Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Sosyoloji & Psikoloji


Gerçekçi toplumsal bilimler için görüşler ve öneriler

Sosyoloji & Psikoloji içerisinde Gerçekçi toplumsal bilimler için görüşler ve öneriler konusu: 1) Tutumyapısal belirlenimciliğin (ekonomik determinizm) (TB) saygınlığını geri vermek: Günümüzde toplumsal bilimciler arasındaki yaygın kanı, tutumyapının diğer toplumsal yapıları belirlediği biçimindeki görüşü kaba bulup reddetme. Bu çoğunluğa göre, açıklamalarını TB'ye ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 30-08-2009, 10:43
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 36
Mesajlar: 957
Standart Gerçekçi toplumsal bilimler için görüşler ve öneriler


1) Tutumyapısal belirlenimciliğin (ekonomik determinizm) (TB) saygınlığını geri vermek:
Günümüzde toplumsal bilimciler arasındaki yaygın kanı, tutumyapının diğer toplumsal yapıları belirlediği biçimindeki görüşü kaba bulup reddetme. Bu çoğunluğa göre, açıklamalarını TB'ye dayandırmak, kaba marksçılık, hatta 'kazma solculuk' belirtisidir (hatta büyük toplumbilimcilerimiz, bu 'kaba insan'larla dalga geçmekten çok hoşlanırlar) ve kimlikler, tutumyapıdan daha önemlidir. Oysa, özellikle toplumbilim öğrencileri içinde ezici çoğunluğa sahip bu görüş, tam da egemen düşünyapının (ideoloji) ürünüdür. Egemen düşünyapı, tutumyapısal nedenleri önemsizmiş gibi göstererek, din, milliyet, gelenek vb. görüngüleri daha önemliymiş gibi öne sürüyor. Böylece, insanların sömürüldüklerini unutmaları isteniyor.



Bu yanlış bilinç ('bilinç' denebilirse), tarihi soyut bir demokrasi mücadelesine indirgiyor ve burjuvaziyi bu mücadelenin motoru yapıyor. Oysa, ABD'ye gizli üsler verecek ve göçmen gemilerini batıracak çaptaki Avrupalı demokrasi kırıntılarının, işçilerin ve muhaliflerin mücadelesinin bir ürünü olduğu unutuluyor. Laiklik tartışması da, bu açıdan, tümüyle yanlış bir yönden değerlendiriliyor: Laikliğin çıkışı, çağdaşçı devletin ders kitaplarında okutulduğu gibi bir düşünce tarihi konusu değildir. Laik görüşlere sahip düşünürler, tarihte her zaman vardı. Keşifler ve üretimevleri nedeniyle tutumyapısal güç kazanan, ancak siyasal bir gücü olmayan burjuvaların, gücünü dinden alan eski egemenleri indirmek için, kendi çıkarları adına mücadele ettiklerini belli etmeyip kendi dışındakileri de içerecek bir düşünce cephesine gereksinimleri vardı. Burjuvazi, egemen olmak istiyordu ve eski egemenleri, ancak, dinle devlet işlerini ayırarak alt edebileceklerini gördüler. Gerçekte, tarihin tüm motoru, tutumyapısal gücü olup siyasal gücü olmayanlarla, bu iki güce de sahip olanlar arasındadır. İşçiler, birlik olduklarında ülkedeki tüm yaşamı felç edecek tutumyapısal bir güce sahip olup siyasal güce sahip olmadıkları için tarihin motoru olurlar. Bu bağlamda, laiklik, burjuvaların kendilerini iktidara taşıma düşünyapısı (ideoloji) olarak; burjuvazi, iktidarı aldığında, tümüyle bırakılabilecek bir kabuktur. Burjuvazi, tutumyapısal çıkarları korunduğu sürece, laiklikten uzaklaşıp din özlemlerini şirin gösterme rolüne soyunmaktadır. Gerçekte, yalnızca ve yalnızca toplumsalcıların (sosyalist) laik olduğunu söylemek gerekiyor. Toplumsalcılar, yine burjuvalar gibi, eski egemenleri devirmek için laikliğe sarılmak zorundadır; yoksa gücünü ve meşruluğunu tanrıdan aldığını ileri süren bir düzeni değiştirmek olanaksızdır. Ama aynı toplumsalcılar, toplumun dinin yazgıcılığını kırması ve adil bir dünya özlemini ötedünyaya ertelememesi için kılını kıpırdatmayıp kendi sömürü düzenlerini kurmak için laikliğe sarılan burjuvaların maskesini de düşürmelidir. Burjuvaların laikliği, toplumun çıkarına değildir. Yalnızca toplumsalcıların laikliği, toplumun çıkarınadır.

