriyetin devrilmesinin elle tutulur ilk sonucu, hiç de Bonaparte'ın parlamentoya karşı, yürütme gücünün yasama gücüne karşı, düpedüz şiddetin, sözün şiddetine karşı zaferi olmaktan geri kalmadı. Parlamentoda ulus, genel iradesini bir yasa katına yükseltiyordu, yani bu demektir ki, egemen sınıfın yasasını kendi iradesi yapıyordu. İktidar karşısında, ulus, her türlü özel iradeden vazgeçiyor ve yabancı bir iradenin, otoritenin emrine boyun eğiyor. Yürütme gücü, yasama gücünün tersine, ulusun özerkliğine karşıt olarak, dışardan, başkasından gelen otoriteyi, ulusun başkasının koyduğu yasalara göre davranma durumunu ifade eder. Böylece, Fransa, bir bireyin zorbalığı altına, hatta yetkesiz bir bireyin yetkesi altına girmek üzere bir sınıfın zorbalığından kurtulmuş gibi oldu. Savaşım yatışmış göründü, şu anlamda ki, bütün sınıflar, aynı derece,güçsüz ve sessiz, tüfek dipçikleri karşısında dize geldiler.
Ama devrim, işi, sonuna kadar götürür. O, araftan (purgatoire) ancak henüz geçiyor. İşini yöntemle yürütüyor. 2 Aralık 1851'e kadar hazırlıklarının ancak yarısını tamamladı, şimdi de öteki yarısını tamamlıyor. Onu devirebilmek için önce parlamenter iktidarı yetkinleştiriyor. Bir kez bu (sayfa 573) ereğe varıldıktan sonra, yürütme gücünü yetkinleştiriyor, onu en yalın ifadesine indirgiyor, onu tecrit ediyor, bütün tahrip kuvvetlerini onun üzerine toplayabilmek için bütün kendi kusurlarını ona yöneltiyor, ve, o, hazırlık çalışmasının ikinci yarısını tamamladığı zaman, Avrupa yerinden sıçrayacak ve bayram edecek: "İyi kavramışsın ihtiyar köstebek!"[44*]
Askeri ve bürokratik muazzam örgütü ile, karmaşık ve yapma devlet mekanizması ile, yarım milyon insandan bir memurlar ordusu ve bir ikinci beş yüz bin askerlik ordusu ile, bu yürütme gücü, Fransız toplumunun bütün bedenini bir zar gibi saran ve bütün deliklerini tıkayan bu korkunç asalak yapı, mutlak krallık döneminde, devrilmesine yardım ettiği feodalitenin sona erişinde meydana geldi. Büyük toprak sahiplerinin ve kentlerdeki büyük mülk sahiplerinin senyörlük ayrıcalıkları, devlet iktidarına özgü birçok özel nitelikler haline dönüştüler; feodalitenin ileri gelenleri, maaşlı devlet görevlileri oldular; çelişkili ortaçağ hükümdarlık haklarının alacalı haritası, işleyişi bir fabrikadaki gibi bölüştürülmüş ve bir merkezden yönetilen bir devlet iktidarının çok iyi ayarlanmış planı oldu. Ulusun burjuva birliğini kurmak için bütün bağımsız yerel, bölgesel, belediyelere ve taşra illerine değgin iktidarları yıkmak görevini benimseyen birinci Fransız Devrimi, zorunlu olarak mutlak krallık tarafından başlatılan işi, hükümet iktidarının merkezileşmesi, ama aynı zamanda genişliği, özel nitelikleri, ve aygıtı işini zorunlu olarak geliştirecekti. Napoléon, bu devlet mekanizmasının yetkinleşmesi işini tamamladı. Meşru monarşi ile temmuz monarşisi, bunu, ancak, işbölümü burjuva toplumu içinde yeni çıkar grupları yarattığı ve dolayısıyla da devlet yönetimi için yeni bir malzeme doğurduğu ölçüde, gitgide artan daha büyük bir işbölümü eklediler. Bir kö
prüden bir okul binasından, ve en küçük bir köyün köy mülkiyetinden demiryollarına, ulusal zenginliklere ve üniversitelere kadar her ortak çıkar derhal toplumdan ayrıldı, üstün çıkar, genel çıkar olmak sıfatıyla, topluma karşı tutuldu, toplum üyelerinin inisiyatifinden çıkarıldı ve hükümet eyleminin konusu haline getirildi. Sonunda, parlamenter cumhuriyet, (sayfa 574) kendini, devrime karşı savaşımında baskı önlemleri ile hükümet iktidarının eylem olanaklarını ve merkezleşmesini kuvvetlendirmek zorunda gördü. Bütün siyasal devrimler, bu makineyi kıracakları yerde, yetkinleştirmekten başka bir şey yapmadılar. Ardarda iktidar uğruna savaşan partiler bu muazzam devlet yapısını ele geçirmeyi, kazananın en birinci ganimeti saydılar.
Ama, mutlak monarşi zamanında, Birinci Devrim sırasında ve Napoléon zamanında bürokrasi, burjuvazinin sınıf egemenliğini hazırlama aracından başka bir şey değildi. Restorasyon döneminde, Louis-Philippe zamanında, parlamenter cumhuriyette, bürokrasi, kendi başına bağımsız bir güç oluşturma yolundaki çabaları ne olursa olsun, egemen sınıfın bir aleti idi.
Ancak İkinci Bonaparte zamanındadır ki, devlet, tamamıyla bağımsız olmuş gibi görünür. Devlet makinesi, burjuva toplumun karşısında o kadar güçlenmiştir ki, başında, 10 Aralık derneğinin, yabandan gelerek kaderin cilvesiyle şövalye olan, şarap ve sucukla satın alınmış ve durmadan da önüne sucuk atılması gereken başıbozuk askerin şan kazandırdığı liderinin bulunması ona yetiyor. Fransa'nın göğsünü sıkıştıran ve soluğunu kesen korkunç yılgınlık ve aşağılanma duygusunu, karanlık umutsuzluğu açıklayan da budur. Fransa kendini namusu lekelenmiş olarak hissetmektedir.
Bununla birlikte, devlet iktidarı havada durmaz. Bonaparte, çok belirli ve üstelik de Fransız toplumunun en kalabalık sınıfını, yani küçük toprak sahibi köylüleri temsil etmektedir.
Nasıl ki, Bourbon'lar büyük toprak mülkiyetinin hanedanı olmuşlardı, nasıl ki, Orleans'lar, paranın hanedanı olmuşlardı, Bonaparte'lar da köylülerin, yani Fransız halk kitlesinin hanedanıdırlar. Köylülerin seçtiği adam olarak burjuva parlamentosuna boyun eğen Bonaparte değildi, ama Bonaparte bu parlamentoyu dağıtmış olandı. Üç yıl boyunca, kentler, 10 Aralık seçiminin anlamını değiştirmeyi, bozmayı ve imparatorluğun yeniden diriltilmesini köylülerin elinden çalmayı başarmışlardı. Bunun içindir ki, 2 Aralık 1851 darbesi, 10 Aralık 1848 seçimlerini tamamlamaktan başka bir şey yapmadı. (sayfa 575)
Küçük köylüler, üyelerinin hepsi aynı koşullar içinde yaşayan ama birbirleriyle gerçek ilişkilerle birleşmemiş bulunan muazzam bir kitle meydana getirir. Onların üretim tarzları, onları, karşılıklı ilişkiler kurmaya götüreceği yerde, birbirlerinden ayırır. Küçük köylülerin bu tecrit edilmiş durumu, Fransa'da ulaşım araçlarının kötü durumu ve köylülerin yoksulluğu yüzünden daha da ağırlaşır. Küçük bir tarlanın işletilmesi, hiç bir işbölümüne, hiç bir bilimsel yöntem kullanılmasına elvermez, bu bağımdan da, hiç bir gelişim çeşitliliğine, hiç bir yetenek değişikliğine, toplumsal ilişkilerde hiç bir zenginliğe elverişli değildir. Köylü ailelerinin herbiri, hemen hemen tamamıyla kendi kendisine yeter, tükettiğinin en büyük bölümünü doğrudan doğruya kendisi üretir, böylece geçim araçlarını, toplumla bir değiş-tokuştan çok doğa ile yaptığı değişim yoluyla sağlar. Tarla, köylü, ailesi; onun yanında bir başka tarla, bir başka köylü ve bir başka aile. Bu ailelerden belli bir miktarı bir köy meydana getirir, belli bir miktar köy de bir idari birimi oluşturur. Böylece, Fransız ulusunun büyük kitlesi, aynı cinsten büyüklüklerin basit bir toplamı ile, hemen hemen patates dolu bir çuvalın bir çuval patates meydana getirmesi gibi, aynı biçimden oluşmuştur. Milyonlarca köylü ailesi, onları birbirlerinden ayıran ve onların yaşayış tarzlarını, onların çıkarlarını ve onların kültürlerini toplumun öteki sınıflarınınkilerle karşı karşıya getiren ekonomik koşullar içinde yaşadıkları ölçüde, bir sınıf meydana getirirler. Ama, küçük köylüler arasında ancak yerel, yani yaşadıkları yerden ileri gelen bir bağ olduğu ve onların çıkarlarının benzeşmesi onlar arasında hiç bir ortaklık, hiç bir ulusal bağ, hiç bir siyasal örgütlenme yaratmadığı ölçüde de bir sınıf meydana getirmezler. Bunun içindir ki, onlar, kendi sınıf çıkarlarını kendi adlarına, ister bir parlamentonun aracılığı ile, ister bir meclisin aracılığı ile savunacak durumda değildirler. Onlar, kendi kendilerini temsil edemezler, temsil edilmek zorundadırlar. Onların temsilcileri, onlara, aynı zamanda, kendilerini öteki sınıflara karşı koruyan ve onlara yukarıdan yağmuru ve güneş ışığını gönderen efendileri gibi, üstün bir yetkili gibi, mutlak bir hükümet gücü gibi görünmelidir. Şu halde, küçük toprak sahibi köylülerin politik etkisi, en yüce ifadesini, toplumun yürütme gücüne (sayfa 576) bağımlılığında bulur.
