GERÇEĞİ BİLECEKSİNİZ VE GERÇEK SİZİ ÖZGÜR KILACAK
Yuhanna 8:2
AMONATHEB ANISINA
Dünyadaki ilk sırlar insanoğlunun gerçek kökleriyle ilgilidir. Günümüzde kabul görmüş iki teoriye göre Darwincilik ve Yaratılışçılık insanoğlunun kökleri konusunda asla beni ikna edememiştir.
Darwin’in en sağlam ve dayanıklı olanın hayatta kalması yönündeki teorisi İnsanoğlunun DNA yapısındaki binlerce kusura rağmen hayatta kalması, öte yandan da yaratılışçıların sürekli bulunan fosilleri görmezden gelmesi beni asla tatmin etmemektedir.
Yakın zamanlarda bugünkü İsrail topraklarında bulunan Neanderthal adamın Cro-Magnon adam ile yan yana yaşamış olması ve bununla ilgili bulunan fosillerin bulunmasıyla insanoğlunun kökleriyle ilgili teorilerin ikisinin de artık çürüdüğü inancındayım. İlginç olanı ise bu iki türün çiftleşmemiş olmasıdır. Konuyla ilgili araştırmalar yapan yazar James Shreeve Neanderthal muamma: Modern İnsanın Köklerini Çözmek adlı kitabında bu iki farklı ırkın, üreme olarak farklı olmasından dolayı çiftleşmemiş olduğunu belirtir. Karbon testlerinden bölgede yaşayan modern insanın Neanderthal adamdan kırk bin yıl daha önceden orada olduğu gösterilir ve böylece evrimsel süreklilik teorisi de çöker. Bugün dünya üzerinde geleneksel bilimin kaçamak cevaplar vererek konuyu kapatma çabalarına karşın bu düşüncelere katılmayan arkeolojik, teolojik ve tarihi revizyonistler, insanın kökleriyle ilgili farklı bir görüşe ihtiyaç duyulması altında birleşmektedirler.
Fakat insanın kökeni ne olursa olsun gerek Darwinistler gerekse teologlar savundukları düşüncelere sıkı sıkıya sarılmışlardır. Açıklanamayan bir çok arkeolojik bilgi ve kanıt her gün çoğalmaktadır. Bunlardan bazıları:
1- 18 ve 19 yy. İrlanda civarında alışılmadık derece küçük çok sayıda çin porseleni ve mühürleri bulunmuştur ki, o zamanlarda bilinen Zümrüt adası ile Çin arasında bir ticaret yolu yoktur.
2- Güney Amerika’da 3.600 yıl öncesinden kaldığı düşünülen Kristal Kafatasları bulunmuştur. Gerçek boyutludur ve çok keskin bir aletle yapılmıştır.
3- 1930 yılında Kosta Rica’da bulunan çok sayıda devasa taş toplar, bölgede asla var olmayan granitten ve mükemmel bir simetri ile yapılmışlardır.
4- İngiltere, Fransa, Almanya’da bulunan antik taş kalelerde, sadece İskoçya’a 60 tane büyük kayalardan yapılmış ve bazı yerleri yüksek ateşle eritilerek camlaştırılmıştır. Bunun geleneksel ateşle yapılabilme olasılığı olmayıp 1100 derece sıcaklık gerekmektedir.
5- 1900 yılında Girit yakınlarında Antikythera adasında İsa’dan yaklaşık yüz yıl öncesinden kalma bir bilgisayar bulunmuştur. Antikythera mekanizması olarak bilinen bu alet bir tür diferansiyel sistemi içermektedir ve bu sistem 16 yy kadar bilinmiyordu.
6- Bir Irak köyünde M:Ö 220 yıllarına ait olduğu anlaşılan, içinde demir bir çubuk olan ve daha sonraları pil olduğu anlaşılan küçük bakır silindir bulunmuştur. İçine üzüm suyu konduğunda yarım voltluk enerji üretmektedir.
7- İngiltere’deki Stonehenge ve Silbury Hill gibi açıklanamayan mekanlar, Paskalya adasındaki dev kafalar, Peru’daki nazca düzlüğü, Ohio’daki büyük yılan höyüğü Dallas ve Teksas’ta bulunan tarih öncesi çağdan kalma kayalık duvarlar, tarih öncesi çağda yüksek bir teknolojinin var olduğunu ortaya koymaktadır.
