|
|
| Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih. |
Bazı Dini Kavramlar ve GerçeklerTarih içerisinde Bazı Dini Kavramlar ve Gerçekler konusu: İslamiyet Öncesi Arap Edebiyatı'ndan örnekler için;
Alıntı:
İSLÂMİYET ÖNCESİ ARAP EDEBİYATI
İslâm öncesi dönemde Araplar’da nesir yoktu dersek abartmış olmayız. Bugün bile Arap edebiyatı büyük oranda şiirdir hikaye ve roman ...

16-06-2009, 01:29
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
İslamiyet Öncesi Arap Edebiyatı'ndan örnekler için;
Alıntı:
İSLÂMİYET ÖNCESİ ARAP EDEBİYATI
İslâm öncesi dönemde Araplar’da nesir yoktu dersek abartmış olmayız. Bugün bile Arap edebiyatı büyük oranda şiirdir hikaye ve roman Arap edebiyatında çok yeni konulardır. İslâm öncesi Arap şiiri büyük oranda dini motifleri işler.
Kâbe’yi ziyaret zamanlarında şairler şiirlerini ukaz panayırında söylerdi kazanan şiirlere “Muallakat-ı Seb’a” ( Yedi Askı) denirdi ki bu kazanan yedi şiir ketenden mushaflara yazılıp Kâbe’nin duvarına çivilenirdi. Hacc zamanı okunuyor ve Kâbe’nin duvarına çivileniyorsa bunlar da ancak dinî şiirler olabilir.
İslâm öncesi dönemde de elbette Allah biliniyordu ve ona tapılıyordu. Putlar ise aracıydı putperestler bu putların kendilerini Allah’a yakınlaştırdığını ve kemdilerine şefaat edeceklerini düşünerek putlara ibadet ediyordu ama en büyük ilah Allah’tı.
Şimdi cahiliye devrinin şairlerinden Evs bin Hacer’in bir şiirine bakalım:
“Lât'a, ‘Uzzâ’ya ve onlara ibadet edenlere andiçerim, Allah'a da; çünkü Allah, onlardan daha yücedir”*
Görüldüğü gibi Allah inancı yine var.
Bundan başka Hac da İslâmiyetten önce vardı.
Telbiye Hacc’a niyet etme duasıdır. Oruca namaza nasıl niyet edilirse Kâbe tavaf edilirken de niyet edilirdi. İslâmiyetten önce Kâbe tavaf edilirken söylenen telbiye şu şekildeydi:
"Lebbeyk allahümme lebbeyk.
Lebbeyk ve sadeyk.
Ma ehabbena ileyk"
Buyruğundayım, Allahım buyruğundayım!
Buyruğun başım üstüne! Ortağın yoktur senin!
Yalnızca tek ortağın var! O da senindir!
Bu daha sonra İslâmiyet’te şu şekilde değiştirilmiştir:
"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk,
lebbeyke la serike leke lebbeyk,
innel’hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk, la serike lek."
“Buyruğundayım Allahım, buyruğundayım!
Buyruğun başım üstüne, ortağın yoktursenin , buyruğundayım,
Hamd ve nimet senindir, ortağın yoktur senin!”
İslâmiyet öncesi dönemde Kâbe tavaf edilirken söylenen bir başka dua:
“Lat, Uzzâ ve üçüncüleri Menât'a yemin ederiz; onlar yüce turnalardır, onların şefaatine elbette ümit bağlanabilir .”**
Dinî şiirleriyle tanınan Zuheyr bin Ebî Sulma'nın söylediği bir şiirde de şöyle yemin ediliyor:
“Ukaysır'ın kutlu taşlarına, başların ve bitlerin kazıldığı (hacıların tıraş olduğu) yere andiçerim.(Tavîl)”***
Bu sözlerde geçen Hac için tıraş olma âdeti bayağı tanıdık geliyor, hatta bir Kuran ayetini çağrıştırıyor, bakalım şuna:
“Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (FETİH-27)”
İslâmiyet öncesi dönemde duaları kabul edilmeyen kimi putperestlerin önceden önünde durup dua ettiği adaklar adadığı putlara küfredip taş attığı da olurdu. Onlar nihayetinde Allah’la aralarında bir aracı bir şefaatçiydi. Kimi zaman putlar hurma macunundan da yapılırdı eğer sıkıntıya düşülürse açlık olursa insanlar bu tatlıdan yaptıkları putu yerlerdi. Bu da pagan dinlerindeki totem hayvanının avlanıp yenmesine bayağı benziyor. Totemizmde totemi simgeleyen hayvanın yenmesi yasaktır ama yılın belli zamanında bayram vs. kutsal günlerde tanrıyı simgeleyen totem hayvanları avlanıp yenebilirdi. Burda Arabistan’da çevresel koşulların etkisiyle durum biraz değişmiş belli bir zamanda değilde sıkıntı ve kıtlık zamanlarında yeniyor totem.