Bu konuyla bağlantılı olarak, edimbilim (pragmatics) alanındaki "ne söylendi?"/ "söylenirken niyet ne idi?" ayrımı, sürekli olarak dikkate alınmalıdır. Resmi ağızlar, konuşmalarında, gerçek görüşlerini dile getirmezler; kamuoyunca kabul edilebilir olarak görülen görüşleri dile getirirler. Bu nedenle, 'söylenen'le ne söylenmek istendiğine ve resmi ağızlar, 'sahibinin sesi' olduklarına göre "kim, niye söyletiyor?"a da bakılmalı. Tutumyapısal veriler olmadan, bu çıkarsama çabası, oldukça kurgulayımsal (spekülatif) kalacaktır. Oysa örneğin, "ABD, Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne saygılıdır" sözü, "bunun altında tutumyapısal bir neden var mı?" sorusu ile düşünülürse, bu sözle ne söylenmek istendiği ortaya çıkar.

Görüldüğü gibi, tutumbilimsel bakış, yalnızca sömürüye odaklanmanın çok da ötesinde olanaklar sunmakta. İşte yukarıdaki nedenlerle, TB tümüyle reddedilmemeli; TB'nin ince bir yorumu benimsenmeli. TB'nin ince yorumu, bir olayı ele aldığında herzaman, "bunun altında tutumyapısal bir neden var mı?" diye sorarak başlamalı. Kaldı ki, tutumyapının diğer alanları belirlemesi düşüncesi, varolan olayların çoğunu açıklıyor. Açıklayamadığı az sayıda olgu için, TB'yi çöpe atmak yerine, "bu olgular, düşünyapı kuramı içinde nasıl açıklanabilir?" diye düşünülmeli. Öyleyse nedir 'düşünyapı kuramı'?

2) Düşünyapı Kuramının Vazgeçilmez Önemi
Düşünyapı (ideoloji), "ezilenler neden başkaldırmıyor?" ve özellikle "Marks'ın devrimi öngördüğü, sermaye düzeninin en gelişkin olduğu Batı Avrupa'da neden devrim olmadı/ olmuyor?" sorusuna verilmiş bir yanıt. Bu kurama göre, egemenler, herzaman sopa göstermezler; kimi zaman da havuç gösterirler. Zora dayanmayan, rızaya dayalı bir egemenlik kurarlar. Örneğin, sevilgen ekinle (popüler kültür), ayaktopuyla, dinle, zorunlu eğitimle, medyayla, gerçekleri yoksayan toplumsal bilimlerle, varolan düzen yeniden üretilir ve gerçekte, sömürü düzeninin çok da kötü olmadığına insanlar alttan alta ikna edilir. Zora dayanmayan egemenlik noktası (ya da hegemonya, -'hegemonya'yı 'havuççuluk' olarak çevirmeyi uygun gördük), Cengiz Han sömürgeciliğin başarısızlığını ve İslam ve Avrupa sömürgeciliğinin başarısını açıklamaktadır: Rızaya dayanmayan bir sömürgecilik başarı kazanamaz. Bir kabilenin ya da kralın çıkarı, 'yüce inanç'lar olarak allanıp pullandığında, kale içten fethedilmiş olur. Avrupa sömürgecilerinin dünyayı isacı yapma çabası, tam da bu rızaya dayalı egemenlik yaratma düşüncesinin ürünüdür. Sömürgeciliğin çoğunlukla zora değil rızaya dayandığı günümüzde, düşünyapı kuramı daha da önem kazanmakta; hem ülke içi sömürüyü anlamakta hem de sömürgeci büyük güçlerin yeni sömürme biçimlerini açıklayabilmektedir. (Yeri gelmişken şunu da belirtelim: Hitler'in yenilmesinin gerçek nedeni, rızaya dayanan gizil sömürgecilik çağında, zora dayalı, açık sömürgecilik yapmaya kalkması idi. Sömürgeciliğini gizil olarak sürdürseydi, Nazi yönetimi günümüze dek varkalacaktı belki de. Başka ülkelere saldırmayan ve askerini yollamayan; başka ülkelerde kuklalarını başa getirmekten ileri gitmeyen, ama yine de ötekilerini toplama kamplarında yok eden bir Hitler, büyük devletler için açık bir tehdit olarak görülmeyecekti. Komşulara saldırmak yerine, ABD gibi, bölgesel güvenlik bahanesiyle, bağlı ülkelerinde Alman üsleri açarak sürdürülebilir bir sömürgecilik yapabilirlerdi. Diğer sömürgeci devletlerin varkalabilmesinin nedenlerinden biri de bu.)



