korunmasız insanlık...mine kırıkkanat
Üç ay önce, ya başıydı eylülün ya ortası...
Beşiktaş balık pazarında geziniyor, balıklardan balık seçiyordum.
Ortalık bir dalgalandı. En az yirmi polis memuru karşı kaldırıma sıralandı, on adet kadarı da benim balıklara baktığım tezgâhın hemen arkasındaki bir kapının önüne “pozisyon” aldı.
12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin “travmatik” belleğine sahip biri olarak ilk aklıma gelen, bir hücre evine baskın yapıldığıydı. Ancak biraz dikkatli bakınca, önünde “pozisyon” alınan kapının, eski bir Valideçeşmeli olarak itiraf etmek zor ama, varlığını unuttuğum Beşiktaş Panayia Rum Ortodoks Kilisesi’nin kapısı olduğunu gördüm.
Kiliseye baskın mı yapılıyor, diye düşünürken, temiz pak giyimli insanlardan oluşan küçük bir kafile, birer ikişer, ellerinde çiçek buketleriyle girmeye başladılar kapıdan.
Meraklı olduğumu bilirsiniz. Dayanamayıp sordum bir polis memuruna:
“Ne var, niye tertibat aldınız burada?”
“Düğün var da...” dedi.
Bulunduğum yerden, mütevazı kilisenin ufacık ama bakımlı avlusu görünüyordu. İnanın, kıyılacak nikâha gelen davetlilerin sayısı, kilisenin çevresinde önlem alan polis sayısından daha azdı.
Ağırıma gitti, canım sıkıldı.
Demek benim ülkemde, hepi topu 2200 nüfustan ibaret Rumlar, artık polis koruması altında kilise nikâhı kıydırabiliyorlardı! Yaptığım saptamanın dehşetini, önce neye yoracağımı bilemedim: Türk Rumların can güvenliği mi yoktu artık Türkiye’de, yoksa güvenlik güçleri mi işgüzarlık yapıyorlardı biraz?
Az sonra, ne yazık ki ilk aklıma gelen doğrulandı.
Balık aldığım tezgahın hemen yanında durup, polisin bana verdiği cevabı duyan bir genç adam, tabii ki bana değil, çünkü kadınlar muhatap alınmaz,“erkek” balıkçıya dönerek: “Müslüman memlekette ne işi var kilisenin...” demesin mi?
Balıkçı, sesini çıkarmasa da kellesini onaylar gibi sallayınca, çıldırmışım.
***
Ben muhatap alırım erkekleri. Özellikle de haddini bilmeyenlere had bildirmeyi görev bilirim. Acaba Almanya’daki yüzlerce cami için “Hristiyan memlekette ne işi var caminin?” diye sorguluyor muydu kendileri? Ya halen yapımı devam eden 128 cami için ne düşünüyorlardı? Yoksa bir süre sonra, “Ne işi var bu Almanların Almanya’da?” falan mı diyeceklerdi?
Onlardan bin yıllar önce İstanbullu Rumlara, Ermenilere, Yahudilere “burası sizin ülkeniz değil” diyebildiklerine göre, Almanları da kovarlardı icabında Almanya’dan...
Evet, bunları ve daha fazlasını da söyledim. Ama çok iyi biliyorum ki, eğer yanımda eşim Daniel’in, eski meski ama “rugby” oyunculuğundan kalan 105 kiloluk caydırıcı kalıbı olmasa, bir, konuşturmazlardı. İki, zoraki dinleseler bile fikir değiştirmezdiler. Çünkü değiştirmek için fikir üretmek ve mantık yürütmek gerekir.
***
Dünkü Vatan’da “Denizden haç çıkarmaya yoğun güvenlik önlemi” başlığıyla bir haber vardı. Hz. İsa’nın vaftizini simgeleyen ve 2000 yıldır aynı şehirde, İstanbul’da yapılan “denizden haç çıkarma töreni” de polis nezaretinde gerçekleşebiliyor artık! Çünkü geçen yıl, artık dincisi millicisi karışık faşistler de bu töreni hedef almışlardı.
Türkiye’de her alanda önemli yöneticiler ve varsıllar, çok uzun süreden beri resmi polis ya da özel koruma ordularıyla çevrili, yoğun güvenlik önlemleri altında yaşayabiliyor, zaten korumalı alanlardan, güvenlikli sitelerden, evlerden dışarı adım atamıyorlar.
Bütün bunlara yeni yılı, sanki uygar bir ülkedeymiş gibi Taksim’de kutlamaya kalkan Avusturalyalı turist kadının, kesin ölümle sonuçlanacak bir toplu tecavüzden kıl payı kurtarılması eklenince, ortaya çıkan ürkünç tablo, Türkiye’de artık hiç bir hakkın, hiçbir özgürlüğün polisiye önlemler alınmadan kullanılamadığını gösteriyor.
Cinayetleri, dayakları, işkenceleri, adam kaçırmaları “münferit” kabul edebilirsiniz. Ama yukarıda saydığım birkaç örnek, toplumsala yaygın bir ruh halini gösteriyor ki, bu ruh hali ne insanca değerlere alamettir, ne de uygarlığa işaret.
Faşizm, önce azınlıkları hedef alır. Sonra çoğunluğun şablonuna uymayan çoğunlukçuları. Hele dincilikle bütünleşen faşizm, bugün “bizden değil” der vurur, ama yarın... Önce vurur, sonra “bizden değildi” der!
mine kırıkanat
|