|
|
Borderline Sınırda Kişilik BozukluğuSosyoloji & Psikoloji içerisinde Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu konusu: Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu
Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte ,genç erişkinlik döneminde başlayan , kişilerle olan ilişkilerde, kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir ...

08-02-2007, 02:49
|
 |
Henüz arızalanmış
|
|
Üyelik Tarihi: 04-02-2007
Yaş: 26
Mesajlar: 137
|
|
Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu
Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu
Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte ,genç erişkinlik döneminde başlayan , kişilerle olan ilişkilerde, kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir durumdur.
1-Gerçek ya da varsayılabilecek , olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcamak.
2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler
3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel durum ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler
4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan ,2 ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde kullanımı,hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) .
5-Tekrarlayan bir şekilde intihar girişimleri, intihar tehditleri, kendi kendine zarar verme (bıçak,jilet vs. ile kendi cildini kesme, sigara ile yakma, kafasını , yumruğunu sert yerlere vurma gibi)
6-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri)
7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi .
8-Öfkeye hakim olamama (kavga etme, yüksek sesle hakaret,çiğlik atma eşya kırma gibi).
9-Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya da dissosiyatif belirtiler
Rahatsızlığın asal özelliği karşılıklı birebir ilişkilerde , kendilik algısı (kendine bakış , kendini kabul ediş ve kendini sergileyiş) ve duygulanımda tutarsızlık ile ilişkileri etkileyebilen ani hesapsız davranışlardır.
Bu kişilerde sürekli bir ayrılık ve reddedilme fikri yaşandığı için bu gibi bir durumun izlenimi edinildiğinde duygulanım, kendilik hissi ve davranışlarda önemli farklılıklar yaşanır.Ayrılık ya da planlananların oluşmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. Yalnız baslarına olmaya dayanamaz ve birilerinin varlığına gereksinim duyarlar. Bu yalnızlığı önlemek için intihara yeltenebilirler.
Birebir ilişkilerinde özellikle karsı cinsten kişilere sürekli bağlanma, onları bir eski yunan tanrı ya da tanrıçaları gibi görüp yüceltirler. İlişkilerine çok büyük iddia ve hedeflerle baslar, gerektiğinden fazla özel hayatlarını paylaşır, karşılığında aynisini beklediklerinden duş kırıklığına uğrarlar.Bu kez onları daha önce oturttukları tahtlarından indirip gözlerinden düşürürler. Bu nedenle arkadaşlıkları gelip geçici ve fırtınalı bir seyir izler.
Hedefleri, inandıkları değerler, arkadaş yapıları, cinsel eğilimleri, benimsedikleri görüşler ,mesleki heves ve amaçları değişkendir.
Devamlı olarak kendilerini boşlukta hissettikleri için uğraşıp, oyalanacak bir şeyler arıyor gibidirler. Karsı taraftan beklediklerini bulamadıklarında öfkelerini sergiler, sonrasında bundan dolayı suçluluk, pişmanlık, utanç duyguları yasar ve kendilerini değersiz , zayıf, kotu hissederler.
Bu kişiler için" insanin kendi kendine ettiğini 7 mahalleli etmez "sözü çok uygun düşer.Kendilerine maddi ve manevi acıdan zarar verir, başladıklarını bitiremezler, "yüzüp kuyruğuna gelseler bile".
Yoğun stresli dönemlerde halusinasyon dediğimiz varolmayan ses,görüntü vs. gibi algılar,kendi vücuduna ve çevreye yabancılaşma görülebilmektedir.
Kendileri yada çevreye yabancılaşma yasayabilirler. Kişisel ilişkilerinden ziyade kendilerini terletmeyeceklerini ve gerekli karşılığı alabileceklerini düşündükleri sanal şeyler, cansız nesneler, ya da hayvanlar üzerinden doyum sağlamaya çalışıp, kendilerine güvenli bir liman oluşturabilirler.
Eğitim ve evlilik hayatları fırtınalı bir denizde filikayla yolculuk gibidir. Ayrılık,boşanma ve tekrar bir araya gelmeler görülebilir.
Eşlik eden bozukluklar:
-Depresyon ve distimi
-Alkol-madde kullanım bozuklukları
-Yeme bozuklukları
-Travma sonrası stres bozukluğu
-Dissosiyatif kimlik bozukluğu
-Diğer kişilik boz.
Toplumda görülme oranı:
Genel nüfus içinde % 2-3 oranında görülmektedir. Araştırmalara göre hastanede yatanlar arasında %19 ; ayaktan tedaviyi sürdürenler arasında % 11 oranında olduğu gözlenmiştir.
Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri :
Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde bağımlılığı ,antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek bir risk vardır.
Rahatsızlığın oluş sebepleri:
Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür.
Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1,5-2,5 yas arası donemde çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına yol açtığı öne sürülmüştür.
Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp, hislerini ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun, olumlu ve sabit bir benlik hissi oluşmasını önleyecek ,sürekli desteğe gereksinim duyacaktır. Ailede duygusal paylaşımın olmaması , aile içi yoğun çatışmalar, küçük yaslarda ana-baba kaybı, ayrılığı, çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler rahatsızlığa eğilim oluşturur.
Ailesel özellikleri:
Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı,travma tik ayrılmalar ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır.
Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun vardır. Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur.
Aileler saldırgan davranışlar, alkolizm, fiziksel ya da cinsel tacizler (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya parçalanmıştır. Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde daha fazla saptanmıştır.
Hastalığın sureci:
Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe, öğrenme güçlükleri ve toplumsal çekilme, sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini göstermektedir. Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta, yari sayıda vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta, islerini kaybedip, evliliklerini ya da birlikteliklerini sürdürememektedir.
Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu olum görülmektedir.
Tedavi:
Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte, intihar eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden faydalanabilmektedirler.
|

