|
|
Çözümsüzlüğün BekçileriSerbest Kürsü içerisinde Çözümsüzlüğün Bekçileri konusu: Çözümsüzlüğün Bekçileri
Kim bunlar ülkemizde? Türk Silahlı Kuvvetleri. Çözümsüzlük Ne? Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet ve demokrasi sistemi.
Şimdi inceleyelim nasıl çözümsüzlük sistemi olduğunu.
Sisteme göre, seçmenlerin yarıdan bir fazlası doğru, hak ...

25-11-2007, 13:11
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
Çözümsüzlüğün Bekçileri
Çözümsüzlüğün Bekçileri
Kim bunlar ülkemizde? Türk Silahlı Kuvvetleri. Çözümsüzlük Ne? Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet ve demokrasi sistemi.
Şimdi inceleyelim nasıl çözümsüzlük sistemi olduğunu.
Sisteme göre, seçmenlerin yarıdan bir fazlası doğru, hak ve adalet ne diyorsa doğru,hak ve adalet odur. Hattta seçim barajları falan getirirsin bu sistemde, o zaman seçmenlerin % 30'u bile yeterlidir.
Misal,iktidarların kıyak çektikleri bu % 30'a desen, arkadaş oy vereceğiniz parti aileleriyle birlikte 25 milyon insanı İmarbankasına,Holdinglere,İhlaslara gömdü. Varı yoğu hortumlandı hortumcular tarafından,oy vereceğiniz parti de hırsızların çaldığı bu paraları almak benmim görevim değil dedi. Vatandaşın ekmek kapılarını üç kuruşa zenginlere peşkeş çekti, bu yüzden 20 milyon işsiz dolaşıyır. Onlar diyecekler ki,bize ne ? Biz kendi durumumuza bakarız,bize çekilen kıyaklara göre oy veririz. Onların durumu bizi ilgilendirmez,bizi bizim durumumuz ilgilendirir sadece. Sistem bu imkanı vermiş bize,özgürce kendi menfaatiniz neyi gerektiriyorsa o şekilde seçim yapabilirsiniz diye.
Peki siz bu ülkede bir millet değil misiniz? Millet TASADA VE SEVİNÇTE BİR OLAN insanlar değil midir? 2.5 milyon zedenin,10 milyon işsizin tasasını paylaşmanız gerekmez mi milletiz dediğinize göre. Boş ver MİLLETİZ diye kandırıyoruz insanları,herkes kendi gemisinin kaptanı. Kimse kimseyi düşünmez gemisini kurtarırken. Yani senin anlayacağın millet saece içi BOŞ bir kavram.
Benim kanaatim PKK olayı da danışıklı tezgahlanan bir olaydır sistemin sahipleri tarafından.. Şimdi Türkiye'de PKK olayı olmasa vatandaş neyle uyraşacak,neye kafa yoracak. Arkadaş birileri aldı başını gidiyor,biz soyulduk soğana çevridik,hırsızlar köşe oldu,otuz milyon aç sefil yaşıyor. Gelin buna bir çözüm bulalım, Hortumcuların çaldıklarını geri alalım onlardan. Zenginlere peşkeş çekilen ekmek kapılarını geri alalım,iş güç sahibi olalım,refahtan biz de pay isteyelim ve bu şekilde insanca yaşalım. Bunun için kafa yoracaklar
.
İşte halkın buna kafa yormasına fırsat vermemek,hortumcu ve zenginlerin üç kuruşa kapattıkları ülke mallarının ellerinden gitmemesi ve halkın bunların yerine kafa yorması için PKK senaryosu kondu sahneye. Bu tezgah bunun için kuruldu,bu oyun bunun için oynatılıyor yirmi yıldır.
Şimdi PKK'nın isteklerine bakarsanız sadece bunun için tezgahlanan bir oyun olduğunu anlarsınız. Ülkenin derdi ne? Yoksulluki,sefalet,karın doyurma telaşı değil mi? PKK'nın istekleri ne? Ben Kürdüm diyebilmek,kürtçe konuşabilmek hatta geri planda KÜRT devleti kurmak. Peki kürt demelerine izin verildiğinde, onların ben kürdüm demeleri yoksulluk ve sefaletlerini giderecek mi? Kürtçe konuşmalarının serbes olması onları yoksulluktan kurtaracak mı? Asla. Neden? Biz 80 yıldır Türküz diyoruz,Türkçe konuşuyoruz.Bu vatanın sahibiyiz diyoruz. Ama 2.5 milyonumuz zede,30 milyonumuz aç. Üstelik toprağımız da 780 bim M2 . Şimdi Kürtlere alın arkadaş, bizim bizim karnımızı doyurmayan toprağın şu kadarını desek onların karnını doyuracak mı bu toprak asla, Çünkü bizim karnımızı doyurmadı ki,onlarınkini doyursun.
