Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Mustafa Kemal ve Kemalizm Tabu Mu ?

Serbest Kürsü içerisinde Mustafa Kemal ve Kemalizm Tabu Mu ? konusu: Alıntı: eco ´isimli arızadan alıntı gandhi'yle mustafa kemali nasıl bir tutarsın...? hiç bir anlam veremedim...? Yanlış bir şey anlama . Mustafa Kemal nasıl TC sınırları içerisinde ilahlaştırılmış tabulaştırılmışsa Gandhi'de kendi ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21 (permalink)  
Alt 16-11-2009, 15:54
rovereagle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kimliksiz
 
Üyelik Tarihi: 07-08-2008
Yaş: 21
Mesajlar: 212
Alıntı:
eco´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
gandhi'yle mustafa kemali nasıl bir tutarsın...? hiç bir anlam veremedim...?
Yanlış bir şey anlama . Mustafa Kemal nasıl TC sınırları içerisinde ilahlaştırılmış tabulaştırılmışsa Gandhi'de kendi ülkesi Hindistan'da ilahlaştırılmış bir kişilik. Yoksa Gandhi yi kesinlikle Mustafa Kemalle aynı kefeye koymam. Gandi mustafa kemal gibi ulusal değil ortak bir değerdir.


Ne Mutlu Milletsizim Diyene!!!!!!!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink)  
Alt 16-11-2009, 19:54
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
bir bakıma haklısın... ama bu sınırlar içerisinde onu ilahlaştıran bir halktan söz edemeyeceğim... ilahlaştıran birileri varsa o da kendisi ve yandaşlarıdır... eğitim sistemi ve bu topraklarda yaşanan hayatın her yönüyle halka ve onların çocuklarının beyinlerine kazıma projesiyle seksen yıldır devam eden bir dayatmadır... aleyhine tek bir cümle bile ettirilmeden kemalizmin seksen yıldır halk tarafından ilahlaştırılmış gibi gösterilmesidir... bir diktatörü insanlara zorla ve baskıyla sevdirmek için yürütülen bir kampanyadır... mustafa kemal ulusal bir değer bile değildir... bir değermiş gibi (zorbalıkla) gösterilmektedir...

oysa gandhi bir insanlık değeridir...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #23 (permalink)  
Alt 15-05-2011, 19:15
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-01-2011
Mesajlar: 229
Smile Kaçak kömüre Atatürk ve Türk bayraklı savunma

Kaçak kömüre Atatürk ve Türk bayraklı savunma



Elmadağ'da evlerinin altındaki depoda 60 tona yakın kaçak kömürle yakalan aile, evin balkonuna Türk bayrağı ve Atatürk resmi asarak kendilerini savundu.

Edinilen bilgilere göre, Elmadağ'da bir binanın deposunda kaçak kömür bulunduğu ihbarını alan Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri harekete geçti. Arif Çalış Caddesi üzerindeki bir binanın deposuna yapılan baskında yaklaşık 60 ton kaçak kömür ele geçirildi. Ancak, kömürlere el konulması için bir süre savcılık izni beklendi.

Depo sahipleri, satış izni bulunmayan kaçak kömürden ötürü firma sahiplerini sorumlu tutarak kendilerini savundular. Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığı'nda görevli Çevre Amiri Erhan Oluklu, kalorisi düşük ve çevreye zararlı olduğu ve ayrıca satış izninin olmamasından dolayı kömüre el konulduğunu ifade etti.

Sibirya'dan ithal edilen kömürün satış izninin bulunmadığı, ayrıca, kalorisi düşük ve çevreye zararlı olduğu ileri sürüldü. Zabıta ekipleri, kepçe yardımıyla el konulan torba torba kömürleri kamyonlara taşıdı. Bu sırada depolarındaki kömüre el konulduğunu gören üst kattaki kadın, akrabalarıyla beraber yaşanan olayı bir süre takip ettikten sonra harekete geçti.