İslâmiyet öncesi dönemde İslâmla ilginç bir benzerlik daha var. İslâmiyet öncesi dönemde ölen kişinin kabirleri başında kestikleri kurbanla beraber dirileceklerine ve kurbanlarına bineceklerine inanılırdı.
“Ya Sa‘d! Şayet ölürsem sana vasiyetim var; çünkü vasiyet eden bu kardeşin (ölüme) çok yakın olandır.
Babanın arkasından çekiştirilmesine, iki eli üzerinde eziyet edilecek şekilde dolaştırılmasına ve belalara uğratılmasına sakın müsaade etme.
Bu kardeşini uysal bir binite bindir, onu kötülüklerden koru; çünkü o (ölmeye) çok yakındır.
Belki de mahşerde (bana yarar sağlayabilecek en hayırlı iş): «bininiz» dendiğinde binebilmem için, senin bana bırakmış olacağın bir binit olabilir.(Kâmil) .”****
İslâmiyet öncesi Arabistan’ında elbette tek din putperestlik değildi Roma’nın etkisiyle Hıristiyanlaşmış Araplar, Museviler, putları reddeden Hanifler ve Hıristiyanlıkla hanif inancının bir karışımı olan Rukus dinine mensup kimseler de vardı. Hıristiyan Arap şairler de şiirlerinde kendi inançlarını anlatırlardı.
Hıristiyan bir şair olan Adiy b. Zeyd b. Hammâd b. Zeyd el-‘İbâdî’nin mısralarına bir bakalım:
“Bir gün bir sorgulayıcı seni sorguladığında takılmadan cevap verebilmen için sözümü can kulağıyla dinle.
Yaratıkların Rabbi! Bize olan nimetlerini nasıl tanıttıysa, ilk mucizelerini de öyle sergiledi?
Öyle ki evren (başlangıçta) herhangi bir boşluk ve çatlak olmaksızın karanlık, su ve rüzgar görünümünde bir okyanus halindeydi.
Böylece(Yüce yaratıcı) zifiri karanlığa emir verdi, o da hemen çözüldü; suyu da bulunduğu yerden çözüverdi.(Basît)
Yeryüzünü yaydıkça yaydı, sonra gökyüzünün altına tasarladığı gibi onu gerektiği şekilde dizayn etti.
Güneşi şaşmayacak şekilde yörüngesine oturttuğu gibi gece ve gündüzü de birbirinden ayırdı.
Mahlukatı altı günde yarattı; bu yaratılış sonunda insana (bilinen) şeklini verdi”*****
Şimdi bu şiirin mısralarına biraz dikkatli bakalım ve Kuran’dan ayetlerle karşılaştıralım:
“Öyle ki evren (başlangıçta) herhangi bir boşluk ve çatlak olmaksızın karanlık, su ve rüzgar görünümünde bir okyanus halindeydi.”
“Allahü teâlâ, gökleri ve yeri altı günde yarattı. (Bundan evvel ise) Arş'ı su üzerinde idi. ( HUD-7)”
“Yeryüzünü yaydıkça yaydı, sonra gökyüzünün altına tasarladığı gibi onu gerektiği şekilde dizayn etti.”
“Yere ve onu yayıp döşeyene, (ŞEMS-6)”
“Güneşi şaşmayacak şekilde yörüngesine oturttuğu gibi gece ve gündüzü de birbirinden ayırdı.”
“Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (YASİN-40)”
Hanif şairler de vardı elbette, Zeyd bin Amr bakalım ne yazmış:
“İşler taksim edilmişken (gerçekler tüm çıplaklığıyla ortadayken), ben tek olan Rabbe mi yoksa binlerce rabbe mi ibadet etmeliyim?
Lat'ı da Uzzâ'yı da hepsini terk ettim; zaten benim gibi yiğit ve sabırlı biri böyle yapar
Ne Uzzâ'ya tapınırım, ne de onun iki kızına; ne de Benî ‘Amr'ın iki putu etrafında dönerim.
Ben, henüz rüşde ermemişken rabbimiz sayılan Hubel'e de artık (Bundan Böyle) ibadet etmeyeceğim.”******
Kuran ne demiş:
“Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?" (SAFFAT- 125)”
Bu surede adı geçen “Bal” Hübel’in kısaca söylenişidir.
Fazla söze gerek yok işte öncesi, işte sonrası.
……………………………………………………………………………………
* Evs b. Hacer, İbn Mâlik et-Temîmî, Dîvân, Beyrut 1960, s. 36; İbnu'l-Kelbî, Hişâm b. Muhammed b. es-Sâ’ib b. Bişr el-Kelbî, Kitâbu'l-esnâm, nşr. Ahmed Zekî Bâşâ, Ankara 1967, (trc. Beyza Düşüngen), s. 13.
** Ibnu'l-Kelbî, a.g.e., s. 13.
*** İbnu’l-Kelbî, a.g.e., s. 13.
**** el- Makdisî,Kâmil.,II, 144; Sâ‘id el-Endelusî, a.g.e., s. 44.
***** el-Makdisî, a.g.e., I, 150.
****** İbn Hişâm, Vafir., I, 226-227; Nâyif Ma‘rûf, a.g.e., s. 106-107.
|
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

