Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Sosyoloji & Psikoloji


Sendrom mu arıza adama âşık olma eğilimi mi?

Sosyoloji & Psikoloji içerisinde Sendrom mu arıza adama âşık olma eğilimi mi? konusu: Stockholm sendromu, literatürdeki tanımıyla, kurbanın kendisine baskı uygulayan kişiye sempati duyması hatta âşık olmasına deniyor. Sendrom ilk olarak Stockholmda bir banka soygunundan sonra irdelenmeye başlandı. Sendroma isim veren, bir adam ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 03:14
Janice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sui generis
 
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,329
Standart Sendrom mu arıza adama âşık olma eğilimi mi?

Stockholm sendromu, literatürdeki tanımıyla, kurbanın kendisine baskı uygulayan kişiye sempati duyması hatta âşık olmasına deniyor. Sendrom ilk olarak Stockholmda bir banka soygunundan sonra irdelenmeye başlandı. Sendroma isim veren, bir adam kaçırma vakası olmasına rağmen, bu durumun ortaya çıkması için mutlak bir fiili eylem olması gerekmiyor. Psikolojik baskı gibi durumlarda da kurbanda bu eğilim gözükebiliyor.

Eğilimin ortaya çıkmasındaki temel neden hayatta kalma içgüdüsü. Kurban başlarda kendisine baskı uygulayan kişinin kendisine zarar vereceğine hatta onu öldüreceğine inanır. Bu aşırı korku onu dış dünyadan tamamen soyutlar ve tüm ihtiyaçlarında şiddet uygulayan kişiye bağımlı olduğunu hissetmesine yol açar. Bu noktadan sonra baskıcının yaptığı ufak iyilikleri bile gözünde büyütür, hatta normal davranışlarını bile bir iyilik olarak addeder. Zamanla da kendisini baskıcının yerine koyar ve onun yaptığı eylemlere hak verir. Empati kurduğunu sanır. Fakat yaptıkları aslında hayatta kalma isteğinin üstünü örten davranışlardır.

İlginç olan ise bu sendromun aslında günlük hayatımıza hiç de uzak olmadığı. Özellikle tarikatlarda liderlere karşı duyulan aşırı sevgi, cinsel tacize maruz kalan çocukların olayları itiraf etmeye yanaşmamaları, aile içi şiddete maruz kalanların şikâyetten yana olmamaları gibi her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında görebileceğimiz olaylar tipik birer Stockholm sendromu.

Durumu daha da derinleştirelim. Beyefendi takılan badak erkeklerin en büyük hayal kırıklıklarından birisi kadınların kendilerine kötü davranan maço erkekleri tercih etmeleridir. Bu tercihin içgüdüsel birçok sebebi var. Ancak en temel sebeplerinden birisi yine Stockholm sendromu. Şiddet gördükçe o gücün karşısında kendini daha aciz hisseden kadın da tıpkı rehineler gibi şiddet gösteren erkeğe kendisini muhtaç hisseder. Bu yüzden o erkeklerden ayrılmak istemezler.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 03:18
SaFinAzZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 26-10-2007
Nerden: Kuşadası
Mesajlar: 82
aklıma cüneyt arkın ile hülya koçyiğitin filmi geldiii. birde aynı durumu mizahi bir biçimde avrupa yakası tv dizisinde makbule yaşamıştı sanırım aaslında çok enteresan bir konu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 03:32
sevdimsenibirkere
Guest
 
Mesajlar: n/a
Bu geceee benim gecceemmm. Efenim böyle ilginç bir meyhane şarkısıyla girdim; zira peşisıra bir sn. safinaz'ın sinestezi'si, ardından sn. demett'in stockholm sendromu. İki konu da psikoloji de ya da başka alanlara uzayabilecek, erimine bir sürü değerli konularda girip, zenginleştirilebilecek şeyler...