Dolayısıyla, ezilenler başkaldırmıyor; çünkü egemenler rızaya dayalı sömürü araçları ile onları durduruyor. O zaman ne yapmalı? Toplumsal bilimciler ne yapabilir bu konuda? Bu soruyu yanıtlamadan önce, toplumsal bilim etkinliğinin 5 nedenini inceleyelim:

3) Toplumsal Bilim Etkinliğinin 5 Nedeni
a) (Foucault'nun belirttiği gibi,) Toplumu baskılamak: Örneğin, Irak direnişini kırmak için yansıbilim (psikoloji), toplumbilim vb. çalışanlar bu ulama (kategori) girer.

b) Kendini yüceltme: Birçok Fransız 'felsefeci'si ve onların izleyicileri bu ulama girer. Onlar, gerekmemesine karşın bol bol özel sözcük kullanıp laf salatası yaparlar. Ne günlük yaşamı açıklarlar ne de insanların özgürleşmesi için üretirler (burada özgürleşmek ile, rızaya dayalı sömürü düzeneklerine karşı(n), gerçeği görmeye başlamayı kastediyoruz).

c) Açıklama: Toplumsal bilimlerin bilgisini günlük yaşamı açıklamak için kullananlar bu ulama girerler. Bunlar muhalif de olabilir, anadalga da. Ancak, amaç, açıklamak olduğundan, farklı görüşten insanların tartışma zemini vardır.

d) Ünvan avcılığı: Kimileri de, "aman profesör olayım da ne olursa olsun" diye, yıllarını, çok dar bir ilişkiye harcarlar; sonunda profesör de olurlar ama söyleyebilecekleri yalnızca: "kimi çalışmalarda benlikle kişilik arasında ilişkiye raslanırken kimisinde raslanmamıştır" olur. Ama bunu söyleyebilmek için zaten profesör olmak gerekmiyor... Bunlar, ne açıklama gücüne sahiptir ne de toplumu özgürleştirecek bilgi sunma niyetine.

e) Toplumu özgürleştirecek bilgi üretme: Bu ulam altındaki araştırmacılar, kendilerini, ilk 4'ün tersine, toplumun bir parçası olarak görürler. Bu nedenle, ürettikleri bilgi ile kendileri de özgürleşmektedir. (Oysa birçok akademisyen, kendilerinin de ücretliler olarak bir tür emekçi olduklarını unutuyor. Rızaya dayanan sömürü araçları, böyle kavramsal yanılgılara düşürüyor onları.) Özgürleştiren bilgi, illa siyaset alanında olmak zorunda değildir: Bir insanın toplumun baskıcı yönünü öğrenmesi ya da kişiliğini daha iyi tanıması da, toplumu özgürleştirici bilgi örnekleridir. Bizce, gerçekçi toplumsal bilimler, özgürleştirici ve açıklayıcı niteliğe sahip olmalıdır. Yalnızca özgürleştirici olması yetmez; çünkü açıklayıcı olma çabası içinde olursa, rızaya dayanan sömürü araçlarının boyunduruğunda olan çoğunluğa kendini anlatabilme gücüne kavuşur. Toplumsal bilimlerin açıklayıcı yönü olmazsa, bu boyunduruk altındaki çoğunluğun, özgürleşmenin bir parçası olması gibi önemli bir yol tıkanmış olur. Bu bağlamda, toplumsal bilimler, güncel ama kalıcı ürünler vermelidir; günümüzü çözümleyebilmeli, ama günümüzü yarını çözümlemek üzere yorumlamalıdır. Böylece, zamana bağlı ama zaman-üstü değerlendirmeler ortaya çıkacaktır.

