|
|
| Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih. |
hunlar mı türk türkler mi hunTarih içerisinde hunlar mı türk türkler mi hun konusu: ben asıl üst kimliğin türklük değil hunluk olduğunu düşünüyorum.macarlar bulgarlar türk değildir ama hundur.türklerde hunların bir parçasıdır.sizin düşünceleriniz neler?...

02-04-2010, 10:38
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-04-2010
Yaş: 17
Mesajlar: 44
|
|
hunlar mı türk türkler mi hun
ben asıl üst kimliğin türklük değil hunluk olduğunu düşünüyorum.macarlar bulgarlar türk değildir ama hundur.türklerde hunların bir parçasıdır.sizin düşünceleriniz neler?
|

02-04-2010, 14:07
|
|
Equites
|
|
Üyelik Tarihi: 09-12-2008
Nerden: Atteleia
Mesajlar: 634
|
|
|
ben bunu bir ara araştırma gereği hissettim fakat yeterliyi geçtim hemen hemen hiç kaynak yok desem yeridir...
|

02-04-2010, 14:51
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
|
Kimliğin üstü altı olmaz. Her kimlik, her özdeşleşme, insan özgürlüğünü biraz daha kısıtlar. Kimlik arayışı olgunlaşma sürecinin tamamlanmadığını gösterir. Gerçek özgürlük kimliklerin ve inançların bittiği yerde başlar.
|

02-04-2010, 18:26
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-04-2010
Yaş: 17
Mesajlar: 44
|
|
|
hyr demek istediğim nası oğuzlar türklerin bir koluysa nası türkler oğuzların üstündeyse hunlarında türklerin üstünde olduğunu söylemek için,aklıma başka bir ifade gelmediğinden dolayı bu ifadeyi kullandım.
|

23-11-2010, 00:32
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 619
|
|
|
"hun", şimdiki deyişle bir üst kimliktir. oğuzlar, kıpçaklar, moğollar vs. çeşitli göçebe/barbar kavimlerin toplandığı bir üst kimlik. mesela "hunca" diye bir dil yoktur.
türkler ve macarlar herhangi bir ortak üst kimlik oluşturmazlar. hatta çeşitli türkî halklar (kazak, anadolu türkü, kırgız vs.) bile türklük diye ortak bir üst kimlik oluşturmuyorlar günümüzde.
ama senin demek istediğini anlıyorum. "neyin neyi kapsadığını" (tırnak içinde yazıyorum ki yanlış anlaşılmasın) anlayabilmen için dil ailelerinin evrimine bakman gerekir.
|

23-11-2010, 05:04
|
 |
hiperuyuşuk
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
|
|
|
ne gereksiz konu...
hunlar türk olsa ne olacak ya da türkler hun olsa ne değişecek?
türk ne?hun ne?
|

23-11-2010, 06:26
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Al hunu, vur türke, birisi kırılırsa öteki çatlar.
|