8- Eski Nasa görevlisi Maurice Chatelain, Yunan adası Delos’ta, <st1:metricconverter productid="450 mil">450 mil</st1:metricconverter> çaplı bir alan içerisinde, on üç farklı mistik alan bulunduğunu yazmıştı. Bu mistik alanlar birbiriyle çizgilerle birleştirildiği zaman devasa bir malta haçı şekli ortaya çıkmakta ve sadece uzaydan görünmektedir.
9- Chatelain’e göre, birbirinden binlerce mil uzakta ve binlerce yıl arayla yaşamış farklı kültürlere ait, hepsi aynı ağırlıkta madeni paralar bulunmuştur.
10- 1996 yılında Çin Shang hanedanı üyesi, tarihin üç bin yıl öncesine dayanan, Amerika’daki olmeç kalıntılarının üzerindeki, kesinlikle arkaik Çin harfleri olduğunu onayladı ve şaşkın arkeologlar, aynı alfabetik sistemlerin birbirinden bağımsız olarak geliştirilemeyeceğini kabul ettiler.
11- Abydos, Mısır’da antik 1 seti tapınağında yerden sekiz metre yüksekte , iki jet uçağı ve bir Apachi saldırı helikopterinin resim oymaları bulundu.
12- British Museum’da bulunan , Babil çivi yazısı tabletleri, Venüs’ün evreleri, Jüpiter’in dört ayını ve Satürn’ün yedi uydusunu anlatmaktadır ve dünyadan çıplak gözle görülmesi imkansızdır.
13- 16 yy. başlarından kalma olduğu söylenen Türk Amirali Piri Reis’in haritaları, Güney Amerika’nın Amazon havzasını ve Antartika’nın kuzey sahillerini açıkça göstermekte bu bölgeler 20. yy’a ve uçak icat edilene kadar gözlemlenememiştir. Bu dört bin yıllık kesin bilgi, açıklanamamaktadır.
14- Yakın geçmişte Okinawa yakınlarında M:Ö 8000 yıllarında yapılmış olduğu tespit edilen dikdörtgen biçiminde bir zigurat bulunmuş, bu tarihten önce yüksek bir uygarlık seviyesine sahip insanların yaşadığı fikrini desteklemiştir.
Yukarıda yazılan ve örnek adetleri çoğaltılabilecek kanıtlar ile insanoğlunun geçmişi bilmemesi veya bilmek istememesi onun yıkıcı doğasından kaynaklanır. Yunan Diktatör Peisistratus, bütün Atina’nın altını üstüne getirmiştir. Memphisteki Path tapınağında bulunan Mısır kütüphanesi yıkıldığında geriye hiçbir şey kalmaz. Romalılar Kartaca’yı ele geçirdiğinde 500 binden fazla kitabı yakmışlar, Mısırla savaşırken İskenderiye’deki kütüphane Ceasar tarafından yok edilmiştir. Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz. Avrupa’daki kütüphaneler Hıristiyanlar tarafından yok edilmiştir. Bunların yok olması ortaya çıkmasını zorlaştırmakta ve süreç almaktadır. Eğer İskenderiye kütüphanesi bugün yakılmamış olsaydı bilim ve tarih olduğundan çok farklı yerde olurdu.
İnsanoğlunun geçmişiyle ilgili gizem, dünyanın en eski iki büyük yapısıyla sembolize edilmektedir. Geleneksel bilgiler ki, ben buna katılmam. Sebebi Çin’de bulunan ve incelenmesine izin verilmeyen Türk piramitleridir, şimdi bunu dikkate almadan konuya dönersek, Büyük Piramit ve Sfenks 4.500 yıl önce yapıldığı söylenmektedir. Fakat yakın zamanda yağmurların etkisiyle Giza platosunun çöle dönüşmesinden en az 10.000 yıl önce gerçekleşmiş olabilecek bu ünlü yapıların antik Mısır uygarlıklarının ortaya çıkmasından binlerce yıl önce yapılmış olduklarını kanıtlamaktadır. Son yıllarda bir çok uzaman Sfenksin en az 5.000-7.000 yaşında olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Eğer antik Mısır’da böyle bir teknoloji varsa diğer yerlerde de bunun kanıtı bulunurdu. Bugün bazı bilim adamlarına Sfenks heykelini incelemesine yasak getirilmiştir.