Onlar gelse ne yapacaklar? Bizimkilerin yaptıklarını. Ülke mallarının üstüne kürtlerin godamanları oturacaklar,yine geri kalan kürtler bizim geri kalanlarımız gibi sefalet içinde yaşayacaklar. Nitekim şimdi bile doğu ve güneydoğudaki arazilerin hepsi ağalarının değil mi? Onlar sadece karın tokluğuna çalışmıyorlar mı ağalarının topraklarında. TEK Sahibimiz ağamızdır demiyorlar mı ağalarına. Nitekim 80 yıldır biz de Türküz diyoruz,Türkçe konuşuyoruz,bu vatan bizim diyoruz ama gel görki bu vatanın tüm mallarının tapusu bir avuç zenginin üzerinde. Bizlerin elinde olan az buçuk malımızı da kanunlarla göstermelik bankalar,holdinler kurup bizi kandırarak oralara yatırttılar.sonra alıp kaçtılar yatırttıkları paralarımızı,iktidarları da BANA MI SORDUNUZ YATIRIRKEN deyip işin içinden sıyrıldılar. Şimdi oturduk bu beraber Türk olduğumuz,Türkçe konuştumuz,bu vatan hepimizi dediğimiz hortumcularla sefalet içinde ellerimiz oğuşturuyoruz bizler. Onlar bizden hortumladıklarıyla debdebe içinde yaşıyorlar bizimle beraber.
Şimdi TSK bekçiliğini yapıyor bu sistemin. Kime karşı, İslami sisteme karşı. Neden? İslami sistem bundan daha kötü bir sistem mi? Bakalım.
İslami sistemde hak,adalet ve hukukun ne olduğunu Allah bildirmiştir. İnsanlara kalan sadece Allah neye hak demişse ona uymaktır ve onu uygulamaktır. İslam neyin doğru olduğunu insanlara sormaz. Kendi kriterlerine sorar. Kendi kriterlerine uygunsa onu seçin ve onu uygulayın diye emreder. İşte islamdaki EMANETİ EHLİNE VERİN emri bunun içindir.
İslamda müslümanların hatta yönetimi altındaki tüm insanların mal,can ve namusları idarecilerinin koruması ve garantisi altındadır. Onlara yapılacak tecavüzlere karşı idarecileri sorumlu tutar. Hortumculardan çaldıkları malları geri alıp,sahiplerine vermesini ve hortumcuları da cezalandırmasını emreder idarecilere. Müslümanların tamamı hortumlanan paraların hortumculardan alınıp sahiplerine ödenmesini istemese bile. Çünkü İslam müslümanların isteklerine göre hareket etmez,kendi kurallarına göre hareket eder. Hortumculardan alamadığı kısmını idareciler kendi kusuru olarak ceplerinden veya devletin zarar fonundan EN KISA ZAMANDA öder.
İslam zenginlere, ülke mallarını gasp etmek şöyle dursun, helal yoldan kazandıkları için bile -onları Allah ikram etti size,ihtiyaç sahiplerine dağıtasınız diye emreder. Ve bunun için senede bir defa resmen zekatını alır ihtiyaç sahiplerine dağıtmak için. Bunun dışında sadaka olarak ta vermeye devam etmelerini şiddetle emreder.
Müslimanlara da zulmeden zalime karşı mazlumların yanında yer almalarını,zalimlere karşı onları seçmek şöyle dursun onlarla dişe diş mücadele etmelerini emreder kendilerine herhangi bir zulüm yapmamış olsalar bile. Ve bunu yapmayan veya aksini yapanlara BİZDEN DEĞİLDİR diyor bu dinin getiricisi.
İşte iki sistem ve arada bir bekçi. Birinden diğerine geçilmemesi için.
Selamlar.
|

25-11-2007, 15:20
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
|
İşin en tuhaf yanı ne biliyor musunuz? Öldüklerinde bile geçilmemesi için mücadele ettikleri sistemin ŞEHİDİ ilan ediyorlar Kendilerini. Hem o sisteme geçmemek için bekçilik yapıp mücadele edeceksin,hem de bu yolda ölünce mücadele ettiğin sistemin şehidi ilan edeceksin kendini. Ben ondan olduğum için onun şehidiyim diyeceksin.
Bu durum size de biraz garip gelmiyor mu ne dersiniz? Yani başka bir sistemi savunmak ama diğer sistemden olduğunu iddia etmek. Selamlar.
|

25-11-2007, 16:20
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 729
|
|
|
birincisi,
şu andaki sistemin arızaları kişilere ait olan arızalardır.
yani,
islami rejim gelsin bak nasıl da düzelir diye bir iddia yersizdir.
bakınız iran, afganistan, mısır, suudi arabistan ve diğer islam ülkeleri.
bir de ülkemizde islamı benimsemiş insanlara bakalım.
bakarken ne diyeceğinizi biliyorum.