23-11-2010, 16:47
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Hun diye bahsedilen bir kavimden resmi türk tarihinde asyadaki eski türkler diye bahsedilir. Sorunun kaynağı da budur. Tarihi merak eden tarihi değil kültürlerin evrimine, saçılıp, yıkılmasına, yeni kültürler oluşmasına bakmalıdır arkeolojik kanıtlardan hareketle. Tarih kendi başına iktidarların olşturduğu efsanelerdir çünkü. Örnek vermek gerekirse, bugün 90 larında bir kadın var Muazzez İlmiye çığ diye. Sümerce de bir kaç kelime bulur, bir kaç gelenek bulur sonra der ki sümerler türk olabilir,kendisi bu konuda profesördür kimse de saçmalıyorsun dese de anlamı olmaz.
Olay şudur. Sümerler zamanında ben türküm diye dolanan hiç kimse yoktur ortalıkta. Hunlar zamanında da. BVunların biri bir devlet hem de ilklerden ,hem de yazıyı ilk kullananlardan, diğeri bir bölgedeki, göçebe,savaşçı yani barbar bir kavme kavme verilmiş bir isim hatta muhtemelen de yerleşik çinliker yazmış oradan biliniyorlar.
Ama napıyor insanlık? Anakronizma yapıyor. Sümerler belki bütün bugünkü uygarlıkların temelini oluşturdu, yıkıldılar dört bir yana dağıldılar sonra da başkaları ortaya çıktı. Hepsinde izler var elbette. Belki kafkaslardaki bilmem hangi kavim de asyadaki başkasına benziyor durmadan yer değiştirmişler. Bunlar o zaman sanki kendilerine şuyuz buyuz diyormuş gibi bugünkü manada biz tarihi tersinden yorumladığımız için çıkıyor bu saçmalıklar. Türkler de yunanlılar da sümerlerden iz taşıyabilir sümerler türk veya yunan olmaz bu yüzden. Hunlar da türk olmaz,türkler de hun olmaz. İlla kendine bir değişmez isim takar onu tarihin derinliklerinde ararsan da saçmalamış olursun. Bu şuna benzer benim soyadın şu, ben onu 1000 yıl önceki bilmem kime dayandırmaya çalışıyorum kafadan. Halbuki bin yıl önceki dedelerin o kadar çocuğu oldu ki dötrt bir yana dağıldılar, her yerde olabilğrler şu anda yine de bir şekilde bizim dedemiz olsalarda biz onlardan birini seçip babam, atam diyemeyiz. Çünkü biz onlardan hepsinin çocuklarının çocuklarından, kimbilir nerelerden neler olduk da geldik. Şimdi kendimize verdiğimiz yeni soy isimle onların birini kendimize mal edip onlar bizdik demek saçmadır.
Milliyetçilik bir hastalık, anlatamıyorsun.
Konu Orgon tarafından (23-11-2010 Saat 16:52 ) değiştirilmiştir..
|

09-04-2011, 17:37
|
 |
FULL ARIZA
|
|
Üyelik Tarihi: 31-10-2010
Nerden: Dünyada
Yaş: 19
Mesajlar: 32
|
|
|
bırak ırkı bırak hepimiz insanız!!!!
|

