Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Tarih

Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih.

1937-1938'de Dersim'de ne oldu?

Tarih içerisinde 1937-1938'de Dersim'de ne oldu? konusu: İnsan olmak için bir "ist" ya da "izm" gerekir mi? İktidar "gerek"çelerini anlamadığım kadar, mağduriyet öykülerini de anlayamadığım bir noktaya geliyorum. İnsan olmak isteyen ve beyni özgür çalışabilen hiç kimsenin ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 04-08-2011, 23:22
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,329
İnsan olmak için bir "ist" ya da "izm" gerekir mi?

İktidar "gerek"çelerini anlamadığım kadar, mağduriyet öykülerini de anlayamadığım bir noktaya geliyorum.

İnsan olmak isteyen ve beyni özgür çalışabilen hiç kimsenin herhangi bir "ist" veya "izm"e ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Vicdanı ona yetecektir. Saygıyı bile öğrenmesi gerekmez. kendini bilen tanıan kişi, saygının neden gerektiğini zaten anlar.

Her şey siyaset, kumpas mı? Bu kadar mı yani?

Neden bunlar işlemeyene işlemiyor peki? Onlar peygamber mi? Yoksa sadece bunlara alet mi olmuyorlar?

"Pro"lar kadar antipatik bu "anti" söylemler.

Tıpkı "modern kadın" durumu gibi...

Görünürde kadın. Ama slında erkekleştirilmiş. Yani erkek.

Sanırım hepiniz "erkek"siniz aslında.

"Erk" peşinde olduğunuz için.


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 13-08-2011, 19:56
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Exclamation 12 bin 211 köyün adı değiştirilmiş

12 bin 211 köyün adı değiştirilmiş



Türkiye köylere Kürtçe isimlerin dönüşünü tartışırken, bir araştırmaya göre 1940-2000 yıllarında köylerin yüzde 35'inin adı değiştirildi. Kürtçe, Ermenice, Gürcüce, Lazca isimlerin yanı sıra içinde 'kızıl', 'çan', 'kilise' gibi sakıncalı sözcükler geçen Türkçe adlar da tarihe karıştı

TARIK IŞIK

ANKARA - Hükümetin, isimleri değiştirilen Kürtçe köylerin eski isimlerine kavuşabileceğinin mesajını vermesi dikkatleri bu yöne çekerken, Fırat Üniversitesi Beşeri ve İktisadi Coğrafya Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Harun Tunçel’in araştırması yaşanan trajediyi gözler önüne seriyor; 1940 -2000 yılları arasında 12 bin 211 köyün, yani tüm ülkedeki köylerin yüzde 35’inin ismi değiştirildi. İsim değiştirme furyasından en çok Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu etkilendi. Erzurum’un 653, Mardin’in 647, Diyarbakır’ın 555, Van’ın 415, Sivas’ın 406, Kars’ın ise 398 köyü bir gecede haritadan silindi. Kürtçe, Gürcüce, Lazca ve Ermenice olarak bilinen köy isimleri büyük ölçüde değiştirilirken, içinde ‘kızıl’, ‘çan’ ve ‘kilise’ sözcüğü geçen ‘sakıncalı’ bazı köylere de yeni isimler verildi. Kürtçe sanılan bir ismin aslında Sümerce, Türkçe sanılan bir köy isminin de Ermenice olabileceğine dikkat çeken Tunçel, “Dilbilimcilerin incelemesi sonucu Sümer, Akad, Urartu gibi uygarlıkların dillerinden izlere de rastlanabilir” dedi.

Doç. Dr. Harun Tunçel’in 1940 -2000 yıllarını kapsayan, ‘Türkiye’de İsmi Değiştirilen Köyler’ çalışması, Türkiye’nin yakın tarihinin görmezlikten gelinen bir sayfasına ışık tutuyor. 1940’dan günümüze hem Türkçe olmayan hem de Türkçe köy adlarında geniş çaplı bir isim değiştirme operasyonu yapıldığını belirten Tunçel’in verdiği bilgiye göre köy isimlerine değişiklik tablosu şöyle:

* İsimleri değiştirilen köyler tüm Türkiye’ye yayılmış. Ancak, Doğu Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde belirgin bir yoğunlaşma var. Köylerin yeni isimleri henüz, halk tarafından tümüyle benimsenmedi. Özellikle orta yaştakiler ile yaşlılar hâlâ eski isimleri tercih ediyor.

* Türkiye’de yer adlarının değiştirilmesi işlemleri Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yapılıyor. Örneğin Artvin ilinde büyük kısmı Gürcüce olan yerleşim adları ‘Meclis- i Umûmiyye -i Vilâyet’ (İl Genel Meclisi) kararıyla 1925 yılında tümüyle değiştirildi.