Sn. demett, bu konuyla ilgili daha daha bir şeyler biliyor musunuz acaba? Varsa dahası paylaşmanızı rica etsem? Bazı yorumlarım var ama onları da daha sonra eklemeyi düşünüyorum... bakalım karizma puanı verebilecek miyim?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 03:39
Janice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sui generis
 
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,329
ilginç aslında bu sendroma adına veren olay dahada ilgiç

23 Ağustos 1973'te Stockholm de hapisten yeni çıkmış olan Olsson bir bankayı soymaya kalkıyor elindeki bombaları havaya kaldırıp ve silahıyla tavanda birkaç delik açıyor panikleyen banka çalışanları ve müşteriler kaçmaya çalışıyorlar Olsson çoğunun dışarı çıkmasına göz yumuyor ve 3 memureyi rehin alıyor polis beş dakika içinde bankayı ablukaya alıyor ve içeri iki polis memuru gönderiyor Olsson giren iki polisin birini yaralayıp birini rehin alıyor vs vs ...

bir saat içinde kendisiyle iletişime geçen arabulucuya isteklerini ilettiyor bir arkadaşını yanına getirilecek iki silah kurşun geçirmez yelekler vs vs istekleri yerine getirilmediği takdirde tüm rehineleri öldüreceğini bildirdiyor...

arkadaşı geriliyor ellerindeki silahları her an rehinelere çevrili tutmalarına rağmen durumda bir gariplik seziliyor Rehinelerden biri arabulucuyla bizzat konuşmuş ve soygunculardan yana içlerinin rahat olduğunu söylüyor... bankanın önüne barikat kuran suçlulara kendi istekleriyle yardım etmeleri ise polisin şaşkınlığını ikiye katlıyor.

üçüncü günde olaya müdahil olan başbakanı arayan da rehinelerden Kristin. başbakanla sert ve suçlayıcı tonda konuşuyor... hırsızların neden serbest bırakılmadığını sorup hızlı ve büyük bir araba isteğini tekrarlıyor rehineler de soyguncularla beraber gitmek istiyor..

rehineler anlaşılmaz bir şekilde soyguncularla işbirliği yapıyorlar hatta onlara karşı duygusal bir his besliyorlar.. 26 Ağustos günü poli bankaya ucucu gaz veriyor ve soyguncular direnmeye çalıştılarsa da yarım saat sonra pes ediyorlar...

büyük bir medya şovuna dönüşen olayın sonrası daha da ilginçleşiyor. hırsızlar adam kaçırma, adam yaralama ve soyguna teşebbüs suçlarından mahkeme önüne çıkarılıyor. mahkemenin tek ihtiyacı rehinelerin ifadeleri... ancak hiçbir rehine aleyhte ifade vermeye yanaşmıyor... hatta soyguncuların lehine konuşuyorlar. onların adına destek kampanyaları başlattıyorlar ve soyguncular için para toplayıp ülkenin en prestijli avukatlarından bir ordu kuruyorlar.

kimse buna bir anlam veremiyo. arkadaşı Olsson'a yardım etmediğini rehineleri kurtarmaya çalıştığını söyleyip beraat ediyor. bundan sonra ise rehinelerden birisi olan Kristinle yakınlaşıyo kristin birkaç ay sonra kocasından boşanıp onunla evleniyor.. Olsson ise 10 yıl hüküm giyiyor... hapiste bulunduğu süre boyunca da sürekli onu çekici bulduğunu söyleyen kadın hayranlarından mektuplar alıyor. hatta çıkınca onlardan birisiyle evleniyor bu olay başlı başına bir kara mizah örneği gibi dursa da psikolojide yeni bir kavramın ortaya çıkmasına ve bu adla anılmasına neden oluyo: Stockholm sendromu
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 04:19
sevdimsenibirkere
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Stockholm sendromu'nun "uyan"dırdıkları

Alıntı:
demett´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Stockholm sendromu, literatürdeki tanımıyla, kurbanın kendisine baskı uygulayan kişiye sempati duyması hatta âşık olmasına deniyor.


Psikolojik baskı gibi durumlarda da kurbanda bu eğilim gözükebiliyor.

Eğilimin ortaya çıkmasındaki temel neden hayatta kalma içgüdüsü.

İlginç olan ise bu sendromun aslında günlük hayatımıza hiç de uzak olmadığı. Özellikle tarikatlarda liderlere karşı duyulan aşırı sevgi, cinsel tacize maruz kalan çocukların olayları itiraf etmeye yanaşmamaları, aile içi şiddete maruz kalanların şikâyetten yana olmamaları gibi her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında görebileceğimiz olaylar tipik birer Stockholm sendromu.