08-02-2007, 03:18
|
|
...Dengesiz...
|
|
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 28
Mesajlar: 2,260
|
|
Alıntı:
2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler
7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi .
|
Bunlar bende var.. 
|

11-09-2007, 23:42
|
|
|
|
Bende çoğu var ve sevdim bu "bozukluğu". Ben bu insanlara senin "kişiliğin bozuk" denmesini, bilimin uzlaşımda bulunduğu bir bozuk olmayan insan doğası kavramı bulunduğu için değil, ruhbilimin de içine kültürel faktörler girdiği için olduğunu düşünüyorum. "Bozuk" nitelemesi belli bir dönemin bilimideolojisi bence, bilim değil. Ben borderline'ı sevdim. Belki borderline olmayan bizlerin kişilikleri bozuk?
1-Gerçek ya da varsayılabilecek , olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcamak.
2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler
3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel durum ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler
4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan ,2 ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde kullanımı,hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) .
-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri)
Veya bir çok insan gibi sünepe, ne aşırı seven ne aşırı nefret eden, hiçbir terk edilmeyi önlemek için aşırı çaba harcamayan, daima klasik pozisyonda sevişen, aniden para harcamayan hesabını gayet iyi bilen, daima hareketlerinin nereye varacağını düşünerek hareket eden, başkalarını ne aşırı büyüten ne aşırı küçülten, hiçbir aşırılığı olmayan moron, sıkıcı... işte bozuk olmayan bir kişilik kavramı ha?
|

11-09-2007, 23:46
|
|
|
|
“Sürü bir tipi ayakta tutmaya çalışır ve her iki yana karşı kendini savunur… Sürünün eğilimi durmaya ve hayatın idamesine yöneliktir, onun içinde yaratıcı hiçbir şey yoktur.” Nietzsche
|

21-09-2007, 22:44
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
|
|
|
Karekterimiz bozulacağına, kişiliğimiz bozulsun yeterki. Ayrıca yukardaki tanımlardan bir kaçı muhakkak birilerinde vardır.
|

18-02-2011, 14:44
|
|
|
hiçbir şey göründüğü gibi değildir!
öncelikle belirtmeliyim ki hiç bir şey dışarıdan bakıldığı kolay yahut eğlenceli değil- misal çok sevdiğiniz ve size hiç bir zararı dokunmayan bir insanı nedenini bilmediğiniz yetmiyormuş gibi bir de hatırlamayarak türlü türlü hakaretlerle yıprattığınızı-sonrasında pişman oluyorsunuz-haketmemiştir çünkü kimsenin hak etmeyeceği gibi...
ha evet sistem karşı çıkılası bir sistem ama gerçekte sisteme karşı duruşunu sergileyipte işi gücü olan insanlar sistemin kendisiyle yaşayabilirken bizler bu sistemin herhangi bir noktasından dahi dahil olamayız dolayısıyla pasifçe ölmek en kolayı-
dışarıdan şöyle yaşarlar böyle olur fazlasıyla kadar karizmatik geliyor olsa da -dışı sizi içi beni yakar sevgili forumcular!
|