Ünlü Medyum Edgar Cayce, 1934 yılında antik Mısırlıların Büyük Piramit ve Sfenksin bir kayıt salonu olarak – bir tür zaman kapsülü – bir tür bilgileri gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan bir uygarlığın devamı olduğunu ifade etmişti. Cayce bu bilgi deposunun Sfenksin pençelerinin altında olduğunu söylemişti. 1990 yılında yer delici radarlar Cayce’nin iddialarını doğrulamıştır. Sfenksin pençesinin altında bir salon bulunmuştur. Ve burayı araştırma yetkisi kimseye verilmez. Eğer sfenks Buzul çağından önce yapılmışsa bunun mimarının Mısırlılar olma ihtimali ortadan kalkıyor. Birçok araştırmacının ortak kararı Mısırdaki gerek mücevher yapımı gerekse mimari aniden ortaya çıkmamış, başka bir uygarlığın mirası olarak devam etmiştir. Mısırlıların ünlü, ölüler kitabı doğruluk efendisi bölümü ile Musa’nın On Emir’i nerdeyse birbirinin aynısıdır.
ESKİ AHİT ÖLÜLER KİTABI
- Benim dışımda başka tanrıya tapma idoller yaratma - İlahi dengeye karşı gelmem.
- Tanrı olduğunu söyleyen başkasına inanmam. - Tanrı adını yanlış kullanma
- Gerçek tanrıyı asla gücendirme. - Şabat gününü kutsal bil
- Bu gün mısırlılarda yoktur
- Anneni babanı onurlandır - Akrabalarıma zarar vermem.
- Öldürme - Öldürmem
- Zina yapma - Zina yapmam
- Çalma - Kimseyi soymam
- Yalan söyleme - Doğruyu söylemek yerine
yalanlar uydurmam.
- Başkasının malına göz dikme - Başkalarına haksızlık etmem.
Bu karşılaştırma İsrailoğulları’nın öğretilerini büyük ölçüde antik Mısır’dan aldığı konusunda çoğu araştırmacı hem fikirdir. Buna karşılık olarak Mısırlılar bu bilgileri kendilerinden önceki Sümer ve Babil uygarlıklarından almışlardır.
Son yıllarda Tibet, Hindistan, Ortadoğu, Amerika kıtasında arkeolojik araştırmalarda yoğun bir artış vardır. Bunun nedeni ise 1996 yılında Washington eyaletinde Bulunan kalıntılardır. Kenewick adamı denilen insan türü normal insandan çok farklı olarak uzay filmlerindeki insan tiplemelerine benzemektedir. 1977 yılında Şili’deki Monteverde’de yapılan kazılarda burada 12.500 yıl öncesine ait insan fosilleri ve eşyaları bulunmuştur ki bu ilk Amerikalıların Bering boğazını bir buz kö
prüsü sayesinde geçtikleri düşünüldüğü tarihten 1.000 yıl öncedir. Antropologların News Week dergisinde çıkan haberine göre, ilk Amerikalılar’ın 11.500 yıl önce toprak bir Kö
prü ile Alaska’ya geçen Asya ya da Moğol kökenli insanlar değil, bilim adamlarının daha birkaç yıl öncesine kadar tahmin dahi etmedikleri tamamen farklı bir etnik kültüre sahip insanlar olduğudur. (Moğolların aslı Türk’tür, siyasi endişeler sonucu Moğolların İslamiyeti seçmemesinden dolayı bu gündeme getirilmez.) Tarih öncesi çağlarda ilerlemiş bir medeniyetin olduğu yadsınamaz bir gerçektir ve bu insanlığın kökleriyle ilgili olan iki teoriye asla uymaz. Ne Darwinci yaklaşım ne de Yaratılışcı. Bu her geçen gün ortaya çıkan kanıtları asla açıklayamaz. Dünya tarihinin ve düşüncelerinin bu iki temel üzerine kurulduğunu düşünürsek. Amerika’da çıkan Türkçesi Yeni Bin Yılın Tanrıları : etten ve kemikten tanrılarla ilgili bilimsel kanıt adını taşıyan kitap, Yazarı Alon A. Alford, 20 yy. teknolojimizin bize henüz kazandırabildiği, tarih öncesi uygarlığın haritalar, taşlar fosiller ve mitoloji olarak günümüze geldiğini söyler…
Bir çok bilim adamı bu konunun artık bir bilim dalı haline gelmesi gerektiği görüşündedir. Ama bu çok önemli endişeler doğmaktadır. Efendi kul sistemi ile yönetilen insanoğlunun yönetimi zorlaşacaktır.