Durumu daha da derinleştirelim. Beyefendi takılan badak erkeklerin en büyük hayal kırıklıklarından birisi kadınların kendilerine kötü davranan maço erkekleri tercih etmeleridir. Bu tercihin içgüdüsel birçok sebebi var. Ancak en temel sebeplerinden birisi yine Stockholm sendromu. Şiddet gördükçe o gücün karşısında kendini daha aciz hisseden kadın da tıpkı rehineler gibi şiddet gösteren erkeğe kendisini muhtaç hisseder. Bu yüzden o erkeklerden ayrılmak istemezler.
Konuda bu davranışların tümünün (psikologlar tarafından galiba) bir sendrom da toparlanması, indirgemeci bir tutum gibi geldi bana. Genişçe anlattığınız üçüncü yazıdaki (ilginç) olayda, sendroma isim babalığını yapan olayda ki cellat-kurban ilişkisini sadece ve sadece patolojik bir boyutta görmeye gidebilir bu psikologların yaptıkları. Temelde hayatta kalma arzusuna, en temel içgüdülerden birine bağlıyorlar örneğin cellat ile kurbanın yakınlaşmasını, rollerinden vazgeçip insani yakınlaşmalar kurmalarını... ben biliminsanlarının bu görüşüne (veya benim onlardan çıkarsadığım bu görüşe, işin hayatta kalma içgüdüsü ile temellendirilebileceğine) katılmadım. Bu daha çok içinde bulunduğu şartlar nedeniyle koşullandıkları rollerde sundukları kişiliklerin, olayın bir boyutunda bu maskelerinden kurtulup çıplak temel insani özelliklerini görebilmeleri. Yani olumlu bakıyorum. Dayatma, diyorum: polis olduklarında vardı; soyguncu olduklarında vardı. Çünkü onlar polis veya soyguncu olmaktan daha fazla insandılar, ama rolleri bunu baskılamıştı. Bundan sıyrılınca bir durumda, bir insanın bir rolde benzer davranışlar gösterebileceğini görüyorlar ve aslında olay öncesinde paylaştıkları ortak özelliklerin ortaya çıkmasıyla kendilerin başkalarında sevebiliyorlar; ardışıklık arasındaki keskin farklılık bir duygu boşalımına neden oluyor bence ve bu da abartılı, normal dışı sevgilere neden olabiliyorlar. Ama bu benim tek vargım değil, bu olaydan çıkabilecek sonuçlardan sadece biri bence.

Bu sendromun önemli konular açabilme yetenekleri var!!! Mesela iktidar-uyruk bağlamında alalım. "Özellikle tarikatlarda liderlere karşı duyulan aşırı sevgi, cinsel tacize maruz kalan çocukların olayları itiraf etmeye yanaşmamaları, aile içi şiddete maruz kalanların şikâyetten yana olmamaları gibi her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında görebileceğimiz olaylar tipik birer Stockholm sendromu."
Tipik birer Stockholm sendromu mu? Bana öyle gelmedi pek ama ruhbilimcilerin işi bu. Benim yorumum, mazoşistik haz üzerine. İki tanesi var bence, dişil mazoşistik haz ilki (ki eşcinsellikle ilgisiz de olabilecek şekilde, ben hem erkekler de dişil, hem kadınlarda erkeksi karakter özellikleri olduğunu; bunun da doğal olduğunu ve cinslerin birbirleriyle iletişime kolay geçmelerini sağlayan doğal bir yardımcı faktör olduğunu düşünüyorum) İkincisi ise toplumsal mazoşistik haz. İlki doğal bence, yani öğrenilmeyle kazanılmaz. Ama ikincisi tamamen toplumsal alışkanlıklar meselesi. Bu haz, eğer yerleşik bir hal almışsa, kökleşmişse bu hazza giden bir sıradışı iktidar-uyruk ilişkisinde genellikle uyruktan biri olarak davrananlar alışkın oldukları bu hazzı tekrar yaşamak isterler... neyse şimdilik bende uyandırdığı fikirler bunlar...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 04:37
Janice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sui generis
 
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,329
şu örnekleri veririsek daha anlaşılır olucak sanırım...

- Colleen Stan ya da diğer adıyla Carol Smith 1977'den 1984'e kadar Cameron ve Janice Hooker tarafından kilitli tutulmuş, Hooker'ların yataklarının altındaki tahta kutuda yaşamaya mahkûm edilmişti. Sürekli fiziksel işkence ve cinsel tacize uğruyordu. Buna rağmen Stan bariz bir biçimde kaçabileceği durumlarda bile kaçmaya yeltenmemişti. Olaylar açığa çıktığında Hooker'ların aleyhinde ifade vermeye yanaşmadı. Kendisine iyi davranıldığını bile ifadesinde belirtti.

