Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Tarih

Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih.


Ermeni Soykırımı ve Tehcirin Fotoğrafları

Tarih içerisinde Ermeni Soykırımı ve Tehcirin Fotoğrafları konusu: Bu durumda bana cevap hakkı doğmuş ise de; Vereceğim cavaplarımdan daha dataylı bildiğini tahmin ettiğim için... Susma hakkımı kullanmak istiyorum , AlbatrosS...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #81 (permalink)  
Alt 23-05-2009, 20:27
Sunasu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
Bu durumda bana cevap hakkı doğmuş ise de;
Vereceğim cavaplarımdan daha dataylı bildiğini tahmin ettiğim için...
Susma hakkımı kullanmak istiyorum , AlbatrosS


Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #82 (permalink)  
Alt 25-05-2009, 15:37
Gardiyani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-N-
 
Üyelik Tarihi: 03-04-2009
Nerden: Lebiro Labiliriz
Mesajlar: 126
Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Rüşvetin belgesi mi olur diyeceğim ben de Yapıldıysa haklı sebepler nedir yahuu? Ben sana kızıp sülaleni yok etsem bu haklı bir sebep midir? Hoş benim sana kızıp da sülaleni yok ettiğim de tartışmalı bir konu isE?
Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Aslolan resmi belgelerdir. O adamın kendi yediği naneleri haklı çıkarmak için yalan söylemediğini nereden bileceksin? Kaldıki içişleri bakanı Talat Paşa'nın yazışmalarında o dönemdeki ''çatışmalar''dan pek az bahsedildiğini belgeleriyle ortaya koyanlar vardır.

Albatross hafiften bi' çelişki gördüm sanki.. Kedi de olabilir bilmiyorum. Bakıcam bi daha şimdi..

Evet var bi çelişki var. Güzel abim önce rüşvetin belgesi mi olur adam katletmiş, ben senin sülaleni katledeyim ondan sonra belge isteyeyim olur mu hiç? diyorsun gayet güzel bir yaklaşımla. Sonra da adam; "Azeri bilmemkimim var konuştum onla Ermeniler adamları evlerinden atmış" diyor.. Sen de "ASLOLAN RESMİ BELGELERDİR, BEN ONUN YALAN SÖYLEMEDİĞİNİ NERDEN BİLİCEEM?" diyorsun. Aslolan resmiyet mi değil mi? Bi' karar veriver artık. Bu kadar da Ermenileri savunma yolunda tek taraflı düşünmeyin.

Ben ne soykırım vardır diyebilirim ne de yoktur, çünkü bunun bilgisine sahip değilim; duygularımla tarihi olayları yorumlamam aptalca olur. Siz de durumun farkında olmadan, o günlerin şartlarını bilmeden kimseyi itham etmeyin bence. Diğer arkadaşın dediği gibi bizim dedelerimiz de öldürülmüş, bizim dedelerimiz de donarak ölmüşler. Benim de babamın dedesini Gümüşhane'de Ruslar öldürmüşler o dönemde. Şimdi ben sana belge mi getireyim yani? Savaş bu, insanlar ölüyor. Büyükdedemiz de gayet sivilmiş ama ölmüş işte.

Bu konuda TARAF OLMANIN mantıklı bir yanını göremiyorum. Bizler burada çoğunlukla milliyetçi ve dini duyguların benliğimizi kirlettiğini, hep bu vatanperverlikler yüzünden kaybettiğimizi falan dile getiriyorsak böyle konularda taraf olmamalıyız diye düşünüyorum.

Şimdi diyebilirsin ki; Adamlar katletmiş, soykırım yapmış yahu ne taraf olması? falan.. Ben de dediğimi tekrarlıyorum, her ne kadar bir insanı öldürmenin hiçbir şekilde bahanesi olamazsa da geçmişte, sıcak savaş ortamlarında bu ve buna benzer birçok olay yaşanmış. Artık sıyrılmamız gereken konular bunlar. Ne suçlu hissetmeli, ne suçlamalıyız. Tarihle yaşayanların tarihe gömülmeye mahkum olduğunu da bilmiyor değiliz.

Daha yeni şeyler konuşalım, güzelliklerden söz edelim, kuşlar cıvıldasın, çiçekler açsın falan hatta.

Konu Gardiyani tarafından (25-05-2009 Saat 15:41 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #83 (permalink)  
Alt 25-05-2009, 21:31
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
[QUOTE=Gardiyani;98742]


Alıntı:
Albatross hafiften bi' çelişki gördüm sanki.. Kedi de olabilir bilmiyorum. Bakıcam bi daha şimdi..

Evet var bi çelişki var. Güzel abim önce rüşvetin belgesi mi olur adam katletmiş, ben senin sülaleni katledeyim ondan sonra belge isteyeyim olur mu hiç? diyorsun gayet güzel bir yaklaşımla.
Öncelikle bir yanlışı düzelteyim; ben o sözü, ''savaş koşulları'' gerekçesine karşı gösterip Talat Paşa'nın yazşmaları örneğini bu minvalde verdim. Bu örnek Türkiye resmi tarihi açısından söylenen ''savaş koşulları, ne yapalım'' gerekçesini çürütmek üzere söylenmiştir. Hatta, savaşı çıkaranın da emperyal ülkeleri uygulamaya çalışanın da Osmanlı olduğunu yahut Osmanlı'nın bu savaşta bizzat taraf olduğunu söyldim...


Alıntı:
Sonra da adam; "Azeri bilmemkimim var konuştum onla Ermeniler adamları evlerinden atmış" diyor.. Sen de "ASLOLAN RESMİ BELGELERDİR, BEN ONUN YALAN SÖYLEMEDİĞİNİ NERDEN BİLİCEEM?" diyorsun. Aslolan resmiyet mi değil mi? Bi' karar veriver artık. Bu kadar da Ermenileri savunma yolunda tek taraflı düşünmeyin.
O söz rüşvetin belgesine dair söylenmediği için verdiğin örneğin bununla ilişkisi yoktur. Bu demek değildir ki yapılan hiçbir şeyin belgesi/delili yoktur. Bu konuda Said Çetinoğlu'nun :
İttihatçının gözünden hiçbir şey kaçmaz! ; Recep Maraşlı'nın ‘Ermeni Ulusal Demokratik Hareketi ve 1915 Soykırımı' eseri bir Tarih Felsefesi olarak okunmalı! nkara'nın ilk kararı: Ermenilerin ülkelerine/evlerine dönmeleri yasaktır! ;Bir Osmanlı komutanının soykırım güncesi gibi yazıları ve kaynak kitap incelemeleri bu konuda oldukça önemli fikirler vermektedir.
Mavi Defter - Öteki Tarih

Diğer yönden; bırakınız soykırımı, tehcirin kendisi dahi dünyanın en ahlaksız uygulamalarından biridir. Geçenlerde bir devlet bakanı dahi ''rum ve ermeni tehcirleri olmasaydı ulus devlet olamazdık'' şeklinde tarihsel bir itirafta bulunurken başka ne düşünmemi bekliyorsunuz? Resmi tarih tezleri ve resmi ideolojiyi tümüyle reddetmeden bu ülkede herhangi biri kavramın hakiki manasıyla ''tarih bilimi'' yapabilir mi? ''Kurtuluş savaşı'' retoriğiyle ve tarih anlatımıyla ideolojik manipülasyonun daniskası yapılmış bir tarih algısını reddetmeden gerçekler açığa çıkartılabilinir mi? Bu toprakların Türklerden bile yerli halklarını hangi kudret sürgün etmeye cesaret edebilir? Kemalizmin ittihatçılığın organik bir bileşeni ve devamı olmadan bu ülke tarihi gerçekleriyle tam manasıyla bilince çıkarılabilinir mi? Enver-talat paşa cepheleriyle M.kemal cephesinin nitel olarak birbirinden farklı olmayan/sınıfsal bir ayrımları farklılıkları olmayan bu iki cepheyi ayırıp nasıl sağlıklı bir tarih okuması yapabilirz?