Fotoğrafı analitik olarak değerlendirirsek insanoğlunun geçmişine ait bilgiler Mısırdaki gizem okulları ve Pisagor okulları ile parça parça günümüze gelmiştir. Bu bilgiler sadece ruh ve ölümle ilgili olmayıp, tasarım, mimari, inşaat, astronomi vb bilgilerdir. Bu erken grupları birleştiren olgoi moneizmdir. Yani tek tanrı anlayışıdır.
İbraniler antik dünyayı en iyi kayıt altına alan insanlardır. Ama Mısır’da köle olarak piramitlerin yapımında köle olarak çalıştıkları ne İbranilerde ne de mısır yazılarında asla rastlanmaz. Öğretilerinde onlara gelen bütün bilgi İbrahim ve Musa aracılığı ile olduğudur. İncelendiği zaman bütün öğretilerinin köklerinin Mısır olduğu açıkça görülecektir.İncil’e göre dünya tarihini bugünkü akışına sokan olay Musa’nın İbraniler ile Mısır’dan çıkışıdır. Bir çok araştırmacı tarihçiye göre ki; bana görede öyledir. Musa Mısır’da öğrendiği mistik imgesel anlatımları daha sonraki İbrani liderlerine öğretmiştir. Bu eski ahitte şifrelenerek günümüze kadar gelmiştir. 1939 yılında Freud ünlü kitabı Musa ve Tek Tanrıcılık’ta; Musa’nın aslen Mısırlı olduğunu yazmıştır.
Freud , Yahudilerin kölelikten çıktıktan sonra İbraniler’in niye Mısır yaşam tarzını devam ettiklerini sorgulamıştır. Tabi bunu yapan ilk kişi değildi. Eski ahitin çıkış bölümünde (2:19) Musa’nın Mısırlı olduğu yazar. Bir çok araştırmacının elde ettiği sonuç Musa’nın Mısırlı bir rahip-prens olduğudur. Konu çok dikkatli araştırılırsa ve o zamanın yazıtları incelenirse Musa aslında Mısırlı Firavun Akhenaton yani IV.Amenhotehep’ten başkası değildir. 18 yy.da Rosicrucianlar daima bunu savunmuşlardır.
Amonhetehep yani Musa mısırdaki mevcut kargaşayı önlemek için tüm tapınakları kapatarak Tanrı Aton için tapınak inşa etmiştir. (yeri gelmişken belirteyim IKNATON, tanrı ATON’un hizmetçisi demektir.) Evrensel tek tanrı anlayışına uyan Aton İbranilerin Adon dediği tanrıyla aynıdır. Aten İbraniler tarafından öyle olsun anlamına gelen Amen kelimesine dönüştürülmüştür. Bu kilisede ve camilerde yoğun kulanılır. Bu kelime Sümer’in mutlak tanrısı ANU’dan türediği düşünülmektedir.
Bir çocuğun sepete koyularak nehre bırakılması Sümer hükümdarı büyük Sargon’da görülür. Tabletlerde ‘zor durumdaki annem, hayatımın kurtulması için beni kamışlardan yapılmış bir sepete koydu ve ağzını ziftleyerek beni nehre bıraktı, nehir beni anki’ye taşıdı.”
Mısır’da daha sonra Aten inancı bastırıldı ve Musa yani Firavun Mısır’dan kovuldu. Garner’e göre Amonhetehep’in Kiya adlı karısından doğan oğlu daha sonra ünlü çocuk firavun Tutankhaten oldu. Aten yerine Tutankamon olarak ismi değiştirildi.
Mısırdaki kanıtlarda Musa/Akhenaten’in insanlarını güneye Sina çölünden geçirerek Timas gölüne götürdüğü görülmektedir.Bu alan bataklıktır ve savaş arabalarının takip etmesi imkansızdır. Akhenaten taraftarları onun hala tahtın gerçek varisi olduğunu düşünürler ve ona varis anlamına gelen Mose, Meses ya da Mosis demislerdir. Yani Musa bir isim değil bir ünvandır. Bu teoriyi destekleyen diğer bir kanıt Mısır’dan çıkışta ve daha sonraki olaylarda önemli rol oynayan Meryem adlı kadındır. Firavun Musa ile ilgili teori, hükümdarlığının sonlarına doğru, Merykiya-Khiba’nın sevdiği – Mery amon – Amon’un sevdiği – adı altında kraliçe haline gelmiştir.
