Mehmet, Mehmetçik olmayınca işkence gördü... Vicdani retçi Mehmet Bal şimdi tutuklu.
Mehmet Bal, 9.5 ay askerlik yaptıktan sonra 18 Ekim 2002 yılında üzerindeki askeri üniformayı bir daha giymemek üzere çıkardı. Vicdani reddini açıkladıktan sonra bir ay Adana Askeri Cezaevi'nde yatan, Ocak 2003'de tekrar gözaltına alınmasının ardından Gülhane Askeri Tıp Akademesi'nde üç aylık
"hava değişimi" verilerek serbest bırakılan Mehmet Bal, 8 Haziran Pazar günü Arnavutköy'deki evinin yakınında tekrar gözaltına alındı.
Mehmet Bal, işkenceli gözaltı sürecinin ardından çıkarıldığı askeri mahkeme tarafından tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi'ne atıldı.
İnsan Hakları Derneği ve Antimilitarist İnisiyatif tarafından bugün vicdani retçi Mehmet Bal'ın tutuklanmasına karşı bir basın açıklaması yapıldı. İHD İstanbul Şubesi'nde gerçekleştirilen açıklamaya çeşitli kurumlardan destek de verildi.
Askeri soruşturmada mantık aranmaz
Vicdani retçiler sürekli devam eden soruşturma ve cezalarla karşı karşıya bırakılıp,
"askeri birlik-mahkeme-cezaevi" üçgeni içine hapsediliyor.
Türkiye'de bu güne kadar vicdani ret sebebi ile çok sayıda kişi yargılandı ve ceza aldı. Ancak vicdani reddi düzenleyen bir yasa bulunmadığından dolayı davalar, Askeri Ceza Kanunun'nun 87 ve 88. maddelerine dayanılarak
"emre itaatsizlikte ısrar" ve vicdani ret açıklamalarından dolayı TCK 318. maddesine dayanılarak
"Halkı askerlikten soğutmak" suçlamalarıyla açılıyor. Vicdani retçiler her türlü askeri emri reddettiklerinden ve her ret eylemi ile suç yeniden işlenmiş sayıldığından pratikte ömür boyu hapsi anlamına gelen bir cezalandırma sistemiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.
"Halkı askerlikten soğutma" suçlamasıyla hakkında açılan davadan daha önce beraat eden Mehmet Bal da şu anda, aynı zaman ve mekan içinde üç kez art arda tekrarlanan
"Askeri elbise giy" emrine uymadığı gerekçesi ile açılmış üç ayrı davadan yargılanıyor.
Vicdani reddini açıkladıktan sonra Askeri nezarethaneye götürülen Mehmet Bal'a sorumlu komutan
"Askeri elbiseyi giy" der. Mehmet giymeyince ise tutanak tutulur. Bu sahne arka arkaya üç defa yaşanır. Buna istinaden de Mehmet Bal hakkında 3 ayrı
"emre itaatsizlikte ısrar" davası açıldı. Ayrıca
"izin ihlali" suçlamasıyla da bir dava açıldı.
Önce işkence sonra hapis
Mehmet Bal yaşadığı mahalleden sivil polisler tarafınan gözaltına alındıktan sonra Beşiktaş Jandarma İnzibat Komutanlığı'na teslim edildi. Burada sabaha kadar nöbetçi askerlerin dayak, küfür, taciz ve kötü muamelesine maruz kaldı. Evrak imzalamak istemediği için zorla parmak pastırıldı. Tuvalet ve içecek su ihtiyaçları karşılanmadı.
Sabaha karşı 03.00 sıralarında ise tutulduğu hücrede feci şekilde dövüldü. Bu dayağın ardından gözleri kararmasına ve kendini çok kötü hissetmesine rağmen doktora götürülmesi talebi karşılanmadı. Sabah saat 09.00'da ise üzerine sıcak su dökülerek "uyandırıldı".
İnsan hakları savunucuları mahkemede karşılaşabildikleri Mehmet Bal'da işkencenin izlerinin açık bir şekilde görüldüğünü belirttiler. Bir gözü moraran Mehmet Bal'ın aldığı darbelerden dolayı kulak çınlaması ve ağrı şikayetleri bulunuyor.
Fiziken değil vicdanen
Hasdal Askeri Cezaevi'nde tutulan Bal ilerleyen günlerde Adana Askeri Mahkemesi'ne sevk edilecek. İHD yöneticisi Halil Savda'nın ardından şu anda hapishanelerde bulunan ikinci vicdani retçi.
