Albatros'dan alıntı:
"Kemalizmin ittihatçılığın organik bir bileşeni ve devamı olmadan bu ülke tarihi gerçekleriyle tam manasıyla bilince çıkarılabilinir mi? Enver-talat paşa cepheleriyle M.kemal cephesinin nitel olarak birbirinden farklı olmayan/sınıfsal bir ayrımları farklılıkları olmayan bu iki cepheyi ayırıp nasıl sağlıklı bir tarih okuması yapabilirz? "
Burada Kemalizm'den kasıt Atatürk'ün hilafete ve emperyalizme karşı verdiği mücadele ve onları yıkarak laik, demokratik ve tam bağımsız bir rejim oluşturma eylemine temel olan düşünce sistemidir ve alıntı yapılan zatın diğer yazılarında Humeyni ile bir tutulan ulu önder M. K. Atatürk'ün kişiliğini ve onun eseri olan laik cumhuriyete gönül veren aydınların değerli yurtsever çabalarını amaçsız göstermek uğruna sanki İttihat ve Terakki adı verilen ve Mustafa Kemal tarafından kurtuluş savaşı ile birlikte yıkılıp paramparça edilen hain oluşumun bir devamı imiş gibi gösterilmektedir.
Sayın okurlar!
Buradaki çarpıtma öyle dil sürçmesi ya da basit bir imla hatasının yol açtığı türden hatalar değildir! Burada birbirine karşı savaşan ve birbirini ortadan kaldırdan iki zıt kutbun aslında aynı şey olduğu iddia edilmektedir! Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadalodaki kurtuluş mücadelesi, düşmanla işbirliği yapan İstanbul Hükümeti'nin tahtında cisimleşen İttihat ve Terakki'ye karşı verilen bir savaş olarak tarihe geçer! Yani Mustafa Kemal İttihat ve Terakki'nin devamıdır demekle onun bir İngiliz ajanı olduğunu iddia eden gerici cenahın dümen suyunda yüzmek arasında hiçbir fark yoktur. Ve, bütün bunlar bir oldu bitti ile kanıt göstermeksizin ve yakın tarihe ait gerçekler ustaca ve bilinçli bir biçimde çarpıtılarak yapılmaktadır. Nasıl mı? Aşağıda verdiğim ansiklopedik bilgileri okuduğunuzda bunu kendi gözlerinizle göereceksiniz. Kaynak olarak ise resmi ideoloji denilerek yerilen T. C. arişvlerini değil, dünyaca kabul gören wikipedia. ansiklopedisini veriyorum. Bunu da reddederiz diyenler çıkarsa hemen belirteyim diğer tüm kaynaklardan da aşağıdaki gerçekleri doğrulamak mümkündür:
İttihat ve Terakki Cemiyeti (Osmanlı Türkçesi: إتحاد و ترقى) (Güncel Türkçesi: Birlik ve İlerleme Derneği), Osmanlı Devleti'nde 1908 Devrimi'ne önayak olan ve 1908-1918 yılları arasında - kısa kesintilerle - devlet yönetimine hakim olan siyasî örgüt. Batı dillerinde daha çok Jön Türkler (Fransızca: Les Jeunes-Turcs, Genç Türkler) olarak adlandırılır.
Sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan hareket, II. Abdülhamit'in rejimine karşı mücadele etmek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında örgütlenen iki veya daha fazla grubun birleşmesiyle oluşmuştur. Yurt içinde İTC'nin ilk nüvesini 1889'da Askeri Tıbbiye Mektebi'nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgüt oluşturdu. Bu örgütü İshak Sükûti (1868-1902), İbrahim Temo (1865-1939), Abdullah Cevdet (1869-1932), Mehmed Reşid ve Hikmet Emin adlı beş öğrenci kurdu. Örgütün bazı üyeleri tutuklandı, bazıları ise Paris'e kaçtı ve anayasa taraftarı diğer Osmanlı muhacirleriyle biraraya geldiler.