1940 dönüm noktası oldu

* Ad değiştirme işlemleri İçişleri Bakanlığı’nın 1940 yılı sonlarında hazırladığı 8589 sayılı genelgeyle resmileşti ve ‘yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açan yerleşme yerleri ile tabii yer adlarının Türkçe adlarla degiştirilmesi’ başlatıldı. Genelgenin ardından valilikler tarafından yabancı dil ve köklerden gelen yer adlarına ilişkin dosyalar hazırlanarak bakanlığa gönderildi. Ancak bu çalışmalar 2. Dünya Savaşı nedeniyle uzun süre aksadı. 1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’yla isim değiştirme işlemleri yasal bir dayanağa kavuştu. 1957’de ‘Ad Değiştirme İhtisas Kurulu’ kuruldu. Bu kurulun çalışmaları, çeşitli kesintiler olmakla birlikte 1978 yılında ‘tarihi değeri olan yer adlarının da’ değiştirildiği gerekçesiyle işlemlere son verilinceye kadar sürdü.

* Türkiye’de ismi değiştirilen köylerin sayısı 12 binden fazla. Bir başka ifadeyle köylerin yaklaşık yüzde 35’inin ismi değiştirildi. İsim değiştirme işlemlerinde en çok dikkat edilen özellik Türkçe olmayan veya olmadığı düşünülenler ile karışıklığa sebep olan isimlerin öncelikle ele alınması.

Bütün etnik grupları vurdu

* Aptaldam, Atkafası, Cadı, Çürük, Deliler, Domuzağı, Dönek, Hırsızpınar, Hıyar, Kaltaklı, Keçi, Kıllı, Komik, Kötüköy, Kuduzlar, Sinir, gibi anlamları güzel çağrışımlar uyandırmayan isimler ile içinde ‘kızıl’, ‘çan’, ‘kilise’ kelimesi olan köylerin isimleri de değiştirildi. Kürt, Gürcü, Tatar, Çerkez, Laz, Arap, muhacir gibi kelimeler içeren köy isimleri de ‘bulundukları ortamda bölücülüğe meydan vermemek’ için tarihe gömüldü.

* Karadeniz bölgesinde en çok dikkati çeken özellik Trabzon ile Rize arasındaki yoğunlaşma. Trabzon ve Rize’de toplam 495 köyün ismi değiştirildi. 20’si Türkçe’yken, diğerleri Rumca, Lazca, Ermenice, Gürcüce oldukları için silindi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da yok olan isimler çoğunlukla Ermenice, Kürtçe veya Arapça kökenliydi.

Hangi isim hangi dile ait?

Radikal’in sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Harun Tunçel, isimleri değiştirilen köylerin eski isimlerinin kökenini ortaya koyan bir çalışma olmadığını söyledi. Bu konu üzerinde dil bilimcilerin çalışması gerektiğinin altını çizen Tunçel, “Bu iş için de Türkçe, Farsça, Arapça, Ermenice, Zazaca, Kurmanca, Süryanice-Aramca, Sümerce, Akadca, Urartuca gibi pek çok dil ve lehçesi ile ilgili derinlemesine bilgi sahibi olunması gerekir” dedi.

Kürtçe sanılan aslında Sümerce

Köy isimlerinin zaman içinde değiştiğini, Kürtçe sanılan bir ismin aslında Sümerce, Türkçe, Aramca olabileceğini, aynı şekilde Türkçe sanılan bir ismin Arapça, Ermenice veya Akadca olabileceğini anlatan Tunçel, “Hatta dilbilimcilerin incelemesi sonucunda şu anda yaşamayan Sümer, Akad, Urartu gibi uygarlıkların dillerinin izlerine de rastlanabilir. Yer adlarının değiştirilmesi konusunda da kanuni bir sıkıntı yoktur, prosedür uygulanırsa bu mümkündür” diye konuştu.

Erdoğan’ın memleketi de mağdur

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’nin Güneysu ilçesinin eski ve halen halk arasında yaygın olan ismi ise ‘Potomya’. Doç. Dr. Tunçel’in araştırmasına göre 2000 yılı itibarıyla ismi değiştirilen köylerin illere göre dağılımı şöyle:
Adana (169), Adıyaman (224), Afyonkarahisar (88), Ağrı (374), Amasya (99), Ankara (193), Antalya (168), Artvin (101), Aydın (69), Balıkesir (110), Bilecik (32), Bingöl (247), Bitlis (236), Bolu (182), Burdur (49), Bursa (136), Çanakkale (53), Çankırı (76), Çorum (103), Denizli (53), Diyarbakır (555), Edirne (20), Elazığ (383), Erzincan (366), Erzurum (653), Eskişehir (70), Gaziantep (279), Giresun (167), Gümüşhane (343), Hakkâri (128), Hatay (117), Isparta (46), İçel (112), İstanbul (21), İzmir (68), Kars (398), Kastamonu (295), Kayseri (86), Kırklareli (35), Kırşehir (39), Kocaeli (26), Konya (236), Kütahya (93), Malatya (217), Manisa (83), Kahramanmaraş (105), Muğla (70), Muş (297), Nevşehir (24), Niğde (48), Ordu (134), Rize (105), Sakarya (117), Samsun (185), Siirt (392), Sinop (59), Sivas (406), Tekirdağ (19), Tokat (245), Trabzon (390), Tunceli (273), Şanlıurfa (389), Uşak (47), Van (415), Yozgat (90), Zonguldak (156)