Vicdani ret ile ilgili herhangi bir yasal düzenleme içine girmeyen devlet bu konuda çeşitli
"çözümler" arıyor. Baskı ve zor yetmediği zaman bu
"çözümlerden" en çok kullanılanı, militarist yapının sorgulanmasını sağlayan bu eylemleri
"çürük" raporu vererek gündemden düşürmek...
Halil Savda'ya da, tekrarlanan "askeri birlik-mahkeme-cezaevi" kısır döngüsünün ardından
"çürük" raporu verilmiş ve
"sosyal uyumsuz" ilan edilmişti. Ama Savda tıpkı Mehmet Bal gibi viddani red hakkı konusundaki ısrarlı tutumunu sürdürdü.
Düşünce ve vicdanı tutuklamaya son
İnsan hakları savunucuları, savaş karşıtları ve antimilitaristler adına yapılan açıklamalarda vicdani reddin bir hak olarak tanınması ve yasal güvenceye alınması istendi. Vicdani red tutumlarını sürdürenlerin işkence, dayak ve kötü muameleyle susturulmaya çalışılmasından vazgeçilmesi talep edildi.
"Temel bir insan hakkı olan vidani ret hakkı düşünce, kanaat ve vicdan özgürlüğü kapsamında vazgeçilmez bir haktır" denilerek vicdani ret haklarını kullandıkları için tutuklu bulunanların serbest bırakılması istendi.
Galatasaray Lisesi önünde tutuklanan vicdani retçi Mehmet Bal'a destek veren 40 kişilik gruptan 4 kişi, Sönmez, Bayrak, Özdaman ve Atak gözaltına alındı. Polis gerekçe olarak “halkı askerlikten soğutmayı" gösterdi.
Bawer Çakır’ın haberi.
Gözaltına alınan, ardından çıkartıldığı askeri mahkemece tutuklanan vicdani retçi Mehmet Bal için bir araya gelen yaklaşık 40 kişilik grup Bal’a yapılan baskı ve işkencelerin sona erdirilmesini ve Bal’ın bir an önce serbest bırakılmasını talep etti.
“Mehmet adam olmayacak!”
Antimilitarist İnisiyatif adına açıklamayı okuyan
Oğuz Sönmez askeri cezaevlerinde benzer işkencelere maruz kalan vicdani retçiler
Mehmet Tarhan,
Halil Savda ve
İsmail Saygı örnekleri önümüzde dururken Bal’ın can güvenliğinden endişe ettiklerini ifade etti.
"Her türlü denetimden muaf, demir parmaklıklar arkasında kurulan işkence tezgahlarını protesto ettiklerini belirten Sönmez, Mehmet Bal’ın tam da bu zihniyete karşı olduğunu, insanların yaşam hakkını savunduğu için vicdani reddini açıklamıştır."
Eyleme katılan
Gülkan Ahıska bianet'e "Hem Mehmet’e hem de tüm vicdani retçilere özgürlük istiyoruz. Militarist zihniyetin artık hayatımızdan uzak durmasını, ölmemek, öldürmemek için savaşmayı reddeden vicdani retçilerin rahat bırakılmaları için hem burada, hem de uluslararası çapta bir kampanya başlatıyoruz" dedi ve ekledi:
“Ayrıca Bal’ı adam etmek isteyen cinsiyetçi algıya diyoruz ki: “Mehmet adam olmayacak!”
Vicdani retçi
Nilgün Yurdalan “Militarizm sadece askere gitmeyen ya da giden erkeklerin sorunu değil. Kadınların da, eşcinsellerin de, kısacası herkesin hayatını etkileyen bir sorun. Bu nedenle Bal’ın ve diğer vicdani retçilerin özgür bırakılmasını istiyoruz” dedi.
"Haberi duyar duymaz ne yapabiliriz diye düşündük. Vicdani ret ile ilgili çalışıyor ve üretiyoruz çok uzun zamandır” diyen Çıplak Ayaklar Kumpanyası üyesi
Mihran Tomasyan eylemde olma nedenlerinin Bal’ın hem de diğer tüm retçiler üzerindeki baskıların kaldırılması olduğunu belirtti.
Bal serbest bırakılana kadar destek ve dayanışma kampanyası başlattıklarını söyleyen grup sloganlarla dağılmak istedi.
Ancak Galatasaray Lisesinin önünde bekleyen polisler savaş karşıtları
Oğuz Sönmez,
Serkan Bayrak,
Gürşat Özdaman ve
Mehmet Atak’ı gözaltına aldı.