- Milyoner bir ailenin kızı olan Patty Hearst, ABD'li kolpa terörist örgütü Symbionese Liberation Army tarafından kaçırıldı. Hearst SLA'lılar tarafından bir kutuda rehin tutuldu ve defalarca tecavüze uğradı. Ama Hearst giderek SLA'den yana oluyordu. Basına sızdırılan kasetlerde SLA bayrağı önünde verdiği görüntüler vardı. Sonra ise SLA'le beraber bir banka soygununa katıldı. Yakalandıktan sonra cezaevine girdi ama Bill Clinton tarafından affedildi. Arkasından ise uzun süre baskıya mı maruz kaldığı yoksa Stockholm sendromu mu yaşadığı tartışıldı.

- Natascha Kampusch adındaki Avusturyalı bir kız 10 yaşındayken Wolfgang Priklopil tarafından kaçırıldı. Natascha yıllarca Priklopil'in tutsağı oldu ve tecavüze uğradı. 18 yaşındayken ondan kaçtı. Ama o kaçtıktan kısa süre sonra intihar eden Priklopil'in ardından büyük depresyon yaşadı ve çok kederlendi.

- ABD'de yaşayan Elizabeth Smart adlı kadın Brian David Mitchell tarafından evinde alıkonuldu. Tecavüze uğradı ve bir delikte yaşamak zorunda kaldı. Ama Mitchell onu defalarca kez peçe giydirip şehirde gezmeye götürüyordu. Hatta Smart, Mitchell işlerini hallederken saatlerce yalnız kalıyordu. Buna rağmen Smart bir kere bile yardım istemedi. Kaçmaya çalışmadı. Hatta etrafta polis olduğu zamanlar oradan uzaklaşıyordu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 04:42
sevdimsenibirkere
Guest
 
Mesajlar: n/a
Alıntı:
demett´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Stockholm sendromu, literatürdeki tanımıyla, kurbanın kendisine baskı uygulayan kişiye sempati duyması hatta âşık olmasına deniyor. Sendrom ilk olarak Stockholmda bir banka soygunundan sonra irdelenmeye başlandı. Sendroma isim veren, bir adam kaçırma vakası olmasına rağmen, bu durumun ortaya çıkması için mutlak bir fiili eylem olması gerekmiyor. Psikolojik baskı gibi durumlarda da kurbanda bu eğilim gözükebiliyor.

Eğilimin ortaya çıkmasındaki temel neden hayatta kalma içgüdüsü. Kurban başlarda kendisine baskı uygulayan kişinin kendisine zarar vereceğine hatta onu öldüreceğine inanır. Bu aşırı korku onu dış dünyadan tamamen soyutlar ve tüm ihtiyaçlarında şiddet uygulayan kişiye bağımlı olduğunu hissetmesine yol açar. Bu noktadan sonra baskıcının yaptığı ufak iyilikleri bile gözünde büyütür, hatta normal davranışlarını bile bir iyilik olarak addeder. Zamanla da kendisini baskıcının yerine koyar ve onun yaptığı eylemlere hak verir. Empati kurduğunu sanır. Fakat yaptıkları aslında hayatta kalma isteğinin üstünü örten davranışlardır.

İlginç olan ise bu sendromun aslında günlük hayatımıza hiç de uzak olmadığı. Özellikle tarikatlarda liderlere karşı duyulan aşırı sevgi, cinsel tacize maruz kalan çocukların olayları itiraf etmeye yanaşmamaları, aile içi şiddete maruz kalanların şikâyetten yana olmamaları gibi her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında görebileceğimiz olaylar tipik birer Stockholm sendromu.

Durumu daha da derinleştirelim. Beyefendi takılan badak erkeklerin en büyük hayal kırıklıklarından birisi kadınların kendilerine kötü davranan maço erkekleri tercih etmeleridir. Bu tercihin içgüdüsel birçok sebebi var. Ancak en temel sebeplerinden birisi yine Stockholm sendromu. Şiddet gördükçe o gücün karşısında kendini daha aciz hisseden kadın da tıpkı rehineler gibi şiddet gösteren erkeğe kendisini muhtaç hisseder. Bu yüzden o erkeklerden ayrılmak istemezler.
Alıntı:
demett´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
şu örnekleri veririsek daha anlaşılır olucak sanırım...

- Colleen Stan ya da diğer adıyla Carol Smith 1977'den 1984'e kadar Cameron ve Janice Hooker tarafından kilitli tutulmuş, Hooker'ların yataklarının altındaki tahta kutuda yaşamaya mahkûm edilmişti. Sürekli fiziksel işkence ve cinsel tacize uğruyordu. Buna rağmen Stan bariz bir biçimde kaçabileceği durumlarda bile kaçmaya yeltenmemişti. Olaylar açığa çıktığında Hooker'ların aleyhinde ifade vermeye yanaşmadı. Kendisine iyi davranıldığını bile ifadesinde belirtti.