1902'de yapılan I. Jön Türk Kongresi'nde cemiyet, "Prens" Sabahaddin Bey öncülüğündeki kendilerine liberal demekle beraber aslında monarşıst olan grupla Ahmet Rıza öncülüğündeki liberal-milliyetçiler arasında ikiye bölündü. 1905'ten sonra Türkiye'den gelen Doktor Nazım ve Bahaeddin Şakir Beyler'in önderliğinde propaganda ve örgütlenme çalışmalarına hız verildi. 1906 Eylül'ünde Selanik'te posta zabiti Mehmet Talat tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu ve örgüt sürgündeki jöntürkler ile irtibata geçti. İki ay sonra Şam'da Mustafa Kemal Beşinci Ordu subayları arasında Vatan adlı örgütü kurdu (
Görüldüğü üzere Mustafa Kemal örgüt içinde yer almakla birlikte her nedense başka bir örgüt kuruyor!
1895'ten itibaren Osmanlı Devleti'nin her yanında askeri birlikler içinde devrimci örgütlerin kurulduğuna dair anlatımlar vardır. Ancak bu örgütlerin birbiriyle ilişkisi ve merkezi bir koordinasyona ne ölçüde sahip oldukları yeterince aydınlatılamamış konulardır. Örgütlerin birçoğu daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı.
(Yani, İTC dönemin en ilerici oluşumlarındandır; nitekim Enver ve Talat Paşaların başını çektiği grup ileride darbe yaparal iktidarı alacaklardır
Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu, 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren devrimci örgütlenmelerin en önemli odağı oldu. 1903'te başlayan Makedonya İsyanı'nı bastırmakla görevlendirilen ordu bünyesinde, Makedon devrimci örgütlerinden esinlenen devrimci gruplaşmalar oluştu. Örgüte katılan subay ve siviller silah üzerine yemin ediyor ve örgüt sırlarını dışa vurdukları takdirde öldürülmeyi göze alıyorlardı. 1908 Devrimi'ni Selanik'te bulunan İttihat ve Terakki Merkez Komitesi organize etti. 1908'den sonra Osmanlı siyasetinde ön plana çıkan İttihat ve Terakki liderlerinin hemen hepsi, başta Talat, Enver, Cemal, Cavit, Mustafa Kemal, Rahmi ve Şükrü Beyler olmak üzere, 1908 öncesinde Selanik'teki İTC örgütlenmesinde yer alan isimlerdi.
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Şubat 1907'de cemiyete üye olmuş, 22 Eylül 1909 tarihinde Trablusgarp delegesi olarak cemiyetin genel kongresine katılmıştır ve bu kongrede partiyi aşağıdaki nedenlerden tenkit etmiştir !!!!!!:
Parti içinde zabitler (subaylar) bulunmamalıdır. Siyasetle uğraşanlar askerlik görevini bırakmalıdır. Aksi halde askerî emir komuta zinciri, cemiyetin hiyerarşisi ile karışır ve askerî disiplin sekteye uğrar. Bunun askeriyede olumsuz sonuçları olur
Cemiyet, komita hüviyetinden çıkmalı ve partileşmelidir.
Parti yöneticileri Mustafa Kemal'in görüşlerine katılmadılar (!!!) Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.(
Aydınlar her toplumda ve hatta grupta azınlıktır. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal İTC cemiyetiyle ortak bir amacının kalmadığını anlamış ve tek başına yurdu kurtarmak için kendisini tesis etmeye başlamıştır)
Cemiyetin 1908, 1909, 1910 ve 1911'de yapılan ilk dört kongresi Selanik'te gizli olarak yapılmış ve Merkez Komite üyeleri kamuya açıklanmamıştı. Gizli bir cemiyetin siyasi sorumluluk taşımadan sahip olduğu iktidar, 1909 başlarından itibaren sert eleştirilerle karşılaştı. "Rical-i gayb" (görünmez kişiler) deyimi siyasi hiciv diline girdi. Nisan 1909'da cemiyete muhalif bir gazetecinin Galata Kö
prüsü üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, İTC iktidarına karşı "31 Mart Vakası" olarak bilinen ayaklanmaya yol açtı. Bu ayaklanma Selanik'ten gelen ordu birlikleri tarafından bastırıldı. Cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti. II. Abdülhamit'in yerine getirilen V. Mehmet Reşat, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909'da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.