“Halkı askerlikten soğutmak” gerekçesiyle gözaltına alınan Sönmez, Bayrak, Özdaman ve Atak ilk olarak Taksim ilkyardım Hastanesine götürüldü.
Muayene edildikten sonra ifadeleri alınmak üzere Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. İfadeleri alınan eylemcilerin Taksim İlkyardım Hastanesindeki son muayeneleri yapıldıktan sonra serbest bırakılmaları bekleniyor. bianet'in bu haberi yayına hazırladığı sürede gözaltı işlemi devam ediyordu.
"Ama kimseye de işkence yapılmasın..."
bianet çevrede basın açıklamasını takip eden kalabalığa da görüşlerini sordu:
İsmini vermek istemeyen bir 37 yaşındaki erkek "Bence askerlik kutsal bir şey. Vatan borcu bir yerde. Arkadaşlar yanlış yapıyorlar. Askerlik evlilik gibi yapılması gerekli. Ama tabii kim olursa olsun, ister Türk olsun ister Alman olsun kimseye kötü davranmamak lazım. İşkence yapmamak lazım. Eğer yapılmışsa haksızlık edilmiş" dedi.
İsmini vermek istemeyen 33 yaşındaki bir başka erkekse "Ben de arkadaş gibi düşünüyorum. Askerlik vatan borcu ama kimseye de işkence yapılmasın. Ama arkadaş da askere gitsin yani" dedi.
Kaynak: BİA, 11 Haziran 2008
Fotoğraflar: Radikal
Vicdani retçi Halil Savda gözaltına alındı
İSTANBUL (27.03.2008)- Vicdani retçi Halil Savda, dün gözaltına alınarak Taksim Polis Karakolu’na götürüldü.
Halil Savda, İHD İstanbul Şubesi’nin kısa bir süre önce tutuklanan vicdani retçi İsmail Saygı ile dayanışmak amacıyla Galatasaray Postanesi’nin önünde yaptığı açıklamanın ardından gözaltına alındı. Savda, Taksim Polis Karakolu'na götürüldü.
Vicdani Retçi Halil Savda 184 gündür tutsak !
Vicdani retçi Halil Savda, 07.12.2006 günü duruşmasını izlemek için gittiği Çorlu Askeri Mahkemesi tarafından kaçma şüphesiyle(!) tutuklandı. O her zaman; asker olmadığını ve hiç bir zamanda olmayacağını, vicdani retçi olduğunu söyledi. (Savda'nın kronolojisini görmek için tıklayın)
Savda, "askeri cezaevi-askeri mahkeme-askeri birlik" kısır döngüsünden dolayı "ömür boyu hapis", askeri emirlere uymamaktan dolayı da "sürekli hücre hapsi" riskiyle karşı karşıya... Savda, bir kez "firar", iki kez de "hizmetten kısmen veya tamamen sıyrılmak kastı ile emre itaatsizlikte ısrar" suçlamasından toplam 21.5 ay hapis cezasına çarptırıldı ve halen Çorlu Askeri Cezaevi'nde tutsak.
Halil Savda'ya ulaşmak için; Adres: 5.Kolordu Komutanlığı, Askeri Cezaevi, Çorlu-Tekirdağ; Tel: 0282 654 2397 (Sabah: 09:00-12:00, Öğl:14.00-17.00, Akş:19.00-21.00)
Halil Savda www.youtube.com'da
Halil Savda ile Dayanışma Fonu'na katkıda bulunmak için bize ulaşın
**
Savda, Dünya Vicdani Retçiler Günü'nde hücrede...
Çorlu Askeri Cezaevi'nde tutsak bulunan vicdani retçi Halil Savda, askeri cezaevi elbisesi giyme, içtimaya çıkma, saç-sakal traşı gibi askeri emirlere! uymadığı için bugün (15 Mayıs) bir kez daha 9 günlük hücre hapsi cezasına mahkum edildi...
**
Vicdani Ret Platformu Dayanışma Konseri düzenledi...
Vicdani Ret Platformu, vicdani retçi Halil Savda ile dayanışmak için dün(29 Nisan) Beyoğlu-Gölge Bar'da, Kara güneş ve Siya Siyabend müzik gruplarının da katılımıyla bir Dayanışma Konseri gerçekleştirdi. Platform üyelerinin evlerinde hazırladığı yiyeceklerin sunulduğu konser saat 14.00 de başlayıp saat 20.00'ye kadar sürdü.
