|
|
Karen Horney ve Nevroz TeorisiSosyoloji & Psikoloji içerisinde Karen Horney ve Nevroz Teorisi konusu: Karen Horney (1885 – 1952)
# 1885 yılında Almanya’da doğdu.
# 1906 yılında babasının itirazlarına rağmen Berlin Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi.
# 1913 yılında yüksek lisans diplomasını aldı.
# Evlendi ...

04-11-2008, 00:25
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
Karen Horney ve Nevroz Teorisi
Karen Horney (1885 – 1952)
# 1885 yılında Almanya’da doğdu.
# 1906 yılında babasının itirazlarına rağmen Berlin Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi.
# 1913 yılında yüksek lisans diplomasını aldı.
# Evlendi ve 3 kızı oldu fakat evliliğindeki problemler nedeniyle 1927 yılında boşandı.
# Ortodoks Freud’cu yaklaşıma bağlı olarak çalışmalarını sürdürdü.
# Fakülte üyesi oldu ve kadın dergilerine makaleler yazdı.
# Düşünceleri Freud’cu düşüncelerle çatışmaya başladı. Bazı sorunların klasik psikanalizle çözümlenemeyeceğini düşünüyordu.
# Franz Alexanter 1932 yılında Horney’i Chicago Psikanaliz Enstitüsü’ne davet etti.
# 2 yıl sonra New York Psikanaliz Enstitüsü’ne öğretim üyesi olarak atandı.
# 1937 yılında ilk önemli yapıtı olan “Çağımızın Nevrotik İnsanı” adlı yapıtını yayınladı.
# 1939 yılında yayınlanan “Psikanalizde Yeni Yollar” adlı yapıtıyla Freud’cu görüşe karşı çıkmış ve kendi görüşlerini kesin bir şekilde ortaya koymuştur.
# Horney, davranış bozukluklarının aile içi ilişkilerdeki aksaklıklar sonucu ortaya çıktığını ve sosyo-kültürel etmenlerin de bu öğrenme sürecini önemli ölçüde etkilediğini savunmuştur.
# Horney, 1952 yılında 67 yaşında ölene kadar çalışmaya, düşünmeye ve yazmaya devam etmiştir.
Kaynak: dpsikiyatri.com
************************************************** ***************************
ERKEKLERİN DÜNYASINDA PSİKANALİST BİR KADIN: KAREN HORNEY
Erkeklerin üstünlüğünü kanıtlamak için incilden bölümler okuyarak vaaz veren katı ve otoriter bir babanın elinde büyüdüğünde bunun gelecekte ne kadar çok işine yarayacağını kendiside bilmiyordu. Küçük yaşlardan itibaren, erkeklerin egemen olduğu dünyada asi bir kadın olmaktan kaynaklanan haksızlıklar yaşayarak büyüdü. Abisini üniversiteye göndermek için çabalayan ailesi, sıra kendisine geldiğinde kız çocukları için eğitimin ne kadar gereksiz bir şey olduğunu ona anlatmaya ve okuma isteğini ortadan kaldırmaya çalıştı. Berlin Üniversitesine öğrenime başladığında parmakla sayılacak kadar az olan kadın öğrencilerden biriydi ve tıp diploması alarak başarıyla mezun olduğunda “Karen Danielsen” evliydi ve artık tüm dünya onu “KAREN HORNEY” olarak tanıyacaktı.
Merakı değil sorunları Karen’ın psikanalizle tanışmasına sebep olmuştu. Tamamen kişisel sorunlarını ve aile içinde yaşadığı sıkıntıların yol açtığı psikolojik problemlerini yenmek amacıyla psikanaliz ilgilendi. Kendi depresyonunu çözmekte kullandığı psikanalizin yetersiz kaldığını gördüğünde içindeki şüphelerde arttı. Bu şüphe ve Freud’un kadınlara yönelik bazı düşünceleri, Karen’in Freud’la karşı karşıya kalacağının habercisiydi. Erkek ve kadınların farklı kişiliklerle dünyaya geldiğini savunan psikanalize karşı olarak, Karen cinsiyetler arasındaki farkın biyolojik değil kültürel ve toplumsal olduğunu savundu.
Psikanalize yönelik yaptığı bu eleştiriler 1934 yılında girdiği Psikanaliz kurumundan 1941 yılında üyelikten çıkarılarak ayrılmasına sebep oldu. Çünkü Karen Freuda ve kuramına ilişkin görüş ayrılıklarını çok net bir şekilde ortaya koyuyordu ve bu psikanaliz düşkünlerini rahatsız etmekteydi.Çıkarılma kararının alındığı gün Karen’in hiç itiraz etmeden, başı dik ve gururlu bir şekilde salonu terk ederken attığı adımlar, onun başarıyla dolu bir mesleki gelişime doğru götürmekteydi. Ne gariptir ki aynı psikanaliz düşkünleri Karen’in nevroz ve kadın psikolojisi ile ilgili görüşlerini iki büyük katkı olarak daha sonradan alıp kullanmakta hiçbir sakınca görmediler. Burada asıl ilginç olan nokta psikanalizcilerin ve Freud’un kendi düşüncelerine yönelik getirilen eleştirilere ne kadar tahammülsüz olduklarının çok net şekilde görülmesidir. Hoşgörüyü ve eleştiriyi bir arada tutamayan bir psikanaliz örgütünün değerlendirmesini size bırakıyorum.
Karen nevrozu tarif ederken korku yaşayan ve acınacak insan kavramlarını özellikle merkeze aldı. Freud’un “saplanmış enerji ve bilinçaltı”na yüklediği anlamı o “bozuk aile içi ilişkilere ve anne baba davranışları”na bağladı. Bu arada Freud’a ilişkin çok önemli bir noktayı keşfetmişti ve bu düşünceleri psikoloji dünyasında ses getirecekti. Bu nokta Freud’un kadına ilişkin gözlem ve yazılarının ortaya çıktığı dönemin, kadının toplumda ikinci sınıf olarak görüldüğü döneme rastlamasıydı. Kadınlar bu aşağılayıcı bakış açısından kurtulmak için erkek olmayı dilemişlerdi ve bu biyolojik değil sadece kültürel bir unsurdu. Çağın ilerisinde bir görüş olarak ortaya koyduğu bu değerlendirmeler bugün geçerliliğini ortaya koymuştur.
Karen HORNEY’in İnsanlara doğru yönelmek, insanlara karşı hareket etmek, insanlardan uzaklaşmak şeklinde üç ayrı başlıkta ele aldığı nevrozlu insan deneyimlerini incelediğinizde emin olun orada kendinizden bir parça bulacaksınız. Hemen ben nevrotik miyim? Diyorsanız. Cevabım kuramsal olarak evet olacaktır. Ama bu korkulacak bir durum değil, aksine sağlıklı bir durumdur. Çünkü her insan zaman zaman bu davranışları biraz sergiler. Asıl sorun bu üç stratejiden sadece birini alıp her türlü ilişkinizde sadece bu iletişim türünü kullanmanızdır. Bilginiz olsun.
Psikanalizin ve Freud’un kadınlara ilişkin küçümseyici düşüncelerine karşı çıkarak başladığı yolculukta “kız çocukların erkek olma isteğine” yönelik açıklamalar yapan psikanalize, “erkeklerin kadınların doğurganlık ve annelik özelliğini kıskanması” ile karşılık vermiştir. Bunu yaparken psikanalizde yer alan cinsiyet üstünlüğü kavramını reddetti ve sanılanın aksine her iki tarafında farklı farklı hayranlık duyulacak özellikleri olduğuna vurgu yaptı.
Ağabeyinin ölümü, problemli bir evlilik ve arkasında gelen boşanma onun mesleki yaşamındaki gelişimini engellememiş ve psikoloji tarihinde Freud’a net bir şekilde karşı çıkma yürekliliğini gösteren ilk kadın psikiyatrisi olarak tarihteki yerini almıştır.
Yazan: Volkan KUMAŞ 27 Haziran 2008
Kaynak: aktuelpsikoloji.com
************************************************** ************************************************** ***
Günümüzün Nevrotik İnsanı
Nevrotik kime denir?