Tarihsel gelenek, Fransız köylülerinin kafasında şöyle mucizevi bir inanç yarattı: Napoléon adını taşıyan bir adam, onlara, bütün gözkamaştırıcı parlaklıklarını geri verecekti. Ve, Napoléon yasasının "La recherche de la paternité est interdite."[45*] diyen maddesine uygun olarak, Napoléon adını taşıdığı için, kendini bu Napoléon olarak satan biri bulundu. Yirmi yıl serserilikten ve bir sürü bayağı serüvenlerden sonra, efsane gerçekleşti ve bu adam, Fransızların imparatoru oldu. Yeğenin sabit fikri gerçekleşti, çünkü bu, Fransız halkının en kalabalık sınıfının sabit fikrine denk düşüyordu.
Ama, peki ya Fransa'nın yarısındaki köylü ayaklanmaları, ya köylülere karşı askeri seferler, köylülerin kitle halinde hapsedilmeleri, sürülmeleri? diye karşı çıkılabilir.
Louis XIV'ten beri, Fransa, "demagojik dolaplar için", köylülerin böyle zulümlere uğradıklarını görmedi.
Ama yanlış anlamayalım. Bonaparte'lar hanedanı devrimci köylüleri temsil etmez, tutucu köylüleri temsil eder; küçük tarla ile temsil edilen toplumsal varlık koşullarından kurtulmak isteyen köylüyü temsil etmez, tersine, bu koşulları kuvvetlendirmek isteyen köylüyü temsil eder; enerjisi ile, kentlerle yapacağı sıkı güçbirliği halinde eski toplumu devirmeyi isteyen kır halkını değil, tersine, bu eski düzenin içine sımsıkı kapanmış, hapsolmuş, kendisi ve tarlası imparatorluk heyulası tarafından kurtarılsın ve kayırılsın isteyen köylüyü temsil eder. Bonaparte'ların hanedanı, köylünün ilerlemesini değil dayanaksız boş inanı, yargısını değil peşin yargısını, geleceğini değil geçmişini, Cévennes'lerini[302] değil, modern Vendée'sini[246] temsil eder.
Parlamenter cumhuriyetin üç yıllık sert yönetimi Fransız köylülerinin bir bölümünü Napoléon yanılsamasından kurtarmıştı ve her ne kadar yüzeysel bir biçimde olsa da onları devrimcileştirmişti, ama onlar ne zaman harekete geçtilerse, burjuvazi, onları, şiddetle geri püskürttü. Parlamenter cumhuriyet zamanında, Fransız köylülerinin modern bilinci geleneksel bilinci ile çatışma haline geldi. Süreç, öğretmenler ile rahipler arasında aralıksız bir savaşım biçiminde (sayfa 577) de sürdü. Burjuvazi öğretmenlere vurdu. Köylüler, ilk kez, hükümetin eylemi karşısında, bağımsız bir tutum benimsemeye çalıştılar. Bu muhalefet, belediye başkanları ile valiler arasındaki sürekli çekişmelerde kendini gösterdi. Burjuvazi, belediye başkanlarını görevlerinden aldı. Sonunda, köylüler parlamenter cumhuriyet dönemi boyunca, çeşitli yerlerde kendi öz yavrusuna, orduya karşı ayaklandılar. Burjuvazi, onları, sıkıyönetim ve idamlarla cezalandırdı ve şimdi de, bu aynı burjuvazi, yığınların, Bonaparte uğruna kendisine ihanet eden "vile multitude"ün[46*] alıklığına yanıp yakılıyor. Köylü sınıfın Imperialismus'unu[47*] alabildiğine güçlendiren, bu köylü dinine vücut veren koşulları olduğu gibi saklayan burjuvazinin kendisidir. Elbette ki, burjuvazi, yığınların ahmaklığından ancak tutucu olarak kaldıkları sürece korkabilir, zekalarından ise onlar devrimci olur olmaz korkmaya başlar.
Hükümet darbesinin ertesinde meydana gelen ayaklanmalarda, Fransız köylülerinin bir bölümü, silah elde, kendi 10 Aralık oylarını protesto ettiler. 1848'den beri geçirdikleri deneyler onları akıllandırmıştı. Ne var ki, onlar, kendilerini tarihin cehennemine teslim etmişlerdi ve tarih de onları hemen teslim aldı. Ayrıca, köylülerin çoğunluğu kendi yanılsamalarının o ölçüde tutsağı idiler ki, hâlâ, en kızıl illerde köylü nüfus, açıkça Bonaparte için oy verdi. Onlara göre, Ulusal Meclis, Bonaparte'ı hareketten alıkoymuştu, ve o, düpedüz, kentlerin, kırların iradesini hapsettiği bağları koparmıştı. Köylüler, yer yer, Napoléon'un yanına, bir de Konvansiyon koymak gibi acaip bir fikir bile besliyorlardı. Birinci devrim, yarı-serf köylüleri özgür toprak sahipleri durumuna dönüştürdükten sonra, Napoléon, kısmetlerine çıkan toprakları rahat rahat işletmelerini ve toprak sahibi olmanın çocukça coşkusunu tadabilmelerini sağlayacak koşulları düzenledi ve sağlamlaştırdı. Ama işte tam da köylünün bu tarlası, toprağın bölünmesi, Napoléon'un sağlamlaştırdığı bu mülkiyet (sayfa 578) biçimidir ki, şimdi Fransız köylüsünü yıkıma götürüyor. Fransız feodal köylüsünü küçük toprak sahibi köylü ve Napoléon'u da imparator yapan maddi koşullar, açıkça bunlardır. Şu kaçınılmaz sonucu: yani tarım koşullarının gitgide ağırlaşması, tarımcının gitgide daha çok borçlanması sonucunu yaratmak için iki kuşak yetti. 19. yüzyılın başında, Fransız köylü nüfusunun özgürlüğünün ve zenginleşmesinin zorunlu koşulu olan bu "napolyonca" mülkiyet biçimi, yüzyıl boyunca, köylünün köleliğinin ve yoksullaşmasının en birinci nedeni haline geldi. Ve işte İkinci Bonaparte'ın savunmak durumunda olduğu "idées napoléoniennes"in[48*] birincisi kesinlikle budur. İkinci Bonaparte, köylülerin yıkımlarının nedenini, bizzat küçük toprak mülkiyetinde değil de, onun dışında ikincil sıradan koşulların etkisinde aramak gerektiği yanılsamasını paylaşmakta devam ederse, girişeceği bütün deneyimler, üretim ilişkilerine dokunur dokunmaz, köpük balonları gibi yok olacaklardır.