**
Savda'ya "halkı askerlikten soğutma" soruşturması
Savda'nın, hakkında açılan bir dava nedeniyle, bugün(27.04.2007) Çorlu sivil savcılığınca talimatla ifadesi alındı.
2006 yılında, İsrail Konsolosluğu önünde yapılan bir basın açıklamasında, "Askere gitmeyin" çağrısı yapıldığı suçlamasıyla Savda hakkında dava açılmış. Savcı, Savda'ya eylam sırasında çekilmiş fotoğraflar da göstermiş.
**
Dayanışma Konseri - Halil Savda'ya Özgürlük...
Vicdani Ret Platformu, vicdani retçi Halil Savda ile dayanışmak için 29 Nisan Pazar günü bir Dayanışma Konseri düzenliyor. Platform üyelerinin evlerinde hazırlayacağı yiyecekleri sunacağı, Kara güneş ve Siya Siyabend müzik gruplarının da destek amacıyla katılacakları etkinlik saat: 14.00 - 20.00 arası Gölge Bar'da yapılacak.</B>(Adres: İmam Adnan Sk. N:8/1 Beyoğlu - Yeşilçam Sineması üstü)
**
Vicdani Retçi Halil Savda'ya bir kez daha hücre hapsi...
Vicdani retçi Halil Savda, halen tutsak bulunduğu Çorlu Askeri Cezaevi'nde, kendisine verilen askeri emirlere(askeri cezaevi elbisesi giyme, içtimaya çıkma, saç-sakal traşı vb) uymadığı için bugün (16 Nisan) bir kez daha 8 günlük hücre hapsi cezasına mahkum edildi...
Savda'nın önceki sürecini görmek için tıklayın
Vicdani Retçi Savda: Barışta da Savaşta da Askerlik Yapmam
Halen tutuklu bulunan ve hakkında kesinleşmiş 15,5 ay hapis cezası olan vicdani retçi Savda için "çürük" raporu verilerek, barışta askerlik yapmaktan muaf tutuldu. Savda raporun kendi idaresi dışında verildiğini açıkladı.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
08 Mayıs 2008, Perşembe
Vicdani retçi
İsmail Saygı'nın serbest bırakılmasını talep eden basın açıklamasına katılan ve gözaltına alınarak tutuklanan, Çorlu Askeri Cezaevi’nde tutulan vicdani retçi
Halil Savda için "çürük" raporu verilerek, barış döneminde askerlikten muaf tutulmasına karar verildi.
Savda, savaşkarşıtları.org'da yayınlanan
mektubunda raporun kendi idaresi dışında verildiğini açıkladı. Vicdani ret tutumunu sürdürdüğünü belirterek "Savaşta da, barışta da askerlik yapmam" dedi.
Savda'nın kesinleşen 15.5 aylık hapis cezası var
Daha önceki yargılamalardan dolayı kesinleşen 15.5 aylık hapis cezası bulunan Savda "Türk Ceza Kanunu'nun '20 yaşını dolduran her Türk erkeği askerlik yapmak zorundadır' ibaresine dayanılarak kelepçeli olarak zorla askeri kışlaya götürüldüm. 'Askerlikten sıyrılmak maksadıyla emre itaatsizlikte ısrar' ve 'firar' suçlamalarıyla defalarca yargılandım, aylarca hapis cezalarıyla cezalandırıldım, işkence gördüm, defalarca hücreye atıldım, aylarca askeri cezaevinde tutuldum, halen de cezaevindeyim" dedi.
Çorlu Askeri Hastanesi Sağlık Kurulu 25 Nisan 2008 tarihinde toplanarak hakkında "barışta askerlik yapamaz, seferberlikte askerlik yapar" kararı almasıyla ilgili Savda'nın açıklaması şöyle oldu:
"Apar topar toplanan sağlık kurulu vicdani ret ediminin tartışılmasının önüne geçmek için böyle bir karara vardı. Özgürlük ve hukuktan nasiplenmemiş askeri yargı ve onun kurumlarının aldığı kararı kabul etmiyorum. Asla elime silah almam."