Kaynak: Radikal
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 17-08-2011, 03:31
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Exclamation 'Kara Vagon'dan indirip sünnet ediyorlardı'

İSTANBUL - O trene herkes ‘kara vagon’ diyordu. Çünkü Dersim katliamında esir alınanlar içi pislik ve hayvan dolu bir vagona doldurularak, günlerce aç-susuz tutuldu. Tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerine bile izin verilmedi. Hatta trendeki Ermeniler yolda indirilip zorla sünnet edildi. Dersim 38’i beyaz perdeye taşıyan yönetmen Özgür Fındık’ın “Kara Vagon”un hikayesini ANF’ye anlattı.

1994’te Dersim’de köylerin yakılmasını “Kırmızı Kalem” belgeseliyle anlatan yönetmen Özgür Fındık şimdi de 1938 katliamına yer verdiği “Kara Vagon” adlı belgeselle karşımızda. Soykırıma katılmış ilk kez konuştuğu askerlerin ve aynı dönemde Kürtlerle bölgeden sürülen Dersimli Ermenilerin anlatımlarına yer verilen “Kara Vagon” katliamın 74. yıldönümü olan 5 Mayıs’ta Bilgi Üniversitesi‘nde ilk kez gösterilecek.

Dersim’de yaşananların katliam değil, soykırım olduğunu söyleyen Fındık, Genelkurmay arşivleri açılmasını istiyor. “Kara Vagon”u ve 1930’lu yıllarda Dersim’de yaşananları Fındık’a sorduk.

* Dersim soykırımını anlatma fikri nerden doğdu?

- Dersim soykırımı hakkında çalışmaya 2004 yılında başladım. İlk olarak “Kırmızı Kalem” adlı bir belgesel çektim. 1994 köy yakmalarından başlayarak 1938 soykırımına kadar devletin Dersim’e yaklaşımını bu süreci yaşamış olan mağdurlarla konuşarak olayları aktardım. Aslında “Kara Vagon” belgeseli de “Kırmızı Kalem” belgeselinin bir devamı. Ancak “Kara Vagon”da diğer belgesellerden farklı olarak soykırımın arka planına değinme yolunu seçtim. Soykırıma bizzat katılmış 2 askerin de tanıklığına yer verdim. Ayrıca o dönemde sürgüne gönderilen Dersim Ermenilerinden de söz etim.

* “Kara Vagon” ismi nerden geliyor?

- Bu isim sürgüne yollanmış insanların zorla bindirildikleri treni “kara vagon” olarak adlandırmalarından geliyor. “Trene mi bindiniz?” diye sorduğumda konuştuğum herkes, o treni “kara vagon” diye adlandırdı. Yüzlerce insan içi pislik ve hayvan dolu bir vagona doldurularak, günlerce aç-susuz tutulmuş¬. Tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerine bile izin verilmemiş.

* Kıyım yetmediği için mi sürgün edildiler?

- 1938’den sonra iskan kanunu çıkartıldı. Ve devlet tarafından yasak bölge olarak adlandırılan tüm yöre ve köyler zorla boşaltıldı. Şimdi ilk olarak 1935’te Dersim kanunu çıkartılıyor, Dersim katliamını andığımız 5 Mayıs’ta da bakanlar kurulu bizzat operasyon düzenleyip, operasyon sonrası arta kalan çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere herkesi Batı bölgelerine sürgüne gönderiyor. Aileler parçalanıyor, her aileden 10 kişi alınıp götürülüyor. Aslında kıyım “Kara Vagon”da da sürüyor, yolda birçok insan katlediliyor.

* Mağdur ve tanıklara nasıl ulaştınız?

- Balıkesir, Konya, Kayseri, Manisa, İzmir, Isparta, Aydın gibi yaklaşık 25 bölgeyi dolaştık. Daha sonra Berlin’de yurtdışına giden Dersimli Ermenileri bulduk. Onlarla da konuştuk. Bire bir o dönemi yaşamış, soykırımdan cesetlerin altında yada mağaralarda saklanan ve “Kara Vagon”a bindirilip sürgün edilen insanlarla röportaj yaptık.

“SOYKIRIMIN AMACI DERSİM’İ TÜRKLEŞTİRMEKTİ”

* Peki katliam ve sürgün planı nasıl gelişiyor?


- Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Şükrü Kaya ekibinin 1930’lardan itibaren Dersim’e dair düşünceleri vardı. Fikirlerini ise Dersim soykırımı öncesi hazırlanan rapor zaten ortaya koyuyor. Bu planlı bir hareket. Devletin burada 1935’lerden başlayarak 1938’e kadar süren kanlı bir hareketi söz konusu. İlk başta tüm aşiretlerin silahları toplatılıyor. Aşiretler arasındaki çelişkiler derinleştiriliyor. Aşiret ağalarının toplanıp idam edilmesinden sonra artık insanların toplu kıyımına geçiliyor.

Devletin o dönemdeki resmi ideolojisini Türkleştirme ve Sünni İslam üzerine kurduğu açıkça gözüküyor. Ben o açıdan bu soykırımın Koçgiri’de olduğu gibi Kürt toplumuna yönelik değil de daha çok inanç merkezli olduğunu düşünenlerdenim. Çünkü bir Kızılbaş Aleviler, bir de Ermeniler hedef seçilmişti ve bu ulustan çok inanca yönelik bir yok etme operasyonuydu. Devlet etnik kimlikten çok din olgusu üzerinden bunu yapıyor. Daha sonra da İskan kanunu çıkartılıyor ve insanlar Batı’ya sürgün ediliyor.

‘VAGONLARDAN İNDİRİP SÜNNET ETTİLER’

- ‘Kara Vagon’un içinde Ermeniler de var…

- Yolda askerlere “Bunlar Ermenidir, Kızılbaştır, dinsiz, imansız” deniliyor. Ermeni olduğu ortaya çıkınca vagondan indiriyorlar. Kayseri’de indirdikleri insanların cinsel organlarına teker teker bakarak hepsini sünnet ediyorlar. Bu da yetmemiş gibi sünnet ettikten sonra da isimlerini değiştiriyorlar ve “Artık siz Müslümansınız” diyerek bir yere bırakıyorlar. Konuştuğum hemen hemen tüm Ermeniler “1915’ten kurtulduk ancak 1938’den kurtulamadık” diyorlar. Dersimli Ermeniler için 1915 ile 1938 aynı. Onlar kendilerini Dersim toprağının bir parçası olarak görüyorlar ve hep oranın özlemiyle yıllarca yaşamışlar.

* Ayrıca sürgün edilen bölgelerde yerli halkıyla da görüştünüz. Dersimlileri nasıl karşılamışlar?

- Yerel halk devlet tarafından korkutulmuş. “Dersimliler gelince ne düşündünüz?” sorusunu yönelttiğimde “Korktuk, bize dağdan geldiklerini, kuyruklu olduklarını, insan olmadıklarını, insan yediklerini söylediler. Cani diye yansıttılar” diye konuştular. Yerel halkın Dersimlileri bu algılarla karşıladıklarını anlatımlardan görebiliyoruz.

* Dersim katliamının soykırım olarak tanınması amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapıldı. Bu süreç için belgeseliniz önemli olacak…

- Dersim komisyonunun bu konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımasını sonuna kadar destekliyorum. Soykırım ile ilgili Birleşmiş Milletlerin belli kıstasları var. Onlardan bir tanesi çocukların katledilmesi, başka ailelere verilmesi vb. Dersim’de 1938’de aşiret ağaları idam edildikten sonra asıl soykırım yaşanıyor. Mesela kız çocukları başka ailelere verilip asimilasyona uğratılıyor. Türkleştirilip, Sünnileştiriliyor. Bunlar tabii ki bir soykırıma işaret ediyor. Hem de hiç bitmeyen bir kültürel soykırıma. Bunların hepsi devletin burada 1935’den bu yana sistematik bir biçimde halkı, düşünceyi, inancı, kültürü yok etmek amacı güttüğünü gösteriyor ve bu soykırımın sorumlusu Mustafa Kemal’dir. Ancak bunların hepsi katil; İsmet İnönü ne kadar katilse, Celal Bayar da o kadar katil.

* Bu süreç nasıl aydınlanabilir?

- Genelkurmay arşivleri açılsın. Devlet yüzleşsin bu tarihle ve özür dilesin. Erdoğan’ın “Dersim katliamı” ifadesi yetmez, biz samimiyeti pratikten anlarız söylemden değil. Benim çalışmam ise bir film ya da tam anlamıyla bir belgesel değil, sözlü tarih anlatım değeri taşıyor. Amacı da toplumu bir gerçekle yüzleştirmek.

ASKER AĞLIYOR, ANLATAMIYOR…

Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Leyla Neyzi’nin yaptığı röportajdan alıp belgeselde yer verilen iki askerin anlatımları ise tüyler ürpertici. Askerlerden biri ismini vermemiş. Dersim olaylarının yaşandığı dönemde 2. Tabur, 9. Bölük‘te görev yapan 108 yaşındaki Diyarbakırlı erlerden Eskeri Akyol’ün sözleri ise sık sık ağlamalarla kesiliyor:

“Öyle şeyler yaşandı ki anlatamam. İnsanlığa sığmayan şeylerdi. Allah, Muhammed‘in ümmetini bir daha bu hale düşürmesin. Kadın, çocuk herkesi diri diri yaktık. Dersim’e, Diyarbakır’dan yedi gün, yedi gece yürüyerek gittik. Oraya vardıktan sonra bizi Ali Boğazı’na verdiler. Gittiğimizde evler yakılıyordu. Askerler ulaştıkları evleri içindekilerle birlikte gazyağı döküp yakıyorlardı.