-bunlar islamın suçu değil ki,
o zaman sizin yukarda saydıklarınız da düzenin sahiplerinin kişisel suçları.
tıpkı aşağıdaki olaylar gibi...
Yıl miladi 1974. Yer Türkiye, Kırıkkale'deyiz. Kamuoyunda MHP'nin "komando kampları" diye bilinen bir kamp. İslam öğretiliyor.
"Kırıkkale'deki Bozkurt obasında din düşmanlarının beyni çıkarılır, kafirler telef edilir, itler boğazlanır. (Erdoğan Asılyüce, Türk Metal Seydişehir Şube Başkanı, "Her Yönüyle Kırıkkale", 1974)
Dört yıl aradan sonra, Aralık 1978. Öğreti, Allah adına Maraş'ta uygulanır. Kalaycı Şah İsmail'in baltayla kafasına vurup, beynini çıkartırlar. Kızkardeşinin ise memelerini kesip bir sürü işkenceden sonra hunharca öldürürler. Yürük Selim Mahallesinde de bir kısım kadın memeleri kesilerek öldürülür. Altı aylık çocuklar, hamile kadınlar kurşunlanır. Gözlere şişler sokulur. Bir kısım infazlar kol ve bacakların çapraz kesilmesiyle yerine getirilmiştir.
....
Şirin Tekin, henüz 17 yaşındaydı. Çevresinde çok sevilen bir gençti. Öğrencilerin demokratik haklarından sözederdi. Oruç tutmuyordu. O gün, 3 Mayıs 1987, Van 100.Yıl Üniversitesi'nin karşısındaki kahvede oturuyordu. "İslamın bekçileriyiz," diyorlardı. Kendilerine "mukatele" emrolduğuna inanıyorlardı. Rektör de "Onlar İslam adına dövüşürler," dememiş miydi? Şirin Tekin, "kanını" saldırganlardan kurtaramamıştı.
....
Şubat 1969. Camilerde günlerdir cihad namazları kılınıyor. "Komünistlerin kanını dökme çağrılan" yapılıyor. 16 Şubat 1969 günü Beyazıt, Dolmabahçe ve Fındıklı camilerinde cihad namazları kılındıktan sonra, topluluklar halinde Taksim'e çıkılıyor. O gün, meydana ABD 6. Filosu'na karşı anti-emperyalist yürüyüş yapanlar gelecek. Amerika Müslümanın dostu mu ne? Yerde iki ölü yatıyor. Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan. Yüzlerce yaralı. Gazeteler manşet atıyor: Kanlı Pazar...
Kafirlerle ateşkes geçici olup cihad daimidir, sonuna kadar, herkes bizden olana kadar!... 1978 yılı Aralık ayı. Maraş'ı kış bastırıyor. Duvarlara, dükkânların camlarına sloganlar yazılıyor: "Allah için savaşa!" Ve cihada kalkılıyor. TRT, 111. ölüyü de verdikten sonra, yeni saptanan ölümlerin bildirilmesini durduruyor. Bir küçük cihad denemesinin resmî bilançosu böylece yarım kalıyor. Ocak 1979. Trabzon. Ülkücü Gençlik imzalı bildiri: y "Türkiye'deki çatışma, İslamla küfrün çatışmasıdır. Bugün Türkiye yeni bir Bedir savaşının öncesini yaşamaktadır. Müslümanlar, cihada çağrıldığınızda koşunuz. Bir komünisti öldürmek, yüz kere Hicaz'a gitmekten iyidir".
9 Temmuz 1979. Tokat'ta bir bildiri yayımlanıyor: " Allah rızası için baş koyduğun davadan hiçbir güç seni geri döndüremeyecektir... Sesimizin ulaşamadığı yere kurşunlarımız ulaşacaktır... Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız".
Cihad kesintisiz devam ediyor. Erzincan, Malatya, Sivas... Ve kıyamete kadar... Çorum'a da sıra gelecek. 16 Aralık 1979. Beşiktaş vapur iskelesi yanında Barbaros Kafeterya’da oturuyoruz. Sıcak bir söyleşi, büyük umutlar. Bir saatli bomba patlıyor. İmza “Türk İslam Birliği”.
...
2 Aralık 1978. Sivas'ta "Müslüman Gençlik" başlığıyla bildiri dağıtılıyor: "Müslüman durma! Hiç durmadan ilerle. Ölüm seni şehit olarak bulsun". İmza, MHP... Ve MHP Davası iddianamesi, 682 cinayeti içeriyor. Demek ki, en az 682 yurttaşımız, bu dünyada büyük sıkıntılara, yokluklara, darlıklara katlanmış olsa da "Allah yolunda savaşıp öldürmekle" güzel bir "alışveriş yaptıkları" için sevinebiliyorlar
...