Küçük toprak mülkiyetinin ekonomik gelişmesi köylülüğün toplumun öteki sınıfları ile ilişkilerini tepeden tırnağa altüst etmiştir. Napoléon zamanında, toprağın parçalara bölünmesi, kentlerdeki serbest rekabet ve ilk adımlarını atan büyük sanayi sistemini kırda da tamamlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Köylü sınıfının yararlandığı kayırılma bile, yeni burjuva toplumunun çıkarına idi. Yeni yaratılan bu sınıf, burjuva düzeninin, kentlerin kapılan dışında da uzanması, burjuva düzeninin ülke çapında gerçekleşmesi idi. Bu sınıf, yeni devrilmiş olan toprak aristokrasisine karşı her yerde hazır bulunan bir protesto oluşturuyordu. Eğer o iltimaslı bir muamele gördüyse, kendisi de, bütün öteki sınıflardan daha fazla olmak üzere, feodallerin yeniden kalkınmalarına karşı bir saldırı üssü sağlıyordu. Küçük toprak mülkiyetinin Fransız toprağına saldığı kökler, feodalitenin bütün besinini alıyordu elinden. Onun kurduğu engeller, burjuvazi için, eski feodal beylerin her türlü saldırgan geri dönüşlerine karşı, doğal bir sur oluşturuyordu. Ama 19. yüzyıl boyunca, kent tefecileri feodal beylerin; ipotek, toprağa bağlı feodal yükümlülüklerin; burjuva sermayesi ise aristokratik (sayfa 579) toprak mülkiyetinin yerini aldı. Köylünün küçük toprak parçası, artık, kapitaliste topraktan kâr, faiz ve rantı çekip almasına ve köylünün kendisine de nasıl olup da gündeliğini çıkarabileceğinin tasasını bırakmasına olanak veren bir bahaneden başka bir şey değildir. Toprak üzerine binen ipotek borçları, Fransız köylüsünü, İngiltere'nin bütün kamu borçları faizi kadar önemli bir ödeme yapmak zorunda bırakmaktadır. Kendi gelişmesi, onu, kaçınılmaz olarak, sermayeye karşı bir kölelik durumuna sokan küçük toprak mülkiyeti, Fransız ulusunu birer mağara adamları durumuna getirdi. Onaltı milyon köylü (kadınlar ve çocuklar dahil) mağaralarda oturuyorlar, bu mağaraların büyük bir kısmının yalnız bir deliği var, küçük bir kısmının ise sadece iki ve en iyi olanların da ancak üç. Oysa bir baş için beş duyu ne ise, bir ev için de pencereler aynı şeydir. Yüzyılın başında, devleti, defne dalları ile gübrelediği yeni açılmış küçük tarlanın savunmasını gözetmekle yükümlü bir nöbetçi yapan burjuva düzeni, bugün, onun kanını ve iliğini emen ve onları sermayenin simyacı kazanına atan bir vampir olmuştur. Napoléon yasa sistemi artık hacizlerden ve zorunlu satış yasasından başka bir şey değil. Fransa'daki dört milyon (çocuklar vb. dahil) resmi yoksul, serseri, ağır suç işlemiş adam ve fahişelerin sayısına, bir de uçurumun kenarında takılı kalmış ve, ya kendisi köyde oturup durmadan denkleri ve çoluk çocukları ile kentlere göçen, ya da kentte oturup köye giden beş milyon ekleniyor. Bu durumda köylülerin çıkarı, Napoléon zamanında olduğu gibi, artık burjuvazinin çıkarları ile ve sermaye ile uyum halinde değil, çelişik bulunuyor. Bu bakımdan, köylüler, doğal olarak, müttefiklerini ve yol göstericilerini, ödevi burjuva düzenini devirmek olan kentlerin proletaryasında buluyorlar. Ama kuvvetli ve mutlak hükümet, ki bu ikinci Napoléon'un uygulamaya koymak durumunda olduğu ikinci "idée napoléonienne"dir, kesinlikle bu "ordre matériel"i[49*] açıkça, kuvvet yoluyla savunmaya çağırmaktadır. Onun için, bu "maddi düzen", Bonaparte'ın köylülere karşı bütün bildirgelerinde boyuna yinelenen bir slogan gibi iş görmektedir. (sayfa 580)
Sermayenin ona zorla kabul ettirdiği ipoteğin yanısıra, vergi de yüklenir küçük toprak mülkiyetinin sırtına. Vergi, bürokrasinin, ordunun, kilisenin, mahkemenin, kısaca bütün yürütme gücü aygıtının hayat kaynağıdır. Kuvvetli hükümet ve ağır vergiler, eşanlamlı iki terimdir. Küçük toprak mülkiyeti, kendi doğası gereği, çok güçlü ve çok kalabalık bir bürokrasiye temelden hizmet eder. Küçük toprak mülkiyeti, bütün ülke yüzeyinde eşit düzeyde ilişkiler ve kişiler yaratır, ve bu bakımdan da merkezi bir iktidar için bu aynı kitlenin her noktası üzerine aynı etkiyi uygulama olanağını doğurur. Halk yığını ile bu merkezi hükümet arasında yeralan, aracı, aristokratik tabakaları ortadan kaldırır. Dolayısıyla, her yandan, bu merkezi iktidarın dolaysız müdahalesine ve onun dolaysız organlarının işe karışmasına meydan verir. Nihayet, ne kırda, ne de kentte, iş bulamadıkları için bir çeşit saygıdeğer sadaka gibi memurluk görevleri araştıran ve bu görevlerin yaratılmasına yolaçan fazladan bir işsiz nüfus yaratır. Napoléon zamanında bu kalabalık hükümet personeli, yalnız doğrudan doğruya üretici değildi, şu anlamda ki, devletin kaldırdığı vergiler sayesinde, bu personel, yeni oluşan köylülük için, kamu işleri biçiminde, burjuvazinin kendi özel sanayiinin yardımı ile henüz gerçekleştiremediği şeyi gerçekleştiriyordu. Devlet vergisi, dolayısıyla, kent ile kır arasında değiş-tokuşu sürdürmek için gerekli bir zor aracı idi. Yoksa, küçük toprak sahibi köylü, Norveç,'te ve İsviçre'nin bir bölümünde olduğu gibi, kendi kendinden hoşnut bir kır adamı olarak kentli ile tüm ilişkisini keserdi. Napoléon, süngülerinin yardımı ile yeni pazarlar açarak ve Kıtayı yağma ederek, önceden kaldırılmış vergileri, ana parası ve faizi ile birlikte ödedi. Bu vergiler o zaman köylü sanayii için bir dürtü oluyordu, oysa şimdi bu sanayiin en son kaynaklarını da elinden alıyor, sonunda onu yoksulluğa karşı silahsız bırakıyorlar. Şeritlerle süslenmiş ve besili koskoca bir bürokrasi, işte İkinci Bonaparte'ın en çok hoşuna giden "idée napoléonienne". Nasıl hoşuna gitmesin ki, o kendisini, toplumun gerçek sınıfları yanında, kendi rejiminin devamını, kendisi için bir peynir ekmek sorunu haline gelen yapma bir kast yaratmak zorunda görüyor. Onun için son işlemlerinden biri de, memurların aylıklarının yeniden eski (sayfa 581) düzeyine yükseltilmesi ve yeni bir yiyim kapısı yaratılması oldu.
Bir başka "idée napoléonienne" hükümet aracı olarak, rahiplerin egemenliğidir. Yeni meydana gelmiş küçük toprak mülkiyeti, toplumla uyumu, doğa güçlerine karşı bağımlılığı ve kendisini yukarıdan koruyan otoriteye boyun eğişi ile doğal olarak dindar idiyse de, borçlar altında ezilen, toplum ile ve yüksek otorite ile arası bozulan, kendi dar sınırları dışına itilen küçük toprak mülkiyeti, doğal olarak dinsel değildir. Gökyüzü, henüz yeni ele geçirilen toprağın. önemsiz küçük parçasının pek hoş bir tamamlayıcısı idi, yağmuru ve güneş ışığını gönderiyordu. Ama gökyüzünün, küçük mülkiyetin yerini tutması istenirse, bu, bir hakaret olur. O andan itibaren rahip, artık yalnız İkinci Bonaparte zamanında, Napoléon zamanında olduğunun tersine, kentlerde, köylü rejiminin düşmanlarını gözlemekle değil, köyde, Bonaparte'ın düşmanlarını gözlemekle görevli yeryüzü polisinin kutsanmış köpeği gibi görünür. Roma'ya karşı sefer, gelecek kez, bizzat Fransa'da ama Bay de Montalembert'in istediğinden bambaşka bir doğrultuda olacak.
Temel "idée napoléonienne", nihayet, ordunun üstünlüğü idi. Ordu, küçük köylülerin "le point d'honneur"[50*] idi, onlar dışarıda yeni mülkiyet biçimini savunurken, yeni kazandıkları milliyeti yüceltirken, dünyayı yağmalar ve altüst ederken, bizzat kahramanlara dönüşmüştüler. Üniforma onların kendi devlet giysisi idi, savaş onların şiiri, imgelemde uzatılan ve genişletilen tarla yurttu, ve yurtseverlik, mülkiyet duygusunun en ülküsel biçimiydi. Ama şimdi, Fransız köylüsünün, kendilerine karşı mülkiyeti savunmak zorunda olduğu düşmanlar, artık kazaklar değil, haciz memuru ve tahsildardı. Tarla, artık yurt denilen yerde değil, ipotek kayıtlarında bulunuyor. Ordunun kendisi bile, artık köylü gençliğin çiçeği değil, kır lümpen-proletaryasının bataklık çiçeğidir. Ordunun büyük bölümü, tıpkı İkinci Bonaparte'ın Napoléon'un yerini alması, onun yerine geçmesi gibi, başkalarının yerine bedel karşılığında asker olanlardan, başkalarının yerini alanlardan oluşuyor. Onun başarısı, şimdi, bir jandarma hizmeti olarak, köylüleri, dağ keçisi avlar gibi (sayfa 582) avlamaktan ibarettir, ve kendi sisteminin iç çelişkileri, 10 Aralık derneği başkanını Fransız sınırları dışına ittiği zaman, ordu, birkaç haydutluktan sonra, gittiği yerde, artık defne dalları devşirmeyecek, dayak yiyecek.