Komutanımızın adı Ethem Atalay’dı. Elazığlı olduğunu söylüyorlardı. Kaçanların bir kısmı derelere, mağaralara sığınmışlardı. Daha dirençli olanlar Munzur nehrinden karşıya geçiyorlardı. Askerler yetişir yetişmez ateşe veriyorlardı mağaraları. Sonra gittiğimizde bir bakıyorduk ki çoğu benim bugünkü yaşımda olan insanları askerler üst üste yığıyor ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı. Öyle canlı canlı. Kadın, çoluk çocukları da yakıyorlardı. Çocukların bacaklarına başlarına taşlarla vurarak öldürüyorlardı.

Dersimliler çok öldürüldüler. Kutu Deresinde ceset kokusundan durulmuyordu. İnsanları öldürüp atmışlardı. Böyle bir felaket görülmemiştir. Maalesef kötü askerler çoktu. Onlar kadın, çoluk çocuk ayrımı yapmazlardı. Kadınları götürüp kötülükler yapıyorlardı. Allah, Muhammed’in ümmetini bu hale düşürmesin. Aynı bizim gibi Zazaydılar, Kurmançlar da vardı. Dersim köylülerinden de askerler vardı yanımızda. Biz aynı milletin çocuklarıydık ve birbirimizle savaşıyorduk.”

Kaynak: ANF NEWS AGENCY
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 23-11-2011, 09:53
lunatic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
Blog Başlıkları: 1
Dersim, Devletin Kara Kutusudur

Tarihin karanlık sayfaları arasında derinden kanamakta olan Dersim’38 yarası giderek gün yüzüne çıkıyor.

Yapılan sözlü tarih çalışmaları, belgesel filmler, yazılan anılar, araştırmalar, romanlar, şiirler, şarkılar hepsi bu karanlığın aydınlatılmasında yakılmış mumlardır.

Kara kutunun içindekiler her geçen gün yakılan mumlarla aydınlanıyor olsa da kara kutunun varlığı henüz resmi olarak kabul edilmiyor.

Dersim Kemalist Cumhuriyet Devleti’nin kara kutusudur. 70 yıldır kapalı tutulan, yok sayılan; bırakalım tartışılması konuşulması bile yasak olan kara kutu…

Bu kara kutu da nelerin olduğunu, neden saklı tutulduğunu öğrenmek başta bilim insanlarının, siyasetçilerin, aydınların olmak üzere her yurttaşın en demokratik hakkıdır. Bu hakkımızı kullanabilmek için kara kutunun açılmasını ısrarla istemeliyiz.

Bu ülkenin tarihi ve toplumsal gerçekleri resmi tarih ve resmi ideolojinin bildik kalıplarıyla öğrenilemeyecek kadar karmaşıktır…

Kara kutunun açılması ve içindekilerin öğrenilmesi sadece demokrasi güçleri için değil, siyasetçilerin ve siyasi partilerin de bilmesi gerekli hatta zorunludur. Zira bu ülkenin ve halkın gerçek tarihini bilmeden ülkenin ve halkların sorunlarına, taleplerine siyasi çözüm üretmek olanaklı değildir. Bu nedenle de kara kutunun açılmasını en çok da siyasi çevreler istemelidir.

Elbette bu kara kutunun açılmasını asla istemeyen ve hatta mümkünse yok sayan anlayışları kapsam dışı tutuyorum.

KARA KUTU'NUN İÇİNDE NELER VAR?


Peki, bu kara kutunun içinde neler var? Ve onu bu kadar önemli kılan şey nedir?

Öncelikle; Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş felsefesi olan ırka dayalı ulus devlet anlayışının “siyaset belgesi” niteliğindeki “ Şark Islahat Planı” ( 1925) var. Bu planın özü ve özetini İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir:

“Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” ( Başbakan İsmet İnönü, 1925)

Evet, Türk ırkına ve Sünni İslam inancına ait olmayan “ unsurları kesip atacağız” diyen devletin Dersimde “Türk ve Türkçü” olmayan Kızılbaş, Kürt, Zaza, Ermeni unsurları kesip atması var bu kara kutunun içinde.

İkincisi; Irkçı, tekçi anlayışın Dersim’de nasıl uygulandığına dair faşist yöntemleri ve sonuçları var.

Fevzi Çakmak’ın önerdiği “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi ele alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da aşamalı öz Türk hukukuna tabi tutulmalıdır.” (Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, 1931.) politikalarının bizzat Meclis ve Kemal Atatürk tarafından atanan “umumi müfettiş” (koloni valisi) Cumhuriyet Devleti’nin daimi cellâdı askeri vali Abdullah Alpdoğan’ın uygulamaları var.