Kazancının elverdiğince yaşamının tadını çıkarmaya çalışan, zamanının çoğunu kadınlarla geçiren ya da hobilerine ayıran bir sanatçıyı nevrotik olarak görme eğilimindeyizdir. Böyle kimseleri nevrotik olarak nitelememizin nedeni, toplum içinde en ön sırada yer almak, başkalarını geçmek ve yaşamak için gerekli olan paradan daha çoğunu kazanmak istemeyi gerektiren bir davranış biçiminin çoğumuz tarafından başka bir davranış biçimine yer vermeyecek biçimde benimsenmiş olmasıdır. (sf.14)
Saatler boyu ölmüş dedesiyle konuşan birisi bize göre nevrotik ya da psikotik tir, diğer yandan ise bazı Kızılderili kabilelerinde atalarla böyle iletişimler kurmak, benimsenmiş bir davranış kalıbıdır. Ölmüş bir akrabasının adı geçtiğinde son derece alınan birisi bize göre gerçekten nevrotiktir, ama aynı kişi Jicarilla Apache kültüründe kesinlikle normal olarak kabul edilecektir. Adet gören bir kadının kendisine yaklaşmasından dehşete düşen bir erkek bize göre nevrotikken, bir çok ilkel kabilede adet görmeyle ilgili korkular sıradan olaylardır. (sf.15)
Eskimolar katillerin cezalandırılması gerektiğini düşünmemektedirler. (...) Bazı kültürlerde oğlu öldürülen bir annenin acısı, öldürülen oğlun yerine katilin evlât edinilmesiyle dindirilebilir. (sf.18)
Herkese "nevrotik" diyebilir miyiz?
İnsanlar bir nevroza sahip olmadan da genel davranış kalıplarından sapabilirler. Yukarıda bahsettiğimiz, gereksiniminden fazla para kazanmak için zaman harcamak istemeyen sanatçı nevrotik olabilir ya da yalnızca çekişmeli bir rekabet ortamına kendini kaptırmak istemeyecek kadar akıllı olabilir. (sf.21)
Tüm nevrozlarda göze çarpan iki ayırt edici özellik vardır: Tepkilerde belirli bir katılık ve yetenekler ile beceriler arasındaki tutarsızlık.
Tepkilerde katılık ile, değişik durumlarda duruma uygun tepki gösterebilmemizi sağlayan esnekliğin bulunmamasını anlatmak istiyorum.
(...) Kişi belirli yeteneklere ve uygun koşullara karşın yine de verimli olamıyorsa, bu nevroz belirtisidir; (....) nevrotik kendisini, kendi yolunda bir engel olarak görür. (sf.22-23)
Normal insan, kendi kültürünün gerektirdiğinden daha fazla acı çekmez. Diğer yanda, nevrotik kişi, değişmez bir şekilde normal insandan fazla acı çeker. Yine değişmez bir şekilde, savunma mekânizmaları için aşırı bir bedel öder, ki bu da canlılığın ve gelişme gücünün bozulmasıdır. (...) Aslında, nevrotik değişmez bir şekilde acı çeken bir insandır. (...) Nevrotiğin kendisi bile acı çektiğinin bilincinde olmayabilir. (sf.25)
Nevroz nedir?
Bir nevroz, korkular ve korkulara karşı oluşturulan savunma mekânizmaları ile çatışmalı eğilimleri uzlaştırma çabalarının ortaya çıkarttığı bir psikolojik düzensizliktir. (sf.27)
İlk olarak, çatışmalarla dolu dış ortama bir tepki olarak doğan, böyle bir ortamla karşılaşılmadığında ise bireyin kişiliğini etkilemeyen nevrozlar vardır. (...) Ortam nevrozları ilgi alanımız içine girmemektedir, çünkü bunlar nevrotik kişilik yapıları değildirler ve yalnızca belirli zor bir duruma uyum eksikliği olarak ortaya çıkarlar. (...) Sıradan sağlıklı bir insan için hiç bir çatışma yaratmayan bir ortama nevrotik kişinin tepki gösterdiği görülür. (sf.28-29)
Sevilme ihtiyacı
... günümüz nevrotiklerinin en belirgin eğilimlerinden birisinin başkalarınca sevilmeye ve beğenilmeye olan aşırı bağımlılıkları olduğunu görürüz. (...) ilgili kişiye önem verip vermemelerinin ya da o kişinin yargılarının kendileri için bir anlamı olup olmamasının önemi yoktur. (...) Örneğin, birisi davetlerini kabul etmediğinde, bir süre kendisini aramadığında, hatta bir konuda aynı görüşte olmadığında kırılabilirler. Bu duyarlılık, bir "aldırmama" tutumuyla gözlenebilir. (sf.33)
Aşağılık ve yetersizlik duyguları hiç eksik olmayan özelliklerdir. (...) Bu aşağılık duyguları yakınmalar ya da kaygılar biçiminde yüzeyde görülebilirler (...) Diğer yanda, kendine olduğundan fazla değer vererek aşağılık duygularını telâfî edebilecek gereksinimlerle, dikkatleri herhangi bir şekilde üstünde toplamakla ya da kültürümüzde saygınlık ölçütleri olan paraya, eski tablolara, antika mobilyalara, kadınlara sahip olmakla, seyahat etmekle ya da üstün bilgi sahibi olmakla başkalarını ve kendini etkilemeye duyulan zorlu bir eğilimle gözlenmiş olabilirler. (sf.34)
Korku nedir? Endişe nedir?
Korku, kişinin karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir tepkiyken, endişe tehlikesiyle orantısızdır, hatta düşsel tehlikelere karşı gösterilen tepkidir. (sf.38)
(...) bazı kişiler, sürekli olarak ölüm endişesi içindedirler; diğer yanda bu endişeden kurtulmak için gizli gizli ölmek isterler.
(...) korku durumunda tehlike nesnel, görünen bir şeydir, endişe durumunda ise tehlike öznel ve gizlidir.
(...) Korku ile endişeyi birbirinden ayırmak için pratik yol, nevrotik kişiyle konuşarak endişesini uzaklaştırmaya çalışmanın -kandırma yöntemi- yararsız olmasıdır. Nevrotik kişi olayları olduğu gibi değil, kendi bakış açısıyla görür. (sf.39)
Hepimizin, bilinç düzeyine çıkmayacak derecede hafif ve hemen unutacak kadar kısa süreli sevgi, öfke ve kuşku duygularımız vardır. Bu duygular bizimle ilişkisiz ve geçici olabilir, ama aynı zamanda artlarında büyük bir dinamik güç saklayabilirler. Bir duygunun bilincimizde uyandırdığı etkinin şiddetinin onun gücü ya da önemiyle bir ilgisi yoktur.
Bu, yalnızca haberimiz olmadan endişelerimiz olabileceği anlamına değil, aynı zamanda bilincinde olmamıza karşın bu endişelerin hayatımızı yönlendiren en önemli etken olduğu anlamına da gelir.
Kişi büyük bir tehlike karşısında etkin ve yürekli olabilir. Ama endişe karşısında kişi çaresizdir.