Resmi tarihin temel eğilimi ''osmanlıyı inkar ve yok saymak'' bunun yerine de ''kemalistleri ikame etmek'' üzerine kuruludur. işin tuhaf kısmı bu konularda yorum yapan pekçok kişinin ''sınıfsal ve sosyo-ekonomik'' farklılıklar bağlamında ittihatçıların ve kemalistlerin farklı olmadığını anlamaması yahutsürekli inkar etmeleridir. Söz gelimi şimdinin Demokrat Partisi(eskinin doğru yolu) Anavatan Partisi'nden ne kadar farklı ise İttihatçılarla kemalistler de o kadar farklıdır. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Alıntı:
Ben ne soykırım vardır diyebilirim ne de yoktur, çünkü bunun bilgisine sahip değilim; duygularımla tarihi olayları yorumlamam aptalca olur. Siz de durumun farkında olmadan, o günlerin şartlarını bilmeden kimseyi itham etmeyin bence.
İmparatorluktan bahsediyoruz; yani birçok ülke ve halkın ortak bir merkezden idare edilmesinden. Bu bağlamda Ermeni ve diğer halkların kendi öz yönetimlerini istemeleri doğaldır. Sizin tarih okumanızda bu topraklarda aynı zamanda ermeni ve rum halkları, hatta ülkeleri olduğu gerçeği yok sayılmaktadır; sürekli olarak ermeni ve rumlar bu toprakların ''yabancısı yahut azınlığı'' olarak görülmekte, bu sayede bu kadim halklar ''ucube bir türklülk/müslümanlık'' kimliği içinde eritilmek, asimile edilmek istenmektedir. Halbuki bu iki halk da bu toprakların ortak bileşenleri ve yerlileridir.


Alıntı:
Diğer arkadaşın dediği gibi bizim dedelerimiz de öldürülmüş, bizim dedelerimiz de donarak ölmüşler. Benim de babamın dedesini Gümüşhane'de Ruslar öldürmüşler o dönemde. Şimdi ben sana belge mi getireyim yani? Savaş bu, insanlar ölüyor. Büyükdedemiz de gayet sivilmiş ama ölmüş işte.
Senin dedelerinin topunu birden orta asyaya sürüp en az yarısını öldürmediler. Konuları ve olayları karıştırmanın manası yok. Burada ittihat ve terakkinin bilinçli bir politikasından bahsediyoruz. Aynı mantık şöyle çalışır: Pkk ayrım ve terörist bir hareket; öyleyse kürtleri kuzey ırağa sürelim...


Alıntı:
Bu konuda TARAF OLMANIN mantıklı bir yanını göremiyorum. Bizler burada çoğunlukla milliyetçi ve dini duyguların benliğimizi kirlettiğini, hep bu vatanperverlikler yüzünden kaybettiğimizi falan dile getiriyorsak böyle konularda taraf olmamalıyız diye düşünüyorum.
Tarihsel bir gerçeğin/olgunun tarafıyım sadece.

Alıntı:
Şimdi diyebilirsin ki; Adamlar katletmiş, soykırım yapmış yahu ne taraf olması? falan.. Ben de dediğimi tekrarlıyorum, her ne kadar bir insanı öldürmenin hiçbir şekilde bahanesi olamazsa da geçmişte, sıcak savaş ortamlarında bu ve buna benzer birçok olay yaşanmış. Artık sıyrılmamız gereken konular bunlar. Ne suçlu hissetmeli, ne suçlamalıyız. Tarihle yaşayanların tarihe gömülmeye mahkum olduğunu da bilmiyor değiliz.
Senin anlamadığın bu bilinçli, hesaplı bir devlet politikasıydı. Bunun tekrar gerçekleşmeyeceğinin garantisi var mı? Ermeni katliamlarından hesap sormayan adamların 17500 faili meçhul cinayetler ve darbelerden hesap sormaya hakkı var mıdır? Dahası bunlardan gerçekten hesap sorabilir mi?

Alıntı:
[Daha yeni şeyler konuşalım, güzelliklerden söz edelim, kuşlar cıvıldasın, çiçekler açsın falan hatta.
Olur, bana bir şiir okuyarak ilan-ı aşk edebilirsin

[QUOTE]


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #84 (permalink)  
Alt 25-05-2009, 22:22
Sıfır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 08-05-2009
Nerden: 3.Boyutta
Mesajlar: 120
İnsanlık varolduğundan beri insanlar bir birlerine zarar vermekten hiç çekinmemiştir....Her millet gücü kime yettiyse zamanında katliamlar yapmıştır.....başka bir ırka yapmadıysa ; başka bir inanca sahip olana yada egosunu tatmin etmek için en güçlü benim düşüncesi veya benim karşımda hiç kimse böbürlenemez anlayışı ile kendi halkına yapmıştır........insanoğlu (Hayvanoğluhayvan) Kindardır ; Bencildir ; Kıskançtır ; Barbardır (Kimseye barbarlık yapamıyorsa evde karısına , çocuğuna yapar) ; Cahildir ve hala hayvanla ortak davranış özelliklerine sahip bir canlıdır.......cahil deyince aklınıza okumamış insan gelmesin ; nefretini besleyen ; ırkçı bir psikopata dönüşmüş hayvandır benim cahilden kastım..........Ulusçuluk anlayışında bir kıvılcım ortalığı yangın yerine çevirmeye yeter......cahil insanlar Türk'üyle ; Kürt'üyle ; Ermeni'siyle çabuk gelyana gelir ve bir birlerine intikam duygusu içinde zarar vermekten kaçınmazlar........zamanıyla vermişlerdir....ve halada vermektedirler...........nasıl bir kan davası sözde dedelerin baskısıyla kuşaklar boyu sürebiliyorsa ...ulusların atalarının birbirlerine karşılıklı olarak verdikleri zararlar da ; o yara birileri tarafından kaşındığı sürece iyileşmeyecektir........ve birilerinin o yarayı kaşıma sebepleride zaten iyi niyetli değildir......Sözde medeni dünyamızda 1950 sonrası yapılmış herşeyin hesabını bu kuşaklardan sorabilirsiniz çünkü ayaktadırlar hala.........ama savaş dönemindeki cesetler üzerinden konuşmak ve hır çıkarmak kan davasından başka bir şey değildir ve zarar vermek intikam almak dışında da bir amacı yoktur... diye düşünüyorm......
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #85 (permalink)  
Alt 25-05-2009, 22:42
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
.........


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...

Konu AlbatrosS tarafından (25-05-2009 Saat 22:47 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #86 (permalink)  
Alt 25-05-2009, 22:45
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
Alıntı:
Sıfır´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ama savaş dönemindeki cesetler üzerinden konuşmak ve hır çıkarmak kan davasından başka bir şey değildir ve zarar vermek intikam almak dışında da bir amacı yoktur... diye düşünüyorm......
Konuşulmadığı için onlarca yıldır toplu katliamlar, vahşetler, faili meçhuller gırla gidip bir sürü darbe, provokasyon ve kontrgerilla eylemlerine sahne oldu bu ülke. Resmi tarihin de amacı budur; unutturmak, kollektif yani toplumsal hafızayı silme/resetleme; yerine de kendi ucube efsaneleri doldurma...