Bu gün artık gizlenemeyen ve ret edilemeyen, dönemin Malatya Emniyet Müdürü Çağlayangil’in itirafları var:

“(…) Neticeyi söylüyorum. (…) Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.” ( İhsan Sabri Çağlayangil.)

Üçüncüsü: Kemalist Cumhuriyet ideolojisinin simgesi Atatürk’ün bu katliamdaki rolünün bilinmesi istenmiyor. Oysa Çağlayangil’in itiraflarından anlıyoruz ki Atatürk’ün “Bu meseleyi kökünden hallediniz” dediğini ve devamında ‘Kılıçdaroğlu’nun yaptığı söylenen röportajda da Dersim’e askeri vali olarak atanan General Abdullah Alpdoğan’a Atatürk’ün “Bütün ordu iştirak etsin, bu Dersim`i temizleyin” emrini verdiğini Çağlayangil’den açıkça ve net olarak öğreniyoruz.

“Dersim, Cumhuriyet Devleti’nin kara kutusudur” dedik. Bu kara kutuda saklı olan daha pek çok ırkçı, faşist politika olduğunu biliyoruz. Fakat bunları bütün boyutlarıyla öğrenmek ve bilimsel bir çalışma yapabilmek için bu kara kutunun açılması gerekiyor.

Bu kara kutu da sadece Dersim katliamı yok elbet. Şark Islahat Planı’nda (1925) ne varsa daha fazlasının bir plan dâhilinde uygulandığı bir laboratuarda; Kürtlere ve Dersim Alevi Kızılbaşlarına yönelik zihniyetin en rafine edilmiş tezleri ve vahşi uygulamaları var.

1925 den itibaren Kürt ayaklanmalarını bastırma, direnişlere saldırılar ve katliamlar acil ve zorunlu müdahaleler biçiminde olmuştur. Ancak Dersim katliamı 1926 yılından itibaren her yıl hazırlanan özel raporlarla adım adım planlanarak yapılmıştı. ( M. Kalman, Faik Bulut Dersim Belgeleri/Raporları)

Kemalist Cumhuriyet soykırımcı bir anlayışla hazırlayıp uyguladığı Dersim katliamını ülke ve dünya kamuoyundan gizlemek için “Dersim İsyanı” yalanını uydurmuştur. Bunun bir yalan olduğunu başta Şark Islahat Planı ( Mehmet Bayrak ) olmak üzere söz konusu raporları objektif bir gözle inceleyen herkes görebilir, anlayabilir.

Sözgelimi; bir devlet “Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız”( İnönü) diyorsa orada Türk ve Türkçü olmayanlar isyan etse de etmesede zaten “kesilip atılacak”lardır. Bundan başka seçenek var mıdır? Dolayısıyla Kürtlerin, Kızılbaşların, Rumların, Ermenilerin, Zazaların kesilip atılma kararı 1925 de Şark Islahat Planıyla verilmiştir zaten. Kaldı ki bu “siyaset belgesi”nden önce de, katliamların “ hukuksal belgesi” olan 1924 Anayasası hazırlanmıştır.

"DERSİM İSYANI" TEZİ BİR REZMİ TARİH YALANIDIR
Aslında Cumhuriyetin kara kutusu Dersim 38 arşivleri açıldığında orada bir isyanın değil, soykırım amaçlı bir katliamın olduğunu herkes daha net biçimde görecektir.

Bütün emperyalist ve faşist devletler kendi politikalarını meşru ve haklı göstermek, halk kitlelerini aldatmak için olmadık yalanlara başvururlar.

Sözgelimi: Amerikan emperyalizmi Irak’ı işgal etmek için söylediği “Kimyasal silah var”, “ Irak’a özgürlük götüreceğiz”yalanlarının hepsi sonra açıkca görüldü. Peki gerçek neydi veya Irak halkı gerçekten özgürleşti mi? Ya da Başbakan Bülent Ecevit 19 Aralık hapishane katliamını haklı göstermek için ne yalan söylemişti? Hatırlayalım. “Hayata Dönüş”, “ Teröristleri kendi teröründen kurtaracağım” vb. Cumhuriyet Devleti’nin “Dersim İsyanı” konusunda söyledikleri nedir? “Orada feodaller, Kürtler, Kızılbaşlar gerici bir ayaklanma ve isyan çıkarmış. Islah etmek ve medeniyet götürmek için harekat düzenledi” demiş. Ne kadar benziyor söylemler değil mi?

KEMALİST DEVLET KATLİAMI GİZLEMEK İÇİN "İSYAN" DEMİŞTİR
Herkesin bildiği ama söylemeye cesaret edemediği bir belirleme yapayım: Dersimliler iradi olarak Cumhuriyete karşı çıkmamıştır. Tam tersine Cumhuriyeti benimsemiş ya da tüm Alevi ve Kızılbaşlar gibi Dersim Kızılbaşları da 500 yıllık Osmanlı şeriatına karşı Cumhuriyet Devleti’ne sığınmışlardır.