Yıl 1978. Aralık ayı, gene Maraş'tayız. Cami hoparlöründen yükselen ses şöyle bağırıyordu: "Sizler yoksulsunuz, kafir Aleviler zengin, onların elindekiler, siz müminlerin hakkıdır."
...
"Türkler işkenceye alışık"
Helsinki izleme (Watch) Komitesi, 1985 Aralık'ında Türkiye'de insan haklarının zedelenmesine ilişkin bir rapor hazırlamıştı. Bu raporda, Ankara'daki ABD elçiliği yetkililerinin görüşlerine de yer veriliyordu. Amerikalılar, "Türklerin şiddet eğilimli bir toplum oldukları için işkenceye alışkın bulundukları" kamsındaydılar. Başbakan Turgut Özal, ANAP grubunda yaptığı bir konuşmada, "Bu bir bakıma doğrudur" diyordu (Cumhuriyet, 2 Nisan 1986). Başbakan'a göre "kavgacı" bir toplumduk. "Osmanlı döneminde cemiyetimiz hoşgörülüydü. Ancak zaman bizi daha sert hareket eden bir toplum haline getirmişti".
Toplumumuz işkenceye gerçekten alışık mıydı?
Anadolu halkının büyük acılar çektiği bir gerçekti. En büyük acılan ise Selçuklu ve Osmanlı sultanlarına borçlu olduğumuza tarih tanıklık ediyordu.Selçuklu Sultanı Sancar'ın yüz binlerce Türkmeni kırıp geçirmesi, tarih sayfalarında duruyordu. Melik Şah da Batınilere karşı atalarını aratmamıştı. Yavuz Selim ise on binlerce Alevi köylüsünü kılıçtan geçiriyor ve Anadolu'yu kılıç zoruyla Sünnileştiriyordu. Celali isyanlarını kaplayan bir yüzyıl, Osmanlı hoşgörüsünün başka bir sahnesiydi. Kuyucu Murat Paşa, kestiği insanların kellelerini kuyulara doldurtmakla tarihe nam salıyordu.
...
Erzincanlı Müslüm Koca, 52 günlük oğlu Mirzap'ı diri diri keperek Allah'a kurban ediyordu. Müslüm Koca, 1962 yılında bir iftiraya uğramıştı ve kurtulunca ilk doğacak oğlunu Allah'a kurban adamıştı. Müslüm Koca, ilhamını acaba hangi kültürden almaktaydı?
...
Peygamberin dört halifesinden üçü bıçaklanarak öldürülmüştü. Ömer, Osman ve Ali'yi hançerleyenler de Müslüman değiller miydi?
İslamın barışında kim için can güvenliği vardı, Peygamberin torunları bile zehirle kılıçla öldürürüldükten sonra!
....turan dursun'un yazılarından derlenmiştir....
Konu asmara tarafından (13-12-2007 Saat 20:24 ) değiştirilmiştir..
|

25-11-2007, 21:03
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
Sevgili kardeşim
Aslında kendim ek yapacaktım ama senin detaylı cevabını görünce önce yanıt vermek ihtiyacı hissettim. Şimdi kişilerin suçudur demişsin. Kısmen haklısın da. Bu dediğin bir kaç anayasası islam olan ülkeler için geçerli. Ama benim demek istediğim. İslamı anayasa yapki gideceğin yol belli olsun. Yani hangi yoldan gideceksin onu bil. Senin anayasan islam değil. Anayasandaki uygulanacak emirlerin de islamla alakası yok. Senin yolun da yanlış bu yolda giderken yaptığın hareketler de. Ama öbür taraftakinin yolu doğru da, bu yolda giderken yaptığı hateketler yanlış. Yani sen demişsin ki anayasanda,bir şey yaparken halka soracağım,o ne derse onu yapacağım. Senin halka sorman da yanlış. Neden halk doğruyu yap demez hiçbir zaman. Kendi menfaatine geleni yap der. Ondan sonra halk böyle yap demesine rağmen senin kendi menfaatine göre başka türlü yapman da.
Amaöbürü,ben halka sormam. Allaha sorarım demiş Anayasasında ama,Allaha sormadan kendi kafasına göre işler yapıyor kısmen.
Şimdi bakalım. Ülkemizdeki finanszedelerin sayısı ne kadar? 2.5 milyon. Hortumlanan miktar 500 milyar dolar. Peki senin beğenmediğin Arabistanda,İran'da,Suriye'de,Libya'da,Sudan'da vs.... var finans kurumları ama oralarda ne 2.5 milyon zede var,ne de hortumlanan 500 milyar dolar.