"Bu suçumuz değil" diyerek tepki gösteren kadın, evine girerek getirdiği Türk bayrağını balkon demirine asarak aşağı kattaki kömür operasyonunu alkışlayarak protesto etti. Türk bayrağının zabıtaları durdurmadığını gören kadın daha sonra ''bekleyin Atatürk'ü de getiriyorum'' diyerek tekrar evine girdi. Evden Atatürk resminin bulunduğu tabağı getiren kadın Türk bayrağı ile birlikte zabıtaların çalışmalarını izleyen vatandaşlara göstererek kendilere destek olunmasını istedi.

Bu sırada bir vatandaş zabıta müdürüne yaklaşarak ''neden yapıyorsunuz'' diye tepki gösterdi. Ne olup bittiğini anlamaya çalışan meraklı kalabalıktan bazıları da kadına alkışlarla destek verdi. Savcılıktan alınan iznin ardından el konulan kömürleri zabıta ekipleri kamyonlara yüklediler.

Kaynak: Savaş Karşıtları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #24 (permalink)  
Alt 27-05-2011, 23:42
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-01-2011
Mesajlar: 229
Question AKP "Atatürk Tabusu"nu Sürdürmezlik Edebilir mi?

AKP "Atatürk Tabusu"nu Sürdürmezlik Edebilir mi?

AKP'nin "Atatürk Tabusu"nu sürdürmesi Atatürkçüler'e "takıyye" gibi görünse de bu paradoksal durum doğrudan doğruya Kemalist devrimin en büyük zaafıyla, onu doğduğu an muhafazakârlığın ve gericiliğin kucağına iten şeyle bağlı: Bütün modernleşme iddialarına karşın rejimin büyük toprak mülkiyetinin muhafazası ve ticaret erbabıyla dayanışmayı dayatan geleneksel sınıfsal ittifak temeli.

Karşıtlarınca, "Atatürk Devrimleri"nin yeminli düşmanı sayılan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti bugün bütün devlet kuruluşlarında, okulda, kışlada, devlet dairesinde, üniversitede, hastanede, halk kültür merkezlerinde, TRT radyo ve televizyonlarında rejimin merkezi işlevlerinden birini, "Atatürk tabusu"nu yeniden üretme görevini aksatmadan yerine getiriyor. Bu bir "takıyye" mi yoksa?

Öyle olmadığını düşünüyorum.

Tabu nereden doğuyor

Tabu çok eski kültürlerden bugüne gelen, varlığı mutlaka sınıflı toplumun mevcudiyetini gerektirmeyen, insanın doğa karşısındaki aczinden üreyen, ama daha sonraki devirlerde, insanın kendini büyük güçler karşısında aciz hissettiği bütün durumlar içinde de kendisini yeniden üreten, doğa toplum ilişkilerinin ve kökenindeki kabullerin ötesine geçen, onların tamamını birden örten, onlar karşısında üstünlüğü tartışmasız kabul edilen, en genel anlamıyla, her hangi bir yazılı yasaya dayanmaksızın uyulması toplumun bütün üyelerinden beklenen; yasak, düşünülmesi, yapılması, akıldan bile geçirilmesi yasak olan edimler...

Polinezya yerlilerinin dilinde aşılması yasak anlamına gelen "tapu" kökeninden geliyor. Daha sonra batılı gezginlerin ziyaretleri, o kültürlerle teması sonucunda batı dillerine oradan da bize geçen bir kavram.

Tabular bir yandan var olan egemenlik ilişkileri bağlamında ilişilmesi yasaklanan durumlar, anlayışlar, şahıslar ya da davranışlarla ilgili olsa bile bir alt kültür tabusundan da söz etmek mümkün... Türkiye'de kimi radikal İslamî kesimlerde onun hakkında olumlu bir şey söylenmesi ya da eleştirel olmayan bir değerlendirme yapılmasının yasak olduğu bir Atatürk tabusu da var. Toplumsal kültürümüz içerisinde hem hâkimiyeti pekiştiren hem de muhalefetin belli kesimlerine bir norm kazandıran bir "Atatürk tabusu"ndan da söz edilebilir.

Ancak, AKP'nin tabusu birincisi.