İktidardan Düşüş
Yönetimin izlediği milliyetçi politikaların Balkanlarda (özellikle Arnavutluk'ta) yol açtığı tepkiler ve ordunun politize edilmesinin doğurduğu kaygılar, 1911'de Cemiyetin Meclis grubunun dağılmasına ve en az iki muhalif partinin ortaya çıkmasına yol açtı. Şubat 1912'de yapılan Meclis seçimleri, İTC örgütünün yönlendirdiği şiddet olayları ve yolsuzluklara sahne oldu. "Sopalı Seçim" olarak anılan seçimi, hemen her yerde İTC adayları kazandı. Bunun üzerine muhalefet seçim sonuçlarını gayrımeşru ilan ederken, ordu içinde Halaskâr Zabitan adıyla, İTC iktidarına son vermeyi hedefleyen bir örgüt ortaya çıktı. 16 Temmuz 1912'de, Halaskâr Zabitan grubu'nun muhtırası üzerine Sait Paşa başkanlığındaki İTC kabinesi istifa etmek zorunda kaldı.
Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın "partilerüstü" Büyük Kabine'si, İTC egemenliğine son vermeyi hedefliyordu. Bu amaçla öncelikle Şubat 1912 seçimi iptal edilerek Meclis feshedildi. Buna karşılık özellikle İstanbul'da İTC örgütü kontrolündeki emniyet teşkilatı tarafından desteklenen Kayıkçılar Cemiyeti ve benzeri kitle örgütleri hükümeti zor durumda bırakmaya devam ettiler.
Ekim 1912'de çıkan Balkan Savaşı'nın kısa zamanda hezimete dönüşmesi, siyasi ibrenin bir kez daha İTC yönüne dönmesine yardım etti. Şiddetli bir milliyetçilik politikası benimseyen Cemiyet, bir yandan yenilginin suçunu hükümete yüklerken bir yandan ordudaki kilit subayları ele geçirmeyi başardı. 23 Ocak 1913'teki Babıali Baskınında o sırada binbaşı rütbesinde olan Enver öncülüğünde silahlı bir grubun Babıali'de toplantı halindeki hükümeti basarak, Harbiye Nazırını öldürüp sadrazamın kafasına silah dayayarak istifaya zorlamaları ile İttihat ve Terakki askeri darbe yapmak suretiyle iktidarı ele geçirdi
!!!!!!!! İşte Mustafa Kemal'in türlü ihanetlerine karşı savaştığı ve düşmanla birlikte yok ettiği İttihayçı elitin başa geçmesi!.
İttihat ve Terakki Yönetimi İktidarı, askeri darbe ile ele geçirdikten sonra da Cemiyet, kendi hükümetini kurmaktansa, saygın bir asker olan Mahmut Şevket Paşa'yı sadrazamlığa getirmeyi seçti. Ancak 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın da bir suikaste kurban gitmesi üzerine, Sait Halim Paşa sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu. Aralarında muhalif siyasi liderlerin bulunduğu 24 kişi Mahmut Şevket Paşa suikastiyle ilgili görülerek idama mahkûm edildi. (Osmanlı Devleti'nde 1820'lerden bu yana infaz edilen ilk siyasi idamlardır.) İTC yönetiminin muhalifleri arasında bulunan, çoğu yazar, gazeteci ve milletvekili olan 250 dolayında kişi Sinop'a sürgün edildi. Tüm muhalif gazeteler kapatıldı.