Şimdi ben islamı getireceğim diye çıkanların yaptıkları bazı vahşetlerinden bahsetmişsin. Yani burada kişilerin yaptığı hareketler islama uyuyorsa islamidir? Uymuyorsa değildir,bunun cevabı bu kadar basit. Demek ki o kişiler işlerine gelmiş islamı kullanmışlar kendilerini iktidara taşımak için. Bugün bak kendilerine aynı şeyi gene yapıyorlar Şehit cenazelerinde. Ama islami sisteme de en fazla karşı olanlar onlardır. Çünkü İslamın ırkçılığı men ettiğini çok iyi bilirler. Yani Başbakan da İktidara gelebilmek için minarelerden ABD ve zengin emperyalistlere kurşun atıyordu minarelerden. Ama iktidara gelince ABD ile sarmaş-dolaş,zenginlerle içli dışlı,onlara habire halkın ekmek kapılarını üç kuruşa peşkeş çekmeye devam ediyor. Yani bu da Başbakanın iktidara gelebilmek için samimi müslümanları kandırmaya yönelik İslami kendi çıkarları için kullanma hareketi. Bilmem anlatabildim mi? Yani ben İslami Sistemi getireceğim diyen herkese inannamak ve onların yaptığı yanlış işlerin faturasını islama yüklememek gerek.
Misal MHP'liler bir zamanlar oruç tutmayanları dövüyorlardı. Bu islama uygun mu? değil. Sonra kendileri birahanelerde kafa çekiyorlardı oruç tutmayanları dövdükten sonra. Bu islami mi bu da değil, Demek ki bunların islam ve islamın getirmekle alakası olamaz. Bunu ayırmak bu kadar basit.
Kime inanacağız o zaman. Gayet basit . Adam çıkar,İslam anayasasını getirir masaya koyar,gelin beni destekleyin der. O zaman desteklememek büyük vebal olur zaten. Sen bak bakalım. Böyle bir kişi ve hareket var mı? Yok.
Tabi bu arada islami getireceğiz diye halkı kandırarak soyan ve hala çeşitli organizasyonlarla soymaya devam eden birilerinin YEŞİKL SERMAYE diye adlandırdığı kişiler var. Kim Bunlari? Gülenler,Süleymancılar,Yimpaşlar,Kombassanlar,Saad etliler.
Ne olacak? Bunlar çok zengin olup ekonomiyi ellerine geçirecekler miş te,İslamı öyle getireceklermiş.
Peygamberimize SENİ MEKKENİN EN ZENGİNİ YAPALIM diyem müşriklerin teklifi geldi aklıma. Acaba Peygamber müşriklerin teklifini kabul edip,Mekke'nin en zengini olup,Mekke ekonomisini ele geçirerek islami getirseydi daha mı kolay olurdu. Demek ki bu yolla olmayacağını bilen Allah onu o yöne yöneltmedi. Çünkü İslami getirmek maldan çok,İman ister,Mangal gibi yürek ister,En küçük menfaatte dönmeyen demir gibi bilek ister. Bilmem anlatabildim mi? Selamlar
|

25-11-2007, 21:04
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
|
Başbakan onun için çözümü demokraside arayın diye bas bas bağırıyor çözümü siyasetin dışında arayanlara. Çünkü demokrasinin gerçekte ÇÖZÜMSÜZLÜK REJİMİ olduğunu çok iyi biliyor kendisi.
İnsanlık tarihi boyunca, gerçekte Nefislerinin isteklerine uymak olan ÖZGÜR İRADELERİ ile hiç bir zaman çözüme ulaşamamışlar,ne zaman ki kendi özgür iradelerini bir tarafa bırakıp YARADANIN İRADESİNE tabi olmuşlar ve işte o zaman çözüme ulaşmışlar.Selamlar.
|

26-11-2007, 09:37
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 09-11-2007
Mesajlar: 79
|
|
Din ve siyaset
Selam arkadaşlar..
Öncelikle asmara'ya teşekkür ederim duygularıma tercüme olduğu için.
Dinin siyaseti olmaz. İnsanlar islamı yüreklerinde ve beyinlerinde yaşar.
"Çünkü demokrasinin gerçekte ÇÖZÜMSÜZLÜK REJİMİ" olduğu fikrini ortaya koyan cebir arkadaşımız şunun ayrımına dikkat etmelidir ki bu rejmin var olduğu bir ülkede bu kadar rahat fikirlerini savunabiliyor ve sistemi eleştirebiliyor.
Daha dün akşam ki haberler de kaybolan iki gençten bahsediyorlardı. Bir ölü bulunmuş diğeri ise kayıp. Aile perişan. yapılan araştırmalar çocuların içinde bulunduğu ruhani durumu ortaya çıkarıyor. İzledikleri Cd'ler okudukları kitaplar Cebir arkadaşımızın bahsettiği islam sentezinin sonucudur.
Sırf etnik Kimliği farklı diye bu yıl içinde katledilen Hrant Dink'e ne demeli?
1970 yıllarda binlerce genci yok eden milli selamet partisinin savunduğu ilkeler islam değil miydi? Allah Allah nidalarıyla alevisini sünnisini kardeşi kardeşe kırdıran bu düşünce değil miydi?