Bir modern tabu

Atatürk tabusu tamamen modern, kendine özgü, önceden var olanlara benzemeyen bir şey, doğrudan doğruya bir iktidar pratiğinin, devlet pratiğinin ürünü. Aslında kahramanlara tapınmak, kahramanları yüceltmek çok eski kökleri olan şeyler.Eski Grekçe'de "Apotheosis" denilen, bir kahramanın bir savaştan başarıyla çıkması veya bir büyük felaketin önlenmesindeki gayretleri ya da büyük bir derde çare bulduğu varsayımına atfen yüceltilmesi bilinen bir şey. Fakat bu bir devlet pratiği olmayabilir her zaman ve doğrudan doğruya modernlikle koşullanmış olmayan ve bir tek kişiyle başlayıp biten bir anlatı çevresinde dönen bir davranış.

"Atatürk tabusu" dediğimiz şey ise, kişi olarak Mustafa Kemal'in hayatta olmasını şart koşan bir şey olmadığı gibi, onu önceleyen devlet pratiğinin bir mirası da değil. Tek, tek kişiler olarak Osmanlı padişahlarının tabu denecek ölçüde yüceltildikleri bir genel pratikten söz edemiyoruz.

Hilafet'in, belki bu makamın, İslam'ın tamamını kendi şahsında temsil eden bir kişi olarak sultandan ziyade, onu bir kurum olarak temsil eden sultanlık müessesesinin tabu olduğundan söz edebiliriz. Ama hilafetin personifikasyonundan, yani bunun bir şahsa bağlanmışlığından söz edemeyiz.

Ne şu padişah ne bu padişah, ne şu ne bu devlet adamında bu özellikleri göremeyiz. Belki bu, İslam dininin bütünlüğü açısından baktığımızda, peygamberin kendisi için söylenebilir ama o sultanlar peygamberliği devralmış değiller, o tabudan o şekilde istifade etmiyorlar. Kendi güçlerini o şekilde üretmiyorlar. Gelenekte bu mevcut değil.

Daha çok batının kurtarıcı önderler geleneğinden devralınan, bir şekilde kahraman yüceltme, kişiye tapınma kültürüyle de beslenen ama bence doğrudan doğruya Türk cumhuriyetçiliğinin imalatı olan bir tabudan söz ediyoruz.

Eşitler arasında birinci

1925'e gelinceye kadar Mustafa Kemal'in kendisini gerek "inkılâpçı kadro" içerisinde, gerek Osmanlı imparatorluğundaki muhalif subaylar kitlesi içerisinde ötekilerden ayırt eden herhangi bir yanı yok. O tarihlerde kendisine atfedilen her hangi bir olağanüstü büyüklüğü, diğerlerinden ayırt eden bir başarısı, çağdaşlarınca dillendirilmiyor.

Kurtuluş savaşı yıllarında o da ötekiler gibi otoritesi ve tarz-ı siyaseti, gerek mücadele arkadaşları, gerek muhaliflerince tartışılan, sorgulanan bir insan.

Örneğin 1922'de hem meclis başkanlığını hem ordunun komutanlığını bir arada üstlenmeye kalktığında karşılaştığı çok ciddi muhalefete baktığımız zaman göreceğimiz şey bir tabu kişiliğin karşılaşabileceğinden çok başka. Bu belki de daha sonra bir tabu haline gelmenin doğrudan doğruya bir devletin tüm gücünü, bir devletin iktidar pratiğini gereksindiğini anlamamızı sağlayan tersine bir örnek.

Bir bütün olarak bakıldığında daha sonra resmi ideolojinin, resmi öğretinin ya da resmi tarihin bize anlattığının aksine 1920'lerin başlarında Mustafa Kemal'in müstakbel Türk Devletinin başına geçecek kişi olduğu verili ya da bir "kader çizgisi" olarak belirmiş değil. Kendisine eşdeğer asker ve sivil rakipleri var. Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak askeri güç sahipliği açısından ondan çok daha kudretli komutanlar. Biri -Çakmak- bütün silahlı kuvvetlerin komutanı, öteki Doğu Cephesinin komutanı, Batı cephesinin komutanı İsmet Paşa da benzer bir otoriteye sahip, aşağı yukarı birbirine eşit insanların birbirinden farklı işlevler yürüterek sürdürdüğü bir mücadeleden söz ediyoruz.