22-06-2009, 17:09
|
 |
vicdani ret
|
|
Üyelik Tarihi: 27-05-2009
Nerden: istanbul
Mesajlar: 222
|
|
|
ilginç bence bu kavram inanana göre değişir
Ey kara cübbeli!
Taş atma bu dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar yaradanın sanatı peşindeler;
Seninse aklın fikrin abdest bozan şeylerde...
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.
Ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede:
Hayırmış, şermiş bırakmışım ikisini de.
İki dünyayı karpuz gibi önüme koysalar
Ne birine metelik veririm, ne ötekine.
Ömer Hayyam
|

31-07-2009, 15:43
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
Alıntı:
berkan04´isimli arızadan alıntı
ilginç bence bu kavram inanana göre değişir
|
Bilimsel gerçekler kişiden kişiye değişmez.. Kişiden kişiye değişen, bilimsel olmayan dogmalardır.
Bu vesileyle konuyu da güncelleyelim.
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

31-07-2009, 20:23
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
|
(bu başlıktaki konuyla zerre kadar ilgilenmediğimi belirterek...)
sangre...
"Bilimsel gerçekler kişiden kişiye değişmez.."
bu kadar net yani! bilimsel gerçek? bana değişir... hatta yok bile sayarım... buna bir engel var mıdır?
|

31-07-2009, 21:13
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
eco´isimli arızadan alıntı
(bu başlıktaki konuyla zerre kadar ilgilenmediğimi belirterek...)
sangre...
"Bilimsel gerçekler kişiden kişiye değişmez.."
bu kadar net yani! bilimsel gerçek? bana değişir... hatta yok bile sayarım... buna bir engel var mıdır?
|
Peki: o halde, yerçekimi yasası diye bir şeyin olmadığını düşün ve kendini bir gökdelenden at  Aşağı düşerken: Kabul etmiyorum ulennnnn diyecek misin görelim 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

31-07-2009, 21:32
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
yer çekimi değimiz şeyin gök itimi olma ihtimali de var  ama her ne olursa olsun kabul etmeme, kesinliğine inanmama, bunları hiç umursamama gibi seçenekler de var... gerçeklik? çok bulanık bir kavram... gökdelenden atlayacak kadar sıkılmadım hayattan... üstelik yaşamaktan fazlasıyla da memnunum... bilimsel gerçekler falan da zerre kadar ilgilendirmiyor beni  olmaları ya da olmamaları hiç bir şey değiştirmiyor hayatım da... ama gökdelenden düşerken bile ve özelliklede düşerken inanmıyorum derim... ve inanmam da... tercih hakkım olmasından çok memnunum ve kullanmaktan daha da... bilimsel gerçekler yalandır... bak söyledim bile ve buna inandığımdan da emin olabilirsin....
|