Savda'nın talebi Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerin gereğini yapması, vicdani retçilere uygulanan işkence, hapis ve sivil ölüm uygulamasından bir an önce vazgeçmesi, vicdani ret hakkını tanıması. (EZÖ/GG)
"Vicdani Ret Hakkı Tanınsaydı Çürük Raporu Diye Bir Şey Olmazdı"
Ankara Üniversitesi'nden akademisyen Gürcan "sahte çürük davasını" yorumladı: Asıl sorun kimin 'çürük' kimin 'normal' olduğuna devletin karar veriyor olması. 'Çürük' kategorisi devletin AİHM kararından kaçması anlamına geliyor.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
08 Mayıs 2008, Perşembe
Emine ÖZCAN
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi araştırma görevlisi
Ertuğrul Cenk Gürcan "Eğer Türkiye'de vicdani ret hakkı tanınsaydı, sahte çürük davaları diye bir şey olmayacak, politik ya da değil kendini askerlik yapmaya elverişli hissetmeyen kimse bunu devletin tanımladığı şekilde devlet onayından geçirmek için çabalamayacaktı" diyor.
Kamuoyunda
"sahte çürük davası" olarak bilinen Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde görülen, "askerlikten kurtulmak için hile yapmak ve buna iştirak etmek" suçlarından aralarında Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı
Nurettin Demirtaş gibi siyasilerin ve çeşitli kademelerde askeri görevlilerin de yargılandığı davanın iddianamelerinde pek çok kişinin sahte çürük raporu alabilmek için para verdiği ve karşılığında kurulan askeri bağlantılar yer alıyor.
"Devlet AİHM önünde 'çürük' nedeniyle de yargılanacaktır"
Gürcan'a göre böyle bir davayı "modernist" devlet anlayışı sonucu militarizmin bireylere geçirilmesi olarak okumak gerekiyor.
Gürcan "modernizmi" teknolojinin ve diğer olanakların sürekli değiştiği dünyada her şeyin tepeden inme şekilde uygulamaya çalışan, bireyin devletin onayından geçmek zorunda kaldığı, bireysel ifade olanaklarının, yerel inisiyatiflerin geliştiği Avrupa ya da ABD'nin gerisinde bir Türkiye devleti projesi olarak yorumluyor.
"Neye göre çürük?"
Gürcan örneğin beş yıl önce sağlık şartları elvermediği için askerlik yapmak istemeyen birinin bugün sağlıklı olabileceğini, "çürük" kavramının esnek ve siyasi manipülasyona açık olduğunu söylüyor.
Kimin "çürük" kimin "normal" olduğuna devletin karar vermesinin asıl sorun olduğunun altını çizen Gürcan, "Kişi politik bir tutumun dışında 'sıhhi' açıdan askerliğe elverişli olmadığını devletin onayından geçirmek zorunda kaldığı için 'sahte çürük' kavramı var" diyor.
Siyasiler açısından 'sahte çürük raporu' alınmasının "Devletin parasıyla bu yapılır mı?" şeklinde kınanmasının doğru olmadığını söyleyen Gürcan'a göre antimilitarist ya da değil değil bir siyasinin askere gitmeyi istememesinin militarizmi sorgulaması açısından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor.
"'Çürük' kategorisi devletin, militarizmin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı önünde yargılanmaması için de bulunmuş bir strateji. 'Sahte çürük davası' AİHM'in kararından kaçmak anlamına geliyor. AİHM kararlarına göre Türkiye vicdani ret konusunda bir düzenleme yapmak zorunda. Verdiği sözü tutmadığı için de AİHM önünde yargılanacaktır."
Türkiye'de vicdani ret:
İlk kez 1989'da
Vedat Zencir ve
Tayfun Gönül'den sonra vicdani retçilerin sayısı 60'a ulaştı. Son olarak ABD’nin Irak’ı işgalinin yıldönümünde vicdani reddini açıklayan
Hakan Filizlibay'dan önce 2006'da
İsmail Saygı vicdani retçi olduğunu açıklamıştı. Saygı şuan askeri hapishanede tutuklu bulunuyor. Saygı'ya destek vermek için basın açıklaması yaptıktan sonra tutuklanan vicdani retçi
Halil Savda ise Çorlu Kapalı Cezaevinde. Türkiye'deki kadın vicdani retçilerin sayısı ise 13. (EZÖ/GG)
12 Nisan’da Halil Savda’ya destek amaçlı düzenlenen eylemde basın bildirisi okudukları ve “Askere Gitme” yazılı bir pankart taşıdıkları için “halkı askerlikten soğutma suçlaması”yla yargılanan Serpil Köksal, İbrahim Kızartıcı ve Şevket Murat Dünşen beraat etti.
İnsan Hakları Derneği - Ankara Şube Vicdani Red Çalışma Grubu duruşmanın ardından bir basın açıklaması yaptı.
Barış Sulu’nun haberi.
