Alıntı:
samathana´isimli arızadan alıntı
Ataerkil zihniyeti kadının içselleştirmesine ne demeli? Mecburi mi, yoksa hayır defedilebilir mi?
Biz çevremizdeki kadınlara karşı nasıl duruyoruz? Kadın ya da erkek olması fark etmeksizin algımızda kadın toplumun neresinde?
|
Çok kısa ve öz iki soru... Bu konuya bir kadın olarak duyarsız kalmak mümkün değil... Korkarım yanıtım soru kadar kısa olmayacak
Uzun uzun antropolojik inceleme yapmadım neden kadının dölyoluna değil de erkeğin fallusuna tapılmaya başlandığı konusunda. Belki olayı karıştırmaktan da öteye gitmez bilemiyorum. Sadece bu toplum için konuşmak istiyorum: Ataerkil zihniyeti kadının içselleştirmesi, dayatılan, çok ciddi boyutta, hayat memat meselesi şeklinde dayatılan bir şey olabiliyor bu toplumda. Ama bu örnekten epeyce daha özgürce yaşayabilen kadınlar da var aynı zamanda... Nasıl oluyor?
Ben buna sadece içselleştirmek diyemem. Buna aslında, bilinçli ya da bilinçsiz, çıkar uğruna bir uzlaşma hatta işbirliği, hatta işbölümü diyorum. Kadınların bir kısmı gerçek bir ezilmenin altında, bir kısmı ise içsel bir ezilmenin. Gerek mevcut toplumsal baskı, gerek yüzlerce yıldan beri bastırılmış olmanın kuşaktan kuşağa aktarılan "genlere işleme durumu" yüzünden... Ama bu ikinci durum aşılabilir, eğer kadınlar cesareti seçer ve ikiyüzlü kurnazlıklarını bırakabilirlerse... Kadınlar şu anda duygusal zekalarına yenik düştükleri için mi eziliyorlar yoksa uzlaşınca daha iyi (neye göredir onu
asıl tartışmak lazım) koşullarda varolmak için, yani zihinsel zekalarına kurban oldukları için mi?
Ben hayatım boyunca bu konuda asi yaşadım. Cinsel ve toplumsal anlamda epeyce kendi seçimlerimi yaptım. Evet, ataerkil toplumun çelmesine çok takıldım ve düştüm, hatta yüzüm gözüm de patlatıldı. Ama yine de nispeten özgürüm. Çünkü kendi ayaklarımın üzerinde durmak, koca parasıyla geçinmemek, elalem ne derse desin demek hiç de öyle kolay bir şey olmamasına rağmen bunu yapıyorum. Bilinçlenen bir kadının önünde duracak tek şey kaba kuvvettir bu konuda. Diğerleri bilinçle aşılır, aşılabilir, en azından iyileştirilebilir... Ama ekmeği kocadan beklemeye alışan kybele heykelciği misali yurdum kadınının çok da popo kaldırmaya niyeti yok bu noktada. O, kendisine herşeye rağmen daha kolay geleni seçiyor, bu düzen içindeki konumunu kaybetmemek! Yani evli, iffetli ve susan kadını oynamak. Bu anlamda uzlaşıyor. Bunu yapmayabilecek olanlar bile böyle çoğunlukla... O zaman kızlara pembe oğlanlara mavi yelek örülüyor, kızın gelinliğine kırmızı kuşak takılıyor, oğluna annesi nikah gecesinde kutlarken "artık o senin, dilediğin gibi sür tarlayı diyor" (tarla bendim de...), bu saatte eve gelme baban kıyameti kopartır diyor, kıs kısmısı diyor... Bir kaza yaparsanız infaz için baltayı da ilk onlar alıyor ellerine... "Bu düzen bu şekilde sürmezse, nasıl bakacağız biz kendimize? Tek başımıza?"
Şu anda epeyce zor olduğunu biliyorum, ama hiç değilse bazıları için bu aşılabilir, iyileştirilebilir bir durum... Kadın saygınlığının ancak kendisi farkına varırsa ve bunu amaçlarsa eline geçirebilecek zira... Bu bilinçteki kadınlar önce kendilerine, sonra da gelecek kuşaklara karşı sorumludur...
Sistematik dövülen, okutulmayan, hatta sinemaya gitti diye öldürülen kızlardan, kadınlardan bahsetmiyorum. Sosyete kokoşları veya Pınar Altuğ'dan da... Arada biryerlerde birileri var, daha iyi koşullarda olabilecekken susuyorlar sürekli...
Kişisel fikrim ise ataerkillik yerine anaerkillik değil. Erkekleri 2. pozisyona koymak değil. Sanırım sadece insan olma bilincine ulaşmaktan bahsediyorum; aynı asla değil ama eşit insani hak ve özgürlüklere sahip iki ayrı cins...