Hem Mısırın hem de Mezapotamya krallarının çifte mirasını taşır. Musayla birlikte sürgüne giderek İsrailoğulları tarafından Meryem olarak adlandırılmıştır. Ve kızı Tutankhamen’in kız kardeşi – aracılığı ile kraliyet kanını taşıyarak Musevi kraliyet ailesini oluşturan oydu. Bu teori ki benim yaptığım çokça incelemelere karşın doğru olmadığını dahi düşünsek Musanın antip bilgiler için iyi bir eğitim aldığı asla yadsınamaz. Yeni Ahitte Habercilerin İşleri bölümünde 7:22 ‘de :’ve Musa Mısırlıların bilgeliğine yaraşır bir eğitim gördü. Böylece gerek söz söylemede gerekse iş görmede güçlü birisi oldu’ der. Tabletler Musa’ya geldiğinden 1.000 yıl sonra İbranilerin yazıyla tanışması da ayrı bir değerlendirme konusudur. Tanrı Mısırca yazmıştır taşları. Ve diğer bir nokta Hiyeroğlif kelimesinin anlamı Tanrının Sözleri demektir.
İşin asıl ilginç yönü Musa’ya tanrı tarafından verilen bu on emrin yine tanrı tarafından bozulmasıdır. Tanrı Yehova daha sonra onlara amoritlerin, Hititlerin, canaaaların topraklarına girmeleri, mallarını almaları, erkek, kadın, çocuk demeden öldürmelerini emreder. Sevgi dolu tanrı vahşi bir katile dönüşür. Musa’nın Sina dağında gerçekleştirdiğini söylediği mucizeler Mısır inisiyasyonunu da içerir. Diğer bir deyişle emirler ruhtan değil fiziksel bir varlıktan alınmıştır. Texas üniv.Dr.Joe Lewis 1997 Yılı kitabında (Tanrı Teorisi) , bu noktayı daha da işin içinden çıkılmaz bir yorum yapmıştır. Yehova aslında ateş, rüzgar ve gürültü çıkaran bir araçtır. Bu araç Çıkış:19:4 açıklandığı gibi “Mısırlılara ne yaptığımı ve seni bir kartalın kanatlarına bindirerek ne yaptığımı gördün” şeklinde olduğunu söylemiştir. Uçan bir araçla gezen etten kemikten biri vardır. Dr. Musa’nın asla Yehova’nın yüzünü görmediğini söylemiştir. Bunu erken dönem Yahudi mezhebi olan Mandeallerin, dünyayı karanlık ve ışık olarak bölen bir evren yapısına inandıklarını ve onlara göre dünyada dahil olmak üzere fiziksel alem, sürüngen bir varlık olan karanlıkların efendisi tarafından yaratılmış ve yönetilmiştir. Bunlara yılan, ejderha vb.isimler verirler ve buna inanırlar.
Bütün kültürlerde olan bu ejderha cinsi varlıklar konusunda R.A Boulay dünya üzerindeki kültürleri inceleyerek, insanoğlunun sürüngen geçmişinin hikayesi isimli bir kitap yayınlamıştır, ona göre insanoğlunun kökeni memeliler değil sürüngenlerdir.
İncil araştırmacısı Lewels ve Boulay İncil’de geçen Yehova’nın aslında Sümer tanrılarından biri olduğunu söyler. Yaratılış 17 de İbrahim ile Yehova arasındaki konuşmasına işaret ederek, bütün erkeklerin sünnet edilmesinin bir işaretleme sistemi olduğu günümüzdeki hayvan işaretlemeden başka bir şey olmadığını söyler. Eski hikaye ve Efsaneleri yorumlamak zordur. Kavramları anlayabilmek o kültürü anlamaktan geçer. Genellikle mit olarak kabul edilen bu tür elegoriler batı dünyasının erken dini ve felsefesinin omurgasını oluşturur. Öte yandan çeşitli mitolojilerdeki tanrılar dikkatle incelendiği zaman hepsi aynı kökten çıkmış gibi görünür. Gerçekten de mionlar kültürünün erken metinlerinin çevirileri incelendiği vakit Mezapotamya’da kullanılan semit diyalektini içerdiği görülmüştür. Diğer yandan batı uygarlıklarının temeli olan Yunan kültürünün Girit’te yaşayan erken dönem minoanlar dan gelmiş olduğu yaygın şekilde kabul edilir. Tanrılarla ilgili olaylarda çok fazla malzeme olduğu için bazı insanlar tanrılar arasındaki bağlantılara katılmayabilir. Ama mitolojiler incelenirse tanrılar arasındaki bu bağlantı daha fazla dikkat çeker.