18 Nisan 2007 tarihinde Ankara’da Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde, "Vicdani Retçi Halil Savda ile Dayanışma Eylemi" sırasında; basın bildirisi okudukları ve "Asker Olma" yazılı pankart açtıkları için “halkı askerlikten soğutma suçlaması”yla yargılanan Serpil Köksal, Murat Dünşen ve İbrahim Kızartıcı beraat etti.
Davanın Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nde bugün (4 Aralık) görülen ikinci duruşmasının ardından İnsan Hakları Derneği Ankara Şube Vicdani Red Çalışma Grubu, İnsan Hakları Anıtı önünde bir basın açıklaması yaptı.
Açıklama şöyleydi:
Vicdani retçiler ve destekçileri üzerinde demokles’in kılıcı gibi ağır bir tehdit aracı olan TCK 318/1-2 “halkı askerlikten soğutma” suçlaması, vicdani retçilere görüşleriyle, yazılarıyla destek veren yazarlar-aydınlar üzerinde de önemli bir baskı aracı olmakta, düşünce ve ifade özgürlüğünü tümüyle ortadan kaldırmaktadır.
Bugün yüzlerce savaş karşıtı, anti-militarist, demokrat bu tehditle karşı karşıyadır ve pek çoğu bu maddelerden yargılanmakta, ya sivil ölüme mahkum edilmekte veya ağır cezalara çarptırılmaktadır.
TCK madde 318’in ceza karşılığı 6 aydan 2 yıla kadar hapistir. Ama bu “suç”, basın yoluyla işlenirse, yarı oranında arttırılarak 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına dönüşmektedir. Bununla da yetinmeyen devlet, Madde 318’i, 2006 yılının Haziran ayında kabul edilen Terörle Mücadele Yasası’nın kapsamı içine almış ve vicdani reddi bir “örgütlü suç”, bir büyük “tehlike” olarak göstermiş, cezaları da 1.5 yıldan 4.5 yıla kadar arttırmıştır.
Yani bu ülkede herhangi bir yazar ya da aydın kişi, “ben vicdani retçileri destekliyorum” derse, 4.5 yıl hapis yatma riskiyle karşı karşıyadır.
Bilindiği gibi anti militarist düşünce; militarizmin tüm yapı, kurum ve anlayışına karşı topyekün mücadele eder. Savaşa, silahlanmaya ve toplumun askerileştirilmesine karşı çıkarak “halkı askerlikten soğutma”ya çalışır. Bu anlamda madde 318, savaş karşıtlığını ve anti militarist düşünceyi de yasaklamaktadır.
Değerli basın mensupları,
—Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olmasına rağmen, 47 üye ülkenin içinde vicdani ret hakkını anayasal bir hak olarak tanımayan tek ülkedir. Vicdani Retçi O. Murat Ülke davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından mahkûm edilen ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne; 2007 Ekim ayına kadar yasalarını bu yönde değiştireceğine söz veren Türkiye Hükümeti bu taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.
— Vicdani retçilere uygulanan baskı ve engeller derhal sona erdirilmeli, altına imza atılmış olan, Uluslararası Sivil ve Medeni Haklar Sözleşmesi (USMHS)’nin 18. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 9. maddesi derhal uygulanmalıdır.
— Terörle Mücadele Yasası kapsamına sokularak daha da ağırlaştırılan, TCK Madde 318 derhal kaldırılmalı ve süren yargılamalar sonlandırılmalıdır.
Değerli Basın Mensupları,
Bu suçlamayla karşı karşıya bulunan tüm insanların, haksızlığa karşı itaatsizlik eylemlerini, demokratik hakların kullanımı olarak gördüğümüzü, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiğimizi ve “Halkı Askerlikten Soğutma” suçlamasına konu olan bildiriyi de, düşüncenin ifade edilmesi hakkının kullanımı olduğu sebebiyle desteklediğimizi buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Ve konuya ilişkin olarak; İHD GENEL MERKEZİ, HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ, VİCDANİ RET PLATFORMU, DÜŞÜNCE SUÇUNA KARŞI GİRİŞİM, KAOS GL, PEMBE HAYAT, IRKÇILIĞA VE MİLLİYETÇİLİĞE DURDE’nin çağrısıyla başlatılan imza kampanyasına gönüllü olarak katılan ve her gün katılmaya devam eden ve böylece bu “suç”a gönüllü olarak ortak olan yüzlerce insan’ın taleplerini de sizlere ve kamuoyuna iletiyoruz.