Bu tarihsel ayıp hatırlanıp bunun hesabı vicdanlarda/zihinlerde verilebildiği takdirde bu ülke halklarının ortak geleceği açısından kocaman bir adım atmış olacağız. Böylesine büyük bir vahşeti yapmış/yapabilmiş insanlara inanmasaydık böylesine kocaman yalanlara, dolanlara, soygunlara, gasplara uğrar mıydık? Kendinize gelin öncelikle; bu resmi tarijh masalını ve tarihsel ayıpla yüzleşmek öncelikle insanlığımızın gereği tarihsel bir borçtur. İlgili ilgisiz şeylere ''kin-düşmanlık'' yaftası yapıştırarak gelecek inşa edilemez. Yüzleşilmeyen bir şey ilerde karşısına ''su, elektirik ve yol'' faturası olarak çıkar; birey psikolojisi de böyledir...


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #87 (permalink)  
Alt 26-05-2009, 00:00
Sıfır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 08-05-2009
Nerden: 3.Boyutta
Mesajlar: 120
Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Konuşulmadığı için onlarca yıldır toplu katliamlar, vahşetler, faili meçhuller gırla gidip bir sürü darbe, provokasyon ve kontrgerilla eylemlerine sahne oldu bu ülke. Resmi tarihin de amacı budur; unutturmak, kollektif yani toplumsal hafızayı silme/resetleme; yerine de kendi ucube efsaneleri doldurma...

Bu tarihsel ayıp hatırlanıp bunun hesabı vicdanlarda/zihinlerde verilebildiği takdirde bu ülke halklarının ortak geleceği açısından kocaman bir adım atmış olacağız. Böylesine büyük bir vahşeti yapmış/yapabilmiş insanlara inanmasaydık böylesine kocaman yalanlara, dolanlara, soygunlara, gasplara uğrar mıydık? Kendinize gelin öncelikle; bu resmi tarijh masalını ve tarihsel ayıpla yüzleşmek öncelikle insanlığımızın gereği tarihsel bir borçtur. İlgili ilgisiz şeylere ''kin-düşmanlık'' yaftası yapıştırarak gelecek inşa edilemez. Yüzleşilmeyen bir şey ilerde karşısına ''su, elektirik ve yol'' faturası olarak çıkar; birey psikolojisi de böyledir...
Bir yerde okuduğum yazıya göre üstelik bir kaç kaynakta gösterebiliyorlar Türkler Müslüman Olmadan önce ; Müslüman Araplar getirilen her Türk kafası için altın dağıtıyormuş..Kadın çocuk demeden Türk katliamı yapılmış ; e şimdi Araplardan bunun hesabını mı soralım....
Yakın tarihte olan her türlü katliamdan ; faili mechule kadar hesap sorabilirsiniz....ancak Monarşiyi yıkıp bir Cumhuriyet Kurmaya Çalışıldığı sırada ülkenin dört bir tarafı işgal güçleri ile çevrilmişken içerdeki azınlıkların bağımsızlığımızı vermenize gerek yok biz almasını biliriz anlayışıyla silahlanması zaten içerden yapılmış bir saldırıdır....Türkiye'de Ermeniler dışında bir çok azınlık vardı ve hala da var.....neden Sadece Ermeniler sürüldü......Ermenilerin Ulus devlet olmak istemesi normal ; İngilizlerin Orayı ; Fransızların burayı ; İtalyanların şurayı ; Rus Çarlığının başka bir tarafı almak istemeleri normal...Toparlanmaya çabalayan bir Cumhuriyetin yaptkları katliam öylemi.....Bize bir Ankara yeter deyip alın hepsi sizin olsun deselerdi dahamı iyi olurdu.....Zaten saldıran ve bağımsızlık isteyenlerin hepsi ulus devlet değilmiydi....Evet bugun Kurulan Cumhuriyet'in kusursuz olduğunu söyleyemeyiz.....büyük bir ihtimal bir ulus devleti yönetmek ve yönlendirmek daha kolay olduğu için bu Cumhuriyeti Kurarken Ulus Devlet anlayışı tercih edildi......ve eğer savaşı kaybetseydik ( İtalyanlar geri çekilmeseydi ; ve geri çekilirken silahlarını bırakmasaydı) bu insanlar teslim olmak yerine kanının son damlasına kadar savaşmayı tercih etselerdi ;bu topraklarda İngilizler ; Fransızlar ;Yunanistan ; İngiltere ve onlardan desteğini esirgememiş sözde bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışanlar kalacaktı ve bugün hiç kimse çıkıpta birileri Türklerden özür dilesin demiyecekti......yanılıyormuyum....tarih bunun gibi bir çok katliamla doluyken kritik zamanlarda ; savaş dönemlerinde ortaya çıkmış bu kayıpların soykırım olarak nitelenmesinin hala doğru olmadığını düşünüyorum.......ama başındada söylediğim gibi Cumhuriyet Kurulduktan sonra etnik gruplara yapılmış bir haksızlık varsa (olduğunu biliyoruz) bu konuda sizi eleştiremem.........
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #88 (permalink)  
Alt 26-05-2009, 00:28
Diriliş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daima Arıza
 
Üyelik Tarihi: 25-04-2009
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 50
Albatros'dan alıntı:
"Kemalizmin ittihatçılığın organik bir bileşeni ve devamı olmadan bu ülke tarihi gerçekleriyle tam manasıyla bilince çıkarılabilinir mi? Enver-talat paşa cepheleriyle M.kemal cephesinin nitel olarak birbirinden farklı olmayan/sınıfsal bir ayrımları farklılıkları olmayan bu iki cepheyi ayırıp nasıl sağlıklı bir tarih okuması yapabilirz? "

Burada Kemalizm'den kasıt Atatürk'ün hilafete ve emperyalizme karşı verdiği mücadele ve onları yıkarak laik, demokratik ve tam bağımsız bir rejim oluşturma eylemine temel olan düşünce sistemidir ve alıntı yapılan zatın diğer yazılarında Humeyni ile bir tutulan ulu önder M. K. Atatürk'ün kişiliğini ve onun eseri olan laik cumhuriyete gönül veren aydınların değerli yurtsever çabalarını amaçsız göstermek uğruna sanki İttihat ve Terakki adı verilen ve Mustafa Kemal tarafından kurtuluş savaşı ile birlikte yıkılıp paramparça edilen hain oluşumun bir devamı imiş gibi gösterilmektedir.

Sayın okurlar!