SÜMERLER MISIRLILAR YUNANLILAR ROMALILAR
göksel baba anu amen-ra cronos saturn
göksel ana antu mut hera juno
dünyanın efendisi enlil seth zeus jupiter
dünyanın anası ninhursag isis athena minevra
kardesi/kurucusu enki osiris apollo vulcan
savaşcı rakip marduk horus ares mars
yer altı efendisi negal anubis hades pluto
aşk yaratıcısı asherah hathor aphrodite venüs
tanrıların yardımcısı ninurta thoth hermes mercury
Listeye dikkat edilirse buradaki asıl sorun Musadan önce mısırlıların antik bilgiyi nasıl ele geçirdikleridir. Bu büyük bir ölçüde İncil’de de geçen İzak ve İbrahim tarafından olmuştur. Kutsal kitaptaki aşk entrikasında İbrahim’in büyükoğlu İsmail’i İbrahim’in karısı kısır olduğu için Hagar adında mısırlı bir hizmetçi doğurur. İbrahim’in karısı Sarai bu planı organize etmesine karşın daha sonra Hagar a kötü davranarak kaçmasına sebep olur.
Yaradılış 17 de Yehova, bu dönemde takipçisinin adını Abramdan (Yücebaba), Abraham (ulusların babası) a döndürdü.Ve bütün erkek çocukların sünnet edilmesi emrini verir ve İbrahim’e aralarında Mısır’ın da bulunduğu Mezapotamya da dahil birçok toprağı yönetecek bir ırk sözü verir. Daha sonra İzak’ı doğuran Sarai’nin adı Sarah (Prenses), olarak değiştirilir. İzak ikinci çocuklarıdır ve ibrahim 100 yaşındayken Sarai’den çocuğu olur. Yaradılış 17:19 da İbrahim’e Yehova’nın toplumunun İzak tarafından oluşturulacağı söylenir. Tanrı İzak’ı İsmail’den genetik olarak üstün görmektedir.
İbrahim’in atalarının hepsinin isimleri İncil’de geçer. Babası Terah ve geçmişteki Nuh’un oğlu Şem ve dolayısıyla Adem’e kadar ulaşılır. İbrahim’in İran körfezinin ucunda bulunan Ur şehrinden geldiğini hatırlatmakta fayda vardır ki burası bir Sümer şehridir. İbrahim kutsal metinlerden anlaşılacağı üzere bir göçebe değil, zengin ve güçlü bir Sümer vatandaşıdır. M.Ö 2000 yıllarında Ur şehri yıkılınca İbrahim kuzeye Harran’a taşınır. Bu şehrin adı Sodom ve Gomorra şehirlerinin ünlü hükümdarı Lot’un babası , İbrahim’in erkek kardeşi Haran adına isimlendirmiştir. Konu dikkatli olarak tarihsel süreçte incelendiği vakit İsrailoğulları’nın kurucuları, sıradan insanlar olmayıp güçlü hanedan liderleri olup, Sümer antik geleneklerini Musa’dan İbrahim’e geçiren, bu hanedanlıktır.
Dünya üzerindeki en derin sırlar Mezapotamya’da Dicle ve Fırat arasında, İran körfezine yakın yaşamış olan Sümerlere kadar uzanır. Şimdiki adı da Irak’tır.
Sümer kültürü 6.000 yıl önce aniden ortaya çıkmış ve tuhaf bir şekilde kaybolmadan önce, Hindistan’dan Nil’e kadar olan yerde yaşamı etkilemiştir. M.Ö. 2.350’lerde İran körfezinden Akdeniz’e kadar uzanan Semit akad hanedanlığını kurmuş olan savaşçı lider Büyük Sargon’un eline geçer. Devam eden savaşlarda azalan Sümer nüfusu ünlü kanun yapıcı Hamurabi yönetimine girmeye zorlanır. Girit ve İndus vadisinin başkenti olan Mohonje-dora nın gizemli yıkılışı Hamurabi döneminde gerçekleşmesi Paskalya adasının ortadan kalkması, Andean uygarlığının ortaya çıkışı ve mayaların Orta Amerika’ya gelişi hep bu zamandadır. Aralarında bağlantı vardır. Aynı zamanda Sümer kralı Ur-Mammu tarafından Hamurabi’nin ünlü yasaları bu dönemde yayınlanmıştır.
Bundan 150 yıl öncesine kadar İtalyan gazeteci Valle güney ırakta bir dizi kazı yapana kadar Sümerler hakkında hiç bilgi yoktu. O günden bu güne araştırmacılar Batık şehirler ve binlerce kil tablet bulmuştur. Bu kadar çok bilgiye karşın Sümerler hakkında piyasaya açıklanan bilgi yeterli değildir. Açıklanmaz.