Evet, bazı Dersim aşiretleri kendi geleneksel yaşam tarzlarını devam ettirmek için doğal olarak Cumhuriyet Devleti’ne tabi olmak istememişlerdir. Ancak bu reddediş siyasal nedenlerden çok ekonomik ve sosyal nedenlerledir. Ki bu tespit söz konusu raporların çoğunda da görülebilir.

Başbakan İnönü, Sey Rıza’nın 10 Eylül 1937 tarihinde teslim olmasından sonra 18 Eylül de TBMM'nde Dersim meselesine dair bir konuşma yapar: "Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten birinin reisi imha edilmiş ve diğer reislerin hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiştir...” dedikten sonra 1937 yılının askeri harekât bilançosunu da sunar TBMM’ne. ( Bkz. Meclis tutanakları)

Görüldüğü gibi “imar ve islah”a “muhalefet” eden altı aşiret. Ki bu aşiret mensuplarının da bir kısmı…

Başbakan İnönü’nün “ muhalefet” dediği altı aşiretin reislerinin “hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiş” ise bu “isyan”ı kim ve hangi aşiretler çıkardı?

Dikkat çekmekmek isterim: Neden İnönü “isyan” değilde “muhalefet” diyor? İsyan ile muhalefet arasında ki farkı bilmiyor olamaz?!

Bırakalım isyanı bir yana neden İnönü “imar ve islah muhalefeti” diyor da “Kürt, Kızılbaş, Zaza muhalefeti” demiyor?

Aslında son derece basit sorular sorarak bile gerçeğe ulaşılabilir. Yeter ki resmi tarih tezinin ve resmi ideolojinin düşünüş tarzının dışına çıkabilelim.

"DERSİM İSYANI" TEZİNİ SAVUNANLARA BİRKAÇ SORU
1) Cumhuriyete karşı çıkan, onu kabul etmek istemeyen ve isyan etmeyi düşünen Dersim neden M. Kemal’in çağrısı üzerine ilk meclise 6 milletvekili ( Abdulhak Tevfik Bey, Diyab Ağa, Hasan Hayri Bey, Mustafa Ağa, Mustafa Zeki Bey, Ramiz Bey ) gönderiyor?
2) Bir Kürt Devleti kurmak için isyan ettiği iddia edilen Dersim, başta Şeyh Sait isyanı olmak üzere neden hiçbir Kürt İsyanı/ direnişini desteklemiyor?
3) Dersimlilerin Cumhuriyete bağlılığını bildirmek ve var olan sorunları da diyalog yoluyla çözmek için 1926 yılında Ankara’ya davet edildiklerinde Aşiret reislerinin neredeyse hepsi buna katılmış ve Çankaya Köşkü’nde ağırlanmışlardır. İsyan etmek isteyen Dersimliler neden gitsin Ankara’ya? (O ünlü hatıra fotoğrafında yer alanların hemen hepsi 1937-38 de evlerinde aileleriyle birlikte öldürüldü. Bazıları da tutuklanıp yargılandı, ağır cezalara çarptırıldılar.)
4) İsyan Etmek İsteyen Dersimliler Neden Silahlarını Teslim Etsin? JGK’nın raporuna göre, Dersim aşiretlerin elinde toplam 9.070 adet silah mevcuttur. Cumhuriyet Devleti 1936 yılında Dersim’de silah toplama kararı çıkarır. Sonuçta altı aşiret dışında neredeyse bütün Dersimliler silahlarını teslim eder. JGK raporuna göre, teslim edilen silah 7.880 adettir. Ekonomik ve sosyal nedenlerle silahını teslim etmeyen 6 aşiret olduğunu görüyoruz. (N. Hakkı Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor)

TARİH BOYUNCA DEVLETİN DERSİM'E GİREMEDİĞİ DOĞRU DEĞİLDİR
Bu son derece tartışmalı bir konu. Devletin girmesi veya girememesinden ne anlıyoruz? Osmanlı ile en sorunlu dönemlerde bile devlet otoritesini temsil eden güçlerin olduğu görülebilir. Osmanlı idari yapısı içinde değişik eyaletlere bağlı “Dersim Sancağı” olduğunu biliyoruz. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar da devam etmiştir.

Cumhuriyet Devleti’nin de 1938’e kadar Dersim’e giremediği algısı da tamamen yanlıştır.

Sözgelimi: Türkiye de İlk nüfus sayımı 1927 yılında yapılır. DİE raporlarında hemen tüm köylere dair detaylı nüfus bilgileri mevcuttur.

1935 yılında yapılan genel nüfus sayımında da aynı ayrıntıları görmek mümkündür.