Görüldüğü gibi bütün "idées napoléoniennes", henüz gelişmemiş ve henüz gençlik tazeliğindeki küçük toprak mülkiyetinin çıkarlarına uygun fikirlerdir. Yaşlılık aşamasına geçmiş küçük toprak mülkiyetinin çıkarları ile çelişiktirler. Bu fikirler küçük toprak mülkiyetinin cançekişme sanrılarından başka bir şey değildir, tümce biçimine dönüşen sözcüklerdir, hayalet biçimine geçen ruhlardır. Ama Fransız ulusunun kitlesini geleneğin ağırlığından kurtarmak, özgür kılmak ve devlet ile toplum arasında var olan çözümlenemez çelişkiyi bütün arılığı ile ortaya çıkarmak için, bir imparatorculuk taklidi zorunluydu. Küçük toprak mülkiyetinin gittikçe artan çöküşü ile birlikte, onun üzerine kurulan devlet yapısı da yıkılıyor. Modern toplumun gerektirdiği siyasal merkeziyet, ancak, eskiden feodalizme karşı savaşmak için türetilen hükümet aygıtının, askeri ve bürokratik aygıtın kalıntıları üzerinde yükselebilir. [Devlet aygıtının yıkılması, merkezileşmeyi tehlikeye düşürmeyecektir. Bürokrasi, henüz, karşıtının, feodalitenin etkisinde bulunan bir merkeziyetin alt ve kaba biçiminden başka bir şey değildir. Napoléon'un yeniden tahta çıkışından umutsuzluğu düşen Fransız köylüsü, kendi küçük işletmesine olan inancını yitiriyor, bu küçük mülkiyet üzerine kurulu bütün devlet yapısını deviriyor ve proletarya devrimi, böylece koroyu gerçekleştiriyor, bu koro olmadan onun solosu bütün köylü uluslarda bir cenaze marşı halini alıyor.][51*]
Fransız köylülerinin durumu, bize, İkinci Bonaparte'ı ,Sina tepesine götüren, ama yasaları almak için değil de vermek için götüren 20 ve 21 Aralık seçimlerinin sırrını açıklıyor. Doğrusunu[52*] isterseniz, Fransız ulusu, bu uğursuz günlerde, diz çöküp her gün "Aziz genel oy, bizim için dua ediniz!" diye yalvaran demokrasiye karşı çok büyük bir günah (sayfa 583) işledi. Genel oy hakkının tutkunları, besbelli ki, onların lehinde o kadar büyük şeyleri gerçekleştiren Bonaparte II'yi bir Napoléon'a, bir Saül'ül[303] bir Aziz Paul'e ve bir Simon'u[304] bir Aziz Pierre'e dönüştüren böyle şaşılası olağanüstü bir güçten vazgeçmek istemiyorlar. Halkın düşüncesi, onlarla, seçim sandığı aracılığı ile konuşuyor, Tanrının da peygamber Ezekiel[305] aracılığı ile kuru-kemiklerle konuşması gibi: Haec dicit dominus deus ossibus suis: Ecce, ego intro mittan in vos spiritum et vivelit. (Şöyle konuştu Ulu Tanrı kuru-kemiklerine: İşte, ben size ruh vereceğim, ve siz yaşayacaksınız!)
Burjuvazinin, açıkçası, o zaman, Bonaparte'ı seçmekten başka bir seçeneği yoktu. Zorbalık ya da anarşi. Elbette zorbalıktan yana kullandı oyunu. Constance'daki din bilginleri toplantısında,[306] püritenler, papaların sefih yaşayışlarından yakındıkları ve törelerde bir reform yapmanın zorunluluğu üzerine sızlandıkları zaman, kardinal Pierre d'Ailly, gök gibi gürleyen bir sesle haykırdi onlara: "Yalnız, şeytanın ta kendisi kurtarabilir Katolik Kilisesini, siz ise melekleri istiyorsunuz!" Onun gibi, Fransız burjuvazisi de darbenin ertesi günü bağırdı: Artık yalnız, 10 Aralık derneğinin başkanı kurtarabilir burjuva toplumunu! Artık yalnız hırsızlık kurtarabilir burjuva toplumunu! Yalnız piçlik, aileyi; düzensizlik, düzeni kurtarabilir![53*]
Kendini toplumdan bağımsız kılan bir yürütme gücü olarak, Bonaparte, misyonunun "burjuva toplumunun" güvenini sağlamak olduğunu hissediyor. Ama bu burjuva takımının gücü orta sınıftır. Onun içindir ki, kendisine, bu sınıfın temsilcisi gözüyle bakıyor, ve bu anlayışla kararnameler yayınlıyor. Ama Bonaparte'ın kendisi bir şeyse eğer, bu, orta sınıfın siyasal etkinliğini kırdığı ve her gün de kırmakta olduğu içindir. Onun içindir ki, kendisini, orta sınıfın siyasal ve edebi gücüne karşı hasım olarak görüyor. Ama, burjuvazinin maddi gücünü korumakla, onun siyasal gücünü yeniden yaratıyor. Bunun içindir ki, bir yandan, kendini gösterdiği her yerde sonucu yok ederken, nedeni alıkoyması (sayfa 584) gerekiyor. Ama bütün bunlar, neden ile sonuç arasında küçük küçük karışıklıklar olmadan yapılamıyor, çünkü biri ve öteki, karşılıklı etki ve tepkileri içinde ayırdettirici niteliklerini yitiriyorlar. Sınır ayrımı çizgisini silen yeni kararnameler bundan ileri geliyor. Aynı zamanda, Bonaparte, köylülerin ve genel anlamda halkın, burjuva toplumu sınırları içinde alt sınıflara mutluluk getirmek isteyen temsilcisi olmak sıfatıyla, kendini, burjuvaziye karşı görüyor. "Hakiki Sosyalistleri"[213] peşinen hükümete ilişkin bilgeliklerinden yoksun bırakan kararnameler bundan ileri geliyor. Ama Bonaparte, kendisini her şeyden önce, kendisinin de, çevresinin de, hükümetinin ve ordusunun da ait bulunduğu lümpen-proletaryanın, en birinci derdi kendi çıkarlarına özen göstermek ve Devlet Hazinesinden Kaliforniya piyangolarının biletlerini çekmek olan lümpen-proletaryanın temsilcisi olarak, 10 Aralık derneğinin başkanı olarak görüyor. Ve, kararnamelerle de, kararnameler olmadan da ve kararnamelere karşın da 10 Aralık derneğinin başkanı olduğunu olumluyor.
Adamın bu çelişik görevi, onun hükümetinin çelişkilerini, kimi kez şu ya da bu sınıfı kazanmaya, kimi kez de aşağılamaya çalışan ve en sonunda bütün sınıfları kendisine karşı ayağa kaldıran anlamsız o yanı bu yanı yoklayışlarını açıklıyor. Pratikteki bu kararsızlık, bellisizlik, hükümet işlerindeki buyurgan, kesin üslupla, körü körüne amcadan kopya edilen üslupla, çok komik bir karşıtlık meydana getiriyor.
Sanayi ve ticaret, dolayısıyla orta sınıfın işleri, kuvvetli bir hükümetin yönetiminde, sıcak bir serada imiş gibi serpilip gelişmelidir. Dolayısıyla, bir sürü demiryolu hattı imtiyazı verilmesi. Ama aynı şekilde bonapartçı lümpen-proletaryayı da zenginleştirmek gerekir. Dolayısıyla, borsada acemilerin demiryolları imtiyazları üzerine dolap çevirmeleri. Ama hiç bir sermaye, demiryolları yapımını finanse etmeye talip olmaz. Banka, demiryolu kumpanyalarının hisse senetleri üzerinden avans vermeye zorlanır. Ama aynı derecede banka, şahsen sömürülmek de istenir, onun için de pohpohlanır. Banka haftalık bilançosunu yayınlamak yükümünden bağışlanır. Bankanın hükümetle aslan payı antlaşması. Ama halka iş vermek gerekir. Dolayısıyla, kamu işleri yapılması emredilir. Ama kamu işleri halkın mali yükünü artırır. (sayfa 585) Dolayısıyla, yıllık devlet rantları (faizleri) %5'ten %4,5'a çevrilerek rant sahiplerinin zararına vergiler düşürülür. Ama birkaç parmak bal da orta sınıflara vermek gerekir. O halde şarap vergisi, şarabı "au detail"[54*] satın alan halk için iki katına çıkartılır, şarabı "en gros"[55*] içen orta sınıflar için yarıya indirilir. Mevcut işçi örgütleri dağıtılır, ama ortaklığın gelecekteki harikaları kutlanır. Köylülerin yardımına koşmak gerekir. O halde köylünün borçlanmasını ve mülkiyetinin tek elde toplanmasını kolaylaştıran toprak kredi bankaları kurulur. Ama bu bankalar, Orleans sülalesinin müsadere edilen malları üzerinden para elde edilmesine hizmet etmelidir. Ama hiç bir kapitalist, kararnamede bulunmadığından, böyle bir koşulu kabul etmek istemediği için, toprak bankası, basit bir kararname olarak kalır vb., vb..