(...) Endişenin bir diğer yönü, bariz mantıksızlığıdır. Bazı insanlar için mantıksız etkenlerin onları kontrolleri altına almaları kadar dayanılmaz bir şey yoktur. (sf.40-41)
(...) Kendi içindeki bir şeyi değiştirmesi gerektiğini görecek ve kabullenecek yerde, sorumluluğu dış dünyaya atar ve böylece tutumunu belirleyen gerçek nedenlerle yüzyüze gelmekten kurtulur. (sf.43)
Endişeden kurtulmanın üçüncü yolu onu uyuşturmaktır. (...) Aşırı derecede bir uyuma gereksinimi de aynı gerçeğe hizmet edebilir; burada ayırıcı tanı uyanınca kişinin kendini dinlenmiş hissetmemesidir. (sf.46)
Ket vurma
Ket vurma, bazı belirli şeyleri yapma, hissetme ve düşünme yetersizliğidir, işlevi de kişinin bu şeyleri yapması, hissetmesi ya da düşünmesi halinde ortaya çıkabilecek olan endişeden kaçınmasıdır. (sf.47)
(...) özellikle önemli olan ket vurma, ister bir gezi konusunda, isterse yaşamın tümü konusunda, plan yapmamaktır. Nevrotikler evlilik ya da meslek seçimi gibi yaşamsal önemi olan konularda bile, ne istediklerini açıkça ortaya koymaktansa kendilerini akıntıya bırakırlar. (sf.35)
Nevroz ne kadar şiddetliyse, ket vurmaların sayısı da o derece çoktur. (sf.52)
Düşmanlık duygusu
Çeşitli biçimlerdeki düşmanca dürtüler nevrotik endişenin ana kaynağını oluştururlar. (sf.55)
Düşmanlığı bastırmak, her şeyin yolunda olduğunu, bu nedenle dövüşmemiz gerektiğinde ya da en azından dövüşmek istediğimizde, dövüşmekten kaçındığımızı "taslamaktan" başka bir şey değildir. Bu yüzden böyle bir bastırmanın kaçınılmaz ilk sonucu savunmasız kalma duygusunun ortaya çıkması, daha doğrusu zaten var olan savunmasızlık duygusunun güçlenmesidir. Kişinin çıkarları tehdit altındayken düşmanlık baskılanacak olursa, başkalarının bu durumdan yararlanma olanağı doğar. (sf.56)
Kişinin düşmanlık duygularının farkına varmasının dayanılmaz olmasının ana nedenleri kişinin düşmanlık beslediği insanı sevmesi ya da ona gereksinim duyması, düşmanlığı ortaya çıkaran kıskançlık ya da sahiplenme gibi nedenleri görmek istememesi ya da herhangi birine karşı duyulan düşmanlığın farkına varmaktan korkması olabilir. (sf.58)
Birey düşmanca dürtülerini dış dünyaya "yansıtır". İlk "kandırma" yani bastırma, bir ikincisini gerektirir: Kişi yıkıcı dürtülerin kendisinden değil, dışarıdan ya da başka birisinden geldiğine "kendisini inandırır" (sf.61)
Düşmanlık duygularını bastırarak kişi kendi tarafında düşmanlık olduğunu inkâr eder, bastırılmış düşmanlığını fırtınalara yansıtarak da başkalarının tarafındaki herhangi bir düşmanlığı inkâr eder. (sf.63)
Ne zaman endişe ya da endişe belirtileriyle karşılaşşam, aklıma gelen soru hangi duyarlı noktanın incindiği ve sonuçta düşmanlık doğurduğu ile bu düşmanlık duygularının bastırılmasını gerektiren koşulların neler olduğudur. (sf.67)
Nevroz çoğu zaman anne ya da babadan devralınır
Temel kötülük, değişmez bir şekilde, gerçek sevgi ve sıcaklığın eksikliğidir. Bir çocuk, birdenbire memeden kesme, arasıra dayak atma, cinsel deneyimler gibi çoğu kez yaralayıcı (travmatik - derin izler bırakan) diye nitelenen olaylara, istendiğini ve sevildiğini bildiği sürece kolaylıkla katlanabilir. (...) Bir çocuğun yeterli sevgi ve sıcaklık görememesinin gerçek nedeni, ana-babasının kendi nevrozları nedeniyle ona bunları verememesidir. (sf.70)
Ancak düş kırıklığı isyankâr bir düşmanlığın kuşkusuz tek kaynağı değildir. Gözlemler, yetişkinlerin olduğu gibi, çocukların da bir çok yoksunluğa, eğer bunların haklı bir nedeni olduğuna, gerekli ve amaçlı olduklarına inanırlarsa, katlanabildiklerini göstermiştir.
(...) Kuşkusuz kıskançlık da, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da korkunç bir kine neden olabilir. (sf.71)
Söz ettiğimiz ortamı yaratan nevrotik ana-babalar genellikle kendi yaşamlarından hoşnut değillerdir: Ne duygusal ne de cinsel yönden doyurucu ilişkileri vardır ve bu nedenle de çocuklarını bir sevgi nesnesi haline getirmeye eğilimlidirler. (sf.73)
Çocuk ne denli korkutulursa, düşmanlığını o derece az gösterecek, hatta o derece az düşmanlık duyacaktır. Burada altta yatan duygu "düşmanlığımı bastırmalıyım, çünkü senden korkuyorum"şeklini almıştır. (sf.75)
Yasaklamalar ister bariz bir sessizlikle ister açık açık tehditler ve cezalarla ifade edilsin, bu yasaklamaların sonucunda çocuk yalnızca cinsellikle ilgili konuları merak etmenin ve cinsel faaliyetlerin yasak olduğunu düşünmekle kalmayacak, bu konularla ilgilenirse kendisinin pis ve iğrenç olduğuna inanacaktır. (sf.76)
Ama ailesindeki deneyimleri ne denli kötüyse, çocuk yalnızca ana-babasına ve kardeşlerine karşı bir kin geliştirmekle kalmayacak, diğer tüm insanlara karşı da o denli güvensiz ve öfkeli bir tutum takınacaktır.
"Kırılganım, çünkü incitildim!"
Dünya ile ilgili genel endişe de yavaş yavaş gelişebilir ya da artabilir. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk, diğer insanlarla olan ilişkilerinde onlar kadar girgin ya da atak olmaya cesaret edemeyecektir. İsteniyor, seviliyor olmanın verdiği tatlı duyguyu yitirmiş olacak ve zararsız bir takılmayı bile zalim bir kabul edilmeme belirtisi olarak görecektir. Başkalarından daha kolay incinecek ve kendini korumada daha beceriksiz olacaktır.
(...) bu durum, düşman bir dünyada sinsice artan ve her şeyi kapsayan bir yalnızlık ve çaresizlik duygusudur. Bireysel kışkırtmalara gösterilen ani bireysel tepkiler bir kişilik tutumuna dönüşür. (sf.78)
Basit ortam nevrozlarında temel endişe bulunmaz. Bu nevrozlar, kişisel ilişkileri bozulmuş olan bireylerin gerçek çatışmalı durumlara gösterdikleri nevrotik tepkilerden kaynaklanırlar. (sf.79)
Nevrozların yapı taşı olarak tanımlanan insanlara yönelik temel endişe ve düşmanlık tutumu, daha az şiddetle de olsa, hepimizde gizlice bulunan "normal" bir tutum değil midir? (sf.82)
Savunma stratejileri
Bizim kültürümüzde insanların kendilerini temel endişeden korumak için başvurdukları dört ana yol vardır: Sevilmek, itaat etmek, güç, insanlardan uzaklaşmak.
(...) kişinin herhangi bir yolla kendisini başkalarına sevdirmesi endişeye karşı güçlü bir savunma aracı olarak işe yarar. Düşünce, "beni severseniz, bana kötülük yapmazsınız" olmuştur.
İtaat etme tutumu bir kuruluş ya da kişiyle ilgili değilse, herkesin her türlü isteğine uyma ve hoşnutsuzluk yaratacak her şeyden kaçınma şekline dönüşebilir. Böyle durumlarda birey kendi isteklerinin tümünü bastırır, eleştirme isteklerini bastırır, başkalarının kendisini kötüye kullanmasına hiç bir savunma yapmadan ses çıkarmaz ve hiç bir ayrım yapmadan herkese yardımcı olmaya hazır bekler.
(...) davranış şekillerini bencil olmamalarına ya da kendi isteklerinden bütünüyle vazgeçmeye kadar her türlü fedakârlığa hazır olduklarına inanmalarına bağlarlar. İtaat etmenin hem özel hem de genel şekillerinde temel ilke, "itaat edersem, kötülük görmem" olmuştur.
Burada kişi güvenliğe gerçek güç, başarı, para, beğenilme ya da düşünsel üstünlük yollarıyla ulaşmaya çalışır. (sf.84-85)
Başkalarına karşı maddi yönden bağımsız olabilmenin bir yolu da kişinin gereksinimlerini en aza indirmesidir.
Duygusal bağımsızlık ise tüm insanlardan duygusal olarak uzaklaşmakla sağlanabilir. (...) Böyle bir duygusal soyutlanmanın belirtileri kişinin kendisi de içinde olmak üzere hiç bir şeye önem vermemesi ciddiye almamasıdır ki bu duruma entellektüel çevrelerde sıklıkla rastlanır.
İnziva
Bu dünyadan uzaklaşma mekânizması, her ikisinde de insanın, kendi isteklerinden vazgeçmesi söz konusu olduğundan, itaat etme ya da boyun eğme mekânizmasıyla benzerlikler gösterir. Ama itaat etme tutumunda özveri, "iyi" olma ya da diğer insanların isteklerine boyun eğerek kendini güvenlikte hissetme amacını taşırken, dünyadan uzaklaşma tutumunda "iyi" olma düşüncesinin hiç bir önemi yoktur ve özveride bulunmanın amacı başkalarına karşı bağımsızlık kazanmaktır. Burada ilke "Eğer her şeyden uzaklaşırsam, bana hiç bir şey zarar veremez" şeklini almıştır.
Temel endişeye karşı korunma amacını taşıyan bu girişimlerin nevrozlarda oynadığı rolün önemini değerlendirebilmek için bunların şiddetini anlamak gereklidir.
