Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Ne mutlu Türküm diyene

Serbest Kürsü içerisinde Ne mutlu Türküm diyene konusu: Ne mutlu Türküm diyene ''Ne mutlu Türküm diyene'' Kendine güveni olmayan bir kütle ile bir yola çıkıp, bu yolda yürümek isteyen bir lider için zorunlu bir dua mı? Ankara'nın taşına ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 25-01-2008, 21:17
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
Standart Ne mutlu Türküm diyene

Ne mutlu Türküm diyene


''Ne mutlu Türküm diyene'' Kendine güveni olmayan bir kütle ile bir yola çıkıp, bu yolda yürümek isteyen bir lider için zorunlu bir dua mı?

Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak

Biz Yunana esir olduk
Şu Allah'ın işine bak (*)

Böylesine aşağılayıcı bir esaret tehlikesinin uzaklaştırıldığı bir tarih kesitinde ve uzaklaştırılışın güven veren pratiğinde söyleniyor.


(*) Halk ezgileri zaman içinde gelişme ve değişme gösteriyor. ''Ne mutlu Türk'üm diyene'' çağrısı etkili olduktan sonra,

Biz Yunana esir ettik
Şu Allah'ın işine bak

biçiminde söylenmeye başlandı. Yeni nesiller bu halk ezgisinin bu biçimini biliyor. Daha sonra anti-Amerikan kampanyasının kütlelere götürüldüğü 60'lı yıllarda ise yine değişti.

Ankara'nın taştır yolu
Nato üssü sağı solu

türünden değişikliklerle

Biz Nato'ya esir olduk
Şu Allah'ın işine bak

biçiminde de okundu. (1)

Kendini övmek için ilk önce aşağılanmış olmak gerekmektedir, tarih içerisinde bu topraklarda yaşayan toplum kendisini ısrarla müslüman bir ümmet daha sonrada İslam'ın koruyucusu Osmanlı olarak tanımlarken, aslında o dönemde kendi dışındakiler onları Türk olarak tanımlıyordu. Machiavelli ünlü esri Prince'te iki model sunuyor okuyucusuna, Türk ve Fransız modeli, bu sunumda Türk modeline övgüler düzüyor. Aynı dönemde Erasmus'un ''Deliliğe Methiye'sinde'' Türkler''in ise şöyle övündüklerini anlatılıyor; ''Türkler ve yeryüzünün dörtte üçünü kaplayan o sayısız barbarlar, gerçek dine girmekle övünürler ve hurafelere inanan aşağılık kimseler saydıkları hıristiyanlara acıyarak bakarlar.'' der, batı rönasansa girerken Osmanlı/Türk'ler kendilerini sadece bir ümmet olarak görmekte ve bununla öğünmektedirler.


''Türkler üstünlük duygusuna sahip oldukları zaman Türk olduklarını bilmiyorlar.

Türkler, aşağılık duygusunun içine ve ağızlarına kadar gömüldükleri zaman Türk olduklarını bilmeye başlıyorlar.

Türkçülük, Türkler için çaresizliktir.'' (2)

Aşağılık duygusunu atabilmek için ilk önce aşağılık duygusunu kabul etmek gerekiyor. Bilinçsiz aşağılık duygusu kendine güvenmemek olarak ortaya çıkıyor çoğu zaman. Diğerini daha güçlü görmek ile başlıyor, dış faktörleri abartmak ile devam ediyor. Dönemin tarihine yakından baktığımızda, bu topraklar üzerinde yaşayanlarda çalkantılı Dünya tarihinin, kendine güven duygusunun tüm izlerini silebilecek bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz.