Buradaki çarpıtma öyle dil sürçmesi ya da basit bir imla hatasının yol açtığı türden hatalar değildir! Burada birbirine karşı savaşan ve birbirini ortadan kaldırdan iki zıt kutbun aslında aynı şey olduğu iddia edilmektedir! Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadalodaki kurtuluş mücadelesi, düşmanla işbirliği yapan İstanbul Hükümeti'nin tahtında cisimleşen İttihat ve Terakki'ye karşı verilen bir savaş olarak tarihe geçer! Yani Mustafa Kemal İttihat ve Terakki'nin devamıdır demekle onun bir İngiliz ajanı olduğunu iddia eden gerici cenahın dümen suyunda yüzmek arasında hiçbir fark yoktur. Ve, bütün bunlar bir oldu bitti ile kanıt göstermeksizin ve yakın tarihe ait gerçekler ustaca ve bilinçli bir biçimde çarpıtılarak yapılmaktadır. Nasıl mı? Aşağıda verdiğim ansiklopedik bilgileri okuduğunuzda bunu kendi gözlerinizle göereceksiniz. Kaynak olarak ise resmi ideoloji denilerek yerilen T. C. arişvlerini değil, dünyaca kabul gören wikipedia. ansiklopedisini veriyorum. Bunu da reddederiz diyenler çıkarsa hemen belirteyim diğer tüm kaynaklardan da aşağıdaki gerçekleri doğrulamak mümkündür:

İttihat ve Terakki Cemiyeti (Osmanlı Türkçesi: إتحاد و ترقى) (Güncel Türkçesi: Birlik ve İlerleme Derneği), Osmanlı Devleti'nde 1908 Devrimi'ne önayak olan ve 1908-1918 yılları arasında - kısa kesintilerle - devlet yönetimine hakim olan siyasî örgüt. Batı dillerinde daha çok Jön Türkler (Fransızca: Les Jeunes-Turcs, Genç Türkler) olarak adlandırılır.

Sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan hareket, II. Abdülhamit'in rejimine karşı mücadele etmek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında örgütlenen iki veya daha fazla grubun birleşmesiyle oluşmuştur. Yurt içinde İTC'nin ilk nüvesini 1889'da Askeri Tıbbiye Mektebi'nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgüt oluşturdu. Bu örgütü İshak Sükûti (1868-1902), İbrahim Temo (1865-1939), Abdullah Cevdet (1869-1932), Mehmed Reşid ve Hikmet Emin adlı beş öğrenci kurdu. Örgütün bazı üyeleri tutuklandı, bazıları ise Paris'e kaçtı ve anayasa taraftarı diğer Osmanlı muhacirleriyle biraraya geldiler.

1902'de yapılan I. Jön Türk Kongresi'nde cemiyet, "Prens" Sabahaddin Bey öncülüğündeki kendilerine liberal demekle beraber aslında monarşıst olan grupla Ahmet Rıza öncülüğündeki liberal-milliyetçiler arasında ikiye bölündü. 1905'ten sonra Türkiye'den gelen Doktor Nazım ve Bahaeddin Şakir Beyler'in önderliğinde propaganda ve örgütlenme çalışmalarına hız verildi. 1906 Eylül'ünde Selanik'te posta zabiti Mehmet Talat tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu ve örgüt sürgündeki jöntürkler ile irtibata geçti. İki ay sonra Şam'da Mustafa Kemal Beşinci Ordu subayları arasında Vatan adlı örgütü kurdu (Görüldüğü üzere Mustafa Kemal örgüt içinde yer almakla birlikte her nedense başka bir örgüt kuruyor!
1895'ten itibaren Osmanlı Devleti'nin her yanında askeri birlikler içinde devrimci örgütlerin kurulduğuna dair anlatımlar vardır. Ancak bu örgütlerin birbiriyle ilişkisi ve merkezi bir koordinasyona ne ölçüde sahip oldukları yeterince aydınlatılamamış konulardır. Örgütlerin birçoğu daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. (Yani, İTC dönemin en ilerici oluşumlarındandır; nitekim Enver ve Talat Paşaların başını çektiği grup ileride darbe yaparal iktidarı alacaklardır
Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu, 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren devrimci örgütlenmelerin en önemli odağı oldu. 1903'te başlayan Makedonya İsyanı'nı bastırmakla görevlendirilen ordu bünyesinde, Makedon devrimci örgütlerinden esinlenen devrimci gruplaşmalar oluştu. Örgüte katılan subay ve siviller silah üzerine yemin ediyor ve örgüt sırlarını dışa vurdukları takdirde öldürülmeyi göze alıyorlardı. 1908 Devrimi'ni Selanik'te bulunan İttihat ve Terakki Merkez Komitesi organize etti. 1908'den sonra Osmanlı siyasetinde ön plana çıkan İttihat ve Terakki liderlerinin hemen hepsi, başta Talat, Enver, Cemal, Cavit, Mustafa Kemal, Rahmi ve Şükrü Beyler olmak üzere, 1908 öncesinde Selanik'teki İTC örgütlenmesinde yer alan isimlerdi.

Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Şubat 1907'de cemiyete üye olmuş, 22 Eylül 1909 tarihinde Trablusgarp delegesi olarak cemiyetin genel kongresine katılmıştır ve bu kongrede partiyi aşağıdaki nedenlerden tenkit etmiştir !!!!!!:
Parti içinde zabitler (subaylar) bulunmamalıdır. Siyasetle uğraşanlar askerlik görevini bırakmalıdır. Aksi halde askerî emir komuta zinciri, cemiyetin hiyerarşisi ile karışır ve askerî disiplin sekteye uğrar. Bunun askeriyede olumsuz sonuçları olur
Cemiyet, komita hüviyetinden çıkmalı ve partileşmelidir.
Parti yöneticileri Mustafa Kemal'in görüşlerine katılmadılar (!!!) Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.( Aydınlar her toplumda ve hatta grupta azınlıktır. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal İTC cemiyetiyle ortak bir amacının kalmadığını anlamış ve tek başına yurdu kurtarmak için kendisini tesis etmeye başlamıştır)
Cemiyetin 1908, 1909, 1910 ve 1911'de yapılan ilk dört kongresi Selanik'te gizli olarak yapılmış ve Merkez Komite üyeleri kamuya açıklanmamıştı. Gizli bir cemiyetin siyasi sorumluluk taşımadan sahip olduğu iktidar, 1909 başlarından itibaren sert eleştirilerle karşılaştı. "Rical-i gayb" (görünmez kişiler) deyimi siyasi hiciv diline girdi. Nisan 1909'da cemiyete muhalif bir gazetecinin Galata Köprüsü üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, İTC iktidarına karşı "31 Mart Vakası" olarak bilinen ayaklanmaya yol açtı. Bu ayaklanma Selanik'ten gelen ordu birlikleri tarafından bastırıldı. Cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti. II. Abdülhamit'in yerine getirilen V. Mehmet Reşat, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909'da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.

İktidardan Düşüş

Yönetimin izlediği milliyetçi politikaların Balkanlarda (özellikle Arnavutluk'ta) yol açtığı tepkiler ve ordunun politize edilmesinin doğurduğu kaygılar, 1911'de Cemiyetin Meclis grubunun dağılmasına ve en az iki muhalif partinin ortaya çıkmasına yol açtı. Şubat 1912'de yapılan Meclis seçimleri, İTC örgütünün yönlendirdiği şiddet olayları ve yolsuzluklara sahne oldu. "Sopalı Seçim" olarak anılan seçimi, hemen her yerde İTC adayları kazandı. Bunun üzerine muhalefet seçim sonuçlarını gayrımeşru ilan ederken, ordu içinde Halaskâr Zabitan adıyla, İTC iktidarına son vermeyi hedefleyen bir örgüt ortaya çıktı. 16 Temmuz 1912'de, Halaskâr Zabitan grubu'nun muhtırası üzerine Sait Paşa başkanlığındaki İTC kabinesi istifa etmek zorunda kaldı.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın "partilerüstü" Büyük Kabine'si, İTC egemenliğine son vermeyi hedefliyordu. Bu amaçla öncelikle Şubat 1912 seçimi iptal edilerek Meclis feshedildi. Buna karşılık özellikle İstanbul'da İTC örgütü kontrolündeki emniyet teşkilatı tarafından desteklenen Kayıkçılar Cemiyeti ve benzeri kitle örgütleri hükümeti zor durumda bırakmaya devam ettiler.