4) Özgürleşmek için En Önemli 6 Bilgi Alanı
a) Ekin çalışmaları: F
rankfurt okuluyla birlikte marksçılık, akademiciliğe ve ekin (kültür) çözümlemesine indirgendi. O zamandan beri birçokları, sanki siyasal olaylar tutumyapıdan bağımsızmış gibi çözümlemeler yapıyor. Bu nedenle, Gezgin (2008a)'da da ele aldığımız gibi, yaşananlar, sömürü üzerinden değil tahakküm üzerinden açıklanıyor. Düşünyapı kuramı açısından ekin çalışmaları, büyük önem kazanıyor. Ama bugün bu alanın muhalif araştırmacılar tarafından değil, yeni-serbestçilere (neo-liberal) eklemlenmeye hazır olanlarca işgal edildiğini görüyoruz. Oysa ekin, bir yanılsama olduğu için çalışılmalıdır. Ekin çalışmaları, tanrıbilimin tam da tersine, varlık nedeni olan ekinin varlığını değil yokluğunu kanıtlama çabası içinde olmalı; tutumyapısal nedenlerden kaynaklanan farklılıkların neden ekin diye bir çöp kutusunda değerlendirildiğini; ezilenlerde yaratılan yanlış bilinç kadar, araştırmacıların ekinlerin özgün olduğu biçimindeki yanılsamasını, diğer bir deyişle, araştırmacıların yanlış bilincini de incelemelidir. Gerçekte, sözgelimi, 'Asya kültürü', köylü ekininden başka birşey değildir (bkz. Gezgin 2008b). İşte tam da bu nedenle, Vietnam ekini ile Türkiye'deki köylerin ekini arasında büyük ayrımlar bulunmuyor. Entarilerinde aynı çiçek tasarımları vardır. Öyle ki, bir köylü tasarımının, Vietnam tasarımı mı Türkiye tasarımı mı olduğunu anlamak olanaksızdır. Aynı nedenle, desenlere bakarak, Kızılderililer'in Türk olduğunu söyleyenler çıkmaktadır. Oysa, hemen hemen tüm köylü toplumlarında aynı tasarımlar görülür. Herkese 'Türk' demek gerekirdi o zaman. (Kaldı ki, Türklük kavramı ile ilgili sorunlar da bulunmakta. Ortak kökenleri olmasına karşın, Bir Polonyalı ya da bir Sırp, 'Rus'um' demez. Ayrıca, örneğin, Borat filmi, açıkça ırkçıdır ve Kazaklar'a hakaret etmektedir; ama "Kızılderililer Türk'tür" görüşünü doğru bulanlar, Borat filmini Türklük'e hakaret olarak algılamamaktadır. İşte ekin çalışmaları için bir başka konu.)