''Osmanlı Münevveri Allah'tan sonra en çok Düvel-i Muazzama'dan korktu'' (3)

Bu korku tabii olarak birden bire ortaya çıkmış değildir elbette. Tarih boyunca Türk, Türk'ü aşağıladı ilk önce;

1- Türk atına binince Bey oldum sanır.
2- Türk olana şehir içi zindan olur.
3- Türk pohpohu, Acem pehpehi sever.
4- Türk işi ödünçtür.
5- Türk ne bilir bayramı, lak lak içer ayranı.
6- Türk'ün aklı sonradan gelir.

bunlara benzer bir çok atasözü ile ilk önce Türk kendini aşağıladı, diğerlerinin aşağılaması çok sonralarıdır. O yüzden türküde aşağılama ile övünme yanyanadır, uzun bir dönem kendiside dahil herkesçe aşağılanan bir kütleye ''Ne mutlu Türküm diyene'' duasını belletmek bir liderin yöntem zorunluluğunda olmuştur. Dönemin reel tarihinden bakınca ve geriye dönük bir tarama yapınca tarihte, sanılanın ve öğretilenlerin aksine ''Ne mutlu Türküm diyene'' sözü, duasıdır bir kütleyi harekete geçirmek isteyen
liderin.


1- Aydın üzerine tezler, Yalçın Küçük
2- a.g.e
3- a.g.e
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 25-01-2008, 22:07
Dostoyevski - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
feylesof
 
Üyelik Tarihi: 15-12-2007
Mesajlar: 38
Blog Başlıkları: 1
Standart ne mutlu insanım diyene!!!

Fikret’in çocukları

Huzursuz bir geceden sonra erkenden uyandım. Bazen ilkbahara bazen yaza benzeyen "modern" kış günlerinin aksine, benim çocukluğumdakine benzer eski usul bir kış sabahı vardı.
Kül rengi bir gökyüzü, bacalardan tüten kurşuni dumanlar, biraz sonra dinmek üzere fısıltıyla yağan solgun bir yağmur.

Bir sigara yakıp pencereden baktım.

Beyaz bir minibüs durdu kapının önünde.

Elinde ağır çantasıyla küçük bir oğlan çocuğu, pencereleri buharlanmış arabaya binerek diğer öğrencilerin arasına oturdu.

Kapı kapandı, araba hareket etti.

Okula gidiyorlar.

Sabahları erkenden kalkmaktan nefret ederdim çocukken.

Okuldan da hoşlanmazdım.

Diş macunu, badana ve ıslak palto kokusunu hatırlıyorum.

Uzun ve yabancı koridorları da.

İlk derste hep birlikte ayağa kalkar ve sıkıcı bir ayini bir an önce bitirmek için aldırmaz bir sesle bağırırdık.

"Türk’üm, doğruyum, çalışkanım."

Doğru değildik.

Çalışkan da değildik.

Birçok yalan öğrettiler bize.

Türk’ten daha güçlü, daha kahraman, daha dürüst, daha akıllı kimse yoktu.

Buna inandık.

Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştuk, Atatürk her konuyu herkesten daha iyi bilen büyük önderimizdi, Abdülhamid korkunç bir diktatör, Vahdettin alçak bir haindi.

Birinci Dünya Savaşı’nda bütün dünya bize karşı birleşmiş ve imparatorluğumuzu yıkmıştı.

Hem Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla övünüyor, hem de Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan "yabancılara" kızıyorduk.

Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak iyi bir şey miydi kötü bir şey miydi, bunu hiç anlayamadım.

Bizim imparatorluğa kimse saldırmamıştı, Alman zırhlılarıyla Rusya sahillerini bombalayıp savaşa giren bizdik.

Ama bizi yenen "kalleş düşmana" da çok öfkeliydik.

Onlara niye bu kadar kızdığımızı da pek kavrayamadım.

Bize yenilmedikleri için mi "kalleş" buluyorduk onları, Almanlarla işbirliği yaparak savaşa girdiğimizde bunu "şakacı bir jest" olarak değerlendirmedikleri için mi?

Saldıran bizdik, yenilen bizdik.

Suçlu "onlardı."

Biz ne yaparsak yapalım "suçlu" hep başkası olacaktı, bize öğretilen buydu.

Herhangi bir tartışmanın, herhangi bir çatışmanın bir yanında Türk varsa, haklı olan mutlaka Türk olandı.

Osmanlı’nın başka ülkelerin topraklarını işgal etmesi övünülmesi gereken bir şeydi.