Bonaparte, toplumun bütün sınıflarının ataerkil velinimeti olarak ortaya çıkmayı isterdi. Ama hiç bir sınıfa, öteki sınıftan almaksızın bir şey veremez. Tıpkı Frondel[278] çağında, bütün mallarını yandaşlarının kendisine karşı yükümlülük haline dönüştürdüğü için Guise dükü hakkında Fransa'nın en iyiliksever adamı denmesi gibi, Bonaparte da, Fransa'nın en iyiliksever adamı olmak ve Fransa'nın bütün mülkiyetini, bütün emeğini kendisine karşı kişisel bir yükümlülük haline dönüştürmek isterdi. Sonra gene Fransa'ya armağan etmek üzere, ya da daha doğrusu Fransız parasıyla yeniden satın almak üzere, bütün Fransa'yı çalmak isterdi, çünkü 10 Aralık derneği başkanı olmak sıfatıyla kendisine ait olması gerekeni satın alması gerekir. Bütün devlet kurumları, Senato, Danıştay, Yasama Organı, Légion d'honneur, asker madalyaları, genel çamaşırhaneler, kamu hizmetleri, demiryolları, erler hariç olmak üzere, ulusal muhafızın genelkurmayı, Orleans sülalesinin müsadere edilen malları, —bütün bunlar— alım-satım konusu haline geldiler. Ordudaki ve hükümet mekanizmasındaki her makam, bir satınalma aracı haline gelir. Ania Fransa'dan çalınmış olanın yeniden Fransa'ya verildiği bu sürecin en önemli özelliği, tedavül sırasında, 10 Aralık derneğinin liderinin ve üyelerinin ceplerine giden yüzdelerdir. Bay De Morny'nin (sayfa 586) metresi kontes L.'nin, Orleans sülalesinin mallarının müsaderesini nitelendirmek için kullandığı nükte: "C'est le premier vol[56*] de l'aigle"[57*] sözü, zaten artık kartal olmaktan çok bir karga olan bu kartalın bütün uçuşlarına uygulanabilir. Onun kendisi ve yandaşları, İtalyan azizinin, daha yıllar boyu tüketemeyeceği kadar bol olan mallarını büyük bir gösterişle sayıp duran cimriye verdiği öğüdü her gün birbirlerine yinelediler: "Tu fai il conto sopra i beni, bisogna prima far il conto sopra gli anni,"[58*] Yılların hesabında bir yanlış yapmamak için dakikaları sayıyorlar. Sarayda, bakanlıklarda, yönetimin ve ordunun başında tıklım tıklım bir maskaralar kalabalığıdır gidiyor, ve bu kalabalık için söylenebilecek en iyi şey, bunun, sırmalı giysileri içinde Soulouque'un en yüksek mevkideki kişilerinki gibi gülünç bir kasılmayla ayak altında dolanan gürültücü, kötü ün salmış, yağmacı, derbederler takımı olduğudur. Eğer bu kalabalığın ahlâkçısının Véron-Crevel [59*] ve düşünürünün de Granier de Cassagnac olduğu düşünülecek olursa, kişi, 10 Aralık derneğinin bu yüksek tabakasını açıkça gözünde canlandırabilir. Guizot, kendi başkanlığı zamanında bu Granier'yi, bir küçük gazetede hanedan muhalefetine karşı kullandığı zaman "C'est le roi des drôles"[60*] diye övmek alışkanlığındaydı. Bonaparte'ın sarayına ve kliğine ilişkin olarak, Kral Naipliğini[307] ya da Louis XV'i anımsamak yanlış olur. Çünkü "... Fransa daha önce de bir sürü metres hükümeti görmüştür: ama, henüz, hiç bir zaman bir hommes entretenus [61*] hükümeti görmedi."
Durumunun gerektirdiği çelişkilerin baskısı altında, bir yandan Napoléon'un yerini dolduracak kişi olarak, bir hokkabaz gibi, kamuoyunun gözünü kendi üzerinde tutmak (sayfa 587) zorunluluğu altında, sürekli şaşkınlık yaratarak, yani her gün minyatür bir hükümet darbesi yapmak zorunluluğu altında, Bonaparte, bütün burjuva ekonomisinin altını üstüne getiriyor, 1848 Devrimi için ihlâl edilmez görünen her şeyi ihlâl ediyor; kimilerini devrime boyun eğmiş, kimilerini de devrim ister duruma getiriyor ve hükümet mekanizmasından hükümet mekanizması halesini çekip çıkartarak, onu hiçe sayarak, onu aynı zamanda hem rezil hem de gülünç ederek bizzat düzen adına anarşi yaratıyor. Paris'te Tréves'in (Trier'nin) Kutsal Libası'na[308] tapınmayı, Napoléon'un imparatorluk pelerinine tapınma olarak tazeliyor. Ama imparatorluk pelerini en sonunda Louis Bonaparte'ın omuzlarından düştüğü gün, Napoléon'un tunçtan heykeli, Vendöme dikilitaşının[257] tepesinden gümbürtüyle devrilecektir. (sayfa 588)
Aralık 1851-Mart 1832'de
Marx tarafından yazıldı
1852'de New-York'ta,
Die Revolution, n° l'de yayınlanmıştır.
İmza: Karl Marx
Dipnotlar
[1*] Amerikan içsavaşı sırasında St. Louis bölgesinin askeri komutanı. [Marx'ın notu.]
[2*] Oniki küçük İbrani peygamberinden biri. -Ed.
[3*] Sarı eldivenli cumhuriyetçi. -ç.
[4*] El darbesi. -ç.
[5*] Kafa darbesi. -ç.
[6*] Gœthe'nin Faust'undaki Mefisto. -Ed.
[7*] Vergi verenlerin seçmen olabildiği seçim sistemi. -ç.
[8*] Seçme hakkını kazanabilmek için verilmesi gereken en az vergi miktarı. -ç.
[9*] Banko yapmak. -ç.
[10*] "Kardeş, bir gün öleceksin!" - Katolik tarikatı mensupları birbirlerini bu sözlerle selamlarlardı. -Ed.
[11*] Bkz: Fransa'da Sınıf Savaşımları 1848-1850
[12*] Romalı senatörlere verilen ad. -ç.
[13*] Olayları kendi haline bırakmak. -ç.
[14*] "Kötü kuyruğu" ya da "sırtının kamburu". -ç.
[15*] Belirsiz bir tarihe kadar. -ç.
[16*] Pronunciamento, İspanya ve Güney Amerika'da iktidarı ele geçirme yöntemi. -ç.
[17*] Göreceğiz. -ç.
[18*] "Siz palavracıdan başka bir şey değilsiniz." -ç.
[19*] Başkalarının suçunu ya da davranışını üstlenen gölge adam anlamında. -ç.
[20*] Plus IX. -Ed.
[21*] Hükümet tahvilleri. -Ed.
[22*] "Evet, evet, hayır hayır!" (Tekhecelilik esprisine uygun düşmesi için, sözleri Fransızca olarak bıraktık.) -ç.
[23*] Özyönetim. -ç.
[24*] Hükümet darbesi. -ç.
[25*] Kurala uygun şantaj. -ç.
[26*] Derbeder. -ç.
[27*] "Düpedüz." -ç.
[28*] İngilizce metinde (s. 443) "Nick Bottom". [286] -ç.
[29*] "Yaşasın imparator!" -ç.
[30*] İngilizce metinde "gizli dolandırıcılar ve hırsızlar derneği" sözcükleri yerine "Schufterle'lerin ve Spiegelberg'lerin[287] gizli derneği" sözcükleri yer alıyor. -ç.
[31*] "Yaşasın Napoléon! Yaşasın sucuklar!" -ç.
[32*] Bayramdan sonra (ya da iş işten geçtikten sonra). -ç.
[33*] İngilizce metinde "28 Mayıs". -ç.
[34*] The Economist, 10 Ocak 1852, s. 29-30. -Ed.
[35*] Yüksek dolandırıcılar (ya da, üçkağıtçılar). -ç.
[36*] Daguerre tarafından bulunmuş en eski fotograf aygıtı, ve bu yöntemle elde edilen imge. -ç
[37*] Haldeki satıcı kadınlar. -ç
[38*] "Elli yıl içinde, Avrupa, ya cumhuriyetçi ya da kazak olacak." -ç.
[39*] "Kazak Cumhuriyeti." -ç.
[40*] Yunan mitolojisinde, Ulysses'in yoldaşlarını domuz haline getirip Aiaie adasında bir yıl alıkoyan büyücü kadın. -Ed.