Ancak çoğu zaman, güvenliğe ulaşma çabaları tek bir yolla sınırlı kalmaz, birden fazla yola aynı anda başvurulur, bu ise bu yolların birbirlerine karşıt yönde işlemeleri nedeniyle işleri daha da kötüleştirir. Sonuçta nevrotik insan aynı anda hem herkese egemen olmaya hem de herkes tarafından sevilmeye çabalar, aynı anda hem herkese uyum göstermeye hem de kendi isteklerini onlara kabul ettirmeye çalışır, hem insanlardan uzaklaşmak ister hem de onların ilgisi, sevgisi için kıvranır. Nevrozların devimsel çekirdekleri genellikle işte bu çözümsüz çatışmalardır.
Kişisel isteklerle toplumsal gereklerin çatışması mutlaka her zaman nevrozlara yol açmaz ama bunlar yaşamda gerçek kısıtlamalara neden olabilirler, yani isteklerin frenlenmesine ya da bastırılmasına, daha genel bir terimle, gerçek acılara neden olurlar. Bir nevroz, ancak böyle bir çatışma endişeye yol açarsa ve endişeyi yatıştırma girişimleri de bunun karşılığında, aynı derecede zorunlu olmakla birlikte birbirleriyle uyuşmayan, savunma eğilimlerine yol açarsa ortaya çıkar. (sf.86-87-88)
Kaynak: Derkenar

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

09-03-2009, 22:55
|
 |
ganimet tüccarı
|
|
Üyelik Tarihi: 29-05-2008
Nerden: ankara, kütahya
Mesajlar: 468
|
|
|
Okunması gerekli...Mutlaka..
ormanda yürürüm kimseyi tanımam
|

03-06-2009, 14:36
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
|
insanoğlu fabrikada üretilen bir mal değil ki... zaten doğduğumuz gibi bir isim yapıştırıyorlar(markalaştırma) ahmet mehmet ayşe fatma oluyoruz... sonra milyarlarca insan milyarlarca farklı tecrübelerle (aile,bitmek bilmeyen okul yılları, akrabalar,arkadaşlıklar,askerlik, iş hayatı, ilişkiler, evlilikler, çoluk, çoçuk derken!) yoğrulup o an olduğu (karakter gibi) konuma geliyor... eee insaf! bu kadar birbirinden farklı ama aynı şey yaşayan insan oğlundan bir karakter ve ya kişilik standardı beklemek abartı olmuyor mu? bazı insan korkuyor yaşadıklarından, bazısı tedirgin, mutlu, mutsuz, abartılı tepkili, takıntılı, saplantılı, ölümü arzulayan, çıktığı yere dönmek isteyen ve ve ve ve.... insan işte! yaşadıklarıyla doğru yada ters orantıda bir karakter oluşturuyor... bu özelliklere hastalık demek ve bunu tedavi etmeye kalkmakta insafsızlıktır... tüm insanlığa en küçük detayına kadar eşit imkanlar ve aynı bir hayat sunarsa sistem, o zaman farklı ruh durumlarına hastalık deme ve tedavi hakkı olur... böyle birşeyi de isteyeceğimi hayal bile edemiyorum... herkesle aynı olmak ve aynı şeyleri yaşamak? berbat bişi olsa gerek... fabrikada üretilen bir mal olmak... yaşadıkların tamamen sana ait olmasa da dayatmalar içinde varolsak da özgür irade vazgeçilebilecek bir şey değil... bir sürü kötünün arasından bile olsa yaşayacağım şeyi ben seçmek isterim... Psikoloji! me nasıl etki ederse etsin... ben seçtikten sonra benimdir... hastalık dedirtmem, tedavi ettirtmem...
|

04-06-2009, 01:01
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
|
Psikoloji+psikiyatrinin "normal" tanımlamasını kendi evvelinden devralması ve bunun "icabına bakması" bağlamında, bunlara katılabilirim...
Ancak, bunun "ben ne istersem yaparım" şeklinde bir çarpıtma olması durumunda denecek tek şey olsa olsa "tabi, ama benden kesin uzak dur" olurdu...
Bazan bir tarafa o kadar yoğunlaşırız ki, diğer terazi kefesi yok kaçar...
Önemli olan kişisel olarak sağlanan yarar... (tabi bunu sadece kişinin çiğ egosuna yönelik kullanmadım)
Kısır ve sorgulanması gereken tarafları olmakla beraber, oldukça yaygın şekilde bu teorinin, var olan işlerliğe uygulanabildiğini düşünüyorum. Tüm fikirler gibi, geliştirilmek üzere bir adımdır...
"ben ne istersem onu yaparım" dedi mi kişi, o zaman bir diğeri de ona aynısını aynen ve de derhal deme hakkına sahip olur. Bu açıdan bu "kuralsızlık" fikrini çok da algılayamıyorum...

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Konu alchemy tarafından (04-06-2009 Saat 01:10 ) değiştirilmiştir..
|

04-06-2009, 07:36
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,666
|
|
Alıntı:
|
insanoğlu fabrikada üretilen bir mal değil ki... zaten doğduğumuz gibi bir isim yapıştırıyorlar(markalaştırma) ahmet mehmet ayşe fatma oluyoruz... sonra milyarlarca insan milyarlarca farklı tecrübelerle (aile,bitmek bilmeyen okul yılları, akrabalar,arkadaşlıklar,askerlik, iş hayatı, ilişkiler, evlilikler, çoluk, çoçuk derken!) yoğrulup o an olduğu (karakter gibi) konuma geliyor... eee insaf! bu kadar birbirinden farklı ama aynı şey yaşayan insan oğlundan bir karakter ve ya kişilik standardı beklemek abartı olmuyor mu?
|
Psikoloji bilimi açısından da '' normallik'' kesin sınırlarla tanımlanmış bir olgu değildir zaten. Şayet normallik tanımlaması saplantılı bir biçimde ortaya konuyorsa bunun adı insanları ''tek tipleştiren bir standartizasyon'' çalışmasıdır, psikoploji değil.
İSorunlar mevcut olmasaydı ''çözüm'' ihtiyaçları da doğmazdı. Psikoloji bilimi, gündelik yaşamın sağlık akışını aksatan, kişinin kendisine ve çevresiyle ilişkilerine/diyaloglarına zarar veren davranış bozuklarını anlamaya çalışır. Kaldıki her insan kendi çapında kendini ve çevresini ''anlama, bilme ve tanıma'' gibi dürtülerle yaşar; tüm bilimler gibi psikolojinin de ortaya çıkışı bu temel dürtülerden kaynaklanır; ancak, insan en son kendini anlamaya çalıştığından olsa gerek, psikoloji disiplini en geç gelişen branşlardandır...
Alıntı:
|
bazı insan korkuyor yaşadıklarından, bazısı tedirgin, mutlu, mutsuz, abartılı tepkili, takıntılı, saplantılı, ölümü arzulayan, çıktığı yere dönmek isteyen ve ve ve ve.... insan işte!
|
Aksini düşünen olsaydı bu adamlara Psikolog değil; BAYTAR derdik
Alıntı:
|
yaşadıklarıyla doğru yada ters orantıda bir karakter oluşturuyor... bu özelliklere hastalık demek ve bunu tedavi etmeye kalkmakta insafsızlıktır...
|
Bu ''insanfsızlar''(!) İleri derece Şizofren vak'alarından tutun da Nevrozlara kadar bariz bir anormallik taşıyan birçok olumsuzluğu gidermeye çalışıyor. Bıraklım insanlar ''şizforen ve paranoyak'' gibi olumsuzluk yüzünden hayatlarını mı mahfetsinler. Annen, baban yahut sevgilin ileri derecede şizofren olsaydı ''olur olur, o da insan neticede, geçer bir gün'' mü diyeceksin
Alıntı:
|
tüm insanlığa en küçük detayına kadar eşit imkanlar ve aynı bir hayat sunarsa sistem, o zaman farklı ruh durumlarına hastalık deme ve tedavi hakkı olur...
|
Eee, hali vakti iyi; zengin ve kodaman çocukları sorun yaşayınca ''hastalık''; kendi halinde, geçimde derdindeki vatandaş yaşayınca ''normal'' ve ''olağan'' mı oluyor? Hayat şartlarının insan psikolojisi üzerindeki etkisi mutlaktır; ancak senin söylediğinle bunun bir ilgisini kurmakta zorlanıyorum...
Alıntı:
|
böyle birşeyi de isteyeceğimi hayal bile edemiyorum... herkesle aynı olmak ve aynı şeyleri yaşamak? berbat bişi olsa gerek...
|
Sen de herkes gibi acıkıyor, azıyor,yiyor, içiyor ve zıçıyorsun. Ben daha ''zıçmayan'' insan tanımadım; bundan utanmamız mı gerekiyor hocam?