Bu altı bin yıllık uygarlık hakkında daha yakın tarihlerde var olmuş olan Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarından daha fazlası bugün eldedir. Bunun en önemli nedeni diğer uygarlıklardaki papirüslerin ve parşömenlerin zaman içerisinde bozulması fakat Sümere ait kalıntıların ıslak killere yazılarak kurutulması ve günümüze kadar gelmesi. Yazıldıktan sonra fırınlanır ve saklanır.1802 yılına kadar bir lise öğretmeni tarafından sistemli bir şekilde tercümeye başlayana kadar ne olduğu anlaşılamadı. Bu gün hala çevrilmeyi bekleyen dağ gibi tablet vardır.Sümer alfabesi kelimelerden çok sembollerlerden oluşur. Çevirilerden Sümerlerin yaratıcılarının mitolojik tanrılara karşılık geldiği anlaşıldı ve her şey bu noktadan ilerledi. Çevirilerden anlaşıldığı üzere Dicle-Fırat vadisinde bataklıktan kurutulduğu ve büyük ölçekli sulama kanalları yapılarak parıltılı şehirler kurdukları açıkça ye alır. İlk on iki önemli şehir ve eyaletleri Ur,Nippur,Uruk,Lağaş,Akkad,Kiş gibi egzotik isimleri bulunur. Adına Zigurat denilen yüksek tapınakların etrafında şekillenir. Her şehir Ensi denilen kendi tanrısı tarafından yönetilir.
Sümerler hakkında daha çevrilmemiş bir çok tablet varken onların dünyada birçok ilki gerçekleştirmiş olduğunu bilmekteyiz. Prof.Samuel Noah Kramer’in Tarih Sümerde Başlar adlı ve The Sümerians adlı kitabı ilk yazı sistemini, tekerleği,o kulları, tıp, tarih bilimleri ve birçok olayın onlarda başladığını kanıtlarıyla vermektedir. Sümerlerden kalan belgelerden anlaşılacağı üzere günümüz modern toplumlardan farkları yoktur.
Sümer kraliçesi, Shup-ad ın British Museum’da sergilenen büstü, için araştırmacılar muhteşem bir peruk, kulaklarda iri küpeler, boynunda gerdanlık olduğunu söyleyip o devirde bunların yapılmış olmasını oldukça ilginç bulurlar. Bu Roma’nın kurulmasından 2.150 yıl önce Musa’nın yazılarını yazmaya başlamasından 2.000 yıl öncedir. Sürekli uzak yerlere yolculuk yapmaktadırlar ve gemi yapımı ve haritacılık gelişmiştir.
Gökyüzü hakkında bilgileri inanılmazdır, küresel astronomi, 360 derecelik daire, ufuk çizgisi, göksel eksen, kutuplar, ay ve güneş tutulmaları, ekinokslar vs. bunlarla ilgili tüm bilgi birden ortaya çıkmış gibi görünür. Mısırlılar ve Yunanlılar’ın kullandığı ve asırlardır kullanılan ilk takvimin oluşmasını sağlamışlardır. Sadece geometri değil aynı zamanda atmış zamanlı, zaman ölçme sistemi de Sümerlilere aittir.
Modern burçlar kuşağının on iki tanrıya atıf olarak Sümer tarafından geliştirilmiştir. Dünyanın güneş çevresinde dönüş süresi otuzar derecelik on iki haneye yani 30 Günlük 12 aya bölen onlardır.Dünyanın ekseninin kayıklığının ve aynı konuma gelmesi için gereken sürenin 25,920 yıl olduğunu hesaplamışlardır.Bu gün bu süre Tapınak şovalyeleri, İlluminati ve Rhodes Yuvarlak masasını esinlendiren Yunan alim platon a ithaf olarak platon yılı olarak bilinir. Amerika tarafından Şuan dünya üzerinde yürütülmekte olan BOP bile bu rakama dayanmaktadır. Çok ilginçtir.
Bugün kafaları karıştıran ve bilimcileri huzursuz eden şey, varlığı sadece 2,000 yıl sürmesine karşın bu göksel döngüyü , 25,920 yıl olduğunu nasıl anlamışlardır, ve kayıtlarına geçirmişlerdir. Neden uygarlıklar bu döngünün tam ortasında başladı? Bu astronomi bilgileri yoksa tanrıların bir mirasımı idi.