Kendilerini Allahın elçileri olarak ilan eden tarikat şıhları veya şehleri insanların inançlarını kullanarak beyinlerini yıkayıp, onları ölüm makinaları haline getirmemiş midir? Gerekçe olarak da tek yol islam dememişler midir? Beyinleri yıkanan gençler kendilerini Allah'ın askerleri olarak görürken sözde Allah'ın elçisi olan şeyh lerde Varlıklarına varlık katmamışlar mıdır?
Evet bu ülke insanın yarısından fazlası açlık sınırının altında yaşıyor....
Evet gelen siyasilerin hepsi, teoride halkı, pratikte kendilerini düşünüyor...
Evet bu gün var olan muhalefet ve iktidar partilerin hepsi "BÖL PARÇALA YÖNET" stratejisini hayata geçirmiş, ve ABD'nin kuklası olmuş haldeler.
Evet ülkemiz, özelleştirme adı altında parça parça satılmış ve satılmaya devam etmektedir.
Hacı Bektaş-i Veli'nin bir sözü aklıma geldi. "ELİNE DİLİNE BELİNE SAHİP OLMAK" İşte bütün mesele bu......
|

26-11-2007, 11:17
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
|
Sevgili arkadaşım islam yüreklerde ve beyinlerde yaşar demişsin en sonuna da Hacı Bektaş Veli'nin ELİNE,BELİNE ve DİLİNE sahip ol vecizesini getirmişsin. Şimdi bak bakalım Hacı Bektaş Veli'ye islamı beyninde ve yüreğinde mi yaşamış,yoksa,elinde,belinde ve dilinde mi yaşamış. Yani bir laf ediyorsunuz başta,sonda verdiğiniz misal onu tekzip ediyor. İşte İslam yürek ve beyinde başlayıp tüm organlarda ve tabi hayatın tüm işlerinde yaşanması gereken bir sistem aslında.
İkincisi demokrasi olmasa sen böyle konuşabilecek miydin diyorsun. Şimdi bakalım. Bir müslüman çıkmış mescitte Halife Ömer'e diyorki Ganimet malı kumaşlardan bize ikişer arşın dağıttın,kendin dört arşın almışsın ki fistan diktirip giymişsin üzerine. Herkese 2 arşın dağıtırken kendin niye dört arşın aldın diye bağırıyor.Mescitteki hiç bir müslüman da sen nasıl Halfeye böyle bağırırsın diye tepki göstermiyor ve Halfenin hesap vermesini bekliyor. O arada Halifenin oğlu diyorki,ben kendi hissemi de babama verdim de öyle diktirdi o fistanı diyor ve durum açıklığa kavuşuyor.
Şimdi senin çok methettiğin demokraside olacakları söyleyim,istersen sen de itiraz et. Birincisi camide bunu söylemek yasaktır Başbakana. Niye? Laikliğe aykırıdır. Dünya işleri camide konuşulmaz. İkincisi meydanda sorsan,hemen taraftarları seni yuhlarlar,Başbakanı suçlayamazsın diye. Üçüncüsü korumaları tarafından tartaklanarak dışarı atılırsın,sonra da polis gözaltına alır seni. Şimdi kıvırmadan söyle hangi sistem daha özgür? İşte bir sistemin veya birilerinin gözü kapalı taraftarı olmak budur. Aç gözlerini,şöyle bir bak sistemlere ve uygulamalarına da çözümden yana hangisiymiş gör ve kimin taraftarı olduğunu anla. Sözü daha fazla uzatmayayım belki incinebilirsin. Ama incinme. Neden çünkü efendimiz öyle diyor. Müslümanın müslümana yapacağı en büyük iyilik yanlışını gördüğünde yanlıştasın diye nasihat edip doğruyu göstermesidir. Bizde bir zamanlar o yanlışların içindeydik. Allah razı olsun bizi de birileri uyardı yanlıştasınız diye. Onları dinleyip baktıkki hakikaten yanlıştaymışız. Allah razı olsun onlardan. Selamlar.
|

26-11-2007, 11:47
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 09-11-2007
Mesajlar: 79
|
|
Cabir'e cevap
Evet inançlar beyinde ve yürekte başlar ve orda biter. Ben Hacı Bektaş-i Veli'nin éELİNE DİLİNE BELİNE SAHİP OL" vecizesni yazarken; insanların ellerine bellerine ve dillerine hakim olduğu sürece dini de istismar edemeyeceklerini anlatmaya çalıştım. Anladığım kadarıyla sen Hacı Bektaş-i veli'nin bu vecizesiyle nedemek istediğini tam olarak algılayamadın.
Sen, bu ülkenin islam ile yönetilmesi gerektiğini ve daha demoratik, daha özgür ve daha refah içinde yaşayacağımızı dile getiriyorsun. Ama görüyorum ki At gözlüklerin bir başka düşünceyi kabul etmiyor.