Ekim 1912'de çıkan Balkan Savaşı'nın kısa zamanda hezimete dönüşmesi, siyasi ibrenin bir kez daha İTC yönüne dönmesine yardım etti. Şiddetli bir milliyetçilik politikası benimseyen Cemiyet, bir yandan yenilginin suçunu hükümete yüklerken bir yandan ordudaki kilit subayları ele geçirmeyi başardı. 23 Ocak 1913'teki Babıali Baskınında o sırada binbaşı rütbesinde olan Enver öncülüğünde silahlı bir grubun Babıali'de toplantı halindeki hükümeti basarak, Harbiye Nazırını öldürüp sadrazamın kafasına silah dayayarak istifaya zorlamaları ile İttihat ve Terakki askeri darbe yapmak suretiyle iktidarı ele geçirdi!!!!!!!! İşte Mustafa Kemal'in türlü ihanetlerine karşı savaştığı ve düşmanla birlikte yok ettiği İttihayçı elitin başa geçmesi!.

İttihat ve Terakki Yönetimi İktidarı, askeri darbe ile ele geçirdikten sonra da Cemiyet, kendi hükümetini kurmaktansa, saygın bir asker olan Mahmut Şevket Paşa'yı sadrazamlığa getirmeyi seçti. Ancak 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın da bir suikaste kurban gitmesi üzerine, Sait Halim Paşa sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu. Aralarında muhalif siyasi liderlerin bulunduğu 24 kişi Mahmut Şevket Paşa suikastiyle ilgili görülerek idama mahkûm edildi. (Osmanlı Devleti'nde 1820'lerden bu yana infaz edilen ilk siyasi idamlardır.) İTC yönetiminin muhalifleri arasında bulunan, çoğu yazar, gazeteci ve milletvekili olan 250 dolayında kişi Sinop'a sürgün edildi. Tüm muhalif gazeteler kapatıldı.

Kendini bir "devrim (inkılap) rejimi" olarak gören İTC iktidarının, 1913'ü izleyen dönemdeki politikaları şöyle özetlenebilir:

Silahlı Kuvvetlerde büyük tensikat yapıldı. Enver Bey dört rütbe birden yükseltilerek paşa oldu ve ordu yönetimine getirildi.
Dış politika Alman yanlısı bir çizgiye yöneldi.
İdeolojik alanda Türkçülük ve Turancılık görüşleri benimsendi. Cemiyetin "resmi sözcüsü" kimliğini kazanan Ziya Gökalp'in yanısıra, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin (Yurdakul), Ömer Seyfettin, Yunus Nadi, Halide Edip gibi partili yazarlar bu görüşleri savundular. Öte yandan, şair Mehmet Akif (Ersoy)'un savunduğu bir İslam milliyetçiliği akımı da Cemiyet içinde yandaş buldu.
Gayrımüslim azınlıkları ekonomik yaşamdan silmeyi hedefleyen Milli İktisat Politikası benimsendi. 1914'te kapitülasyonlar tek taraflı olarak feshedildi.
Dilde sadeleşme ve Türkleştirme çalışmaları başlatıldı.
Medrese eğitiminin modernleştirilmesini ve Maarif Nezareti denetimine alınmasını öngören reformlar yapıldı.
Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile medeni hukukta kadın-erkek eşitliği getirildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı.
1917'de Osmanlı Hanedanı'na son vererek (belki Enver Paşa başkanlığında) bir Cumhuriyet kurma görüşü ortaya atıldı ise de Cemiyetin Talat Paşa kanadının muhalefeti üzerine bundan vazgeçildi.
1915'te yürürlüğe konulan "Tehcir Yasası" ile Anadolu'da Ermeni tebaa'nın o sırada Osmanlı Devleti sınırları içinde kalan Suriye'ye geçici iskan planı uygulandı. Plan, bugün de yoğun olarak tartışılan Ermeni soykırımı iddialarına yol açtı
Alman yanlısı tutum, 1914 ağustos'un da seferberlik ilan edilmesi ile yeni boyut kazandı. Sırasıyla Rusya ve İngiltere'ye savaş açıldı.

Savaş Yılları
Cemiyet üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914'te hükümetten ve padişahtan habersiz olarak imzalanan ittifak antlaşması sonucunda, Türkiye Birinci Dünya Savaşı'na Almanya safında katıldı. Bu serserilerin neden olduğu savaşın yükünü de Mustafa Kemal çekmiştir!. Kırk deli bir kuyuya taş atar bir akıllı çıkarır ve bu akıllıyı da meyve veren ağaç misali işte böyle alçakça taşlarlar! Bu olay Cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı. Cavit Bey, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa gibi önemli İttihatçılar hükümetten ve askeri görevlerden ayrıldılar. Fethi Bey, Rauf Bey, Mustafa Kemal gibi bazıları da görevde kalmakla birlikte Enver Paşa başkanlığındaki Cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.Savaşın ilk aylarında Sarıkamış'ta, daha sonra Süveyş'te ve Irak'ta uğranan ağır yenilgiler Başkumandan Enver Paşa'nın siyasi konumunu sarsamadıysa da, stratejik becerisine ilişkin kuşkular doğurdu. Enver'e yakınlığıyla tanınan İaşe Nazırı Topal İsmail Hakkı Paşa'ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar da İTC rejimini yıprattı. Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. 1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini feshederek, Teceddüd Fırkası (Yenilenme Partisi) adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi. 2 Kasım'da İTC liderleri Enver, Talat, Cemal, Bahaeddin Şakir ve Dr. Nazım yurt dışına kaçtılar.

Bu dönemde gerek Türkiye'de gerek İtilaf Devletleri kamuoyunda yaygın olan inanca göre parti örgütü tasfiye edilmemiş, daha sonra yeniden ortaya çıkmak üzere yeraltına çekilmişti. Alman ittifakından ve savaş sırasında gerçekleşen yolsuzluk ve katliamlardan sorumlu tutulan liderler gizlenmiş, buna karşılık savaş suçlarına doğrudan karışmamış olan Cavit, Rauf, Fethi, Vasıf, Rahmi, İsmail Canbulat gibi kadrolar ön plana çıkarılmıştı.

İTC'nin eski liderleri 1925'te çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile siyasi hayattan tasfiye edilecek, ve aralarından önde gelen 13'ü 1926'da İzmir Suikasti komplosuna karıştıkları iddiasıyla İstiklal Mahkemesi'ne sevkedilerek idam edilecekti.