Alıntı:
|
fabrikada üretilen bir mal olmak... yaşadıkların tamamen sana ait olmasa da dayatmalar içinde varolsak da özgür irade vazgeçilebilecek bir şey değil...
|
Modern psikolojinin herkesi ''aynı düşünen'' bağımlı bireyler olarak tasarladığını mı sanıyorsun? Bu kanıya nasıl vardın, hangi kaynakta böyle bir şey yazıyor?
Alıntı:
|
bir sürü kötünün arasından bile olsa yaşayacağım şeyi ben seçmek isterim... Psikoloji! me nasıl etki ederse etsin... ben seçtikten sonra benimdir... hastalık dedirtmem, tedavi ettirtmem...
|
Psikoloji herşeyden önce insanı anlama çabasıdır. Ölene kadar şizofren bir manyak olarak yaşamak isteyen bir hastaya hiçbir doktor yardım etmez/edemez zaten;yalnız ''sen seçtin'' diye de kimse senin ''paranoya'' nöbetlerine katlanmak zorunda değil, bunu da biliyorsun umarım
[/QUOTE]

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

04-06-2009, 14:00
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
albatros güzel açıklamaların için saol...
sana ilk dönüşüm nedir bu normal? psikolojik sorunlar nedir? insanın kendinden mi kaynaklanır yoksa yaşadığımız bu dünyadan mı bulaşır?
ikinci olarak psikolojinin insana insan olarak bişeyler verme çabasında olduğuna hiç inanmadım hiçbir zamanda inanmayacağım... tamamıyla sisteme itaat eden bireyler oluşturmaya çalıştığına inanıyorum daha çok... adapte olamayanları ise ilaçlarla yada tedavi dedikleri şeyle yeniden adapte etmeye çalışıyorlar... baytar çıkarımına nasıl ulaştığınıda anlayamadım... sayılanlar insana ait özellikler... ömür boyu karşılarına çıkacak ve kafalarında yer edecek şeyler... yani bir sorun değillerki tedavi edilsinler... insana ait şeyler...
yeni bir dönüş... evet çok yakınım var şizofreninden paranoyağına kadar... en azından psikoloji böyle adlandırıyor onları... aynı evi paylaştığım hatta ömrümü bereber geçirdiğim insanlar.... akıl hastanesi denen yere kendi ellerimle yatırıp çektiği işkenceyi görüncede kaçırdığım bir insan var ki ileri derecede şizofren vakası konulan... toplum içene çıkmasını sakıncalı görüyorlardı... bi kaç gün içinde çıkardık hastaneden uyuşturulmaktan uyutulmaktan kurtardık onu... aradan beş altı yıl geçti... gayet rahat yaşıyor... resim yapıyor... ödül alıyor... bir ilşkisi ve bir sürü arkadaşıyla yaşayıp gidiyor işte... hastaneye yatmadan önceki halinden tek farkı yaşı ilerledi... bir insan dünyayı öyle görüyor ve algılıyor diye onu bir tımarhaneye kapatıp tımar etmeye kalkışmak nasıl bir iştir? nasıl bir bilimdir? bide geçer bir gün demem ki... benim için bir sorun yoktur insanların dünyayı algılayışlarının farklı olmasında... şizofreni paranoya farketmez... farkeden tek bir algı biçimi var o da katatonik olma durumu... bunuda yaşamak isterim... çok merak ediyorum ne gördüklerini nasıl algıladıklarını... neyse...
hali vakti iyi kodaman çocukları diye başlayan paragrafına ne diyeceğimi bilemedim... diyorum ki psikoloji sistemin standartlaştırma oyunudur... ama yaşam şartlarında bir standart olmadan standart beklemek sistemin kendi çelişkisidir... yaşam standartlarını eşit hale getirdiği zaman sistem bunu isteme ve denetleme hakkına sahip olabilir ancak... hee böyle birşey istermiyim? yok daha neler? tabiki istemem... diğer insanlarla aynı şeyi yaşamaktanda bunu kastettim... yemeyi içmeyi sıçmayı değil... bence aslolan şey zaten bu... insan yer içer azar sıçar... gerisi olsada olur olmasada ... peygamberlerde osurur...
şimdide modern mi oldu psikoloji? psikoloji bişey tasarlamıyor... sistem tasarlıyor psikoloji uyguluyor... modern olan şey sistemin artık nasıl bir insan modeli istediğidir... bu arada evet sistem dünya düzeni psikoloji modern psikoloji hepsi aynı düşünen bağımlı bireyler istiyor... eğitim sistemlerine yada yönetim şekillerine bakarsan yeterince kaynak bulacaksın... örneğin bu ülkede milli eğitim denen şeyin çocukların zihnini nasıl dolduracağını talim ve terbiye kurulu belirliyor... bu kurul kimin elindeyse o zihniyette çocuklar yetiştiriliyor... hadi tahmin et şu an kimin elinde bu kurum?
psikoloji insanı anlama çabasında değil insanı yontma törpüleme farklı algı ve bakış açılarından arındırma çabasındadır... son olarak hooop! şizofrenler senin dediğin anlamda manyak değildir! bir şizofreni anlayabiliyor ve onunla anlaşabiliyorsan bir paranoyakla huzurlu bir şekilde oturup konuşabiliyorsan o normal denen insanlarla (ki böyle bir modeli olduğuna da inanmıyorum insanoğlunun) hiç sorun yaşamazsın... bana yardım etmeye kalkışan doktorunda vay haline... zaten öyle bir yardım talep etmektense kö prü altlarında yaşamayı tercih ederim...
tekrar teşekkürler albatros bakış açın için...
alchemy sana teşekkür edemeyeceğim kusura bakma... öncelikle "ben ne istersem onu yaparım" cümlesine yaptığın yorumlar bana bir göndermeyse yazdığım şeyi tekrar okudum ama böyle bir cümle kurduğuma rastlamadım... yanılıyorsam düzelt lütfen... ikincisi ise kuralsızlıktan rahatsız olanlardan ben daha çok rahatsız oluyorum... kuralsızlık hayalleriyle yaşarken....
|

04-06-2009, 15:03
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,666
|
|
Alıntı:
|
albatros güzel açıklamaların için saol...
|
Sen dünyayı belirli merkezlerden yönetilen ve sistemin her şeyi tasarladığı Matrix-vari bir yer sanıyorsun anlaşılan
Alıntı:
|
sana ilk dönüşüm nedir bu normal? psikolojik sorunlar nedir? insanın kendinden mi kaynaklanır yoksa yaşadığımız bu dünyadan mı bulaşır?
|
Her ikisi de; kaldıki mevcut psikoloji bilimi de bunun dışında bir şey söylüyor mu? İnsan doğal yasalara bağlı maddi bir varlıktır. Onun ekstra özelliği ''bilinç'' dediğimiz yüksek bir kültür ve kavrama/dönüştürme/tasarım gücüne sahip oluşudur. Psikolojinin ''sorun''a gösterdiği tanımlar sınırları kesin çizgilerle ayrıştırılmış ''muayyen'' alanlar değildir. Ana hatlarıyla gündelik yaşamın içerisinde canlılığın düzgün bir iletişim, diyalog, anlama/kavrama ve sosyalleşme olanaklarını aksatan arızalardır.
Alıntı:
|
ikinci olarak psikolojinin insana insan olarak bişeyler verme çabasında olduğuna hiç inanmadım hiçbir zamanda inanmayacağım... tamamıyla sisteme itaat eden bireyler oluşturmaya çalıştığına inanıyorum daha çok...
|
Bunları hangi psikoloji kaynağında okudun? ''Bilgi'' onu kullananan amaçları ve hedefleri doğrultusunda işlev kazanan bir araçtır. Söz gelimi nükleer elementlerin atom çekirdekleri parçalandığında ortaya devasa bir enerji çıkar. Peki, bunun atom bombası yapımında kullanılması nükleer elementlerin bu özelliğini değiştirir mi? Benzer şekilde ''gerçekle ilgisi olmayan, herhangi bir nesnel dayanaktan yoksun'' sanrıları ve halüsinasyonları ''paranoya'' olarak adlandırmayacağız da ne diyeceğiz? ''Bilim'' dediğimiz anlama ve kavrama çabasının birtakım insanlar tarafından ''toplum mühendisliği'' olarak kullanılması ''paronoya'' olgusunu gerçek dışı mı yapıyor? Psikoloji disiplini sana ''olması gereken''i göstermez; bilakis ''olan''ı olduğu gibi açıklamaya çalışır.