31-07-2009, 22:25
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
Alıntı:
eco´isimli arızadan alıntı
(bu başlıktaki konuyla zerre kadar ilgilenmediğimi belirterek...)
sangre...
"Bilimsel gerçekler kişiden kişiye değişmez.."
bu kadar net yani! bilimsel gerçek? bana değişir... hatta yok bile sayarım... buna bir engel var mıdır?
|
Bilimsel gerçekler öznel değil, nesneldir.. Önce bunda anlaşalım..
Yani senin zevkine, rengine göre değişecek yargılardan oluşmazlar.. (Kirazın elmadan daha lezzetli olması gibi vs.)
Suyun deniz seviyesinde 100 derecede kaynaması, yerçekimi vs. gibi ilkeler doğruluğu çeşitli kanıtlarla desteklenmiş ve yüzden kabul edilen kavramlardır..
''Hayır su 100 derecede kaynamaz, ben bunu bir şekilde tanıtladım'' diyen birisi, iddiasını bilimsel argumanlarla ortaya koymalıdır.. Eğer var olan tezi çürütebilecek bilimsellikten uzaksa, iddia kabul edilmez.
Sınanabilir, yanlışlanabilir olmayan ve dolayısıyla bilimsel olmayan bir iddia kişiden kişiye değişebilir.. Örneğin ben cinlerin varlığını kabul ederim, sen etmezsin.. Bahsi geçen kavram bilimsel bir kavram olmadığı için, iki tarafta birbirini çürütebilecek bilimsel argumanlara sahip değildir.. Ve bu kavram dogma olarak kalmaya mecburdur.
Bu yüzden güvenilir bilgi en çok kanıta sahip olan iddiadır.. Ve gerçek olarak ''kabul edilir''.. Bunun dışında her hangi bir gerçeklikten bahsetmek söz konusu değil.
Yerçekiminin aslında havanın itme kuvveti olduğunu tanıtlarsan ve yerçekimini çürütürsen, elbette senin iddian kabul edilir.. Ve bilimsel gerçek olur.
Ama senin, ''Hayır ben dünyanın geoid olduğunu kabul etmiyorum'' veya ''Hayır evrim diye bir şey yoktur'' demen, öyle olduğu anlamına gelmiyor.. Sadece sen bilimsel bir gerçekliği, hiçbir argumanla desteklemeden reddediyorsun o kadar.. Hiçbir argumanla desteklemediğin için de, bilim dünyası tarafından kaale alınmıyorsun.
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

31-07-2009, 22:30
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
]yer çekimi değimiz şeyin gök itimi olma ihtimali de var
|
Öle bişi Tanrının varlığını ispatlama gibi bir şey olur
Alıntı:
|
ama her ne olursa olsun kabul etmeme, kesinliğine inanmama, bunları hiç umursamama gibi seçenekler de var...
|
Var tabi; ama o gökdelenden düşmeme yahut uçman gibi bir ihtimal yok
Alıntı:
|
gerçeklik? çok bulanık bir kavram... gökdelenden atlayacak kadar sıkılmadım hayattan... üstelik yaşamaktan fazlasıyla da memnunum...
|
Doğrudur; hani olur ya: Ben atlarım ve düşmiyceem, kabul etmiyorum dersen diye hatırattım
Alıntı:
bilimsel gerçekler falan da zerre kadar ilgilendirmiyor beni olmaları ya da olmamaları hiç bir şey değiştirmiyor hayatım da... ama gökdelenden düşerken bile ve özelliklede düşerken inanmıyorum derim... ve inanmam da...
|
Elbette; ama düşersin
Alıntı:
tercih hakkım olmasından çok memnunum ve kullanmaktan daha da... bilimsel gerçekler yalandır... bak söyledim bile ve buna inandığımdan da emin olabilirsin....
|
Olabilir; ama hala uçamazsın 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