İnsan Hakları Derneği - Ankara Şube Vicdani Red Çalışma Grubu
“Askere Gitme” davası görüldü
12 Nisan’da Halil Savda’ya destek amaçlı düzenlenen eylemde “Askere Gitme” yazılı bir pankart taşıdıkları için yargılanan
Serpil Köksal,
İbrahim Kızartıcı ve
Şevket Murat Dünşen’in bugün görülen davasında Kaos GL de vardı.
Barış Sulu’nun haberi.
Barış Sulu
12 Nisan 2007 tarihinde vicdani retçi Halil Savda’ya destek olmak amaçlı yapılan basın açıklamasında “Askere Gitme” yazılı bir pankart taşıdıkları için
Serpil Köksal,
İbrahim Kızartıcı ve
Şevket Murat Dünşen’in hakkında “halkı askerlikten soğutma” gerekçesiyle açılan dava bugün (20 Eylül) Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Kaos GL’nin de izlediği davaya Düşünce Suçu’na Karşı Girişim, Irkçılığa Ve Milliyetçiliğe Dur De, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, Vicdani Ret Platformu, Pembe Hayat LGBTT Derneği’nden temsilciler katıldı.
Köksal, Kızartıcı ve Dünşen ifadelerinde vicdani ret hakkını savunmanın düşünce özgürlüğü üzerinden ele alınması gerektiğini belirttiler. TCK’nin 318. maddesinin, Türkiye’nin de altına imzasını koyduğu uluslararası anlaşmalar sonucunda geçerliliğinin olmadığı savunuldu.
Davanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilip gönderilemeyeceği hususuna daha sonra karar vermek için dava 4 Aralık’a ertelendi.
Meraklısına: Dava konusu olan madde TCK’nin 318. (Halkı askerlikten soğutma) maddesi ve cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis.
Elimin hamuruyla reddediyorum!
"Ben, ELİMİN HAMURUYLA, doğaya ve insanlığa karşı işlenen tüm suçlara ortak olmayı reddediyorum" diyen Özlem Mollamehmetoğlu, 20 Mayıs’ta İstanbul Harbiye Orduevi önünde düzenlenen Vicdani Retçiler Buluşması'nda vicdani reddini açıkladı. Mollamehmetoğlu'nun açıklamasıyla Türkiye'de vicdani retçi olan kadınların sayısı 13'e yükseldi. Eskişehir muhabirimiz
Ozan Gezmiş, aynı zamanda MorEl Eskişehir gönüllüsü olan Özlem’le konuştu.
Ozan Gezmiş - Eskişehir
Vicdani ret tam olarak ne demek, senin tavrınla birleştirerek anlatır mısın?
Vicdani ret en kaba tanımıyla kişinin felsefi, ahlaki ve dini nedenlerden ötürü askerlik yapmayı reddetmesi durumudur. Aynı zamanda kişi bütün savaşlara katılmayı reddetmese bile, biçimine ve nedenine katılmadığı için de asker olmayı reddedebilir. Bu tanımlar gerek kadınların gerek eşcinsel erkeklerin gerekse engelli kişilerin reddini bire bir karşılamıyor. Peki, biz neyi reddediyoruz? Askere gitme zorunluluğumuz yokken nedir derdimiz? Buna kişisel bir cevap vereceğim. Benim derdim günlük hayatın askeri temeller üzerinde şekilleniyor olması. Bu durum sadece erkekler için bir sorun olarak gözükse de bir kadın üzerindeki yansımaları da onun kadar vurucu. Gözümüzü açar açmaz tepemize dikilen baba otoritesinden; okullarda her sabah geleceğin potansiyel askerleriyle birlikte hizaya sokulup; canımızı nasıl gözümüzü kırpmadan feda edebileceğimizin şarkılı türkülü ezberine kadar militarizme batmış durumdayız. Varlığımızın değersizleştirilmesinden gözaltında tacize ve tecavüze varana kadar her şey bu militarizasyonun bir sonucu. Bu nedenle kadınların reddi askerlikten öte bir şeylerin tartışılmasını zorunlu kılıyor bize. Benim reddim de görünen-görünmeyen bütün militarist yapıların feminist ve anti-militarist bir sorgulamasının sonucu olarak geldi.
Türkiyeli 13. kadın vicdani retçisin. Deklarasyonun şöyle başlıyor: "Adamların kalabalığında kadınım, heteroseksüellerin kalabalığında biseksüel, lezbiyen, gey, travesti, transeksüelim, Türklerin içinde Laz, Kürt, Ermeni’yim, çözümü savaşmakta görenlerin içinde barışta ısrar edenim." Biseksüel bir kadın olarak bu toplumda ötekinin ötekisi olarak barışta ısrar eden olmak cesaret işi olsa gerek.