09-04-2011, 21:37
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
ne gereksiz konu...
|
Yaa,  kusma getirecek bu etrafa türk;lük sıvama sevdası.
Bak bence esas ilginç soru Ziya Gökalp gerçekten nasıl "Türk" oldu...
Son dönemlerde Kürt medyasında ve sitelerinde Ziya Gökalp konusunda başlayan tartışmalar, Ziya Gökalp'in Kürtler için ne anlama geldiği sorusunu da gündeme getirdi. Bu konuda Kürt araştırmacı yazar Rohat Alakom'un 1992 yılında yayınlanan "Ziya Gökalp'ın Büyük Çilesi: Kürtler" adlı çalışması, Ziya Gökalp konusunda yapılan tek ilginç araştırmalardan birisi. Araştırmacı yazar Rohat Alakom'la sohbet:
___
Sayın Alakom, "Kürtlüğünü inkar eden Ziya Gökalp'e, Kürtlerin inceleme alanında sahip çıkmaları gerekir" diyorsunuz. Çalışmanızın amacı bu muydu yoksa başka nedenler de var mıydı?
- Türkiye Kürtleri arasında, Kürt tarihi üzerine başlayan çalışmalar son yirmi yılda önemli bir gelişme gösterdi. Daha önceleri Kürt tarihi üzerine yazılan kaynakların sayısı pek azdı. Özellikle Türkiye Kürtlerinden Avrupa’ya çıkan bir grup aydın ve yazarın başlattığı çalışmalar önemlidir. Bunların tümü de meslekleri tarihçi olmayan yazarlar tarafından yazılan popüler çalışmalardır. Bu çalışmaların Kürt tarih yazımına büyük bir katkısı oldu veya akademik çalışmalara büyük bir zemin hazırladı. Ziya Gökalp üzerine hazırladığım çalışma, 1992 yılında Ziya Gökalp’in Büyük Çilesi: Kürtler adıyla İstanbul’da yayımlandı. Ziya Gökalp (1876-1924) daha önceleri, Kürtler arasında haklı olarak kötü bir imaj yaratmıştı. Ama hep küçümsenip geçiştiriliyordu. Çok farklı kişilik sergilemelerine rağmen Kürt din adamlarından Saidi Kürdi’nin durumu da öyleydi, o da Kürt tarihi dışına itilmişti. Ziya Gökalp’i Kürt tarihi içine çekip incelemek bana daha mantıki ve ilginç geldi. Ziya Gökalp’e kızmakla bir yere varılamıyacağını düşünerek tam aksine zevkle bu konuya eğildim, en sonunda yukarıda sözünü ettiğim kitap ortaya çıktı.
Ziya Gökalp "yaşamı boyunca üç ayrı kişilik özellikleri göstermiştir" diyorsunuz. Nedir bu üç ayrı kişilik özellikleri?
-Ziya Gökalp’in etnik kökenleri onun Kürt bir aileden geldiğini gösteriyor, Diyarbakır Kürtlerinden sayılır. Ziya Gökalp, başlangıçta Osmanlı oldu, bir yandan Kürtlüğüne sarıldı, bunalımlı bir tip haline geldi, Türkçülüğü bayrak edindi, yazdığı duygulu şiirleriyle bu ideolojiye romatik bir görünüm kazandırdı. Ziya Gökalp en sonunda köklerinden koparak, kendini Türk olarak hissettiğini öne sürdü. Başına kurşun sıkarak bir intihar teşebüsünde de bulundu. Eski Kürt kökenli Ziya gitmiş, yeni bir Ziya yerine gelmiştir. Ziya Gökalp sadece kimlik bunalımı yaşamakla kalmaz, bu kez kendinin Türk olduğunu yazar ve çizer, uç sınırlarda yer alır. Ölmeden önce Kürtlerin Türkleştirilmesi gibi bir projenin ateşli savunucularından birisi haline gelir. En tehlikeli Ziya budur. İnsanların değer sistemlerindeki bu tür alt-üst oluşlar ve fırtınalar zaman zaman insanları güç durumda bırakır. Yaşanılan çatışmalar, ikilemler sonunda insanların farklı maskeler takarak kendilerini savundukları tarihte çok rastlanılmıştır. Bu durum Ziya Gökalp’de görülmüştür. Ziya Gökalp’deki bu düşünsel alaboralar, kişiliğine yeni bir biçim kazandırır. Onun Kürt cephesinden kopuşu, Kürtler konusundaki tutucu düşünceleri sanırım Ziya Gökalp’e pahalıya mal olmuştur. Bu yüzden 1992 yılında yayımlanan kitabımın başlığına çile sözcüğünü eklemeyi anlamlı buldum.
