Terra del Fuego
Bu şiirin yazılma nedeni ve yazılma koşulları hakkında bir kaç söz:
“Gene Patrick'le kavga etmiştim... Brüksel’den Paris 'e
gittim kardeşimin yanına... Bi ilaçlar verdi bana o...
Derken kapı çalındı... Patrick...
Napacağımı bilemediğim için konuşmam, görmem, yürümem gitti... Nasıl geçecek bu dedim? En sevdiğim adam Rafael'e uzunca bir şiir yazmağa karar verdim...
Beni kollarımdan tutarak daktiloya sürüklediler... ve orada birden açıldım...
İşte bu büyük sevgiyle Rafael'e...
28 Temmuz 2009”
Terra del Fuego
Deniz kabuklarının arasında. Yosunların arasında.
Denizaltının o karanlık nesnelerinde.
Senin imgen var.
Düşlerimde gördüğüm Siyam kedilerinde.
ODARA DUVARLARINDA.
ODARA duvarlarının çatlaklarında.
Bende bıraktığın belirleyici pençe izlerinin
açıldığı ya da kapandığı yerde. SENİN YÜZÜN VAR.
"Poinciana"... ağacın şarkısı
Dalga sesleriyle uyuduğumuz o baraka.
Gölgelerimiz birbirine karışmıştı o uzayıp giden
kumsalda. Işığın sonsuza ayrıştığı o elmas noktalar.
YOKOLUŞ NOKTALARI. Gözlerin. menekşe moru
ya da siklamen demiştin.
“Canta mais” … bir kere daha söyle…
GRİ BİR PUMA gizlenmişti bir ağacın ardına.
Kara bir hayvan gibi gizliyordun yüreğini.
Bir anakonda kadar zehirli bir solitarius
kadar yalnızdın. Bir gün aynalarda
bir başkasını değil de kendimi gördüğüm an
her şey bitecek demiştin.
Ben BULANIK BİR SU KENARINDAYDIM sen
Estrada do Sol’a hareket ettiğinde.
Sesini duyabiliyordum onca uzaklığa karşın.
Sonra sonra yitirdim sesini, yüzünün aldığı biçimleri.
Önemsiz sıradan şeyleri anımsamak benimkisi.
Mesela seni bir gün arkadan görüşüm.
Yarıda bıraktığın bir cümle. “El Pampero
yolcularının geçmek zorunda kaldığı nehir”…
Sonra neden hep seni anımsamak gerektiğinde
saçma sapan şeyler geliyor aklıma.
Sana uzun uzun jaguarları, armadilloları,
mangoları, hint kirazlarını anlattırışlarım.
BALIKLARIN gözü açık uyuduğunu
öğrendiğimde ne kadar şaşırdığım sonra.
Bu kızı saçma sapan şeylerle etkilemek
ne denli kolay diye düşünüşün. Ya da
öyle düşündüğünü düşünmem. Öyle düşündüğünü
düşünmemi şimdi yine düşünmemin izdüşümleri.
Düşüncelerimin düşünceleri… anılarımın anıları…
Ben o günler hep Terra del Fuego’ya gitmek istiyordum. Pikapta
sürekli Gato Barbieri, Carlos Jobim, Baden Powell çalıyordu.
Antonico, Yo Le Conto a la Luna, Falandı de Amor, Saudades
de Bahai… The Girl From Ipenema, Bolivia… Günlere odamdan
çıkmayıp tropikleri düşündüğüm oluyordu.
Tropicus… Mar del Tropicus…
Tropikleri düşünüşümü yanlış anlıyorlardı.
Yorgun, kısır kültürlere bir tepkiydi oysa bu.
İlkel bir sesi özleyiş. Gizemin yeniden aranışı.
Bir kaçıştı belki. Uzak bir kaçış.
Kaçmak istediğim onca şeyi bilselerdi….
“MAYA’LARI ASLA ANLAMAYACAĞIZ”
Gerçekten bir şey oluyor burada. Gizemli bir şey.
Bir denizaltı kadar görkemli ve garip.
Gri bir günde camlardan yağmuru seyretmek.
Saydam yusufçuklar yavaşça uzaklaşıyor ve beni
sana getiriyorlar topaz tapınaklarda.
Sen bir güneş tanrısı gibi gülümsüyorsun.
Biliyor musun kaç yıl tek başınaydım ben
karmaşanın içinde. Bir türlü tutunamıyordum işte.
Bir tek senin yanında yürümüştüm ben
topaz bir günde ve suya yakın.
Geceleri üstümü örterdin. Sonra konuşmazdın hiç.
Uzun süre konuşmazdık. Gözlerinde kaybolurdum.
Bu suskunluk anlaşılır bir şeydi. Deniz
ve karanlık yerlerden geçen bir nehrin sessizliği gibi…
Biliyor musun bir şey oluyor burada. Garip Bir şey.
Bulanık bir suda yokoluş gibi.
Gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda…
Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko.
Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralar da vardır çünkü…
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır…Limon kokulu…
her şeye rağmen…yağmur kalan kadınlar vardır…
*
Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın
Lale Müldür
alıntıdır...
|