- Milyoner bir ailenin kızı olan Patty Hearst, ABD'li kolpa terörist örgütü Symbionese Liberation Army tarafından kaçırıldı. Hearst SLA'lılar tarafından bir kutuda rehin tutuldu ve defalarca tecavüze uğradı. Ama Hearst giderek SLA'den yana oluyordu. Basına sızdırılan kasetlerde SLA bayrağı önünde verdiği görüntüler vardı. Sonra ise SLA'le beraber bir banka soygununa katıldı. Yakalandıktan sonra cezaevine girdi ama Bill Clinton tarafından affedildi. Arkasından ise uzun süre baskıya mı maruz kaldığı yoksa Stockholm sendromu mu yaşadığı tartışıldı.

- Natascha Kampusch adındaki Avusturyalı bir kız 10 yaşındayken Wolfgang Priklopil tarafından kaçırıldı. Natascha yıllarca Priklopil'in tutsağı oldu ve tecavüze uğradı. 18 yaşındayken ondan kaçtı. Ama o kaçtıktan kısa süre sonra intihar eden Priklopil'in ardından büyük depresyon yaşadı ve çok kederlendi.

- ABD'de yaşayan Elizabeth Smart adlı kadın Brian David Mitchell tarafından evinde alıkonuldu. Tecavüze uğradı ve bir delikte yaşamak zorunda kaldı. Ama Mitchell onu defalarca kez peçe giydirip şehirde gezmeye götürüyordu. Hatta Smart, Mitchell işlerini hallederken saatlerce yalnız kalıyordu. Buna rağmen Smart bir kere bile yardım istemedi. Kaçmaya çalışmadı. Hatta etrafta polis olduğu zamanlar oradan uzaklaşıyordu.
Şu çok ilginç bir tesadüf de olabilir belki ama hepsi hanım; ve hepsi cinsel tacize veya tecavüze uğruyor! Sormak istediğim şey şu: Bu sendrom, kesin bir biçimde hastalık olarak mı tanımlanıyor acaba? Yoksa belli farklı varyantları da var da, bu açılımlarından biri/bir kaçı hastalık, bazıları da değil falan mı?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 04:53
Janice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sui generis
 
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,329
psikolojik bir rahatsızlık...
sendrom demek zaten özel bir bozukluğu belirleyen bir arada görülen tanıyı kolaylaştıran bulgu ve belirtiler demek...
hastalık olarak tanımlanmıyor sanırım...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 05:00
SaFinAzZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 26-10-2007
Nerden: Kuşadası
Mesajlar: 82
bende araştırdım hastalık olup olmadığı adına bri şey buamadım.ama hastalık olmamalı bence.çünkü demett sizinde dediğiniz gibi psikolojik bir şey ama rahatsızlık bölümüne katılmıyorum.Bu rehine psikolojiside denilen stockholm sendromu, kurban yada rehine olan kişiye karşı olumlu davranışlarından da ileri gelir.aslında hepimiz öyle diil miyiz?bize nasıl davranılırsa ona göre davranırız.O banka soygunundada rehin alınan insanlar soyguncuların kendilerine karşı olumlu davranışlarından dolayı onların tarafını tutmuş olduklarını biliyorum.ama rahatsızlık yada hastalık olmamalı...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 05:33
sevdimsenibirkere
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bir varsayım daha

Şunu da düşündüm şimdi: Komik; ama iyi davranılmak, çok önemli suçların, kötülüklerin örtülmesine de neden oluyor. Örneğin soygunculardan kendilerine yönelik "iyi davranış"lar gören mağdurlar adeta soygunu unutma eğilimine veya önemsiz hatta yoksayma tutumuna kadar rahatlıkla vardırabiliyorlar işi...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
sendrom, ariza, adama, sik, olma, egilimi


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sürüye sahip olma.. duarden Sosyoloji & Psikoloji 15 23-11-2010 08:06
Aşık Olmadan Düşün... sea4ever Hayata Dair.. 11 30-06-2008 16:34
Arıza! nbb. Serbest Kürsü 0 24-09-2007 16:38
Ve Ben Sana Aşık Olacağım... mernes Hayata Dair.. 0 06-02-2007 21:14


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:56 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info