b) Din eleştirisi çalışmaları:
Doğal yıkımın olduğu ülkelerde başkaldırı beklemek olası. Hele de toplanan paralar, yıkımdan etkilenenlere ulaşmıyorsa. Ama yine burada, yanlış bilinç var: Doğal yıkımın olduğu yerde bir insan başkaldırmıyorsa, en temel nedeni, doğal yıkımın tanrısal olarak görülmesi. İşte bu nedenle, yanlış bilinç aracı dinle mücadele ertelenemez. Zaten dinle mücadele edilmezse yeni bir dünya kurulamaz. En kötü koşullardaki yaşamı, "tanrı beni sınıyor" diye açıklayanların başkaldırmamasına şaşmamak gerekiyor. Din eleştirisi çalışmaları, yukarıda belirttiğimiz gibi "toplumun dinin yazgıcılığını kırması ve adil bir dünya özlemini ötedünyaya ertelememesi için" çalışmalıdır. Dinlerin kadına biçtiği deli gömleği de bu alan altında çalışılmalıdır. Ekin çalışmaları, din çalışmalarının alanıyla biraz çakışıyor ama tümüyle değil, çünkü ekin çalışmaları, özel olarak, insanların olayları ekinle açıklamak biçimindeki yanılgılarını inceliyor. Ancak, bir ekin ürünü olarak gösterilen dinin aslında tutumyapısal süreçlerin ürünü olması (örneğin, tektanrıcılığın, egemenler için, toplumu denetlemekte çoktanrıcılığa göre daha fazla olanak sağlaması) noktasında, ekin çalışmaları ve din eleştirisi çalışmaları içiçe geçmektedir.

c) Kökten spor eleştirisi çalışmaları:
Sporun rızaya dayalı sömürüye taşıdığı sular düşünüldüğünde, spor eleştirisi alanında da yapılacak çok işler bulunmaktadır. Bu eleştiriler kökten olmalı; spora karşı olmaya değil, spora bu kadar çok kaynak ayrılmasının ve sporcuların haksız kazanç elde etmesinin eleştirilmesine yönelik olmalıdır. Adil bir dünyada spor herzaman olacaktır ve olmalıdır; ancak günümüzdeki gibi ticari bir etkinlik olması önlenmelidir.

d) Resmi düşünyapı çalışmaları:
Bu konuda diğerlerine göre daha çok çalışma bulunmakta, çünkü dünyada bir tane devlet yok. Her devletin diğerlerininkiyle çoğunlukla uyuşmayan resmi görüşleri var. Bu konudaki temel bir sorun, resmi düşünyapı eleştirisi yapan yeni-serbestçilerin kendi resmi düşünyapılarını yaratmaları ve 'ezber bozma' adına kendi ezberlerini dayatmaları. Bu nedenle, bu alanda çokça çalışma olmasına karşın, kendi ezberlerini dayatan ezber bozuculara ezber dayatmayacak biçimde eleştiri yöneltecek çokça çalışma yapılması gerekiyor.

Bu bağlamda oldukça önemli bir tartışma da şu: Düşünyapı kuramının, "insanlar neden başkaldırmıyorlar?" sorusuna yanıt olduğunu söyledik. Fakat Güneydoğu Asya uzmanı Scott'a (1995) göre, ezilenler direniyorlar; fakat direnişlerini görünür alanlarda yapmıyorlar. Örneğin, yalnız başlarınayken patrona küfür ediyorlar ama yüzüne gülüyorlar. Dolayısıyla, Scott, düşünyapı kuramını reddediyor. Bu kuramın şimdiye dek gözden kaçmış önemli bir açılımı var: Gerçekte, "halk, devleti baba olarak görüp ondan korkuyor; devletle halk arasında yapay bir denge var; bu dengeyi kırmak için büyük eylemler yapmak gerekiyor" biçiminde özetlenebilecek yapay denge kuramı, tam da Scott'un görüşünün bir ürünü. İlginç olan, Scott'un bu kuramdan habersiz olarak aynı sonuca varmış olması. Scott'un görünmez direniş yaklaşımının şöyle bir açılımı var: "ezilenler korkuyor, bu nedenle daha az riskli ama daha geniş katılımlı eylemler düzenlemek gerekiyor". Örneğin, bir dakika karanlık eylemi tam da bu yaklaşımın bir örneği sayılmalı: "İnsanlar meydanlara çıkmıyor ama ışıklarını bir dakika söndürebilirler".

Ancak, Scott'un kuramı gerçekten doğru mu? Bizce Scott'un kuramı, yalnızca, zora dayanan egemenliğin rızaya dayanan egemenliğe göre çok daha baskın olduğu toplumlarda geçerli. Örneğin, kadınların vahşi uygulamalar yaşadığı ve yaşamakta olduğu Pakistan'da ve Bangladeş'te kadın başbakanların seçilebilmesi, Scott'un sessiz tepki ya da görünmez direniş yaklaşımına örnek oluşturuyor (bkz. 2008b, dipnot 11). Rızaya dayanan egemenliğin baskın olduğu ülkelerde ise ezilenler korktuklarından değil, rızaya dayanan sömürü düzeneğinden kopamadıklarından başkaldırmıyorlar.