19-02-2011, 14:06
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
Border olmak sisteme uyumsuzlukla ne derece alakalı, bu nasıl ortaya konabilir, bu konuda ne gibi çalışmalar yapılmış çok bilmiyorum, bu konuda bilgisi olanlar varsa, bildikleri kaynakları paylaşırlarsa sevinirim.
Border'lığın uygunsuz bilinçaltı otomatikleri geliştirip yine uygunsuz beyin kimyasallarıyla kontrol edilemez dürtü ve tepkilere dönüştüğünü düşünüyorum. Beyin kimyasallarının dengesi sağlanmadığı sürece border'lık kişi ve çevresi için çok huzursuzluk hatta zarar verici bir halde seyrediyor. Özellikle öfke esnasında kontrol sıfıra indiğinden her türlü cinnetlik olay gerçekleşebiliyor.
Alıntı:
|
nedenini bilmediğiniz yetmiyormuş gibi bir de hatırlamayarak
|
ifadesinin bu beyin kimyasallarıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kendimin de bu sıfatla paralelliklerini kurmanın yanında, border olan en az iki kişi tarafından çok ciddi hırpalandığımı da bilirim. Pasif bir şekilde ölmek "kişisel bir seçimdir" denebilir mi, öyle bir durumda kişi ne derece sağlıklı (bilinçli) bir karara varabilecek yetidedir, orasını hiç bilemiyorum... Bu rahatsız psikolojik durum yaş ilerledikçe, özellikle 40-45 yaşından sonra seyri zayıflayan bir şey ancak o zaman dek kişiye ve çevresine yaptığı epey şey oluyor. Benim bildiğim en önemli motif, bu kişilerin zihinlerinde muhteşem mit'ler oluşturdukları, kendilerine ve başkalarına dair, ancak bunun bilincinde olmamaları, bunun önemli bir anahtar olduğunu sanıyorum. Bu mükemmel öz saplantısına eşlik eden dengesiz kimyasallarıyla birlikte, nevrozla psikoz arasındaki sınır üzerinde ip cambazlığı yapmamaları pratik olarak ve teknik tanımıyla çok zor. Normal eğrisinin dışında kaldıkları için onlara anormal denmesi istatistiksel olarak da, pratik olarak da çok "normal" çünkü dedim ya, a-normaller... Bunu bir hakaret olarak algılamaları veya buna başka bir yorum getirmeleri tamamen onlara kalmasa da, o kadar kontrolsüz olmak zorunda değil bu algı aslında.

