Kerbela olayı denince akla, mazlumla zalimin kavgası gelmektedir. Genel anlamıyla ‘insanlık tarihi aynı zamanda zalimlerle mazlumların mücadele tarihidir’ denilse de Alevilerin tarihi, bu deyime en çok uyan ve iç-içe geçen bir tarihtir.
Ancak mazlumla zalimin kavgasında arada birde olsa mazlum, zalimden bir yolunu bulup hesap sorar iken, aynı yaklaşım Aleviler için hiç de böyle olmamıştır. Üstelik katledilen her zaman Aleviler ve inancı olmasına, katleden ise her zaman aynı zihniyet ve anlayışlar, sistem ve hükümdarlar olmasına rağmen.
Peki Aleviler neden kendini katleden, yok sayan, inkar ve asimilasyona uğratan sistemlere veya güçlere karşı yeterli ve cesaretli bir sorgulama yapamamıştır?
Aslında Aleviler, dostunu ve düşmanını seçebilecek ve görebilecek kadar aydınlardır.
Fakat bu noktada yeterli rekslefsi gösterememesinin çeşitli, temel nedenleri olmakla beraber bunlardan bir tanesi çok önemlidir.
Çünkü merkezindeki ‘insan olgusunu’ her şeyin üstünde gören Alevilik inancına sonradan eklenme ‘incinsen de incitme’ anlayışı Alevileri fazlasıyla hümanistleştirmiştir.
1330 yıldır kutsanan ve saygı, sevgi, matem ile anılan, her Alevinin gönlünde taht kuran acılı-kederli Kerbela olayı ile Hz Hüseyin’in onurlu duruşu çok önemlidir. Çünkü Hz Hüseyin ‘Şartları ve bedeli ne olursa olsun hiç bir zaman ve hiçbir yerde zalimlerin dünyasına biat etmeyeceğim’ diyebilme cesaretini gösterebilmiştir. Bu anlamda Kerbela’yı anmak, oradaki onurlu direnişi kutsamak, mazlumla zalimin kavgasında mazlumdan yana taraf olmak Alevilere ve Aleviliğe yakışandır.
Ancak o günden bu güne özellikle coğrafyamızda Kerbela’yı aratmayacak tarzda nice Kerbelalar yaşanmiştır ve hala da yaşanmaktadır.
Yani Kerbela döneminin Muaviye anlayışı hala günümüzde devam etmektedir.
AKP hükümeti başta olmak üzere, gelmiş geçmiş birçok hükümetin Alevilere yaklaşımı Muaviye tarzındadır.
Sadece cumhuriyet döneminde, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de Alevilere yaşatılanlar birer Kerbela değil de nedir?
Kürdistan’da yaşananlar ve Kürt halkına yapılanlar Kerbela değil midir?
Aleviliği bu günlere getiren ona ‘taraf’ olan ve herkesi aynı nazarda gören yaklaşımı ise o halde günümüz Kerbelalarını görmek gerekmiyor mu?
Yas-ı muharrem, matem günlerinde oruçlarımızın makbul, hizmetlerimizin ise kabul olması, pişirilen aşuralarımızın ‘yad edilmesi’ için hala yaşanan Kerbelaları görerek, Hüseyin’ce bir duruşun sahibi olunması gerekmektedir.
Dolayısıyla zalimlerin hükmü altındaki toprakların neresinde yaşarsanız yaşayın, ezilenlerin, mazlumların birliği ve cephesi oluşturulmadan bir sonuç alınamaz. Zalimler ise mazlumların haklarını gasp etmeye ve tıpkı Kerbela’da Hz Hüseyin’e reva gördüklerini günümüzde hem Kürtlere ve hem de Alevilere yapmaya devam etmektedirler.
Diğer yandan Kürtlerin meşru, haklı talepleri ile Alevilerin hak arayışları örtüşmektedir.
Her mazlumun yarası, aynı zamanda bir Alevinin yarası olabilmelidir.
Akıtılan her mazlumun kanı, yine bir Alevinin kanı gibi görülmelidir.
Öyleyse demokratikleşme sürecine katkı sunmak birçok şeyin önünü açacaktır.
Bu temelde niyetler kabul ola, gerçeğin demine hü, münküre ve zalime yuh.