Görüldüğü üzere, İttihat ve Terakki Cemiyeti, kalemini satmışların yazılarında bir İttihatçı olarak gösterilen dünyanın en büyük devrimcisi, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından yok edilmiştir! Devam edelim:
İttihat ve Terakki liderlerinin Sonu [değiştir]Enver, Talat ve Cemal Paşalar, 1 Kasım 1918'ten 2 Kasım'a bağlayan gece Alman torpidobotu 'R-1' ile İstanbul'u terkederek 3 Kasım 1918'de Sıvastopol'a ulaştı.[4]
Talat Paşa, 15 Mart 1921'de Berlin'de Charlottenburg semti Hardenberg sok. (bugünkü Kurfürstendamm sok.) no.4'taki ikametgahından dışarı çıktığında Ermeni Salomon Tehleryan tarafından öldürülmüştü.[5]
Cemal Paşa, 22 Temmuz 1922'de Tiflis'te uğradığı suikast sonucu öldürülmüştü.[6]
Enver Paşa, 4 Ağustos 1922'de bugünkü Tacikistan'nın Balh-i Cevan'nın 15 kilometre doğusunda bulunan Çegan tepe'de Kızıl Ordu ile çatışmaya girmiş ve öldürülmüştü.[7]

Tarihin gördüğü en büyük özgürlük ve demokrasi savaşçısı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün kişiliğine ve onun göz bebeği gibi koruduğu ve yeşermesi için canını verdiği yapıtı olan LAİK Cumhuriyet'e atılan iftiraları ve karalamaları şuan tüm çıplaklığıyla gördüğünüzü düşünüyorum. Bu hain cenah, asılsız iftiralarını ve tarih çarpıtmalarını Atatürk'ün bir diktatör olduğunu iddia edecek ve O'nu Hitler, Stalin ve hatta kana susamış barbar bir kan dökücü olan Humeyni ile bir tutacak kadar arsızlaşabilmiştir. Bu grubun, ulusal varlığımızı tehdit eden hain ve bölücü güçlerin yarattığı tehlikeler karşısında hangi tarafta olduklarını ve hangi amaçlara hizmet ettiklerini anlamak kuşkusuz hiç de güç değildir. Bunlar, savundukları ideolojide hiçbir yere sahip olmadığı halde baş örtüsüne özgürlük sloganını irtica yanlıları ile aynı platformalarda atabilen hain ya da kaybolmuş zavallıların kitle desteğini oluşturduğu dogmatik, karanlık ve sömürgen unsurların borazanlarıdır. Tüm insanlığın devrimci mücadelesi için ölümünden 80 yıl sonra bile en gerçekçi örneği temsil eden ulu önderin yaktığı demokrasi ve aydınlanma devrimi ne Humeyni'nin İranına ne de Stalin'in Rusya'sına dönüşecektir! Evet Çetin Emeçler, Abdi İpekçiler, Bahriye Üçoklar, Turan Dursunlar, Uğur Mumcular ve daha nice Atatürkçü aydınlar hunharca öldürülmüştür ama karanlıkları aydınlığa çıkarma yolunda yaktıkları ateş asla sönmeyecektir!

Konu Diriliş tarafından (26-05-2009 Saat 00:41 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #89 (permalink)  
Alt 26-05-2009, 00:36
Gardiyani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-N-
 
Üyelik Tarihi: 03-04-2009
Nerden: Lebiro Labiliriz
Mesajlar: 126
Alıntı:
Sıfır´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bir yerde okuduğum yazıya göre üstelik bir kaç kaynakta gösterebiliyorlar Türkler Müslüman Olmadan önce ; Müslüman Araplar getirilen her Türk kafası için altın dağıtıyormuş..Kadın çocuk demeden Türk katliamı yapılmış ; e şimdi Araplardan bunun hesabını mı soralım....
Yakın tarihte olan her türlü katliamdan ; faili mechule kadar hesap sorabilirsiniz....ancak Monarşiyi yıkıp bir Cumhuriyet Kurmaya Çalışıldığı sırada ülkenin dört bir tarafı işgal güçleri ile çevrilmişken içerdeki azınlıkların bağımsızlığımızı vermenize gerek yok biz almasını biliriz anlayışıyla silahlanması zaten içerden yapılmış bir saldırıdır....Türkiye'de Ermeniler dışında bir çok azınlık vardı ve hala da var.....neden Sadece Ermeniler sürüldü......Ermenilerin Ulus devlet olmak istemesi normal ; İngilizlerin Orayı ; Fransızların burayı ; İtalyanların şurayı ; Rus Çarlığının başka bir tarafı almak istemeleri normal...Toparlanmaya çabalayan bir Cumhuriyetin yaptkları katliam öylemi.....Bize bir Ankara yeter deyip alın hepsi sizin olsun deselerdi dahamı iyi olurdu.....Zaten saldıran ve bağımsızlık isteyenlerin hepsi ulus devlet değilmiydi....Evet bugun Kurulan Cumhuriyet'in kusursuz olduğunu söyleyemeyiz.....büyük bir ihtimal bir ulus devleti yönetmek ve yönlendirmek daha kolay olduğu için bu Cumhuriyeti Kurarken Ulus Devlet anlayışı tercih edildi......ve eğer savaşı kaybetseydik ( İtalyanlar geri çekilmeseydi ; ve geri çekilirken silahlarını bırakmasaydı) bu insanlar teslim olmak yerine kanının son damlasına kadar savaşmayı tercih etselerdi ;bu topraklarda İngilizler ; Fransızlar ;Yunanistan ; İngiltere ve onlardan desteğini esirgememiş sözde bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışanlar kalacaktı ve bugün hiç kimse çıkıpta birileri Türklerden özür dilesin demiyecekti......yanılıyormuyum....tarih bunun gibi bir çok katliamla doluyken kritik zamanlarda ; savaş dönemlerinde ortaya çıkmış bu kayıpların soykırım olarak nitelenmesinin hala doğru olmadığını düşünüyorum.......ama başındada söylediğim gibi Cumhuriyet Kurulduktan sonra etnik gruplara yapılmış bir haksızlık varsa (olduğunu biliyoruz) bu konuda sizi eleştiremem.........
Hay ağzına sağlık. Albatross'a ne yazsam diye düşünürken yazıvermişsin benim yazmak istediklerimi bir bir. Kafam kıyak şu sıra zaten, hadi dediğiniz gibi olsun her şey. Umrumdaydı Türkler Ermeniler..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #90 (permalink)  
Alt 26-05-2009, 02:09
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
[QUOTE=Diriliş;98760]
Alıntı:
Albatros'dan alıntı:
"Kemalizmin ittihatçılığın organik bir bileşeni ve devamı olmadan bu ülke tarihi gerçekleriyle tam manasıyla bilince çıkarılabilinir mi? Enver-talat paşa cepheleriyle M.kemal cephesinin nitel olarak birbirinden farklı olmayan/sınıfsal bir ayrımları farklılıkları olmayan bu iki cepheyi ayırıp nasıl sağlıklı bir tarih okuması yapabilirz? "

Burada Kemalizm'den kasıt Atatürk'ün hilafete ve emperyalizme karşı verdiği mücadele ve onları yıkarak laik, demokratik ve tam bağımsız bir rejim oluşturma eylemine temel olan düşünce sistemidir ve alıntı yapılan zatın diğer yazılarında Humeyni ile bir tutulan ulu önder M. K. Atatürk'ün kişiliğini ve onun eseri olan laik cumhuriyete gönül veren aydınların değerli yurtsever çabalarını amaçsız göstermek uğruna sanki İttihat ve Terakki adı verilen ve Mustafa Kemal tarafından kurtuluş savaşı ile birlikte yıkılıp paramparça edilen hain oluşumun bir devamı imiş gibi gösterilmektedir.
Ermenilere karşı işlenen suçları ''göstermelik de olsa'' yargılayan bir devletten ''Türkler asla yapmaz, türklerin tarihinde ne ırkçılık ne de katliam yoktur'' diye propaganda eden faşist artığı propagandalara geldik arkadaşım. Osmanlı'dan kopuş ve modernizm söylemi hiçbir temeli olmayan tarihsel bir tahrifattır. İlk modernist kurumların açılışı Tanzimat dönemine kadar gider; kadın hakları noktasında ilk dernek ve fikirler yine Tanzimat dönemine kadar gider. Sosyal hadiseler/gelişmeler daima bir ''süreç'' işidir. Hiçbir sosyal hadise ''birden bire ortaya çıkmış, OT gibi bitmiş'' bir gerçeklik değildir, daima onu oluşturan, hazırlayan gelişmeler/süreçler mevcuttur ki kemalistlerin ''modernizm'' diye sundukları ''kısmi reform'' süreçlerinin pekçoğunun kökeni Osmanlı'daki farklı toplumlar ve devlet kademelerinde aşama aşama gelişmekteydi...