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

19-02-2011, 15:45
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
Benim bildiğim en önemli motif, bu kişilerin zihinlerinde muhteşem mit'ler oluşturdukları, kendilerine ve başkalarına dair, ancak bunun bilincinde olmamaları, bunun önemli bir anahtar olduğunu sanıyorum. Bu mükemmel öz saplantısına eşlik eden dengesiz kimyasallarıyla birlikte, nevrozla psikoz arasındaki sınır üzerinde ip cambazlığı yapmamaları pratik olarak ve teknik tanımıyla çok zor. Normal eğrisinin dışında kaldıkları için onlara anormal denmesi istatistiksel olarak da, pratik olarak da çok "normal" çünkü dedim ya, a-normaller... Bunu bir hakaret olarak algılamaları veya buna başka bir yorum getirmeleri tamamen onlara kalmasa da, o kadar kontrolsüz olmak zorunda değil bu algı aslında.
|
İyimiş, doğruya yakın tespitler (en doğrusu olmaz zaten) gerçekten ilişkin olmuş böyle birileriyle. Bende bir iki tanıdım neseki fazla sokmadım hayatıma (ya da daha şanslıydım) yorum yok sen bilirsin karışmam dedim ,dolayısıyla çıldırdılar ve sildiler beni hayatlarından oh be dedim.
Bunlar aslında özseverlik ile mazoşist bir depresyon arasında gidip gelen kişiler daha çok. Yer yer depresif, bazen abartı bir isteri, bazen çok mutlu bazen de çok sinirli ve kendine zarar veren bir hale bürünüyorlar sukunet halleri pek yok. Ancak teşhis açısından böyle isimlendirilmelerini de hatalı bir yaklaşım olarak görüyorum. Lakin bir çok davranış bozukluğu olarak bahsi geçen dışavurum, bunlar dile getirildiği ölçüde muhataplarınca bir bahane ve savunma davranışına hatta ego doyurma yani bu halinden bir övünç çıkartma davranışına dönüştürülüyor. Mesela son derece saçma bir tepkide bulunup, bu saçma tepkinin mantıksız olduğu da kabul edildiği halde napabilirimm ben böyleyim işte şeklinde bir duruş ile karşılaşıyorsunuz. Bu varolduğu sürece de bu kişiler doktor doktor dolaşıp durmadan yeni teşhisler edinip bunlarla yaşamaya başlıyorlar, üstelik hiç bişi değişmediği halde her defasında artık daha iyiyim şu tedavi şu psikiyatrist bana çok iyi geldi sebebini anladım diyorlar (muhtemelen sebep gene bir başkasıdır, dünya kötüdür, kendisi süper akıllıdır, süper sevecendir, ilgilidir falan tabi, zarar verdiği asla akıllarına gelmez ve tersine zarar verdiklerinden zarar gördüklerini iddia ederler hep)
Cinsel açıdan gizli tutulan yoğun bir suçluluk duygusu yaşadıklarını da gözlemledim ve bu duruma karşı tutumları genelde isterik tutumlar şeklinde yani sanki tam tersiymiş, çok rahatmış ama anlaşılamıyormuş şeklinde sunulmaya ve akabinde eyleme geçirilen bir cinsel davranıştan sonra buhranlara yeni bahane oluyor.
Kimyasal açıklamaları ise pek tutarlı bulmuyorum. Yani zihinsel ve davranışsal ölçekte vücut kimyasının kontrolsüz davranışları tetiklediğine pek inanmıyorum bu olsa olsa ağır psikoz durumlarında mevcut olabilir. Beyin kimyası analizleri çağımızda anti depresanlar ölçüsünde etkili bir yaklaşım yani etkisiz bir yaklaşım bana göre. Örnek vermek gerekirse sürekli masturbasyon yapan ve bu hayatını sekteye uğratacak ölçüde alışkanlık edinmiş bir insanın bu davranışını beyin kimyasına bağlamak olası, muhtemelen bazı kimyasalları farklı ölçülecektir de. Ancak bu aynı zamanda bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen bir durum sıkıldığı gerçeklerden kaçmak için belkide. Kimyasal yöntemle bu kişinin cinsel yönelimini durdurmak mümkün artık sık masturbasyon yapamayacaktır haz duyamayacağı için bundan. Peki düzelmiş sayılması doğru mu? Değil işte, düzelmeyecek de başka bir hale bürünecek.
İnsan davranışlarını ve psikolojisini yaratan en önemli süreçler, karakter dediğimiz maskelemeler de dahil olmak üzere uyaranlara karşı oluşturulmuş savunma davranışları oluşturuyor bana göre. Bunun olağan hali organik bir tepki yani doğal bir savunma. İpin koptuğu kısım ise ortada savunulmayı gerektiren bir durum olmadığı halde öznel olarak oluşturulmuş sanrılarla temellendirilen kronik savunma tepkileri. Bunlar o kadar çeşitli ki aslında ve kişiden kişiye de farkları olduğundan var. Ancak sebepleri benzer olduğu halde dışavurumlarının tek tek her bir şekline ayrı isimler konulup farklı rahatsızlıklarmış gibi yaklaşımlarda bulunulmaya çalışılması psikanalizin çıkmaz sokaklarından biri bana göre. Böyle olunca da ilaçlarla, telkinlerle çözülmeye uğraşıldıkça daha da batağa götürüyorlar bireyleri. Çünkü asıl sorun hiç konuşulmuyor bu insanlar neden bu kadar mutsuz,neden direniyorlar bu kadar gerekli gereksiz herşeye diye. Gerekli gereksiz derken de yanlış anlaşılmasın, efendi ol manasında söylemiyorum. Gene ilgi oluşturacak bir örnek vermek gerekirse, sex örneği verelim yine. Kişi bunu istiyor ama toplum saçma. Peki diyelimm imkan buldu bir partner buldu çiftleşecekler. Bu sefer bunu saçma bulmaya başlıyor sonra da kendinden ve o kişiden bu sefer gene toplumsal yargılardan hareketle tiksinmeye başlıyor. (Hani önceden de toplumun baskısı nedeniyle,engel olunduğundan ötürü zorunlu cinsel perhizine kızıyordu, bu kez seviştiği kişiyi basit olmakla suçluyor veya kullanıldığını düşünüyor)
Yani bu kişinin bir şeyden mutlu olmak, uyum sağlamak gibi derdi yok hiç mutlu hisseder ise rahatsız oluyor bu durumdan. Sisteme uyumsuzluktan kasıt da sanırım bu şekilde bu vakalara dair. Yani aslen sistemden kasıt toplum değil, bu kişi herşeye uyumsuz olmak için özel bir tepki davranışı geliştirmiş, herşeyde bir olumsuzluk bulmak ile meşgul anlamında. Bunu gerekçelendirmek içinde genelde kendisini farklı, üstün görüyor. Farketmediği daha doğrsu yüzüne söylenirse nefret etmesine huysuzlanmasına neden olacak en önemli dayanağı da zaten bu gizli tutmaya çalıştığı özseverliğidir genelde. Bunu pek belli etmezler, duygusal görünürler, matrak olmaya veya olaya entelektüel yaklaşmaya çalışırlar. Fakat iyi analiz edildiğinde sadece kendilerini önemsedikleri, dinlemedikleri ve sürekli verecekleri cevaba odaklandıkları görülür. Özsever özellikleri ise savunma gerekçelerinin anahtarı olan gizli kısım olduğundan ötürü anca yüksek alkol gibi sosyal davranışları kontrol eden iradeyi kıran kimyasallar vasıtasıyla kendini gösterir. Zor bir durum.
|