Kendini bir "devrim (inkılap) rejimi" olarak gören İTC iktidarının, 1913'ü izleyen dönemdeki politikaları şöyle özetlenebilir:
Silahlı Kuvvetlerde büyük tensikat yapıldı. Enver Bey dört rütbe birden yükseltilerek paşa oldu ve ordu yönetimine getirildi.
Dış politika Alman yanlısı bir çizgiye yöneldi.
İdeolojik alanda Türkçülük ve Turancılık görüşleri benimsendi. Cemiyetin "resmi sözcüsü" kimliğini kazanan Ziya Gökalp'in yanısıra, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin (Yurdakul), Ömer Seyfettin, Yunus Nadi, Halide Edip gibi partili yazarlar bu görüşleri savundular. Öte yandan, şair Mehmet Akif (Ersoy)'un savunduğu bir İslam milliyetçiliği akımı da Cemiyet içinde yandaş buldu.
Gayrımüslim azınlıkları ekonomik yaşamdan silmeyi hedefleyen Milli İktisat Politikası benimsendi. 1914'te kapitülasyonlar tek taraflı olarak feshedildi.
Dilde sadeleşme ve Türkleştirme çalışmaları başlatıldı.
Medrese eğitiminin modernleştirilmesini ve Maarif Nezareti denetimine alınmasını öngören reformlar yapıldı.
Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile medeni hukukta kadın-erkek eşitliği getirildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı.
1917'de Osmanlı Hanedanı'na son vererek (belki Enver Paşa başkanlığında) bir Cumhuriyet kurma görüşü ortaya atıldı ise de Cemiyetin Talat Paşa kanadının muhalefeti üzerine bundan vazgeçildi.
1915'te yürürlüğe konulan "Tehcir Yasası" ile Anadolu'da Ermeni tebaa'nın o sırada Osmanlı Devleti sınırları içinde kalan Suriye'ye geçici iskan planı uygulandı. Plan, bugün de yoğun olarak tartışılan Ermeni soykırımı iddialarına yol açtı
Alman yanlısı tutum, 1914 ağustos'un da seferberlik ilan edilmesi ile yeni boyut kazandı. Sırasıyla Rusya ve İngiltere'ye savaş açıldı.
Savaş Yılları
Cemiyet üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914'te hükümetten ve padişahtan habersiz olarak imzalanan ittifak antlaşması sonucunda, Türkiye Birinci Dünya Savaşı'na Almanya safında katıldı.
Bu serserilerin neden olduğu savaşın yükünü de Mustafa Kemal çekmiştir!. Kırk deli bir kuyuya taş atar bir akıllı çıkarır ve bu akıllıyı da meyve veren ağaç misali işte böyle alçakça taşlarlar! Bu olay Cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı. Cavit Bey, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa gibi önemli İttihatçılar hükümetten ve askeri görevlerden ayrıldılar. Fethi Bey, Rauf Bey, Mustafa Kemal gibi bazıları da görevde kalmakla birlikte Enver Paşa başkanlığındaki Cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.Savaşın ilk aylarında Sarıkamış'ta, daha sonra Süveyş'te ve Irak'ta uğranan ağır yenilgiler Başkumandan Enver Paşa'nın siyasi konumunu sarsamadıysa da, stratejik becerisine ilişkin kuşkular doğurdu. Enver'e yakınlığıyla tanınan İaşe Nazırı Topal İsmail Hakkı Paşa'ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar da İTC rejimini yıprattı. Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. 1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini feshederek, Teceddüd Fırkası (Yenilenme Partisi) adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi. 2 Kasım'da İTC liderleri Enver, Talat, Cemal, Bahaeddin Şakir ve Dr. Nazım yurt dışına kaçtılar.