Kemalistlerin ''hilafet''e karşı mücadele etme retoriği hem oldukça sınırlı bir tasfiye süreci hem de sınırlı bir dönüşüm modelidir. Birinci dünya savaşıyla birlikte ''hilafet'' sisteminin fiili olarak bir geçerliliği/hükmü yoktur zaten. (bknz arap isyanları...).

Emperyalizme karşı mücadele retoriği de saptırılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu çok uluslu, hatta çok ülkeli fedaral bir imparatorluk örgütlenmesiydi. Kurtuluş savaşı olarak adlandırılan asıl dönem, 1919'dan sonraki dönem olup daha çok ''iç savaşlar'' dönemidir. Bu dönem politik çekişmelerinde pekçok emperyalist gücün parmağı olsa dahi, asıl mücadele Türk-yunan-ermeni mücadelesidir. Ermeni sürgünü sırasında, birçok batılı devlet yaşanan gelişmelere gözünü kapatmış, herhangi bir müdahalede bulunmamıştır.

Yunanlılarla yaşanan iç savaşta ise, batılı ülkeler Yunan ordusunu desteklemiş; ancak, başarılı olamayınca da Kemalistlerle antlaşma yoluna gitmişlerdir. Anti-emperyalist mücadelenin uzun vadede başarılı olması için ''antikapitalist'' içeriğe sahip olmasını gerektrdiği de ayrı bir konudur. Günümüzde her antiamerikancı antiemperyalist midir söz gelimi? Mesela, İran'ın antiemperyalist olduğunu söyleyebilir miyiz?


Alıntı:
Sayın okurlar!

Buradaki çarpıtma öyle dil sürçmesi ya da basit bir imla hatasının yol açtığı türden hatalar değildir! Burada birbirine karşı savaşan ve birbirini ortadan kaldırdan iki zıt kutbun aslında aynı şey olduğu iddia edilmektedir!
Size ''sınıf'' dediğimiz şey okul sıralarından müteşekkil olarak mı görünüyor? Yahuu, bu tribünlere oynama hevesi niye? Muhatab olduğun yazı benim; öyle değilse benim yazımı alıntılayıp çürütmen gerek miyor mu?

Alıntı:
Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadalodaki kurtuluş mücadelesi, düşmanla işbirliği yapan İstanbul Hükümeti'nin tahtında cisimleşen İttihat ve Terakki'ye karşı verilen bir savaş olarak tarihe geçer!
Sorun şu ki, M. Kemal'in kendisi de bir jöntürk'tü, aynı ideolojinin rahle-i tedrisatından geçmiş figürlerdi. Kaldıki ittihat ve terakki kimle işbirliği yapmış? İngiltere'yle kendi topraklarını paylaşmak için mi savaşmış bu adamlaR?

Talat ve Enver Paşa gibi bazı üst kadroların tasfiyesi dışında, ittihatçı bürokrasi anadoludaki savaşları da örgütlemiştir. Kazım Karabekirden, İnönüye, Rauf Orbay'dan daha nicelerine Osmanlı ordusunda yetişmiş asker ve bürokratlar değil midir bu adamlar?

Alıntı:
Yani Mustafa Kemal İttihat ve Terakki'nin devamıdır demekle onun bir İngiliz ajanı olduğunu iddia eden gerici cenahın dümen suyunda yüzmek arasında hiçbir fark yoktur.
Al işte, demagojinin allahı!!! Yahu sosyo-ekonomik ve iktisadi yani sınıfsal benzerliklerden bunu mu anlıyorsun?

Alıntı:
Ve, bütün bunlar bir oldu bitti ile kanıt göstermeksizin ve yakın tarihe ait gerçekler ustaca ve bilinçli bir biçimde çarpıtılarak yapılmaktadır. Nasıl mı? Aşağıda verdiğim ansiklopedik bilgileri okuduğunuzda bunu kendi gözlerinizle göereceksiniz. Kaynak olarak ise resmi ideoloji denilerek yerilen T. C. arişvlerini değil, dünyaca kabul gören wikipedia. ansiklopedisini veriyorum. Bunu da reddederiz diyenler çıkarsa hemen belirteyim diğer tüm kaynaklardan da aşağıdaki gerçekleri doğrulamak mümkündür:
Birincisi o verdiğin ansiklopediye yazan adamlar, o sitenin okuyucuları yahut kendi üyeleridir ve onların da kaynakları kendi ülkelerinin ulusal kaynaklarıdır.

The Armenian Genocide (Armenian: Հայոց Ցեղասպանություն, translit.: Hayoc’ C’eġaspanowt’yowt’; Turkish: Ermeni Soykırımı), also known as the Armenian Holocaust, the Armenian Massacres and, by Armenians, as the Great Calamity (Մեծ Եղեռն, Meç Eġeṙt’, Armenian pronunciation: [Mɛtsʼ jɛʁɛrn]), refers to the deliberate and systematic destruction (genocide) of the Armenian population of the Ottoman Empire during and just after World War I.[1] It was characterised by the use of massacres, and the use of deportations involving forced marches under conditions designed to lead to the death of the deportees, with the total number of Armenian deaths generally held to have been between one and one-and-a-half million.[2] Other ethnic groups were similarly attacked by the Empire during this period, including Assyrians and Greeks, and some scholars consider those events to be part of the same policy of extermination.[3]

It is widely acknowledged to have been one of the first modern genocides,[4][5][6] as many Western sources point to the systematic, organized manner the killings were carried out to eliminate the Armenians.[7]

The date of the onset of the genocide is conventionally held to be April 24, 1915, the day that Ottoman authorities arrested some 250 Armenian intellectuals and community leaders in Constantinople. Thereafter, the Ottoman military uprooted Armenians from their homes and forced them to march for hundreds of miles, depriving them of food and water, to the desert of what is now Syria. Massacres were indiscriminate of age or gender, with rape and other sexual abuse commonplace. The Armenian Genocide is the second most-studied case of genocide after the Holocaust.[8]

The Republic of Turkey, the successor state of the Ottoman Empire, does not accept the word genocide as an accurate description of the events.[9] In recent years, it has faced repeated calls to accept the events as genocide. To date, twenty-one countries have officially recognized the events of the period as genocide, and most genocide scholars and historians accept this view.[10][11][12][13] The majority of Armenian diaspora communities were founded as a result of the Armenian genocide.

Bu, Ermeni Soykırımı maddesinin İngilizce açıklamasının başlangıcıdır. İngilizcesi olanlar burada ne yazdığını gayet net anlayacaktır.
Maddenin başında, soykırımın farklı adlandırılmaları verilip Ermeniler tarafından büyük felaket olarak adlandırılan ve 1. dünya savaşında ermeni toplumunun hepsini imha etmeyi amaçlayan sistematik hareketler olarak tanımlanmış....