Başka ülkelerin Osmanlı’nın topraklarını işgal etmesi ise alçaklıktı.

Biz emperyalistlere karşı "Kurtuluş Savaşı" yaptığımızda bu kutsaldı.

Yunanlılar Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşına girdiğinde bu kahpelikti.

Bağımsızlık savaşı iyi bir şey miydi kötü bir şey miydi?

Biz yaptığımızda iyiydi, bize karşı yapıldığında kötüydü.

Peki, biz kimdik?

Yıkmakla övündüğümüz Osmanlı "biz" miydi?

Osmanlı "biz"sek, onu yıkıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdi?

Osmanlı’yı yıkan Türkiye Cumhuriyeti "biz"sek, o zaman Osmanlı kimdi?

"Kızıl Sultan" Abdülhamid’den ve "hain" Vahdettin’den nefret ediyorduk ama kendi öz oğlunu gözünün önünde boğduran Kanuni’ye hayrandık.

Kanuni’nin başkalarının topraklarını nasıl istila ettiğini sevinerek öğreniyor ama bu savaşlar sonucunda Osmanlı maliyesinin batma noktasına geldiğini hiç bilmiyorduk.

Büyük bir ihtimalle bizim öğretmenler de bilmiyordu.

Kalkıp bağırıyorduk sadece.

"Türk’üm doğruyum, çalışkanım."

Bilmemiz gereken buydu.

Rus ordularının Yeşilköy’e nasıl geldiğini, o büyük yenilginin nedenlerini, iktisadi ve askeri tahlillerini hiç okumadık.

Yenilgiler kısa, zaferler uzun anlatılırdı.

Balkan Savaşları çabuk geçilen konulardandı.

İttihatçılar meselesine de fazla girilmezdi.

Sarıkamış faciasının içyüzünü, Ermeni kıyımını okulda öğrenmiş bir tek Türk çocuğu yoktu.

Hálá da yok sanırım.

"Biz" kötü ve yanlış bir şey yapmazdık.

Bir tek Abdülhamid’le Vahdettin kötü şeyler yapmıştı.

Onlar çok kötüydü.

Birinci Abdülhamid’le, Birinci Mahmud’la, İkinci Süleyman’la bir sorunumuz yoktu.

Otuz üç padişahtan niye sadece ikisinden nefret ettiğimizi sormak hiç kimsenin aklına gelmezdi.

"Türk’tük, doğruyduk, çalışkandık."

Bütün dünyanın düşmanlık ettiği, böldüğü, parçaladığı "fakir ve gururlu" bir millettik.

Başka ülkelerin neden "gurursuz ve zengin" olduğunu anlatan bir öğretmene rastlamadım.

Girdiğimiz savaşlarda harcadığımız parayla fakirliğimiz arasında bir ilişki olup olmadığını sorgulayan bir öğretmen de görmedim.

Farklı bir fikri olan bir öğretmenin sınıfında da bulunmadım.

Okullar "farklılıktan" hoşlanan yerler değildi.

Zaten farklı bir fikre de ihtiyacımız yoktu.

Türk’tük, doğruyduk, çalışkandık, akıllıydık, kahramandık.

Diğerleri de bize düşman alçaklardı.

Hayatın özeti de buydu.

"Türk olmasa tarihe yazacak ne vardı."

Bizi böyle yetiştirdiler.

Sırf Türk olduğumuz için iyiydik, güçlüydük, dürüsttük, ayrıca başka bir şey yapmamıza hiç gerek yoktu, Türk’tük ya, daha ne yapacaktık.

Üstelik de hep haklıydık.

Birbirine benzeyen iki ayrı meselede birbirinin zıddı iki ayrı davranışı benimser, ikisinde de haklı olduğumuza samimiyetle inanırdık.

Bu inancı paylaşmayanı da "düşman" olarak görürdük.

Bize öğretilen hep buydu.

Tarihten, kahramanlıklardan, padişahlardan, savaşlardan, cesaretten bahsederlerdi ama Nazım Hikmet’ten bahsetmezlerdi.