Genel nüfus bilgilerini bir yana bırakalım Dersim’deki sakatlar hakkında bile çok net bilgiler toplayacak kadar Dersim”de olan devlet nasıl oluyor da “Dersim’e giremiyor”du?

Dersim’de Sakat Nüfus: 1936 yılında 350 kör, 240 kolu çolak, 26 iki kolu çolak, 334 bir ayağı topal, 85 iki ayağı topal,131 sağır ve dilsiz, 36 kambur, 40 kötürüm, 79 müteaddit sakat, 31 sair sakat.

Dersim’de Sağlam Nüfusun Toplamı: 91.807 kişidir. (Ö. Kemal Ağar. Tunceli Dersim Coğrafyası)

DERSİMLİLER VERGİ VERMİYOR MUYDU?
Elbette vermeyenler vardı. Peki neden? Yokluk yoksulluk nedeniyle mi yoksa “ ben seni tanımıyorum vergi vermeyeceğim” diye mi? Son derece zayıf bir ekonomik güce sahip olan bazı aşiret mensupları geçimini sağlamak için çoğu zaman komşu il, ilçe ve köylere “çapul”a gider oradan getirdikleriyle yaşamını sürdürürlerdi. Bu gerçeklik içinde nasıl vergi verilebilir ki? Kaldı ki sırf vergi vermedi diye bir toplumu, bir kültürü hedef tahtasına koymak ve soykırıma tabi tutmak nasıl meşru görülebilir?

Öte yandan Dersimlilerin önemli bir bölümünün vergilerini verdikleri bizzat devlet belgelerinde mevcut.

Osmanlı tahrir defterleri incelendiğinde Osmanlı zamanında da, Cumhuriyet zamanında da Dersimlilerin önemli oranda vergi verdikleri görülebilir. İşte belge: “1936-37 yıllarında Tunceli’de belirlenen vergi ile tahsil edilen vergi rakamları birbirine yakındır. Bu rakamlar 1940’lı yıllar da devlet otoritesinin sağlandığı dönemlerle neredeyse aynıdır.” (C. Sahir Sıla. CHP milletvekili. Dersim Raporu)

DERSİMLİLER OKUL AÇILMASINA KARŞI MI ÇIKTILAR?
Bu da resmi tarih yalanlarından biridir. Devletin kendi belgeleri bile onları yalanlamaktadır.

Sözgelimi; “Osmanlı döneminde 1891 yılında Dersim’de 170 talebeli 6 medrese ve 750 talebeli 9 ilk mektep bulunmaktadır.” (İzzettin Çalışlar. Dersim Raporu.)

“1935 de Tunceli ili kurulduğu zaman il genelinde 18 ilk mektep vardır ve talebe sayısı 1.412’dir.

1936 yılından itibaren köylerde bile okullar vardır. Nazimiye, Mazgirt, Türüşmek, Dervişcemal, İncik, Şahsik, Türktanır ve Ovacık’ta toplam 8 okul bulunmaktadır ve bu okullarda küçümsenmeyecek oranda kız öğrenciler vardır.”

Şimdi bir soru soralım Kemalist Cumhuriyet ve resmi tarih savunucularına: O tarihlerde Türkiye’nin başka illerinde vergi, okul, yol, askerlik, silah, çapul, feodal yapı vb. konularında durum nasıldı? Araştırıp bir kıyaslama yapma zahmetine girerler mi acaba? Yoksa katliamcıların sunduğu yalanları veri kabul ederek bu kara kutudaki kötülüklerin bir parçası kalmayı mı tercih ederler?

Demokrasi, demokratik açılım iddiası olan AKP, Sosyal Demokrat Parti iddiası olan CHP Kemalist Cumhuriyet’in “kara kutusu” Dersim 38’i partiler üstü ve “devlet sorunu” yaklaşımıyla ele alıp yüzleşmedikçe demokrasi adına hiçbir inandırıcılığı olamaz. Çünkü bu kara kutuda hem Kürt sorununu, hem de Alevi sorununu Türk –İslam zihniyetiyle ele alan bir Kemalist Devlet aklı var…



KAZIM GÜNDOĞAN
kzgundogan@gmail.com

Dersim, Devletin Kara Kutusudur - Güncel Haber - Online BirGün


“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller

Konu lunatic tarafından (23-11-2011 Saat 09:55 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
1937-1938, 1937-1938'de dersim'de ne oldu?, dersim, dersim isyanı, dersim olayları, dersim'de ne oldu, dersimde, generalissimo, kanlı bahar, oldu, seyit rıza


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Neyimize ne oldu?.. Ebruli Köşe Yazıları 5 19-10-2011 11:06
10 yıl oldu sen öleli desdamona Lorem Ipsum 14 07-01-2008 21:18
O gün bana ne oldu High Hopes Hayata Dair.. 0 15-09-2007 17:48
Ridley Scott (1937 - ....) HattoriHanzO Biyografiler 0 13-04-2007 08:29


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:14 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info