Tarihin eşitsiz gelişmesi yasası işler, eşitler arasında biri daha öne doğru çıkar, tarihsel, siyasi koşullar, toplumsal ilişkiler, konjonktür, bunların hepsi bir arada çalışır ve biri daha fazla temayüz eder, daha fazla duruma hâkim olur ve onu başkalarından önde görürüz. Zaten pratikte ispatlanmış olan bu yetke ona giderek artan bir otorite sağlayabilir.

Fakat bunlar hala bir tabu meydan getirmeye yetmez. Çünkü hâkimiyet sisteminin onun etrafında kurulduğunu söylememiz için henüz hiçbir yeterli şart yoktur. Sadece nüfuz, üstünlük, söz hakkı, önderlik hakkından söz edebiliriz. Daha sonra resmi tarih tarafından cilalanmış olması bir yana, zaten hayatın hakikati de böyle ilerlediği için bütün bunlar olabilmiştir.

1925'e gelinceye kadar hem parlamentonun kendisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyelerinin kökenleri ve aidiyetleri bakımından çoğulcu bir yapıya sahiptir; hem de TBMM'de birden çok grup vardır.

Muhaliflerin kendi sözlerini sakınmadan söyleyebildikleri, kendi itirazlarına uygun bir hareket tarzı talep ettikleri, hatta savaşın gidişatının öyle değil böyle olması gerektiğine dair tezlerini dayattıkları, yerel kuvvetlerin kendilerini güçleri nispetinde ifade ettikleri genel bir durumdan söz edebiliriz.

Tabuya doğru

Savaşın kazanılması, Cumhuriyetin ilan edilmesi, yeni düzenin kurulmaya başlamasıyla birlikte rejimin şahsiyeti etrafında kurgulanabileceği bir özel durum olarak Mustafa Kemal'in liderliğinin sadece kendisince değil aynı zamanda etrafındaki kadro tarafından topluma ve siyasete empoze edilme zorunluluğuna tabulaştırma süreci eşlik ediyor.

Muhalefet büyük ölçüde saf dışı edilince doğruluk ve meşruiyetinin biricik kaynağı kendi hakkındaki kendi fikri olan bir kadronun giderek artan üstünlüğünün; siyaseti, ticareti, yani iktisadi hayatı, askeriyeyi, eğitimi, reformları kendi bildiği gibi götüren bir heyetin yanılmazlığının garantisi onun yanılmaz bir kişi tarafından yönlendirilmekte olduğunun bütün topluma kabul ettirilmesi olacaktır.

Bunun için de Mustafa Kemal Paşa'dan daha uygun bir şahsiyet olamaz: Muzaffer orduların başkomutanıdır. Siyasi heyetin en parlak kişisidir. Onunkiyle rekabet eden başka bir anlatı da yoktur. Ve bütün hikâye bu öğretinin, anlatının etrafında kurulacaktır.

Gene de Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in başına yükselmesinden sonraki bütün dönem onun sağlığı boyunca henüz kişi putlaştırılmasından daha fazla bir şey ifade etmeyebilir. Kişi putlaştırma öncelikle "büyük bir kişi"nin hayatta olmasını öngerektiriyor. O mevcut olacak ki etrafında kurulan ilişkiler, onun şahsından kaynaklanan kimi söz ve davranışlar, kimi siyaset pratikleri bir yapıştırıcı gibi onun hayatı etrafında tutulabilsin.

Bu kişi putlaştırılmasına maruz kalan ya da kendisi kişi putlaştırması konusu olan tarihteki tek kişinin Mustafa Kemal olmadığı, bunun pek çok başka örneklerinin olduğu apaçık. ABD'nin Britanya sömürgeciliğine karşı savaşına önderlik eden siyaset ve devlet adamı George Washington, İtalyan Birliği'nin kurucusu Guisseppe Garibaldi daha yakın örneklerden Çin Devrimi'nin önderi Mao Zedong...