Konu, ilk bakışta görüldüğünden de karmaşık: Dinin egemen olduğu ülkelerde rızaya dayanan egemenlik geçerli; ama her dinin ötekileri (diğer dinlerden olanlar, dinsizler, kadınlar) var ve bu ötekiler için zora dayalı egemenlik geçerli. Aynı biçimde, her devletin, şiddetini yönelttiği bir kesim vardır ve bu kesim için zora dayalı egemenlik geçerli iken geriye kalanlar için rızaya dayalı egemenlik geçerli.

Yine de genel olarak, rızaya dayalı egemenlik toplumlarında, ki günümüz toplumlarının çoğu böyle, düşünyapı kuramı geçerli iken, zora dayalı egemenlik toplumlarında görünmez direniş kuramının geçerli olduğu söylenebilir. (Irak'ta görüldüğü gibi, tarihte ve günümüzde açık sömürgecilik, zora dayalıdır ve yapay denge ve görünmez direniş yaklaşımları, açık sömürge olan ülkeler için geçerli sayılabilir. Gizli sömürge ülkelerde ise, rıza dayanan egemenlikle mücadele, daha çok önem kazanmaktadır. Bu konuda daha fazla düşünmek gerekiyor.)

e) Medya çalışmaları:
Bu alanda da çokça çalışma var. Ancak, medyanın gelir kaynaklarını sorgulamayan medya eleştirisi, eleştiri sayılmamalı.

f) Toplumsal bilim eleştirisi:
Rızaya dayalı sömürü düzeneğini üreten toplumsal bilim kurumunun içeriden ve dışarıdan eleştirisi de, özgürleşme adına olmazsa olmazdır. Bu konuda daha fazla çalışma gerekli.

Sonuç
Yazı boyunca, toplumsal bilimlerin gerçekçiliğinden söz ettik. Demek ki, gerçekçi olmayan toplumsal bilimciler de var. Evet varlar ve çoğunluğu onlar oluşturuyor. Bu yazı, zaten onlar için değil. Çok bilmişler, burada çıkıp bu 'gerçekçilik' sözü ile, büyük anlatı ürettiğimizi, olgucu (pozitivist) olduğumuzu vb. söyleyecektir. Burada dile getirdiklerimizi okumuşlarsa, böyle düşünmelerinin rızaya dayalı sömürü düzeneklerine dayandığını; söyleyene değil söyletene bakmamız gerektiğini anladıklarını umarız. Evet, birtakım gerçekler vardır ve bunları dile getirmeyen toplumsal bilimcinin daha büyük ve tehlikeli bir anlatı ürettiğini artık görmesi gerekir.


Dr.Ulaş Başar Gezgin
izinsizgosteri.net

Kaynakça
Gezgin, U. B. (2008a). Asya-Pasifik'te Bu Hafta (54): Çin'de komünizm doğdu mu? Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, sayı 209, 6 Temmuz 2008. Günlük Evrensel Gazetesi

Gezgin, U. B. (2008b). Asya'da kalkınma ve kadın (yayınlanmayı bekleyen çalışma).

Scott, J. C. (1995). Tahakküm ve direniş sanatları: Gizli senaryolar. İstanbul: Ayrıntı.



fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bilimler, gercekci, görüşler, icin, toplumsal, öneriler


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Meclis garsonunun ilginç ama gerçekçi yanıtı yigit Serbest Kürsü 16 16-12-2008 00:25
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi kurtulush Edebi Mevzular 0 19-06-2008 03:26
Boş Dakikaları Öldürmek İçin Öneriler Tesla Lorem Ipsum 3 18-04-2008 13:36
Toplumsal Siniflasma IKNATON Sosyoloji & Psikoloji 0 16-10-2007 16:25


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:09 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info