Evet HAcı Bektaş-i Veli de Mevlana gibi, Yunus Emre gibi vb. gibi birçok islam aleminin tasavvuf düşünürleri gibi yüreklerinde ve beyinlerinde yaşıyorlardı inançlarını.
Ve islamı, inancı ,topluma anlatırken sevgi ve barış üzerine konulan cümlelerle şiirlele vecizelerle anlatıyorlardı. Unutmaki Mevlana da " İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!" vecizesiyle dile getirmiştir.
Evet Ben bu ülkede demokrasi var derken düşünce suçundan dolayı idam edilenleri de biliyorum. Ama şunu da biliyorum ki Sen ve senin gibi düşünenlerin bu ülkeyi ne hale getireceğini de...
|

26-11-2007, 11:58
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
|
|
|
sn. cabir sizi tekrar aramızda yazılarınızla görmek çok güzel.
İlk önce kişi ile tanrısı arasında ki inancı dışarda tutarak, burda İslamiyetin siyasi yönünü (İrtica) tartıştığımızı belirtir ve devam ederim.
Behsettiğiniz İslami şeriat yönetim şekli, İslami bilginlere göre asrı saadet denilen zaman diliminde yaşanılan İslamdır. Daha sonrasına göz atmadan önce hemen örneğinizden hareketle ilk o dönemi irdeleyelim, Halife ömer dönemi İslamiyet açısından en büyük yayılmayı yaşadığı on yıl olarak tarihe geçmiştir. İlk halifelik yıllarında yapılan akınlardan elde edilen ganimet eşit paylaştırıldığı için yukardaki anlatı yaşanmış olmakla birlikte, dönemin yaşanan tarihi açısından halife ömer, o zaman için preislam topluluğu açısından devletin başı olarak bir aşiret reisi düzeyinde algılanırken, dini açıdan ise bir imamdır sadece o dönemdeki müslümanlar açısından. o yüzden de rahatlıkla sorgulanır kendisi o küçük toplulukta, zaten bütün islami nüfus toplamı konya ilimizin nüfusunu geçmez o bahsi geçen hikaye sırasında. İlerleyen yıllarda halife ömer'in egemenliğinin son yılında mesela, çıkan isyanlar ve ayaklanmalar ise bahsedilen paylaşım adil olmaktan çıktığını anlatır bize ilk önce, daha sonra ise feth edilen yerlerin hukuk ve ananesi alınarak oluşturulan şeriatta ise yukardaki kadar serbest ve adil olmadığını görürüz uygulamada bu sistemin. Burda o öernekleri tek tek saymıyacağım ama asrı saadete dahil olan ilk dört halifeden sonraki dönemlerden önce halife ömer döneminde başlamıştır ayaklanmalar hatta daha öncesinde daha peygamber öldüğü gün başlamıştır ayaklanmalar ve bu ayklanmalar bilindiği üzere kendini peygamber ilan edenler ile birlikte anılan bedevi ayaklanlamarıdır ki burda gerekçeleri, madem islam zekatı emrediyor ve kime vereceğimiz bize bırakıyor ben o zaman neden mekke hakimine ödeyeyim bunu istediğime veririm diyerek başlamıştır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, fekat adaletli halife ömerin yukarda bahsi geçen düşünceyi İslam için değil Şeriat için yani hükmetmet için ezmesi ise düşündürücüdür.
gelelim daha sonra ki İslami şeriata, emevi, abbasi ve ismi İslami ve türk tarihinde bahsedilmeyen bir çok hüküm sürmüş halifeye, unutmadan pek tanınmasa da birde osmanlı halifeleri vardır. Asrı saadet bitiminde yaşanan taht kavgaları ve ardından ortaya çıkan halife çokluğu ve kavgaları sırasında şeriat sistemi halka hiçte iyi davranmamıştır. Devanımda türk kölelerce oluşturulan ordular vasıtasi ile ele geçirilen iktidar ve halifelik kurumu şahsa münhasır uygulamalarla günümüze kadar gelebilmiştir. İstenirse burdan tek tek bu Şerriat adına yapılan katliamları ve baskıyı yazabilirim ama uzatmanın anlamı yok kanaatimce...