Alıntı:
|
adapte olamayanları ise ilaçlarla yada tedavi dedikleri şeyle yeniden adapte etmeye çalışıyorlar... baytar çıkarımına nasıl ulaştığınıda anlayamadım...
|
İnsan elbette insandır; psikoloji de öncelikle insanı anlama çabasıdır. Seni bilmem; ama ben psikolojinin bana gösterdiği bazı gerçekleri kullanarak kendimi daha iyi tanıyabiliyorum. Her insan mutlaka sorunlar yaşar, herkesin bazı açmazları ve uyumsuzlukları vardır. Yine herkes zaman zaman olmayan şeyleri varmış gibi hayal eder, paranoyaklaşır. Çoğu zaman bunların da bir gereklilik olduğunu düşünüyorum; insan tüm hayatını mutlu yaşayamaz.Birçok psikolog ve sosyoloğun da söylediği gibi, insanı en iyi kendisi tanır, insan kendinin doktorudur. Sen kendi açından rahatsız olduğun birtakım his ve durumları ancak kendin istersen çözebilirsin. Psikoloji ise yaşadığın durumları anlamlandırmana yardımcı olur.
Alıntı:
|
sayılanlar insana ait özellikler... ömür boyu karşılarına çıkacak ve kafalarında yer edecek şeyler... yani bir sorun değillerki tedavi edilsinler... insana ait şeyler...
|
Bilgisizlikleri, birtakım tabuları ve sasplantıları yüzünden ömür boyu mutsuz, uyumsuz bir evlilik süren, üstelik yaşamaları gereken en doğal şey olan cinselliği bile yaşayamayan onlarca insan var. Basit bir cinsel problemden dolayı bütün hayatını saplantılarla ve uyumsuzluklarla yaşayıp kendine de çocuklarına da hayatı zehir eden ebeveynler var. Ne yani, bunları anlamaya, çözmeye çalışmayalım mı? Elbette, bu herhangi bir şeyi garanti etmez; ancak, en büyük sorun ''bilgisizlik'' ve ''cehaletten'' kaynaklanıyor.
Sana bir soru: Vajinismus rahatsızlığı dolayısıyla cinsel hayatı maffolan bir kadına ne önerirsin mesela?
Alıntı:
|
yeni bir dönüş... evet çok yakınım var şizofreninden paranoyağına kadar... en azından psikoloji böyle adlandırıyor onları... aynı evi paylaştığım hatta ömrümü bereber geçirdiğim insanlar.... akıl hastanesi denen yere kendi ellerimle yatırıp çektiği işkenceyi görüncede kaçırdığım bir insan var ki ileri derecede şizofren vakası konulan... toplum içene çıkmasını sakıncalı görüyorlardı... bi kaç gün içinde çıkardık hastaneden uyuşturulmaktan uyutulmaktan kurtardık onu... aradan beş altı yıl geçti... gayet rahat yaşıyor... resim yapıyor... ödül alıyor... bir ilşkisi ve bir sürü arkadaşıyla yaşayıp gidiyor işte... hastaneye yatmadan önceki halinden tek farkı yaşı ilerledi... bir insan dünyayı öyle görüyor ve algılıyor diye onu bir tımarhaneye kapatıp tımar etmeye kalkışmak nasıl bir iştir?
|
Adı üzerinde bilim; herkes bu işi layıkıyla yapamıyor elbette. Peki, bu adamın bu saydıklarını uygulanan tedaviler sonucu yapmadığı ne malum? Bu boya küpü değilki bugünden yarına ortaya çıksın/düzelsin. Bir insan kendi hayalleri, geçimsizlikleri ve huzursuzlukları ile mutluysa o insan zaten normal bir hayat sürüyordur. Önemli olan kişinin kendini tanıması değil midir? Asıl sorun, birlikte yaşadığı insanların onunla huzurlu olup olmadıklarıdır. Sen sürekli asabi, sürekli dırdır eden, ani tepkiler veren, olmayan şeyleri varmış gibi düşünen ve cinsel yaşamında da seninle uyumsuz bir eş/sevgili ister misin? Gündelik yaşamında eşinin/sevgilinin sana yarattığı zorlukları, sıkıntıları çözmeye çalışmaz mısın? Karşındaki kişi, ben buyum, işine gelirse derse ''hadi lan, manyaklarla mı uğraşacam'' demez misin? Seni bilmem ama ben siktirederim öylsini
Alıntı:
|
nasıl bir bilimdir? bide geçer bir gün demem ki... benim için bir sorun yoktur insanların dünyayı algılayışlarının farklı olmasında... şizofreni paranoya farketmez... farkeden tek bir algı biçimi var o da katatonik olma durumu... bunuda yaşamak isterim... çok merak ediyorum ne gördüklerini nasıl algıladıklarını... neyse...
|
Dünyayı algılamaktan ibaret mi sanıyorsun bu durumları? Sürekli cinnet halinde olan psikopat ruhlu birinin dünyayı algılamasına da saygı duyar mısın?
Alıntı:
|
hali vakti iyi kodaman çocukları diye başlayan paragrafına ne diyeceğimi bilemedim... diyorum ki psikoloji sistemin standartlaştırma oyunudur...
|
Sen cidden paranoyak olmuşsun  Şaka bir yana, bunun somut kanıtları nelerdir? Neye, hangi somut kanıtlara dayanarak söylüyorsun bunu?
Alıntı:
|
ama yaşam şartlarında bir standart olmadan standart beklemek sistemin kendi çelişkisidir...
|
Psikoloji fakir ve aç birine ''mutlu ol, çevrenle uyumlu ol ve insanları sev'' mi diyor yahu?  Doktor bilmiyor mu öyle birinin yaşadığı zorlukları? Bunu anlamaya çalışmıyor mu?
Alıntı:
|
yaşam standartlarını eşit hale getirdiği zaman sistem bunu isteme ve denetleme hakkına sahip olabilir ancak...
|
Sistem dediğimiz nedir ki hocam? Sen ben, ve bizim gibi milyonlarcasının birlikteliği değil midir? Sen paranoyaksan psikologlar buna ''paranoya'' diyecektir; senin için sorun yoksa seni zorla tımarhaneye kapatmaz kimse. Şayet çevrene zarar vermiyorsan elbette. Bu durumun istisnaları da var elbette; veraset sistemi, işe giriş çıkışların gibi...
Alıntı:
|
hee böyle birşey istermiyim? yok daha neler? tabiki istemem... diğer insanlarla aynı şeyi yaşamaktanda bunu kastettim... yemeyi içmeyi sıçmayı değil... bence aslolan şey zaten bu... insan yer içer azar sıçar... gerisi olsada olur olmasada... peygamberlerde osurur...
|
Eğitim sistemleri birtakım tasarlanmış değer ve kalıpları insanlara aşılamak isterler, bu doğrudur. Bilimsel metadoloji içinde yaşadığın kültürden ve iktisadi-sosyal yapıdan etkilenecektir doğal olarak. Fakat, paranoyaksan paranoyaksındır; önemli olan senin çevreyle olan iletişimindir, bir yerden sonra bireyin düşünceleri bireyi ilgilendirir. Çevrendeki insanlar bunu kabullenmek zorunda değil ancak. Ben çevremde sürekli bana müdahale eden, bana sorun çıkaran ve beni huzursuz eden biriyle olmayı istemem mesela. Zorunluluğum yoksa ya o insandan beni rahatsız eden tavır ve davranışlarına çekiş düzen vermesini isterim yada o insanla olan ilişkimi koparırım. Bu ondan herkes gibi olmasını istemek midir? beni rahatsız ediyorsa ve bunun için tutarlı/mantıklı gerekçelerim varsa asla.
Alıntı:
|
şimdide modern mi oldu psikoloji? psikoloji bişey tasarlamıyor... sistem tasarlıyor psikoloji uyguluyor... modern olan şey sistemin artık nasıl bir insan modeli istediğidir...
|
wat iz di matrix diyorsun yani
Alıntı:
|
bu arada evet sistem dünya düzeni psikoloji modern psikoloji hepsi aynı düşünen bağımlı bireyler istiyor...
|
Bu dediklerini nereden çıkarıyorsun, bunları somutlaştıracak mısın? Psikoloji bilimi hangi teorisiyle dediğin şeyi yapmaya çalışıyor mesela?