31-07-2009, 23:19
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
sangre...
Bilimsel gerçekler öznel değil, nesneldir.. Önce bunda anlaşalım..
Yani senin zevkine, rengine göre değişecek yargılardan oluşmazlar.. (Kirazın elmadan daha lezzetli olması gibi vs.)
Suyun deniz seviyesinde 100 derecede kaynaması, yerçekimi vs. gibi ilkeler doğruluğu çeşitli kanıtlarla desteklenmiş ve yüzden kabul edilen kavramlardır..
''Hayır su 100 derecede kaynamaz, ben bunu bir şekilde tanıtladım'' diyen birisi, iddiasını bilimsel argumanlarla ortaya koymalıdır.. Eğer var olan tezi çürütebilecek bilimsellikten uzaksa, iddia kabul edilmez.
Sınanabilir, yanlışlanabilir olmayan ve dolayısıyla bilimsel olmayan bir iddia kişiden kişiye değişebilir.. Örneğin ben cinlerin varlığını kabul ederim, sen etmezsin.. Bahsi geçen kavram bilimsel bir kavram olmadığı için, iki tarafta birbirini çürütebilecek bilimsel argumanlara sahip değildir.. Ve bu kavram dogma olarak kalmaya mecburdur.
Bu yüzden güvenilir bilgi en çok kanıta sahip olan iddiadır.. Ve gerçek olarak ''kabul edilir''.. Bunun dışında her hangi bir gerçeklikten bahsetmek söz konusu değil.
Yerçekiminin aslında havanın itme kuvveti olduğunu tanıtlarsan ve yerçekimini çürütürsen, elbette senin iddian kabul edilir.. Ve bilimsel gerçek olur.
Ama senin, ''Hayır ben dünyanın geoid olduğunu kabul etmiyorum'' veya ''Hayır evrim diye bir şey yoktur'' demen, öyle olduğu anlamına gelmiyor.. Sadece sen bilimsel bir gerçekliği, hiçbir argumanla desteklemeden reddediyorsun o kadar.. Hiçbir argumanla desteklemediğin için de, bilim dünyası tarafından kaale alınmıyorsun.
bilimsel gereçeklerin(ki böyle bir şey olmadığı konusun da ısrarcıyım  ) öznel değil nesnel olduğu konusunda anlaşamadık...
aynen benim zevkime göre oluşurlar... oluşmazlar demen ve birilerinin oluşmazlar demesi bile benim oluşurlar dememe yetiyor
doğruluğu yüzde yüz kabul edilmiştir dedğin o kavramlar benim için hiçbir geçerliliği olmayan hikayelerdir... derece dediğin şey insan icadı... sayılar ve yüzdeler de öyle... takvim ve zaman gibi... bilmem anlayabiliyormusun? evet su yüz derecede kaynamaz çünkü ne yüz var ne derece  bilimselliğe yakın olsam kahrolurdum(yanlış anlama ilahiyata yakın olsam dahada kahrolurdum)...
güvenilir bilgi benim bildiğimdir... hiç bir kanıta ihtiyacı yoktur... kimse tarafından kabullenilmek zorunda değildir... sadece kendi gerçekliğimde buna inanmış olmam yeterlidir
yer çekiminin gök itimi olduğunu kanıtlamama gerek yoktur... bunu söylemiş olmam yeterlidir... ve bundan böyle gök itimidir... yarında madde kaçımı olabilir... ama bunların herhangibiri bilimsel gerçek olmaz çünkü bilimsel yada ilimsel yada tanrısal hiç bir şekilde gerçek yoktur... gerçek kişi ne istiyorsa odur... buna engel olacak hiç bir güçte yoktur... (Gökdelenden atlarken düşüleceği gerçeğinin olmadığı gibi... uçuyorum derse kişi uçuyordur, düşmüyordur  )
dünya geoid mi? evrim diye birşey mi var?
dünya geoid olamaz ben öyle birşey görmedim... evrim diye birşey olamaz çünkü teoride bile binlerce yıl geçmesi gerektiği söylenmiyor mu? ben 78 doğumluyum... 30 yılda evrim mi olur? sakın benden önce dünyanın var olduğunu söyleme! buna inanmam tanrıya inanmamla eşdeğer... yok böyle birşey...
senin arguman dediğin şey ne menem birşeydir bilmiyorum ama düşünmem ve dile getirmemden başka kanıta ihtiyacım yok  ve ayrıca varlığına inanmadığım bilim dünyası tarafından kabullenilmemekte gayet hoş bir duygu... zira onlarla aynı paydada bulunmak istemem...
albatros'a...
hala uçamayacağımımı düşünüyorsun? ... 
Konu eco tarafından (31-07-2009 Saat 23:22 ) değiştirilmiştir..
|

31-07-2009, 23:27
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
|
hala uçamayacağımımı düşünüyorsun?
|
Hayır; sadece düşeceğini düşünüyorum 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:31 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|