Ama, demokratik dönüşümler çoğaldıkça, süreçte bir kişinin ya da bir kahramanın gücü ve etkisine bağlı sayılmayacak pek çok faktörün etken olduğu anlaşılınca, bütün bunlar bilim ve politika tarafından ortaya çıkarılınca bu etki zayıflar, yavaşlar.

Mustafa Kemal'in ölümüyse "Atatürk tabusu"nun bir rejim aygıtı olarak kurulabilmesinin asıl imkanıydı. Son derece zayıf ve kırılgan bir toplumsal temel üzerinde yükselen tek parti rejiminin, kadrolarını ve siyasi takipçilerini bir arada tutabileceği, rejimin her kararının ve eyleminin yanılmazlığına atfedileceği bir kişiliğin tabu düzeyine yükseltilmesi bir rejim gerekliliği olarak devletin ideolojik ve idari aygıtlarıyla beslenerek gerçekleşti.

Sadece bir kahramanlık kültü ya da kişiye tapınmadan değil, aynı zamanda kendisini izleyen bütün siyasi dönemlerin ve siyasal rejimlerin evetler ve hayırlar, yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesini belirleyen ve bunlara karşı muhalefet ya da itirazlarının daima bir kişinin kutsallığına atfen yasaklandığı, gerçekleştiği veya onaylandığı bir yeni durumdan söz ediyoruz.

Tabunun ardındaki çelişkili ittifak

Mustafa Kemal'in Türkiye'nin "biricik kurtarıcı"sı olduğuna dair bir edebiyat, "kahramanlık edebiyatı" olarak tolere edebilir bir şeydir. Ama eğer bir siyasi partinin politik programını yazmak söz konusu olduğunda işe yasal olarak, programınızın başına "Atatürk ilkelerine uygun" olduğunu yazarak başlamanız gerekiyorsa; "Atatürk ilke ve inkılâpları" aynı zamanda sizin anayasanızın bir parçası haline gelmişse o zaman bir kahramanlık övgüsünden, kişi kültünden çok daha fazla bir şeyle karşı karşıyasınız demektir.

Atatürk, dünyada herhalde kendisine yönelecek olan eleştiri dozunun ne olması gerektiği bir yasayla tanımlanan tek kişidir. Başka pek çok yerde de, evet, "kurucu babalar"ın aşağılanması, sertçe eleştirilmesi hoş karşılanmaz. İdeolojik aygıtlar devreye girerek eleştiriyi bastırmaya çalışır ama Mustafa Kemal Atatürk'ün, kendisine yönelik eleştirinin belli bir haddi geçmesinden sonra ceza yasası sınırları içerisine gireceği kayıt altına alan, kişiye özel bir kanunla korunan tek kişi olduğu söylenebilir.

Hayattan ayrılmasından 72 yıl sonra bile onu ve "ilkeler"ini koruyan bir anayasa ve yasalar dizisiyle ve egemenlik sürecinin şahsiyeti etrafında şekillendiği ilginç bir politik pratikle karşı karşıyayız. Bu, Stalin döneminde Sovyetler Birliği'nde gördüğümüz kişi tapıncından farklı bir şey. Stalin 1953'te öldü. Sadece üç yıl sonra 1956'da Sovyetler Birliği Komünist Partisinin 20. kongresinde Stalin kültü bir anda yerle bir edildi ve Sovyetler Birliği başka bir mecraya girdi. Bunu yapmak, Sovyetler Birliğinde bir devrim ya da darbeyi gerektirmedi. Komünist Partisi fikrini değiştirince hâkim fikir değişmiş oldu, bu kadar!

Türkiye'de Mustafa Kemal'le ilgili resmi doktrinin AKP'nin 8 yılıllık tek parti iktidarından sonra da, bu kadar kolay, rahat, basit biçimde değiştirilebileceğini düşünmüyorum: Ne kadar paradoksal tınlasa da Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasi rakibi ya da ideolojik karşıtıymış gibi görülen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, Fettullah Gülen ve cemaatinin, İslamcı radikallerden farklı olarak bu tabunun orada durmasına tıpkı ona tapınan karşıtları kadar ihtiyacı olabilir.