Alıntı:
|
eğitim sistemlerine yada yönetim şekillerine bakarsan yeterince kaynak bulacaksın... örneğin bu ülkede milli eğitim denen şeyin çocukların zihnini nasıl dolduracağını talim ve terbiye kurulu belirliyor... bu kurul kimin elindeyse o zihniyette çocuklar yetiştiriliyor... hadi tahmin et şu an kimin elinde bu kurum?
|
İnsanların ''değer ve kültür''leri ile alışkanlıklarını etkilmeye çalışmak farklı bir konu. Ben psikolojinin hangi teorisi ile bunu yaptığını bilmek istiyorum. Devlet matematik disiplinini de kullanıyor, bu durumda matematik de sistemin bir uydurması mıdır diyorsun? Yahut devlet mühendislikten de yararlanıyor, mühendislik de uydurmamıdır diyorsun? Devlet okullarında yerçekimi kanunu öğretiliyor diye ''hayır kardeşim, bu sistemin bir uydurmasıdır'' mı diyoruz?
Alıntı:
psikoloji insanı anlama çabasında değil insanı yontma törpüleme farklı algı ve bakış açılarından arındırma çabasındadır... son olarak hooop! şizofrenler senin dediğin anlamda manyak değildir! bir şizofreni anlayabiliyor ve onunla anlaşabiliyorsan bir paranoyakla huzurlu bir şekilde oturup konuşabiliyorsan o normal denen insanlarla (ki böyle bir modeli olduğuna da inanmıyorum insanoğlunun) hiç sorun yaşamazsın... bana yardım etmeye kalkışan doktorunda vay haline... zaten öyle bir yardım talep etmektense köprü altlarında yaşamayı tercih ederim...
tekrar teşekkürler albatros bakış açın için...
|
Psikoloji hangi teorisi ve öğretisiyle seni yontuyor?
Bence karıştırdığın önemli bir nokta var; bilimsel bir disiplinin verileri birtakım devletler ve iktidr odaklarınca kendi çıkarlarına kullanılıyor olabilir. Bu durum, o disiplinin sağladığı verilerin yanlış olduğunu göstermez. Tıp, yeterince ehil olmayan insanların elinde tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Hatta, birtakım insanlar onu maddi menfaatleri için kullanabilir de. Bu durum bilimsel verilerin yanlışlığından ziyade o kişilerin niyet ve hedefleriyle alakalıdır. Psikoloji daha soyut bir alan olduğu için daha karmaşık ve zor bir disiplindir sadece...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

04-06-2009, 17:28
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
evet dünyayı belirli merkezlerden yönetilen matrix vari bir yer sanıyorum ama bazen... bazen mad max vari bazen tom ve jery bazen penceremden baktığım sokak bazen odam bazen bir sait faik öyküsü bazende bir yalan... yani o an ne görüyorsam ve nasıl algılıyorsam öyle olduğunu düşünüyorum... sanırım bir mahsuru yok böyle yaşamamın...
psikolojinin bana göstereceği hiç bir şeye ihtiyacım yok ve psikolojinin ya da sosyolojinin olanı anlamlandırmasınada ihtiyacım yok... olanı anlamlandırabiliyorum ve önemli olanda benim anlamlandırmam...
eş yada sevgili dediğim insanı zaten olduğu gibi kabul etmişimdir... sorunlarıda buna dahildir... onun sorunlarının bana sorun olduğunu düşünmek yerine sorunlarını sorun olarak görüp görmediğini anlamak görüyor ve bunların çözümü için yardım istiyorsa yardım etmek hatta nasıl bir yardım talep ettiğini öğrenmek isterim öncelikle...
ben buyum işine geliyorsa derse mutlu olurum çünkü olduğu gibi kabullenmek ve sevmek isterim onu ve onunda beni... eş yada sevgili dediğim insanı sorunları var diye siktiretmem...
sürekli cinnet halinde olan ve psikopat ruhlu birinin dünyayı algılamasına saygı duyarım çünkü severim seri katilleri...
somut kanıt dediklerin nelerdir anlayamıyorum... bir fikir beyan etmek için illa geçmişte düşünülmüş yazılmış çizilmiş mi olması gerekiyor? ben bütün tarihi bilimi ilimi dinleri reddediyorum... evvel de benim ahirde... benle başladı dünya beimle bitecek... vücut bulmadığım yerde hayat akmıyor... oraya adımımı attığımda başlıyor ve uzaklaştığımda bitiyor...
sistem dediğimiz benim dışımda dünyada yaşananlara etki edendir... vatandaşlaştırma işlemini uygulayan ve devam etmesi için gerekirse zor kullanandır... hayır sistem demem kafanı karıştırıyorsa ahmet diyelim dicem ama sonra uğraş dur ahmetlerle yok ben sana söylemedim yok sistemi ifade ettim diye... dünya de düzen de çark de hayat de devlet de ne istersen de.... beni sadece insan olmaktan alıkoyan tüm dünyadaki toprakları doğal kaynakları sahiplenmiş ve yaşamak için bunlara ihtiyacı olan insanı köleleştiren vatandaşlaştıran kuruma ne dersen de...
hayır hiç bir şeyi somutlaştırmayacağım... somutlaştırmak ta ne oluyor ki...? düşünmem yetiyor anlıyormusun... bu benim dünyam... kendi gözlerimle görüyor ve zihnimle algılıyorum... daha ötesi yok.... bir yerlere dayandırmama gerekte yok... ispata tutarlılığa somutluğa hiç birşeye ihtiyacı yok... düşünmem yetiyor...
ben ve görüp algıladıklarım dışında hiç bir şey yok... şu an parmaklarımı seslerin resimlerinin olduğu düğmelere belli bir düzende dokunduruyorum ve karşımdaki ışıklı cama bu resimler yansıyor... sende aynı şeyi yapıyorsun... varsın sanal iletişim desin birileri ben seslerin resimlerine dokunuyorum...
bu arada psikolojinin var olmadığı dönemlerde yapılan üretilen keşfedilen icat edilen şeyler ne olacak deli saçması mı? yoksa hiç mi deli yoktu o zamanlar?
Sana bir soru: Vajinismus rahatsızlığı dolayısıyla cinsel hayatı maffolan bir kadına ne önerirsin mesela?
rahat ol kızım ne var bu kadar kasacak derim... ne biliyim henüz karşılaşmadım karşılaşınca düşünürüm artık...
Konu eco tarafından (04-06-2009 Saat 17:33 ) değiştirilmiştir..
|

04-06-2009, 17:42
|
 |
Dispossessed
|
|
Üyelik Tarihi: 10-07-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 232
|
|
Alıntı:
|
Erkek ve kadınların farklı kişiliklerle dünyaya geldiğini savunan psikanalize karşı olarak, Karen cinsiyetler arasındaki farkın biyolojik değil kültürel ve toplumsal olduğunu savundu.
|
Bana bu kadın-erkek eşitliği adı altında dayatılan tek tipleştirme politikalarını hatırlattı, kadın erkek arasında hormonel denge-dengesizlik, anatomik yapı, üremedeki konum gibi bu kadar çok fark varken, farklılıklarla yaşayabilmek onları yok saymaktan çok daha kolay olduğu için belki de.
Psikoloji iletişim teknolojilerindeki olağanüstü gelişmelerle birlikte günümüzde kapitalist tahakküm amacıyla en çok kullanılan bilimlerden biri. Reklamlar, yaratılan kahramanlar, toplumu körleştirme kampanyaları vs psikoloji profesyonelce kullanılarak başarıya ulaşıyor.
Evet, bir bilim dalı olarak bir kenara atılamaz kesinlikle ve insanın kendini keşfi amacıyla kullanıldığında eşsizdir belki ama kim inkâr edebilir bu bilimin çoğunlukla iyilik adına kullanıldığını, totalitarizmin en büyük silahı değil mi modern psikoloji? İnsanları yeniden üretim sürecine sokabilmek, güç sahibinin suçunu bireye yüklemek, insanı tek tipleştirmek adına araç olarak daha fazla kullanılan bir bilim dalı var mı?
Yukarıda nevrotik tanımında yazılanların en azından bir kısmını yaşamayan var mı?
Bu toplumda, bu dünyada bireyin kendi olarak yaşayabilme imkânı var mı?
Günümüz psikologlarına-psikiyatristlerine değinmeye gerek bile duymuyorum, bence büyük çoğunluğu baytardan beterdir. Elektroşok, ilaç tedavi vs ile insanlara yapılan eziyeti hiçbir baytarın bir hayvana yaptığını görmedim bu güne kadar.