Cesur Türk milletinin Nazım’dan bahsedecek kadar cesur bir tek öğretmenine rastlamadım okul hayatım boyunca.

Dünyayı "vatanı", bütün insanlığı "milleti" olarak gören Tevfik Fikret’in şiirinde ne dediğini de uzun uzadıya anlatmazlardı.

İnsanlık aleminin bugün daha yeni yeni varmaya başladığı "küreselleşme" fikrini yüz yıl önce unutulmaz bir şiirle yazmış olan şairimizin bu öngörüsü övünme nedenlerimizden biri değildi nedense.

Türklerin dışındaki insanları sevmesindendi belki bu ilgisizliğimiz.

Belki de İttihatçıların yolsuzluklarına cesaretle karşı çıkacak kadar yiğit olmasındandı.

Fikret’in lanetlendiğini, Nazım’ın hapse atıldığını, Sabahattin Ali’nin öldürüldüğünü ben okulda hiç duymadım.

Türk’tük, doğruyduk, çalışkandık ve yazı yazan bazı Türkleri lanetliyor, hapse atıyor, öldürüyorduk.

Bir sigara daha yakıp, içinde uykulu çocuklarla giden beyaz minibüse baktım.

Onlara neler öğretiyorlardı?

Tarihle ilgili ne bileceklerdi?

İnsanlığın Türklerden ibaret olmadığını söyleyecek bir öğretmenleri olacak mıydı?

Kimin çocukları olacaklardı onlar?

İnsanlığı milleti olarak gören Fikret’in mi yoksa yazarları vurduran, insanları öldüren, yolsuzluklara bulaşan İttihatçıların mı?

Birbirine benzemeyen bu iki Türk’ten hangisi bu çocuklara örnek olarak gösterilecekti?

Her akşam televizyonlarda rastladığım, "ben Türk oğlu Türk’üm," diye bağıran, silaha el basan, cinayetleri benimseyen, hayata düşman tuhaf insanların "Türk" olduğuna inanacaklar mıydı?

Türk dendiğinde, anadilini bile doğru düzgün konuşamayan, bir tek roman okumamış, bir şiirin tadına varmamış, kendi edebiyatına da kendi diline de yabancı bu insanları mı hatırlayacaklardı?

"Ben Türk’üm" diye bağıran bu insanlar Türklüğü temsil edebilirler miydi gerçekten?

Bu muydu Türklük?

"Bir şey olamayanların olduğu bir şey" miydi?

Türklük, vahşilik, barbarlık, saldırganlık, yeteneksizlik, edepsizlik, edebiyatsızlık mıydı?

Bugün karşılaşsalar Tevfik Fikret’e de "hain" diye saldıracak olan bu insanlar mıydı "Türklük örneği" olarak çocuklara gösterilecekler?

Bu kül rengi gökyüzünün altında bir arabada okula giden çocuklar, bunlardan biri olmak için mi gidiyordu?

Yoksa onlar Şeyh Galip’in Yahya Kemal’in, Necip Fazıl’ın, Nazım’ın, Peyami Sefa’nın, Halit Ziya’nın, Tanpınar’ın tadına varmayı öğrenen, onlarla övünen birileri mi olacaktı?

İçim umutsuzlukla sızladı.

"Bu çocuklara da şiir öğretmeyecekler" diye düşündüm.

Onlara Türkçe’nin güzelliğini anlatmayacaklar.

Hiçbir öğretmenleri onlara, "Türkçe’yi sevmeden Türklüğü sevemezsiniz" demeyecek.

Kalkıp bağıracaklar sadece.

"Türk’üm, doğruyum, çalışkanım."

Yalanlar öğretecekler.

Gerçekleri söylemeyecekler.

Yunus Emre’den, Karacaoğlan’dan, Nedim’den bize kalan o ışıklı mirasın tadına varmayacaklar, Itri’nin müziğini dinlemeyecekler, Sinan’ın camilerini dolaşmayacaklar.

Sırf Türk oldukları için mükemmel ve her zaman haklı olduklarına inanacaklar.

İnsanlığın onların "milleti" olduğunu belki de hiç duymayacaklar.