Bu, Demokrat Parti'nin güçlü ve yığınsal bir muhalefet hareketi üzerinde yükselerek Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına ve tek parti rejimine son vermesine karşın "Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse"leri hapisle cezalandıran yasayı çıkartmaksızın edememesine benzer nedenlerle ilgilidir.

Yasa Demokrat Parti (DP) hükümetince 1950'lerde çıkarılmıştı. Kendileri de var olan oligarşinin, yönetici seçkinlerin bir parçası olan DP liderleri bir önceki dönemin eleştirisine nispeten kapı aralanınca ortaya çıkan -vandalizme varacak kadar- sert eleştiri ve saldırılar karşısında, Atatürk'ten çok, kendilerini korumak, beklemedikleri ve istemedikleri bir oligarşi içi çatışmadan sakınmak için sözle, yazıyla, başka yollarla, "onun aziz hatırasını" gözden düşüren, onu "alenen aşağılayan"ları cezalandırmayı seçmişlerdi.

2002'den bu yana süregiden "Atatürkçü olmayan" tek parti hükümeti pratiği de görüldüğü gibi bu tabuyu zayıflatmıyor. Tersine o iktidar da kendi meşrutiyetini kurarken bu tabuya müracaat ihtiyacı duyuyor. Çünkü onun iktidarı var olan egemenliği tehdit etmiyor, o egemenlik sisteminin bir parçası olmak istiyor. Kendi tabusunu onunkinin yanına ekliyor. Din ile Atatürk tabusu bir arada şimdi daha kuvvetli bir hâkimiyet pratiği meydana getiriyor.

Atatürkçüler'e "takıyye" gibi görünen, ilk bakışta paradoksal olduğu izlenimini uyandıran bu durum doğrudan doğruya Kemalist devrimin en büyük zaafıyla, daha doğduğu an onu muhafazakârlığın ve gericiliğin kucağına iten şeyle, bütün modernleşme iddialarına karşın büyük toprak mülkiyetinin muhafazasını ve ticaret erbabıyla dayanışmayı dayatan sınıfsal ittifak temeliyle bağlı. Büyük toprak ve aşiret mülkiyetinin korunması öte yandan Cumhuriyet doğduğu günden bugüne Kürt halkını Türk rejimine bağlayacak yerel liderlerin rızasını kazanmanın da maddi temeli.

Atatürk'ün ölümünden 78 yıl sonra Tayyip Erdoğan'ın İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi işte bu sınıfsal ittifak temeli üzerinde yükselen, geleneksel mülk sahipliğinin ve onun içinden türeyen sermaye hakimiyetinin koruyucu kabuğu Türkiye Cumhuriyeti'nin yalnızca dualarla ayakta kalamayacağını karşıtlarından çok daha iyi biliyor.

Bu çelişkili ittifakı dünyevi tehditlere karşı sarıp sarmalayacak, onu küresel rekabette ileri taşıyacak manevi değerini koruduğu sürece "Atatürk tabusu"nun Tayyip Erdoğan ve hükümetlerince korunmaya devam etmesine şaşmak için hiç bir neden yok...