19-02-2011, 16:53
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
|
İnsan davranışlarını ve psikolojisini yaratan en önemli süreçler, karakter dediğimiz maskelemeler de dahil olmak üzere uyaranlara karşı oluşturulmuş savunma davranışları oluşturuyor bana göre. Bunun olağan hali organik bir tepki yani doğal bir savunma. İpin koptuğu kısım ise ortada savunulmayı gerektiren bir durum olmadığı halde öznel olarak oluşturulmuş sanrılarla temellendirilen kronik savunma tepkileri. Bunlar o kadar çeşitli ki aslında ve kişiden kişiye de farkları olduğundan var. Ancak sebepleri benzer olduğu halde dışavurumlarının tek tek her bir şekline ayrı isimler konulup farklı rahatsızlıklarmış gibi yaklaşımlarda bulunulmaya çalışılması psikanalizin çıkmaz sokaklarından biri bana göre. Böyle olunca da ilaçlarla, telkinlerle çözülmeye uğraşıldıkça daha da batağa götürüyorlar bireyleri. Çünkü asıl sorun hiç konuşulmuyor bu insanlar neden bu kadar mutsuz,neden direniyorlar bu kadar gerekli gereksiz herşeye diye. Gerekli gereksiz derken de yanlış anlaşılmasın, efendi ol manasında söylemiyorum. Gene ilgi oluşturacak bir örnek vermek gerekirse, sex örneği verelim yine. Kişi bunu istiyor ama toplum saçma. Peki diyelimm imkan buldu bir partner buldu çiftleşecekler. Bu sefer bunu saçma bulmaya başlıyor sonra da kendinden ve o kişiden bu sefer gene toplumsal yargılardan hareketle tiksinmeye başlıyor. (Hani önceden de toplumun baskısı nedeniyle,engel olunduğundan ötürü zorunlu cinsel perhizine kızıyordu, bu kez seviştiği kişiyi basit olmakla suçluyor veya kullanıldığını düşünüyor)
|
hemen birçok psikolojik problemin temelinde yatan şeyin saptırılmış/abartılmış öz savunma mekanizmaları olduğunu düşünüyorum ben de. sebebini henüz bilemediğimiz yahut nörolojik sebepli vakaları dışarda tutarsak rahatsızların çok büyük kısmı ağır stress ve baskı altındaki insanların geliştirdikleri tepkilerdir...
yakın zamanlarda border tarzı bir insanla karşılaştım... başka isimle de adlandırılabilinir belki; ancak, konu başlığında verilen 5-6 maddenin net olarak o kişide olduğunu gözlemledim... en bariz özellik ''kaybetme korkusu''... aşırı bir bağlanma ihtiyacı ve buna bağlı karşısındakini anormal derecede yüceltme... bu tiplerin ilişkilerinde ''ortalama/denge diye bir şey söz konusu değil. ya aşırı derece yüceltirler yada aşırı derece nefret ederler. bu şahıs da öyleydi. bir de tüm bunlara eşlik eden şizofrenik bir hayal dünyası söz konusuydu. yücelttiği şahsın gerçekte öyle olduğuna inanmak adına gerçekle ya ilgisi olmayan yahut aşırı abartılı manalar kurgulardı. mutsuzluk/karamsarlık/melankoli adeta kişiliğe yapışık bir eklenti gibiydi. bireysel inançlarda obsesesif takıntıları da gözlemlediğim için çocukluk dönemlerinde muhtemel bir ''kaybetme endişesi/travması'' yaşanması oldukça olası... ki bunun da olduğunu biliyorum...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

20-02-2011, 14:46
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 08-02-2011
Nerden: İstanbul
Yaş: 36
Mesajlar: 9
|
|
|
Bişey yok. Psikiyatri safsatasından başka bişey değil.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:15 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|