Ziya Gökalp'in kimlik bunalımı görmezden gelinerek, Kürt Ziya ile Türk Ziya'nın kimlik kavgasından bahsediyorsunuz. Ayrıca Kürt kökenli Türk aydınların kimlik bunalımlarına örnek olarak da Ziya Gökalp'i veriyorsunuz, bunu açar mısınız?
- Ziya Gökalp’in durumunu daha net bir biçimde açıklığa kavuşturmak için başka bir örnek verebiliriz. Bir Fransız yazarının, birden, aniden ortaya çıkıp “Ben Kürdüm” demesi nasıl büyük bir şaşkınlığa yol açabiliyorsa, Ziya Gökalp’in kedini yeniden “keşf” etmesi de Kürtler arasında öyle büyük bir şaşkınlık yaratır. Türkiye’de süren baskı ve terör, asimilasyon çalışmaları sonucunda Kürtlerin büyük bir kısmı ya korkularından kendilerini Türk olarak kabul etmiş veya günümüzde olduğu gibi işlerinin yürümesi için kendilerini “Türk” olarak takdim etmektedirler. Bugün de “Türkçülük” oynayan bü türden birçok kesimlere rastlayabiliyoruz. Çok ilginçtir bu kesimlerin yeni ortam ve fırsatlarda bu kez “Ben de Kürdüm! Benim de bir tarafım Kürt! “ biçiminde ‘Kürtçülük’ oynadıkları, oyundaki eski rollerini bıraktıkları görülür. Bu savunma mekanizmalarının nasıl işlediği konusu, uzun yıllar sosyal-psikoloji alanında çalışan uzmanların dikkatlerini çok çekmiştir. Kürt bir ana-babadan doğan, Kürtçe konuşan, kendini Kürt olarak his eden bir insanın tutumundaki bu düşünsel değişiklikleri, genel olarak Gökalpizm (köklerinden kopuş) olarak da adlandırabiliriz. Çağımızın başında Kürt çevreleriyle berabere olan, Kürt örgütlerinde çalışmış Erganili Doktor Şükrü Sekban da bilindiği gibi Kürtlüğünü bir kenara itmiş, Fransa’da yayımladığı bir kitabıyla Türk olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Benzer örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Tüm yaşamını Diyarbakır tarihinin araştırılmasına veren yöre Kürtlerinden Şefket Beysanoğlu, Ziya Gökalp Dergisi adında bir dergi çıkartarak uzun yıllar Ziya Gökalp hayranlarından birisi haline geldi. Yine Diyarbakırlı Kürt kadın yazarlardan Esma Ocak son olarak çıkardığı Bir Filozofun Özel Yaşamı: Ziya Gökalp (Birharf Yayınları, 2006) adlı çalışmasında Ziya Gökalp ile olan akrabalıklarına değinir, Ziya Gökalp hayranlığını gizlemez. Diğer yandan bu grup Kürtler, farklı kültürlerin varlığı, kültürel çeşitliliğin bir zenginlik olduğu gibi insani temel tezlere nedense pek sıcak bakmamışlardır. Onlardaki kimlik belirsizliği ve kimlik bunalımlarının da yoğun olduğunu söyleyebiliriz. Bu Kürtler, Ziya Gökalp’in 1922 yılında yayımlanan Türklerle Kürdler adlı makalesinin son cümlesini metinlerinde epigraf, vecize olarak kullanmayı veya kendilerine bayrak edinmekten pek hoşlanırlar: “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir. Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir”. Evet, böylece Kürtler açısından etnik travmalar geçiren kayıp bir kuşaktan söz edebiliriz.
Ziya Gökalp'ın, dönemin devlet bakanı Rıza Nur'un isteği üzerine yapmış olduğu "Kürt Aşiretleri Üzerine Sosyolojik Tetkikler" adlı çalışması 1975 yılında Komal Yayınları tarafından yayınladığı veya kamuoyuna deşifre edildiği zaman, resmi ve yarı resmi kuruluş ve kişiler üzerinde şok etkisi yarattı. Bu araştırmayı Ziya Gökalp'in Kürtlere iyi bir hediyesi olarak da yorumlayanlar var. Beşikçi, bu çalışmayı "değerli bir araştırma" diye tanımlıyor. Sizce bu araştırmanın nesnelliği nedir?