[41*] 1851 hükümet darbesinden sonraki. -ç.
[42*] "Şubat devriminin..." diye başlayan ve "... büyü de bozuldu." diye biten iki paragraf, İngilizce metinde bulunmamaktadır. -ç.
[43*] "Bu, sosyalizmin tam ve kesin zaferidir." -ç.
[44*] Shakespeare, Hamlet, I. Perde,. V. Sahne. -Ed.
[45*] "Babalığın arştırılması yasaktır." -ç.
[46*] "Aşağılık kalabalık". -ç.
[47*] Almanca baskıda Imperialismus olan bu terim, İngilizce metinde (s. 480) "empire sentiments" ("imparatorluk tutkusu") olarak çevrilmiş; Fransızca metne (s. 106) "l'impériaisme" olarak aktarılmış, ama buraya bir not düşülerek, emperyalizm ile "culte de l'empereur"ün ("imparatorluğu putlaştırma"nın) sözkonusu olduğu belirtilmiştir. Bir bütün halinde, deyimi, "köylü sınıfın, imparatorluğu putlaştırma [eğilimi]" olarak düşünmek uygun olacaktır kanısındayız. -ç.
[48*] "Napolyonca düşünceler"; 283 nolu açıklayıcı nota bakınız. -ç.
[49*] "Maddi düzen." -ç.
[50*] "Onur sorunu." -ç.
[51*] Köşeli parantez içine aldığımız bu kısım İngilizce metinde, "Marx'ın bu bölümü 1869 baskısından çıkardığı" belirtilerek, dipnotta verilmektedir. -ç.
[52*] "Doğrusunu..." diye başlayan tümceden paragrafın sonuna kadar olan kısım, İngilizce metinde (bkz: s. 484) yer almamaktadır. -ç.
[53*] Son iki tümce İngilizce metinde (s. 484) şöyledir: "Yalnız hırsızlık, mülkiyeti kurtarabilir; yalnız yalan yemin, dini; piçlik, aileyi; düzensizlik, düzeni." -ç.
[54*] Perakende (ya da, azar azar). -ç
[55*] Toptan (ya da, bol bol) . -ç.
[56*] Vol, hem "uçuş" ve hem de "hırsızlık" demektir. [Marx'ın notu.]
[57*] "Bu, kartalın ilk uçuşudur (hırsızlığıdır)." (Burada, Fransızca "vol" sözcüğünün, "uçuş" ve "hırsızlık" gibi çift anlamlılığından yararlanılarak sözcük oyunu yapılıyor.) -ç.
[58*] "Mallarını sayıp duracağına, yaşayacak kaç yılın kaldığını saymaya başlasan daha iyi edersin." -ç.
[59*] Kuzen Bette adlı yapıtında Balzac, tümüyle ahlâksız Parisli darkafalıyı, Constitutionnel'in sahibi Dr. Véron'a benzeterek çizdiği Crevel ile canlandırmaktadir. [Marx'ın notu.]
[60*] "Bu, maskaralar kralıdır." -ç.
[61*] Aktarılan sözcükler Madame Girardin'indir. [Marx'ın notu.] Hommes entretenus: kapatma erkekler. -ç.
[51] Burada Fransa'daki 1848 Şubat devrimine değiniliyor. -489
[53] Burada Fransız burjuvazisi tarafından korkunç bir vahşetle bastırılan Paris işçilerinin 23-26 Haziran 1848'de giriştikleri kahramanca ayaklanmaya değiniliyor. -485
[65] Meşruiyetçiler — Büyük topraklı soyluların çıkarlarını temsil eden ve 1830'da devrilmiş olan "meşru" Bourbon hanedanı yandaşları, Finans aristokrasisine ve büyük burjuvaziye dayanarak hüküm sürmekte olan Orleans hanedanına (1830-48) karşı savaşımlarında, meşruiyetçilerin bir kesimi toplumsal demagojiye sığınmış ve kendilerini burjuvazinin sömürüsüne karşı çıkan halkın savunucusuymuş gibi göstermeye kalkmışlardır. -496
[98] In partibus infidelium (kafirler diyarında) — Hıristiyan olmayan ülkelerde salt adı var kendi yok piskoposluk bölgelerine atanan katolik piskoposlara verilen ek bir ünvan. Bu deyim Marks'on ve Engels'in yapıtlarında, çoğu kez, bir ülkedeki fiili durumu görmezden gelerek yurtdışında kurulmuş olan mülteci hükümetler için kullanılmaktadır. -482
[100] Orleancılar — 1830 Haziran devrimi ile iktidara gelen ve 1848 Devrimi ile devrilen Bourbon hanedanı yandaşları. Bunlar mali aristokrasinin ve büyük burjuvazinin çıkarlarını temsil ediyorlardı.
İkinci Cumhuriyet döneminde (1848-51) meşruiyetçiler ve orleancılar birleşik tutucu "düzen partisi"nin çekirdeğini oluşturdular. -496
[116] Temmuz Monarşisi — Louis-Philippe yönetiminin bir evresine (1830-1848) verilen ad. Bu evre, adını Temmuz Devriminden almıştır. -484
[122] La National — 1830'dan 1851'e kadar Paris'te çıkan günlük bir Fransız gazetesi; ılımlı burjuva cumhuriyetçilerin organı. Bunların Geçici Hükümetteki esas temsilcileri Marrast, Bastide ve Garnier Pagès idi.
[127] Cumhuriyetin bayrağının ne olması gerektiği sorunu üzerinde ateşli bir savaşımdır başladı. İşçiler kızıl bayrağın Cumhuriyetin bayrağı olarak ilan edilmesini istiyorlardı. Burjuvalar üçrenkli bayrağı istiyorlardı. Savaşım, Şubat günleri için tipik bir uzlaşma ile sonuçlandı: Cumhuriyetin bayrağı, kırmızı bir rozeti olan üçrenkli bayrak olarak ilan edildi. -494
[132] Lazzaroni — İtalya'da deklase, lümpen-proleter öğelere verilen ad; Lazzaroni, gerici-monarşist çevreler tarafından liberal ve demokratik hareketlere karşı kullanılıyordu. -530
[134] Halkın 15 Mayıs 1848'deki gösterisi sırasında Paris işçileri ve zanaatçıları Kurucu Meclisin toplantı halinde olduğu salona daldılar, meclisin dağıtıldığını ilan ettiler ve devrimci bir hükümet kurdular. Ama göstericiler çok geçmeden ulusal muhafızlar ve askeri birlikler tarafından dağıtıldılar. Blanqui, Barbès, Albert, Raspail, Sobrier ve öteki işçi önderleri tutuklandılar. -484
[137] 16 Nisan 1848'de, işçilerin "emeğin örgütlenmesi” ve "insanın insan tarafından sömürülmesinin kaldırılması” istemlerini taşıyan bir dilekçeyi hükümete sunmak amacıyla Paris'te düzenledikleri barışçıl gösteri; özellikle bu gösteriyi dağıtmakla görevlendirilen ulusal muhafız tarafından durdurulmuştu. - 501
[139] Journal des Débats politiques et littèraires — 1789'da Paris'te kurulmuş günlük bir Fransız burjuva gazetesi. Temmuz monarşisi sırasında hükümetin gazetesiydi, orleancı burjuvazinin organıydı. 1848 Devrimi sırasında gazete, karşı-devrimci burjuvazinin, düzen partisi denilen partinin görüşlerini dile getiriyordu. -482
[143] Zambak — Bourbon hanedanının arması; Menekşe — Bonapartçıların arması. -501
[147] Düzen Partisi — Tutucu büyük burjuvazinin 1848'de kurulmuş bir partisi. Bu parti Fransız monarşistlerinin iki hizbinin koalisyonu halindeydi -meşruiyetçilerin ve orleancıların; 1849'dan 2 Aralık 1851 hükümet darbesine kadar, bu parti, İkinci Cumhuriyetin yasama meclisinde önde gelen bir konuma sahip olmuştur. -496
[148] 1814-30 Restorasyonu — Fransa'da Bourbon hanedanının ikinci kez tahtı elde bulundurduğu dönem, soyluların ve kilisenin çıkarlarını koruyan Bourbon'ların gerici rejimi, 1830 Temmuz devrimiyle yıkılmıştır. -496
[149] 7 Marttan 3 Nisana (1849) kadar, Bourges kendi, 15 Mayıs 1848 olaylarına katılanların yargılanmasına tanık oldu. Barbès ömür boyu, Blanqui on yıl, Albert, De Flotte, Sobrier, Raspail ve ötekiler ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar. -509
[158] La Presse — 1836'dan 1839'a kadar Paris'te yayınlanan günlük bir Fransız gazetesi; 1840'larda küçük-burjuvazinin istemleri ılımlı anayasal reformlarla sınırlı olan kesiminin görüşlerini dile getiriyordu; 1850'lerde ise ılımlı cumhuriyetçilerin gazetesiydi. -526
[159] Burada, Bourbon hanedanından oluşuna dayanarak Fransız tahtı üzerinde hak iddia eden ve kendisini Henry V dedirten Kont Chambord'a değiniliyor. Wiesbaden'a ek olarak Ems de onun Batı Almanya'da oturmakta olduğu yerler arasındaydı.