Şizofreni, psikopatoloji vs konusunda kaç tane başarılı tedavi örneği verebilirsiniz bu insanları uyuşturup zararsız hale getirmekten başka? İlaçların üzerine bile şu tedavi amaçlıdır yazamıyorlar, ancak "olumlu gelişmeler görülmüştür" şeklinde bir ibare koyabiliyorlar.
Kadı ki daha “sağlıklı” kavramı üzerinde bile uzlaşamamış bir bilim dalından bahsediyoruz. İlkel insan belki çok yakın görülüyor bu konuma hiçbir bastırılmışlığın var olmaması açısından ancak antropolojik araştırmalar gösteriyor ki o dönemde de böyle bir tamamen sağlıklılık durumu söz konusu değil. (kaynak: E. Fromm)
Psikolojinin yok sayılması gerektiğini ve tamamen anlamsız olduğunu iddia etmiyorum kesinlikle ama tedavi iddiası için henüz emekleme evresinde bile olmayan bir bilim dalı olduğunu düşünüyorum. Tedavi adına yaptıklarıysa tek tipleştirme, pasifleştirme ve uyuşturma üzerine kurulu.
|

04-06-2009, 20:49
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,666
|
|
Bir şey yazıyorsun, daha iyi anlamak ve anlatmak adına sorular soruyorum; sense hayat benim yaşadığımdır, deyip altını üstünü doldurmadan kaçıyorsun. Herhangi bir yargıda bulunuyorsan(ki bir sürü önerme ve yargın var) bir zahmet içini de doldur lütfen.
Alıntı:
|
evet dünyayı belirli merkezlerden yönetilen matrix vari bir yer sanıyorum ama bazen... bazen mad max vari bazen tom ve jery bazen penceremden baktığım sokak bazen odam bazen bir sait faik öyküsü bazende bir yalan... yani o an ne görüyorsam ve nasıl algılıyorsam öyle olduğunu düşünüyorum... sanırım bir mahsuru yok böyle yaşamamın...
|
Hocam istersen Öküz Başlı Gobbit Canavarına secde et; hayat senin
Alıntı:
|
psikolojinin bana göstereceği hiç bir şeye ihtiyacım yok ve psikolojinin ya da sosyolojinin olanı anlamlandırmasınada ihtiyacım yok... olanı anlamlandırabiliyorum ve önemli olanda benim anlamlandırmam...
|
Aferin  Küçük bir rica, madem bırak da bilim işini yapsın; onunla ilgili arkasını getirmediğin yargılarda bulunma. Ben ilgilenmiyorum, ilgilenen gitsin uğraşsın de yeter
Alıntı:
|
eş yada sevgili dediğim insanı zaten olduğu gibi kabul etmişimdir... sorunlarıda buna dahildir...
|
Beni rahatsız eden davranış ve tavırları ben kabullenmem. Neticede bu hayatı ''ben'' yaşar; ben ''ben''i ihmal edip saygı duymazsam ''o''na da saygı duymam. ''Ben'', uzun bir olma/dönüşme sürecinden sonra ''ben'' olur; biraz acımasız gibi gelebilir; ancak yakın ilişkide olduğum arkadalar, sevgilim , hatta ailem bile bu gerçeği kabullenmişlerdir az yada çok. Ben de önceden sindiremezdim; ama insan yaşadıkça anlıyor hayatı.
Alıntı:
|
onun sorunlarının bana sorun olduğunu düşünmek yerine sorunlarını sorun olarak görüp görmediğini anlamak görüyor ve bunların çözümü için yardım istiyorsa yardım etmek hatta nasıl bir yardım talep ettiğini öğrenmek isterim öncelikle...
|
Yardım etmeyi bilmiyorsan elinden bir şey gelmez. Sorunları olan insan ''nasıl bir yardım'' istediğini dahi bilmez çoğu zaman; maharet de budur ya; insanı tanımak da bir sanattır, psikolog olmana gerek olmayabilir, ama bilme/öğrenme/anlama eşiğin daima açık olmak kaydıyla...
Alıntı:
|
ben buyum işine geliyorsa derse mutlu olurum çünkü olduğu gibi kabullenmek ve sevmek isterim onu ve onunda beni... eş yada sevgili dediğim insanı sorunları var diye siktiretmem...
|
Beni gereksiz yere sürekli mutsuz edip rahatsız eden ''çiğ'' birini, şayet hayatıma almak gibi bir gaflette bulunursam davulla zurnayla kovarım  Ne diyor şarkıda: Rayına oturmuş dönüyor dünya, parmağının ucunda; hergün bayram sana nasıl olsa, işler güçler yine tıkırında...
Alıntı:
|
sürekli cinnet halinde olan ve psikopat ruhlu birinin dünyayı algılamasına saygı duyarım çünkü severim seri katilleri...
|
Akılsız bir tane dostum olacağına bin tane akıllı düşmanım olsun yeğdir
Alıntı:
|
somut kanıt dediklerin nelerdir anlayamıyorum... bir fikir beyan etmek için illa geçmişte düşünülmüş yazılmış çizilmiş mi olması gerekiyor? ben bütün tarihi bilimi ilimi dinleri reddediyorum...
|
Kusura bakma ama burada cidden saçmalamışsın. Yerçekimi kanunu reddedebiliyor musun arkadaşım? Matematiği reddedebiliyor musun? Sen bu mantıkla Uçan Makarna Canavarı'na da tapsan sorun değil
Sen kendi dinini yaratıyorsun haberin yok
Alıntı:
|
evvel de benim ahirde... benle başladı dünya beimle bitecek... vücut bulmadığım yerde hayat akmıyor... oraya adımımı attığımda başlıyor ve uzaklaştığımda bitiyor...
|
Sorun da bu ya zaten; hayat sen olsan da olmasan da akıyor..
Alıntı:
|
sistem dediğimiz benim dışımda dünyada yaşananlara etki edendir...vatandaşlaştırma işlemini uygulayan ve devam etmesi için gerekirse zor kullanandır... hayır sistem demem kafanı karıştırıyorsa ahmet diyelim dicem ama sonra uğraş dur ahmetlerle yok ben sana söylemedim yok sistemi ifade ettim diye... dünya de düzen de çark de hayat de devlet de ne istersen de.... beni sadece insan olmaktan alıkoyan tüm dünyadaki toprakları doğal kaynakları sahiplenmiş ve yaşamak için bunlara ihtiyacı olan insanı köleleştiren vatandaşlaştıran kuruma ne dersen de...
|
Bu bilgileri sana kim veriyor? Ya saçmalıyorsan? Ya bunlar tamamen senin uydurduğun şeylerse? Neye dayanarak bunları söylüyorsun? Reddettiğin sistememin bilimcileri ve düşünürlerine mi?
Alıntı:
hayır hiç bir şeyi somutlaştırmayacağım... somutlaştırmak ta ne oluyor ki...? düşünmem yetiyor anlıyormusun... bu benim dünyam... kendi gözlerimle görüyor ve zihnimle algılıyorum... daha ötesi yok.... bir yerlere dayandırmama gerekte yok... ispata tutarlılığa somutluğa hiç birşeye ihtiyacı yok... düşünmem yetiyor...
ben ve görüp algıladıklarım dışında hiç bir şey yok... şu an parmaklarımı seslerin resimlerinin olduğu düğmelere belli bir düzende dokunduruyorum ve karşımdaki ışıklı cama bu resimler yansıyor... sende aynı şeyi yapıyorsun... varsın sanal iletişim desin birileri ben seslerin resimlerine dokunuyorum...
|
Düşünmek, ama neyle? !...
Alıntı:
|
bu arada psikolojinin var olmadığı dönemlerde yapılan üretilen keşfedilen icat edilen şeyler ne olacak deli saçması mı? yoksa hiç mi deli yoktu o zamanlar?
|
Biz onun adına BİLİM diyoruz işte; hani senin reddettiğin BİLİM! Bilimi reddeden birinin onun üzerine konuşmaya hakkı yoktur; neticede dünya ''SEN''den ibaret...
Alıntı:
Sana bir soru: Vajinismus rahatsızlığı dolayısıyla cinsel hayatı maffolan bir kadına ne önerirsin mesela?
rahat ol kızım ne var bu kadar kasacak derim... ne biliyim henüz karşılaşmadım karşılaşınca düşünürüm artık...
|
Kolay gelsin  Düşünsene kızcağızın vajinal kaslarında biyolojik bir sorun var ve sen doktora moktara gerek yok; eskiden nabıyorlarmış diyorsun, vay o kızacağızın haline 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:03 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|