- Ziya Gökalp’in kaleme aldığı ama kitap olarak o döneme kadar basılıp kitlelere ulaştırılmayan Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı taslak sosyolojik çalışması yayımlandığında, sizin de belirttiğiniz gibi, yeni bir haber olarak, hem Kürtler hem de Türkler tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Bu çalışmanın kitap olarak çıkmasının büyük bir önemi bulunuyor. Bu kitabın ortaya çıkmasıyla Türkiye’de Türkçülüğün büyük bir düşünürünün Kürtlerin toplumsal yapısını yıllar önce incelediği görüldü. Kitabın yayımlanması diğer yandan bazı tabuların yıkılmasına katkıda bulundu. Kürtlerin sosyolojik yapısı, fokloru, edebiyatı ve etnografik bazı yanları bu kitap vasıtasıyla yazılı hale getirildi. Bu kitap daha sonraları birçok araştırmacının baş vurduğu önemli bir kaynak haline geldi. Kürt kültürü ve Kürtlerin varlığı bu kitabın yayımlanmasıyla Türkiye’de adeta bir “meşrutiyet” kazandı. Kitap, Kürt karşıtı grupların Kürt kültürünün olmadığı biçimde öne sürdükleri resmi veya yarı-resmi sahte tezlerine büyük bir darbe indirdi. Ziya Gökalp çevreleri, Ziya Gökalp’in tüm çalışmalarını yayımladıkları halde, haberder oldukları bu çalışmayı Ziya Gökalp’in çalışmaları arasında göstermeye ve yayımlamaya pek sıcak bakmamışlardır. Birkaç nüshası uzun yıllar hep elyazması olarak değişik çevrelerin ve şahısların arşivinde saklı kalmıştır.
Kitabınızda Ziya Gökalp'in "Kürtlere en büyük iyiliği Hamidiye Alayları'nın bir kurum olarak yıkılmasına önderlik etmesidir" diyorsunuz. Ziya Gökalp aynı zamanda Ermeni jenosidi dolayısıyla Divan-ı Harp'te yargılandı. Ortaya koyduğu Türkleştirme ideolojisi Ermeni, Asuri Süryani soykırımına zemin hazırlamadı mı?
- Ziya Gökalp’in Şaki İbrahim Destanı adlı manzum yapıtını adını daha önceleri Diyarbakır Destanı olarak düşünür ama daha sonra bu fikrinden döner. Hamidiye Alayları aslında Kürt milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve gelişmesinde pek o kadar da olumsuz bir rol oynamış değildir. Ama bu alayların 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında devlet tarafından yürütülen gayri-müslüm halk gruplarının yok edilmesi uygulamalarında yer almaları nedeniyle, adları dünyada çok kötüye çıkmıştır. Ziya Gökalp’in bu alaylara karşı tavır takınmasını bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Ziya Gökalp, Kürtlerin varlığını inkar etmiyor, Türkleşmelerini savunuyor. Eğer 1924'den sonra yaşasaydı, Kürtlerin inkarına yönelik politikalara nasıl bir tavır geliştirirdi?
Ziya Gökalp kendini Türk olarak kabul etmiş, ölünceye kadar da bu kimliği üzerinde taşımıştır. Ziya Gökalp’in Kürtler üzerine yazdığı makaleler ve Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı çalışmasında Kürtlerin varlığını savunduğu doğrudur. Ama Ziya Gökalp’in bu kültürün geliştirilmesi veya Kürtlerin temel insani haklarının Türkiye’de tanınması gibi bir düşüncesi yoktur. Ziya Gökalp ölmeden önce Türkiye Kürtlerinin Türk toplumuyla kaynaştırılıp, bütünleştirilmesi gibi tehlikeli tezler öne sürmüştür. Eğer yaşamış olsaydı büyük bir olasılıkla aynı tezlerini savunmaya devam edecekti. Ziya Gökalp, zaten Kürtlerin Türkleştirilmesi gibi büyük bir projenin Türkiye’deki mimarı olarak tarihe geçmiştir, öldükten sonraki uygulamalar da hep bu yönde olmuştur, Ziya Gökalp öldükten sonra da bilinçli olarak yaşatılmış, mesajlarının Kürtlere, özellikle genç kuşaklara ulaşılması için yoğun çalışmalar yürütülmüştür.
Bence Ziya'nın insanlığa en büyük yararı 'milliyet' kimliğinin anlamsızlığını zart-zurt milliyet değiştirerek göstermesi...
Ve sonunda aşırı milliyetçi olup dengesizliğin ve 'ait olma kompleksi'nin ne sonuçlar doğurduğuna örnek olması.
Hey Ziya, thanx man!
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:22 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|