Bu dönemde gerek Türkiye'de gerek İtilaf Devletleri kamuoyunda yaygın olan inanca göre parti örgütü tasfiye edilmemiş, daha sonra yeniden ortaya çıkmak üzere yeraltına çekilmişti. Alman ittifakından ve savaş sırasında gerçekleşen yolsuzluk ve katliamlardan sorumlu tutulan liderler gizlenmiş, buna karşılık savaş suçlarına doğrudan karışmamış olan Cavit, Rauf, Fethi, Vasıf, Rahmi, İsmail Canbulat gibi kadrolar ön plana çıkarılmıştı.
İTC'nin eski liderleri 1925'te çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile siyasi hayattan tasfiye edilecek, ve aralarından önde gelen 13'ü 1926'da İzmir Suikasti komplosuna karıştıkları iddiasıyla İstiklal Mahkemesi'ne sevkedilerek idam edilecekti.
Görüldüğü üzere, İttihat ve Terakki Cemiyeti, kalemini satmışların yazılarında bir İttihatçı olarak gösterilen dünyanın en büyük devrimcisi, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından yok edilmiştir! Devam edelim:
İttihat ve Terakki liderlerinin Sonu [değiştir]Enver, Talat ve Cemal Paşalar, 1 Kasım 1918'ten 2 Kasım'a bağlayan gece Alman torpidobotu 'R-1' ile İstanbul'u terkederek 3 Kasım 1918'de Sıvastopol'a ulaştı.[4]
Talat Paşa, 15 Mart 1921'de Berlin'de Charlottenburg semti Hardenberg sok. (bugünkü Kurfürstendamm sok.) no.4'taki ikametgahından dışarı çıktığında Ermeni Salomon Tehleryan tarafından öldürülmüştü.[5]
Cemal Paşa, 22 Temmuz 1922'de Tiflis'te uğradığı suikast sonucu öldürülmüştü.[6]
Enver Paşa, 4 Ağustos 1922'de bugünkü Tacikistan'nın Balh-i Cevan'nın 15 kilometre doğusunda bulunan Çegan tepe'de Kızıl Ordu ile çatışmaya girmiş ve öldürülmüştü.[7]
Tarihin gördüğü en büyük özgürlük ve demokrasi savaşçısı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün kişiliğine ve onun göz bebeği gibi koruduğu ve yeşermesi için canını verdiği yapıtı olan LAİK Cumhuriyet'e atılan iftiraları ve karalamaları şuan tüm çıplaklığıyla gördüğünüzü düşünüyorum. Bu hain cenah, asılsız iftiralarını ve tarih çarpıtmalarını Atatürk'ün bir diktatör olduğunu iddia edecek ve O'nu Hitler, Stalin ve hatta kana susamış barbar bir kan dökücü olan Humeyni ile bir tutacak kadar arsızlaşabilmiştir. Bu grubun, ulusal varlığımızı tehdit eden hain ve bölücü güçlerin yarattığı tehlikeler karşısında hangi tarafta olduklarını ve hangi amaçlara hizmet ettiklerini anlamak kuşkusuz hiç de güç değildir. Bunlar, savundukları ideolojide hiçbir yere sahip olmadığı halde baş örtüsüne özgürlük sloganını irtica yanlıları ile aynı platformalarda atabilen hain ya da kaybolmuş zavallıların kitle desteğini oluşturduğu dogmatik, karanlık ve sömürgen unsurların borazanlarıdır. Tüm insanlığın devrimci mücadelesi için ölümünden 80 yıl sonra bile en gerçekçi örneği temsil eden ulu önderin yaktığı demokrasi ve aydınlanma devrimi ne Humeyni'nin İranına ne de Stalin'in Rusya'sına dönüşecektir! Evet Çetin Emeçler, Abdi İpekçiler, Bahriye Üçoklar, Turan Dursunlar, Uğur Mumcular ve daha nice Atatürkçü aydınlar hunharca öldürülmüştür ama karanlıkları aydınlığa çıkarma yolunda yaktıkları ateş asla sönmeyecektir!