Alıntı:
''arkadaşlar okuduğuma göre islam dinine göre insanlarda üç temel dürtü varmış ve duygulanımlarda bundan kaynaklanıyormuş.
1-beka (sonsuzluk) içgüdüsü: mülk edinmek korkmak toplumla yaşamak
2-nevi (cinsel)içgüdüsü:şehvet -şehvet
3-Tedeyyün/İnanma ve kutsama içgüdüsü''
|
bu soruların cevapları modern disiplinlere göre değişebilir... bildiğimiz en çıplak gerçek biyolojik/fiziksel zorunluluk ve olmazsa olmaz ihtiyaçlarımızdan sosyal/psikolojik/kültürel yönden çeşitlenip sofistike bir hal alıp karmaşıklaşan ihtiyaçlarımıza bir evrilme, değişme olduğu gerçeğidir.özetle somuttan soyuta zorunluluk ve önem dereceleri sınıflanabilecek bir ihtiyaçlar silsilesi ile karşı karşıyayız.
canlılığı ulvi/uhrevi bir başlangıç noktasından yani ''yaratılmışlıktan'' ele alan mistik yaklaşımlar somuttan soyuta fayda/zarar ekseninde başlayıp gelişen ihtiyaçlar harmonisini pek dikkate almazlar. konunun karmaşık gibi görünen yönleri olduğu kadar gayet anlaşılır ve yalın olduğu kanaatindeyim.
insanlık tarihine objektif bir gözle bakarsak şu gerçeği görebiliriz: ihtiyaçlarımız bildiklerimiz ve tanıdıklarımız kadardır! teknoloji ve modern sanatı bilmeyen biri için(elbette bilinçli/özel tercihleri bir kenara bırakırsak) telefon, modern teknik cihazlar ve bunları bağlı bir tekno-kültür ihtiyaç/zorunluluk değildir. bunlarla bir şekilde tanışan, temin eden birçok kimse içinde bir vazgeçilmezlik, gündelik yaşamın parçası ve ihtiyaç söz konusudur.
görüldüğü gibi bilgi/bilme imkan ve olanakları yaşamsal ihtiyaçlardan daha soyut sosyal/kültürel ihtiyaçlara bir evrilme halindedir. toplumsal yaşam da böyledir... canlıların canlılığını, güvenliğini sürdürme adına fayda/zarar ekseninde şekillenmiş; bilgi ve teknik imkanlar arttıkça da çeşilenmiş/soyutlanmış organizasyonlar görürüz. her soyutlama ve her yeni bilgi bireye yeni ufuklar/yeni olanaklar açmış; kompleks insan zihni yaratıcı zeka ve hayal gücüyle bunları daha da zenginleştirmiştir.
bu kadar geyikten sonra maddeleri göz atarsak:
1. mülk edinme/beka aslen sonsuzluk/ölüm gibi olgularla değil, öncelikle canlılığı sürdürme/güvenlik gibi olgulara ilişkindir diye düşünüyorum. mülkün anlamı da barınak ve korunma; ayrıca temel besin maddelerini karşılamaktır. ölüm ve buna bağlı korkularsa farkındalık düzeyi bugünkü insan zihni seviyesindeki canlının duyabileceği hislerdir. doğadaki bir kedi de ölmekten korkar; ancak bu metafizik/varoluşsal bir korku değildir. kedi amaçsız biçimde sadece canlı/sağ/güvende kalmayı düşünür. sofistike kaygılar ancak daha yüksek zihni melekelerin işidir.
2. cinsellikse tartışmalı bir alandır. ancak görülen odur ki, bu da canlılığı sürdürme/korunma gbi fayda/zarar ekseninde şekillenir. doğadaki canlıların cinsel eylemlerini düşünelim? kaç tane canlı vardır ki sırf cinsel haz için çiftleşen, cinselliği üreme dışında bedensel hazza yönlendiren??
3. inanma içgüdüsü diye bir güdü yoktur. inançlar tarihin karanlık devirlerinden beri bilme ve anlama çabasındaki insanın sorduğu birtakım sorulara vermeye çalıştığı yanıtlardan ortaya çıkmıştır bence. insana ait her alanda olduğu gibi inançlarda da somuttan soyuta bir gidiş gözlenir. bilinen ilk tanrı modellerinin son derece somut modeller olduğunu unutmayalım. burada da temel yasa işler: bilme ve teknik imkanlarımız arttıkça ihtiyaçlar ve bunlara verilen yanıtlar soyutlanır. paganist çoklu tanrılardan tekli ve soyut tanrılara gidişin aynı zamanda bilgi ve teknolojideki artışla paralel olması kimseyi şaşırtmasın.... biraz uzun oldu ama