[160] 1848 Şubat Devriminden sonra Fransa'dan kaçmış olan Louis-Philippe Londra civarındaki Clanemont'da kalmaktaydı. -506
[178] Burgravlar, yasama meclisinin yeni bir seçim yasası hazırlamakla görevli komitesindeki önde gelen 17 orleancı ve meşruiyetçi üyeye, sınırsız -yetki iddiasında bulunmaları ve gerici özlemler taşımaları yüzünden verilen addı. Bu ad, Victor Hugo'nun tarihsel piyesinden alınmıştı. Bu piyes, imparator tarafından atanan "burg" (kale) komutanına Burg-Grof dendiği ortaçağ Almanya'sında geçiyordu. -524
[179] L'Assemblée nationale — Monarşist meşruiyetçi eğilimde günlük bir Fransız gazetesi; 1848'den 1857'ye kadar Paris'te yayınlanmıştır. 1848 ile 1851 arasında meşruiyetçiler ile orleancıların birleşmelerini desteklemiştir. -551
[213] Burada Alman Sosyalizminin ya da "Hakiki Sosyalizm"in temsilcilerinin yapıtlarına değiniliyor. Bu, 1840'larda, Almanya'da özellikle küçük-burjuva aydınlar arasında yaygın olan bir akımdı.
[246] Vandée eyaletinin (Fransa'da bir Batı eyaleti) köylülerini Fransız devrimine karşı verilen savaşıma katan Fransız kraliyetçilerinin 1793'de Vendée'de başlattıkları karşı-devrimci ayaklanmaya anıştırma. -438, 557.
[256] 1848'den 1851'e kadar Fransa'daki devrimci olayların somut tahliline dayanarak yazılmış olan bu yapıt, marksist yapıtların en önemlilerinden birisidir. Bu yapıtında Marks, tarihsel materyalizmin bütün temel öğretilerini -sınıf savaşımı ve proleter devrimi, devlet ve proletarya diktatörlüğü teorilerini- daha da geliştirmektedir. Özellikle önemli olan nokta, Marks'ın, proletaryanın burjuva devletine karşı takınacağı tutum konusunda ulaştığı sonuçtur. Marks, "Bütün devrimler bu mekanizmayı parçalayacakları yerde onu yetkinleştirmişlerdir" diyor. Lenin bu sözleri, marksist devlet öğretisinin en önemli önermesi olarak görmektedir.
Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'inde Marks, gelecek devrimde işçi sınıfının potansiyel müttefiki olarak köylülük sorununu tahlil etmeyi sürdürmüş, toplum yaşamında siyasal partilerin oynadıkları rolün anahatlarını çizmiştir.
Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'inin bu ciltte yeralan Türkçe metni, bu yapıtın Fransızcasından çevrilerek (K. Marx, Le 18 Brumaire de Louis Bonaparte, Editions Sociales, Paris 1963), Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i adı ile Sol Yayınları tarafından Mayıs 1976'da yayınlanmış birinci baskısındaki metnin bu cilt için düzenlenmiş yeniden basımıdır. -472
[257] Vendôme dikilitaşı, 1806-1810 tarihleri arasında Napolyon Fransası'nın anısına Paris'te dikilmiştir; ele geçirilen düşman toplarından elde edilen bronzlardan yapılmıştı ve üzerinde de Napoléon'un bir heykeli vardı. 16 Mayıs 1871'de, Paris Komününün emriyle, Vendôme dikilitaşı yıkıldı. Ama 1875'de gericiler tarafından yeniden onarıldı. -473, 588
[258] J. C. L. Simonde de Sismondi, Etudes sur l'economie politique, T. I, Paris 1837, s. 35. -474
[259] 2 Aralık 1851 — Louis Bonaparte'ın ve yandaşlarının Fransa'da giriştikleri karşı-devrimci darbesinin yapıldığı gün. -475
[260] Brumaire — Fransız cumhuriyetçi takviminde bir ayın adı.
18 Brumaire (9 Kasım) 1799 — Napoléon Bonaparte'ın askeri diktatörlüğünün kurulmasını sağlayan hükümet darbesinin yapıldığı gün, "18 Brumaire'in ikinci baskısı" sözleriyle Marks, 2 Aralık 1851 hükümet darbesini kastetmektedir. -477
[261] Bedlam — Londra'da bir akıl hastanesi. -480
[262] 10 Aralık 1848'de yapılan bir referandumla, Louis Bonaparte, Fransız Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı seçilmişti. -480
[263] "Mısır'daki bolluğun hasretini duymak" deyimi Tevrata dayanan bir efsaneden alınmıştır. Buna göre, İsraillilerin Mısır'dan çıkışları sırasında yüreksizler, çöllerde böyle sürüneceklerine Mısır'daki bolluk içinde ölmediklerine hayıflanmaktaydılar. -480
[264] Hic Rhodus, hic Salta! — Ezop'un bir masalından alınmış "işte hendek, işte deve!" anlamında gelen bir latin atasözü. -481
[265] 1848 Fransız Anayasasına göre, cumhurbaşkanı seçimlerinin her dört yılda bir Mayısın ikinci pazarı yapılmasını öngörüyordu. Mayıs 1852'de Louis Bonaparte'ın cumhurbaşkanlığı son bulmaktaydı. -482
[266] Kiliast (Yunanca "bin" anlamına gelen "khilias" söcüğünden) — İsa'nın bir ikinci kez yeryüzüne geleceğine ve bin yıllık bir hükümdarlık kuracağına ve o zaman, adalet, evrensel eşitlik ve refahın muzaffer olacağına ilişkin gizemli bir din inanışının savunucuları. -482
[267] Capitol — Roma'da bir tepe, Jupiter, Jonu ve öteki tanrıların taponaklarının yapıldığı bir müstahkem kale. Efsaneye göre, Rosa, MÖ 390 yılında, salt Jonu'nun tapınağından gelen kaz gürültülerinin Capitol bekçilerini uyandırması sayesinde Gaul'lerin istilasından kurtulmuştu. —487
[268] Roma tarihçisi Eusebius'a göre, İmparator Constantin I, 312'de, hasmı Maksentus karşısındaki zaferin arifesinde, gökyüzünde çarmıhın işaretini gördü. Üstünde şunlar yazılıydı: "Bu işaret altında kazanacaksın!” -487
[269] Heine'nin "Romanzero” ("İki Şövalye”) adlı şiirinin bir kahramanı. Şair, kendi savurganlıkları yüzünden yoksul düşen Polonyalılarla alay ediyor. (Marks, burada, Louis Bonaparte'ı anıştırıyor.) -487
[270] Burada, Mayıs ve Haziran 1815'de Napoléon Savaşlarına katılan ülkeler tarafından imzalanmış olan anlaşmalara değiniliyor. -488
[271] Anayasal Sözleşme — Fransa'da 1830 burjuva devriminden sonra yürürlüğe girmiştir; Temmuz monarşisinin temel yasasıydı. Görünüşte ulusun egemenlik haklarını ilan ediyor ve kralın gücünü bir miktar kısıtlıyordu. -489
[272] Clichy — 1826'dan 1867'ye kadar Paris'te borçlarını ödeyemeyenlerin kapatıldıkları cezaevi. -492
[273] İmparatorluk Muhafızları — Eski Roma'da generalin ya da imparatorun kendisi tarafından beslenen ve çeşitli ayrıcalıklardan yararlanan muhafızları. Bunlar sürekli olarak iç kargaşalıklara katılmışlar ve sık sık da kendi adamlarını alaşağı etmişlerdi. Burada ise, 10 Aralık Derneği kastediliyor. -495
[274] Burada, Mayıs 1849'dan Haziran 1849'a kadar Roma Cumhuriyetine karşı yapılan müdahaleye Napoli ve Avusturya krallıklarının ortaklaşa katılmalarına değiniliyor. -495
[275] Marks, burada Louis Bonaparte'ın yaşamındaki şu olaylara değiniyor: 1832'de Louis Bonaparte, Thurgau kantonunda İsviçre vatandaşlığına geçti; 1848'de İngiltere'de kalmakta olduğu sıra, özel olarak sivillerden oluşan polis kuvvetine gönüllü olarak katıldı. -495
[276] Caligula — Roma İmparatoru (37-41). İmparator Tiber'in akrabası. Caligula, Almanya'da askerler arasında kampta büyüdü. Adı, Roma askerinin postalı anlamına gelen caliga'dan gelir. Barbarlığı, ahlaksızlıkları ve sınırsız saçıp savurmaları ile ünlüdür, bir saray entrikası sonucu saray muhafızları tarafından öldürülmüştür. -498