Hiç bir sistem mükemmel değildir, fekat 1400 yıl denenmiş ve memnun kalınmadığı için değiştirilmiş ve bir çok yerde değiştirilmek istenen ama emperyalist güçlerce engellenen bu şeriat düzeni günümüz için yeterli değildir. Yaşadığımız çağa uygun bir çözümü ise İslami Şeriat üretip uygulayamaz, sorun çözülemediği içinde Peygamberin ölümü ile başlayan kavgalar ve paylaşım savaşları devam eder.
saygılarımla
fenasi b.acz
|

26-11-2007, 13:04
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
|
|
|
Tabi Fenasi arkadaş kendi görüşünü olaylarla anlatmaya çalışmış islam hakkında. Kişilerin yaptıklarını islam olarak algılamış. Halbuki İslam kişilerin yaptıklarının tamamı değil kendi kriterlerine uyuyorsa islamdır. Uymuyorsa değildir. Müslümanların memnun olmadıkları dönemler oldmuştur,haksızlık edildiği zulüm gördüğü dönemler de. Bunların nedeni kişilerin silamı uygulamadan uzaklaşmalarının sonucudur. Eee ben şimdi desem,1500 kişi şapka giymiyor diye idam edildi Bu Cumhuriyet ve demokrasi rejiminde haksız mıyım. Yalan mı söylüyorum. Asılmadı mı? İslami yönetimlere bakın,herhangi bir kıyafeti giymediği için aslıan 1550 kişi var mı?
Fenasi arkadaş sanırım o dönemlerdeki haksız başkaldırı yapanları haklı olarak başkaldıranlar kategorisinde görmüş. Her dönemde mutlaka adaletle savaşan insanlar olmuştur ve kıyamete kadar da olacaktır. Ve bu başkaldıranlar da günümüzde demokrasi adına yaptıkları gibi o zaman da islam adına yapıyorlardı. Yani adalet ve adaletsizliğin savaşı kıyamete kadar sürecektir. Adaletsizliğin tarafındakiler Şeytan ve taraftarları,adaletin tarafında müslümanlar vardır. Burda dikkat edilmesi gereken ve insanları şaşırtan durum ikisinin de müslüman kılığına girmesi,ikisinin de ben doğruyum demesidir.
Zaten müslümanları bölüp parçalayan kişileri örnek almalarıdır. Halbuki başvuru yeri olarak Kur'anı alsalar ne bölünme sorunları olur,ne de yanlış yapma riskleri.
Arkadaşın bir açmazı çok önemli. Nedir o.Şeriat memnun kalınmadığı için değiştirilmiştir. Menmun kalmayanlar kimler bakalım. Hırsızlar.hortumcular,mafyalar,kırkyalan siyasetçiler,dürzüler,deyyuslar yani kısacası sağlıklı toplum için tehdit olan kişiler. Niye istemiyorlar Şeriatı. Çünkü Şeriat bunlara izin vermez Allak Kitabında. Ve cezası da caydırıcıdır. Bunlar onun için istemezler. Zaten medya da bunların elindedir devletin üst kademeleri de. Halkı soyup soğana çevirirler,sonra göstermelik cezalarla ve hiç ceza almadan yırtarlar. Adam 3 kişiyi öldürür,2 sene sonra afla çıkar,7 kişiyi daha öldürür,sonra 3 sene sonra tekrar çıkar,17 kişiyi daha öldürür. Ama Şeriat ilk katlinde kısas uyguladığından 24 kişiyi anında kurtarır. İşte aradaki fark. Tabi olacak o kadar. Biri bizi yaradan Allahın kanunları,diğeri biz nakıs ve acizlerin kanunları.
İnsan denen makinayı imal edenen Allah onun nasıl kullanıldığında sağlıklı çalışacağını,nasıl kullanıldığında arızalar yapacağını en ince detayına kadar bilendir. Ve bunları da en ince detayına kadar açıklamış kitabında. Şöyle buyuruyor bu tehlikelere karşı. Suçluya merhamet etmeyin,merhamet bakımından suçluya da mazluma da Allah sizden daha yakındır. Suçluya hakettiği cezayı vermezseniz mazluma zulm etmiş olursunuz kendi yaptığınız kanunlarla.
İşte bu durumun en güzel örneği. Bankerlerle başladı halkı soyma hareketi,mazlumlara merhamet edeceğimize hırsızlara merhamet ettik çıkardğımız kanunlarla. Ve bu maraz getirecek merhamet yüzünden devam etti soyma işlemi. Arkasından 19 banka,100'ün üzerinde Holding,bir o kadar Banker,İhlaslar,İmarlar. Netice ne? 2.5 milyon varını yoğunu kaybetmiş mağdur,bunların içinde 500'ü intihar etti.belki 500 bini psikolojik hasta oldu,geri kalanı sefalet içinde yaşıyor. Niye böyle oldu? Allahın yukarıdaki ikazını kulak ardı ettiğimizden. Kim bunun suçlusu. Hepimiz çeşitli derecelerde suçluyuz onların bu hale gelmesinden. Halbuki Allahı dinleyip ilk hırsızın elini kesip sokaklarda ibret için dolaştırsaydık. Ne 2.5 milyon zede olacaktı,ne 500 milyar dolar hortumlanacaktı,ne de hortumlanan bu 500 milyar doların 100 milyar doları devletin yani vatandaşın sırtına sarılacaktı. Selamlar
Konu Cabir tarafından (26-11-2007 Saat 13:48 ) değiştirilmiştir..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:50 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|