Kaynak
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #25 (permalink)  
Alt 28-05-2011, 16:15
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
AKP "Atatürk Tabusu"nu Sürdürmezlik Edebilir mi?
Benim fikrimce de zor. Onları karşı tarafa koyan anlayış kemalizmin kutsallarıydı evet ama iktidara gelmelerini engelleyemediği için öncekilerle eşdeğer bir noktaya taşıdı politikalarını genel itibariyle. Bir siyaset uzmanı değilim sevmem çünkü ancak türkiye gibi bir ordu denetimindeki dikta rejimini çatırdatmak için öncelikle derin bir ekonomik kriz gerekir. O yaşandı zaten ve sonrasında AKP iktidar olurken aynı anda önceki siyaseti sürdüren tüm partiler en dibe vurdu. Bunun ardından liberal veya avrupa ölçülerindeki gibi light sol görünüşlü bir parti gerekliydi ancak öyle bir altyapı kemalizm tarafından tamamen boşaltılmış olduğundan kala kala muhafazakar köylü kurnazlarından bir başkası boşluğu doldurdu. Onunda ana politikası dini muhafazarlık vasıtasıyla kemalizmi eleştirmenin ötesine pek geçmez, CHP nin eski politikalarını eleştirirken bile türkçe ezan uygulamasından bahseder en fazla halka yapılan zulüm diye. Asıl zulümü o da görmezden gelir ve işine gelmeyen yerde aniden devletçi olur,özellikle her türlü kürt hareketi başta olmak üzere gösteri ve yürüyüşlere, protestolara karşoı AKP nin tutmunda muhalefete olan tahammülsüzlüğünü ve beylik birlik beraberlik kardeşlik diyerek öyle var sayan anlayışında bunu gözlemliyoruz. Bu tabuların yıkılması için artık gereken şey birinin kemalizme rağmen iktidara talip olmasından ziyade, kemalizme ve AKP ye rağmen başka bir alternatifin ortaya çıkmasına bağlı. AKP bunu yapabilecek ne kavrayışa, ne politikaya ne de kapasiteye sahiptir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #26 (permalink)  
Alt 31-05-2011, 19:40
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-05-2011
Mesajlar: 16
Alıntı:
breeze´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Mustafa Kemal'in kadına verdiği değer Osmanlı padişahlarından daha fazladır sanırım..Osmanlıda kadına değer verilmesinden ziyade kadına düşkünlük varmış..
en azından Mustafa Kemal'in cariye kovalarken sabuna basıp düşmesi gibi tarih sayfalarına yazılan ironik anıları yok..Cumhuriyet kadını Osmanlı kadınından daha girişken daha güçlü daha özgür..Evet bende bunu Mustafa Kemale mal ediyorum.
Atatürk cariye kovalamamıştır ama kadınlara, hele de arkadaşlarının bile kadınlarına bile özel bir merakı var.
Araştırın bi.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #27 (permalink)  
Alt 26-06-2011, 23:01
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 24-04-2011
Mesajlar: 33
Dogmatizm belli başına bir tabudur sevilmemesi bile günah olan bir ırkın peygamberine siz nasıl olur da tabu dersiniz efenim.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #28 (permalink)  
Alt 27-06-2011, 16:07
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 03-02-2011
Nerden: malatya
Yaş: 24
Mesajlar: 17
kimileri kadın peşinde koşar kimi içki içer onlar kendi prensipleri kendi uygulamaları onlar bizi alakadar etmez bizi ilgilendiren koyduğu fikirler düzenler ve yaptığı icraatlardır zaten devlet olmak bi yandan baskıcı olmaktır öle herkes bi fikir söylese zaten mahalle kahvesine benzer herkes istediğiyle atıp tutar, bir fikrin iyi veya kötü olması ancak deneme yanılma yöntemiyle tam belli olur. önemli olan insanlara eşit olarak davranmaktır. tabu meselesi ise insanların yetiştirilmesi ile ilgilidir tamamen.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #29 (permalink)  
Alt 22-07-2011, 07:28
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-01-2011
Mesajlar: 229
Alıntı:
margarita´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
bir fikrin iyi veya kötü olması ancak deneme yanılma yöntemiyle tam belli olur.
Evet, kemalist T.C de zaten denendi ve matah birşey olmadığı da görüldü.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
atatürk, kemal, kemalizm, mustafa, mustafa kemal, mustafa kemal ve kemalizm tabu mu, tabu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Mustafa Sandal - gönlünü gün edeni desdamona Video Klipler 2 23-03-2008 12:25
Mustafa Hakkında Herşey detays Film Arşivi 4 31-01-2008 01:02
5 Yıl Aradan Sonra Mustafa Sandal patis Müzikal Enfeksiyon 4 14-06-2007 13:15
Mustafa Sandal - Mevcut detays Video Klipler 0 12-02-2007 23:57
tabu oyunundan esintiler sea4ever Komik Çizgiler 0 10-02-2007 01:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:54 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info