Bütün insanlığı "yabancı" görürken dünyanın "yabancıları" mı olacak bu küçük çocuklar?

"Türk olmak insan olmaktır oğlum" diyecek bir öğretmenleri çıkmayacak mı?

Gökyüzüne baktım.

Kül rengi bulutların arasında erguvani bir parıltı görülüyordu.

Teneffüslerinde Itri’nin çaldığı, öğretmenlerin öğrencilerle şakalaştığı, gerçeklerin anlatıldığı, değişik yazarları seven çocukların edebiyat tartıştıkları bir okul hayal ettim.

Türkçe’yi, edebiyatı, neşeyi, insanlığı seven çocuklar.

Fikret’in çocukları.

"Toprak vatanım, nev-i beşer milletim. İnsan

İnsan olur ancak buna iz’anla inandım," diyen çocuklar.

Türk çocukları.

Bir hayalle gülümsedim.
Ahmet ALTAN
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 27-01-2008, 14:00
Sercan.Us - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 30-10-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 25
Mesajlar: 155
Ahmet Altan bey doğrularla yanlışları harmanlayarak, cumhuriyete karşı içinde ki intikam ve nefret duygularını gizlemeye çalışıyor ama hissediliyor. Elma ile armutları bilinçli bir şekilde karıştırıyorlar ki okumayan araştırmayan insanların ve toplumun büyükçe bir kitlesinin kafalarını karıştırabilsinler.
Altan kardeşlerden nefret ediyorum. Babalarının tırnağı bile olamazlar.

Sn. fenasi çok güzel önemli bir yazıyı bizle paylaştığınız için teşekkür ederim. Biz adam olmayız tavrı avrupa hayranlığı yani tanzimatçı zihniyet günümüzdede devam ediyor.

Ne mutlu Türk'üm diyene vecizesi ırk'a dayanan bir cumhuriyet olmadığımıza en güzel kanıttır.
Ne mutlu Türk'üm diyene yüzyıllarca aşağılanmış ve üzerinde kompleks oluşturulmuş bir ulusun kendine güven tazelemesi için söylenmiş zeka yüklü bir deyiştir.

Etnik kökenlerimize bakılmaksızın tüm farklılıklarımızla yüce Türk milletini oluşturuyoruz. Farklılıklarımız zenginliğimizdir ancak biz bir ulusuz. Hepimiz kardeşiz.

Ayrıca bir başlık açtım fakat burayada yazmak istiyorum.

Emre Kongar'ın makalesinden alıntı:

***
Mustafa Kemal Atatürk, "Ne mutlu Türk olana" değil, "Ne mutlu Türküm diyene" diyerek ve "Türk milletini" "Misakı Milli sınırları içindeki Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" diye tanımlayarak faşist milliyetçiliğin değil, demokratik milliyetçiliğin temellerini atmıştır.

***

Günümüzde yerden yere vurulan ''Ne mutlu Türk'üm diyene'' vecizesine bağlılığımı her ortamda söylemekten ancak onur duyarım.

Sevgilerimle...

Konu Sercan.Us tarafından (27-01-2008 Saat 14:52 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 31-01-2008, 17:01
veya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 29-11-2007
Nerden: 7 Tepe İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 65
Ahmet altan denen kişi yine içindeki irini akıtmış dolaylı olarak.
Atakürt diye rezil yazı yazan birinden zaten Türklük adına iyimser bir yazı beklemek büyük hata olur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
mutlu, turkum, diyene


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Mutlu aşk yoktur.. deJa Hayata Dair.. 53 02-06-2011 23:34
mutlu yıllar sokakkızı HattoriHanzO Geyik Mevzular 10 06-09-2007 16:55
Ebrulii Mutlu Yıllarrrr duarden Geyik Mevzular 11 03-06-2007 09:41
Mutlu Ol İsterdim...ama Olamayacaksın! patis Hayata Dair.. 0 07-03-2007 18:50
Mutlu Kal... Hoşça Kal duarden Hayata Dair.. 1 04-03-2007 08:59


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:52 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info