Ermeni Kırımı[1][2][3], Osmanlı Devleti'nde I. Dünya Savaşı esnasında Jön Türkler iktidarı döneminde[4] ve öncesinde II. Abdülhamid döneminde[4] yaşanan Ermeni ölümleri.

Bu da aynı konunun Türkçe girişidir. Bu konunun başlığında ise bu madde tartışmalı bir maddedir yazmaktadır; ancak, İngilizce anlatımında böyle bir yazıya yer verilmez!

Aklın sıra tarafsız(!) bir siteden resmi tarihin bazı yanlı yapılmış yorumlarını getirerek kendine kanıt mı sunacaksın? Al işte Ermeni Soykırımı maddesi. Sayfanın en altındaki kaynaklara bakarsan Türkçe ve Ermenice kaynaklar da birbirinden farklıdır. Eee, hangisini kabul etmemiz gerekiyor sayın Diriliş???


Gelelim düşüncelerimizin kaynağına, cumhuriyetin neden bir kopuş olmadığını Sayın Fikret Başkaya'nın ağzından dinleyelim:

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğumdan bir kopuş değil, onun doğrudan devamıdır. Zaten ‘Cumhuriyet rejimi' de bir darbeyle kurulmuştur. Bilindiği gibi darbeler yeni bir şey yapmak için değil, eskiyi koruyup-sürdürmek içindir. Aslında 1923'teki “rejim değişikliği” gibi görünen, yönetici sınıf içindeki bir değişimdi. Ve asla yeni bir egemen sınıfın eskisinin yerini alması söz konusu değildi. Elbette hepsi bu kadar da değildir, soruna yakından bakıldığında yönetici sınıf içindeki değişimin de sanıldığından daha az önemli olduğu görülecektir. Zira, 1923'teki hükümet darbesi (coup d'etat) 18. yüzyılın sonu, 19. yüzyılın başından beri süregelen, Batı kapitalizmine, emperyalizmine entegre olma, onunla bütünleşme, ona benzeme çabalarının ulaştığı durakların sonuncusuydu. Nitekim, asıl darbe 1908'de yapılandı ve 1923 sonrasında kurulan ve ‘Cumhuriyet' denilen rejim, son tahlilde benim İkinci İttihatçı Rejimi olarak nitelendirdiğim rejimden başka bir şey değildi. 5 Her ne kadar Padişahın, dolayısıyla saltanatın tasfiyesi 1923'ün önemli bir özelliği olarak sunuluyorsa da, bu gerçek duruma denk düşmüyor. Zaten 1839 Tanzimat döneminden beri asıl iktidar odağı artık padişahlar değil, ‘yenilikçi-batıcı-komprador elitti'. Bunun yegane istisnası Sultan II. Abdülhamit'ti. 1908 Jön Türk darbesiyle iktidar bütünüyle İttihatçı kadronun eline geçmiş, Padişah da bir sembole veya bir çeşit onay makamına indirgenmişti. Bu bakımdan 1923, resmi tarihin ve resmi ideolojinin ısrarla ileri sürdüğünün aksine yönetimde değil, yönetenler katında önemsiz bir değişiklik olmanın ötesinde bir anlam taşımıyordu... Aslında bir rejimin niteliği o rejimi kuranların ne dediğine bakılarak anlaşılamaz. Aynı şekilde bir kavrama mefhum-u muhalifinden giderek içerik yüklemek de bilimsel kriterlere uygun değildir. Saltanatın tasfiyesi, zorunlu ve kaçınılmaz olarak onun yerini alanın cumhuriyet olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan o toplumu oluşturan insan çoğunluğunun bir önceki duruma göre yeni rejimdeki konumu ve süreci belirleme yeteneğidir. Eğer bir ülkede, emekçi halk çoğunluğu sürece katılıp onun seyrini az-çok belirleyemiyorsa, orada geçerli rejimin cumhuriyet sayılması mümkün değildir. Fakat, bu dünyada gerçekte olmayan bir şeyin varmış gibi gösterilmesi, üstelik ona inananların da çoğunlukta olması, oldukça yaygın bir durumdur. Nitekim, 1923'te saltanatın tasfiye edildiği doğruydu; ama onun yerini alan rejimin cumhuriyet olduğu aynı ölçüde doğru değildi. Öyleyse 1923 sonrasında kurulan ‘yeni rejim', bir padişahsız padişahlık rejimi değilse, bir paşalar cumhuriyetiydi. Fakat, retorik ve ileriki yıllarda oluşturulup dayatılan bağnaz resmi ideoloji ve rejimin memurları tarafından yazılan resmi tarih, sorunun tartışılmasının, anlaşılmasının nihai olarak da aşılmasının önünü kesmiştir.
Görüldüğü gibi, Cumhuriyet'in ardından ve hemen öncesinde yaşanan gelişmeler yönetimin niteliğinde ve devlet-toplum ilişkilerinin yönünde yapılan değişmeler değil, devletin bekasını amaçlayan bir tür ''modifiye'' tadında değişimlerdi. Günümüze kadar geldiğimiz dönemde ''kutsal ve fetiş'' devlet algısının çok yoğun bir biçimde zihinlere kazınmaya çalışılmasının arka planında yatan zihniyet de ilişkinin devletten halka doğru hiyerarşik bir biçimde geliştiği bir tür kul/reaya-padişah/devlet ilişkisinin benzeriydi. Türk devlet geleneğinde ''halk'' daima adam edilmesi gerekli kitleler olarak düşünülmüş; demokrasi, hak ve özgürlüklerin dillendirildiği her dönemde daima ''hain, bölücü, işbirlikçi, gerici'' gibi türlü türlü sıfatlar sayılıp dökülmüştür. Kavramların içeriklerinin ''egemenler'' tarafından doldurulup tanımlandığı katı bir resmi ideolojide başka türlü olması da beklenemezdi zaten.

Hemen burada şunu söylemeden de geçemiyeceğim; Türkiye Modernleşmesi denen süreç, hemen daima bir takıma ''jakoben'' taklidi kurum ve ilkelerin dayatılmasından başka bir şey olmamıştır. Jakoben yenilikler, halkın/toplumun ve aydınların muhalefetiyle karşılaştığında da söylenecek olanlar hazırdı: devlet düşmanı, hain, işbirlikçi, bölücü...

Dünyanın hangi ülkesinde halkın ve ezilen sınıfların müdahil olmadığı, oyun dışı bırakıldığı bir modernist süreç yaşanmıştır? Sayın Başkaya'nın da dediği gibi; bizdeki yeniliklerin ''tribünleri oyalamak''tan gayrı işlevi olmamıştır, maalesef her tartışmada yaşanan, yaşatılan da budur...


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ermeni, fotoğrafları, soykırımı, tehcirin


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ermeni Soykırımı solplatform Tarih 15 13-08-2011 20:28
Amerika Sozde Ermeni Soykirimini Kabul Etti! KemalistGNC Serbest Kürsü 14 18-04-2011 20:30
Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğrafları... High Hopes Resimler ve Düşündürdükleri 4 05-01-2008 14:08
Eve Arnold fotoğrafları (S/B) High Hopes Resimler ve Düşündürdükleri 0 04-01-2008 19:20
en iyi dostlarımızın fotoğrafları sea4ever Resimler ve Düşündürdükleri 10 22-05-2007 11:51


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:39 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info