Yoo, aslında bu yöntemi korkak olduğum için seçtiğimi düşünenler de var ama ben buna cesaret işi mi yoksa korkaklık mı diye bakmıyorum; inandığım ve önemli bulduğum bir şey yaptım. Devamını da getireceğim. Feminist hareket içinde de, anti-militarist hareket içinde de, LGBTT hareketi içinde de olmaya devam edeceğim. Bu hareket içinde olmak egemen olanlarla mücadele etmek anlamına da geliyor benim için. Ve gerek patriarkayla gerek militarizmle gerekse heteroseksizm ile mücadelede şiddetten arınmış bir yol izlemek mücadele alanlarının yapısıyla da kesişen bir tercih.
Vicdani reddini açıklama sürecinde homofobik davranışlarla veya yargılamalarla karşılaştın mı?
Hayır, herhangi bir homofobik tavırla karşılaşmadım.
Arkadaşların ve ailen vicdani retçi olman konusunda ne düşünüyor?
Ailem ve arkadaşlarımdan bazıları biraz endişelendiler; ancak bunda endişelenecek bir şey olmadığını uzun uzun anlattım. İyi de neden sen, dedi annem. Ben de ona herkesin verebileceği, hazırda olan cevaplardan verdim. Hala bazıları bu eylemin hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini ve anlamsız olduğu noktasında ısrarcı; ama her zaman destek vereceklerinden eminim.
Vicdani reddini açıklamanla birlikte bundan sonra hayatında ne gibi değişikler olacak?
Bundan sonra şimdiye kadar ne olduysa aynı şeyler olacak ama belki konuşmayı sevmeyen bir insan olarak daha fazla cümle kurmak zorunda kalacağım. Çünkü “Bu kadınlar da neyi reddediyor canım, askere gitme zorunluluğu olsaydı bakalım böyle yapabilecekler miydi?” sorusunun doğrudan muhatabı oldum. Sen bana daha fazla soru sormaya başladın mesela ama bunu sadece reddimi açıkladıktan sonra değil, bir süredir düşünüyorum. Biz bilgi üretmeli ve bilgiyi yaymalı, paylaşmalıyız. Vicdani ret hakkında, anti-militarizm hakkında, itaatsizlik hakkında yeterli olmasa da kaynağa ulaşmak mümkün. Ancak az önce sorduğum sorunun (“bu kadınlar da neyi reddediyor canım, askere gitme zorunluluğu olsaydı bakalım böyle yapabilecekler miydi”) ve daha bunla ilişkili birçok konunun üzerine okumalı, yazmalı ve yazdıklarımızı yaymalıyız diye düşünüyorum.
Meraklısına: Özlem Mollamehmetoğlu’nun 20 Mayıs’ta açıkladığı vicdani ret deklarasyonu şöyleydi:
''Adamların kalabalığında kadınım, heteroseksüellerin kalabalığında biseksüel, lezbiyen, gey, travesti, transseksüelim, Türklerin içinde Laz, Kürt, Ermeni'yim, çözümü savaşmakta görenlerin içinde barışta ısrar edenim. Cinsiyetçiliğin, ataerkinin, heteroseksizmin yıkıldığı, sınıfın ve sınırların ortadan kalktığı, dillerin ve kültürlerin özgür olduğu bir yaşam istiyorum ve biliyorum ki; bunların hiçbiri beni hayalini kurduğum yaşamdan uzak tutanların suçlarına ortak olmaya devam ettikçe gerçekleşmeyecek. Bir kadın olarak, bedenimin vatan ve namusla özdeşleştirilmesinin, varlığımın erkek üzerinden tanımlanmasının, en yakınımızdaki iktidar sahibi olan erkeğe itaatin sıradanlaşmasının nedeni olan militarizmi sorgulamamak; İnsanların zorla askere alınmasına, gitmeyi reddettiği durumda hapse atılmalarına veya sivil ölüm olarak nitelenen yaşam biçimine itilmelerine sessiz kalmak; Bölgede yaşanan iç savaşa ve gelen ateşkes çağrılarına devletin silahla ve bombayla karşılık verişine sessiz kalmak; Devletlerin ve bütün iktidarların suçlarına ortak olmaktır. Ben, ELİMİN HAMURUYLA, doğaya ve insanlığa karşı işlenen tüm suçlara ortak olmayı reddediyorum.''
Özlem Mollamehmetoğlu