[277] Yasama Meclisi Defterdarı, meclis tarafından meclisin ekonomik ve mali işlerine bakmakla ve güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiş milletvekillerine verilen addı. Burada sözü edilen tasarı, Ulusal Meclis Başkanına askeri birlikleri emri altına alma yetkisi veren ve kralcı defterdarlardan Le Flô, Baze ve Panat tarafından 6 Kasım 1851'de meclise sunulan, 17 Kasım tarihinde hararetli tartışmalardan sonra reddedilen yasa tasarısıdır. -500
[278] Fronde — 1648-1653 arasında Fransız soyluları ve burjuvaları arasında mutlakiyete karşı etkin olan bir hareket. Aristokrasi arasındaki önderleri vasallarından ve yabancı askeri birliklerden gelen desteğe dayanıyorlar ve kendi amaçlarına ulaşmak için köylü isyanlarından ve kentlerdeki demokratik hareketlerden yararlanıyorlardı. -502
[279] Schlemihl — Chamisso'nun bir öyküsünün kendi gölgesini satan kahramanı. -502
[280] Eriha — Ürdün'de, Şeria vadisinde eski bir kent. Efsaneye göre, Eriha'nın duvarları, Yeşu'nun borazan sesleriyle yıkılmış. -502, 586
[281] Papa Pius IX'un kendisini Fransa Kralı yapacağını uman Louis Bonaparte'ın planlarına anıştırma. Efsaneye göre İsrail kralı David'e peygamber Samuel, gelenek uyarınca krallık vaadetmişti. -514
[282] Napoléon I, Rus-Avusturya orduları karşısında 2 Aralık (20 Kasım) 1805'te Austerlitz'de (Moravya'da) zafer kazanmıştı. -514
[283] Louis Bonaparte'ın 1839'da Paris'te yayınlanan Des İdées napoléoniennes adlı kitabına anıştırma. -520
[284] Temmuz 1850'de yasama meclisinden geçen basın yasası, gazetelerin yayın yapma izni almak için yatırmak zorunda oldukları para miktarını epeyce artırıyor ve gazetelere ek olarak broşürlere de damga vergisi koyuyordu. -526
[285] Bu, Bonaparte'ın yaşamındaki şu iki olayı anıştırıyor: 30 Ekim 1836'da iki topçu alayının yardımıyla Strasbourg'da bir isyan çıkarmaya kalkıştı, ama isyancılar silahsızlandırıldı ve Louis Bonaparte tutuklandı ve Amerika'ya sürüldü. 6 Ağustos 1840'ta Boulogne yerel garnizonunda birlikleri bir ayaklanmaya kışkırtmayı denedi. Bu girişm de başarısızlığa uğradı. Ömür boyu hapse mahkum edildi, ama 1846'da Londra'ya kaçtı. -531
[286] Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunundaki dokumacı. -531
[287] Schufterle ve Spiegelberg, Schiller'in The Robbers adlı piyesinin iki karakteri. -532
[288] Bacchus ya da Dyonisos, eski Yunan mitolojisinin tanrısı. Önceleri insanın yaratıcı güçlerini uyandıran tanrı, sonradan şarap tanrısı. Büyük İskender'in Asya seferinden sonra Dyonisos'un da Hindistan ve öteki Asya ülkelerindeki gezisi miti ortaya çıkmıştır. -533
[289] Elysée gazeteleri — Bonapartçı eğilimdeki gazeteler; bu ad, cumhurbaşkanı iken Louis Bonaparte'ın Paris'te kalmakta olduğu Elysée sarayından gelmektedir. -533
[290] Marx, burada, Schiller'in bir dizesine benzetmeyle sözcük oyunu yapıyor. Ozan, neşeyi "Elysée kızı" olarak betimliyor. Klasik mitolojide, Elysiun ya da Champs Elysées (Elize tarlaları), cennet anlamına gelir. Champs Elysées, aynı zamanda Paris'te Louis Bonaparte'ın sarayının bulunduğu yerin de adıdır. -539
[291] İngilizlerin efsanevi kralları Arthur'un şövalyeler arasında öncelik hakkı çekişmesini önlemek için düşünüp bulduğuna inanılan Yuvarlak Masa ve bunun çevresinde oturan 12 şövalyeye anıştırma. -539
[292] Parlamentolar, 18. yüzyıl sonundaki burjuva devriminden önce yüksek adli organlardı. Krallık kararnamelerini düzenlerdi ve sözüm ona krala uyarıda bulunma, ülkenin örf ve yasalarına uymayan kararnameleri protesto etme hakkına sahipti. - 543
[293] Belle-Isle — Biskaye körfezinde siyasal mahpuslar için cezaevi olan bir ada. -546
[294] Marks'ın Agésilas'ın Kral Agis'e söylediğini yazdığı sözler, Yunan yazarı Athenaeus'un Deipnosophistae adlı kitabında anlattığı bir öyküdendir: Mısır Firavunu Takhos, birlikleri kendisine yardıma gelen Isparta kralı Agésilas'ın ufak tefek yapısını ima ederek "Dağ doğum sancıları çekiyordu. Zeus korkuya kapılmıştı. Ama dağ bir fare doğurdu." der. Agésilas da karşılık verir: "Sana şimdi bir fare görünüyorum, ama bir gün aslan olacağım." -548
[295] Meşruiyetçilerin taht talibi Chambord kontu 1850'de Venedik'te yaşıyordu. -552.
[296] Burada, 1814'ten 1830'a kadar süren Restorasyon döneminde meşruiyetçiler arasındaki taktik anlaşmazlıklara değiniliyor. Villéle (Louis XVIII'in yandaşı), gerici önlemlerin daha temkinli bir biçimde alınmasını yeğliyordu, oysa Polignac (Comte d'Artios(in -1824'ten itibaren Kral Charles X- yandaşı), devrim-öncesi rejimin olduğu gibi geri getirilmesinden yanaydı.
Tuileries, Parist'te Louis XVIII'in kaldığı yerdi; Restorasyon sırasında Comte d'Artois, sarayın bölümlerinden biri olan Parillon Morsan'da kalmaktaydı. -553.
[297] The Economist — Haftalık iktisadi ve siyasal bir İngiliz dergisi, büyük sanayi burjuvazisinin organı; 1843'ten beri Londra'da yayınlanmaktadır. -556.
[298] Birinci Uluslararası ve Sanayi Sergisi, Londra'da Mayıs-Ekim 1851 tarihleri arasında açılmıştır. -560.
[299] Le Messager de l'Assemblée — 16 Şubar - 2 Aralık 1851 tarihleri arasında Paris'te yayınlanan Bonaparte'a karşı, günlük Fransız gazetesi. -563.
[300] Buridan'a maledilen ünlü masal. Yulaf ve arpa gibi cinsleri ayrı iki ölçek yem arasında kalan bir eşek. Eşek, bu yemlerden birini seçmeye karar veremediği için açlıktan ölmektedir. -565.
[301] Uzun Parlamento (1640-1653) — Burjuva devrimi patlak verdiğinde, Kral Charles I tarafından toplantıya çağrılan İngiliz Parlamentosu. Bu parlamento, burjuva devriminin kurucu organı oldu. 1649'da Kral Charles I'in ölüm kararını onayladı ve İngiltere'de cumhuriyet ilan etti. Parlamento, 1653'te, Cromwell tarafından dağıtıldı. -567.
[302] Cévennes — Fransa'da dağlık bir bölge. 1702 ve 1705 yılları arasında bir köylü ayaklanması oldu burada. Ayaklanma önce protestanlara yapılan zulümleri protesto etmek için başlamıştı, sonra açıkça anti-feodal bir nitelik kazandı. -577.
[303] Saul, İsrail'in birinci kralı, David ise ikinci kralı oldu. Saul, çoban David'i gözdesi ve damadı yapmıştı. Ama başarılarını kıskanarak onu dağlara sürdü. Sonunda David onu yendi ve yerine geçti. -584.
[304] Simon, katolik tanrıbilimine göre İsa'nın oniki havarisinden biri. -584.
[305] Ezekiel, dört büyük İbrani peygamberinden biri. -584.
[306] Constance din bilginleri toplantısı (15 Kasım 1414-22 Nisan 1418) — Reformasyon hareketinin doğuşu sırasında mezhep sapkınlıklarına ve din adamlarının ahlak bozukluklarına karşı savaşarak hıristiyanlığın birliğini (o zaman üç papa vardı) kuvvetlendirmek, birliği yeniden yaratmak amacındaydı. -584.
[307] Louis XV'in çocukluğu sırasında, 1715'ten 1723'e kadar Philippe d'Orleans'ın kral naipliği kastediliyor. -587.
[308] Treves'in Kutsal Libası — Bir Alman kentinde bulunan Trier katedraline verilmiş kutsal bir emanet. Çarmıha gerilme sırasında İsa'nın giydiği giysi olduğu iddia edilmektedir. Nesiller boyu hacı kafileleri bu kutsal libası ziyaret etmişlerdir. -588.