Sorulması gereken soru şudur : 6,000 yıl önce var olmuş ilkel insan avcı-toplayıcı Bir yaşam tarzı sürmekte iken, nasıl olur da birden bu kadar ileri hala kullandığımız bilgileri oluşturmuştur. Günümüz standartları için bile hala bu bilgiler elde edilmesi Oldukça zordur. Ünlü Brittanica yazarları bile Sümer tarihiyle ilgili ciddi olarak cevaplanması gereken gerçekler olduğunu vurgulamaktadır.
Yazılı silindir mühürleri binlerce bilgi ve belgeye bugün insanoğlu sahip olduğuna göre belki de bu konuyu açıklamaları Sümerliler’in kendisine bırakmakta fayda vardır. Ama bu geleneksel anlayış içinde yazılan tarihi ve süzgeçten geçen bilimi kızdırır.
Sümerlilerin gerçeği sahip oldukları her şeyin kendilerine tanrılar tarafından verildiğidir. Bu antik insanlar gökyüzünden dünyaya inen canlılar yine gökyüzüne çıkabilen tanrılardan bahsetmektedirler. Bu konu tabletleri çevirenler tarafından başlarda inanılmamış, mitlerin başlangıcı olarak damgalanmıştır.
Sümerlerin insanoğlunun kökleriyle ilgili anlayışlarını tam olarak kavrayabilmek için, zihin yapımızı hafifçe değiştirmemiz gerekir. Anunnaki kelimesi Sümer dilindeki anlamı , gökyüzünden dünyaya gelenler demektir.
Eski ahitte geçen nefilim kelimesi gerçekteki anlamı aşağı gönderilenler anlamına gelirken neden devler olarak tercüme edildiği sorgulanmış ve antik medeniyetlerdeki izlere kadar gidilmiştir. Yazar Sitchin İncil üzerindeki tutarsızlıkların peşine düşerek bir ömür bıyu süren araştırmasını yapmıştır.Yazarın sorusu son derece haklıdır, Nefilim kelimesi , devler olarak değil bir çok araştırmacı tarafından göksel varlıklarla İnsan kadınların cinsel birleşmesi sonucu ortaya çıkan antik kahramanlar olarak açıklamışlardır. Yaratılış 6:4’te şöyle der; Tanrının oğulları insan kadınla birlikte olduğu ve çocuk yaptığı o günlerde – ve sonrasında – nefilim dünya üzerindeydi. Onlar Eski zamanların kahramanı ünlü adamlardı.
Rusya doğumlu ünlü araştırmacı Sitchin ve diğerleri , Sümer tabletlerini, sümerceyi akıcı olarak öğrendikten sonra bir mit değilde anlaşılan ve algılanan haliyle yzılmış olacağı düşüncesi ile yorumlamaya başalar ve sonrasında arkeolojik bulguların kendi teorisini desteklemesiyle birlikte yazılı tarihin hiçte gerçekleri yansıtmadığı düşüncesine sahip olur.Sitchin in yaptığı araştırmalarının sonucu İncilde geçen Nefilim ile Sümer in sözünü ettiği Anunnaki aynı şeydir.Ve bu düşünce Farmasonluktan Thule derneğine kadar tüm üst yönetimlerin bildiği ve benimsediği bir düşüncedir.
Anunnakinin hikayesi şudur , 450,000 yıl önce bir grup insan benzeri uzaylı varlık dünya denen gezegene geldiler.Geldikleri gezegen, Sümerlilerin adına Nibiru dedikleri,antik Sümer edebiyatında 12 gezegen olarak tanımlanmaktadır.1981 yılında Amerikalı astronomlar güneş sistemimizde onuncu bir gezegen olabileceği üzerinde çalışıyorlardı.Dünya çevresinde dönen bir uydu teleskopun kaydettiği görüntüler ve pluton un yörürgesindeki düzensizlikler bilim adamlarını başka bir gezegen olacağı fikrine itmiştir.Birleşik devletler denizkuvvetleri gözlem evinin kanıtları doğruysa, bu Sümerlerin astronomi alanında ne kadar ileri düzeyde olduklarının bir kanıtıdır.Sümerler Ay ve Güneşi de güneş sistemi içine dahil ettikleri için bu 12 rakamı şaşırtıcı olarak doğrudur.Sümerlerin Uranüs, Neptün ve Pluton gibi gezegenleri son derece doğru bir şekilde tanımlamış ve diyagramlarını hazırlamış olmaları ve bunların bir teleskop olmadan yapılabilme olasılığının imkansızlığı Sümerler hakkında bize bir tasarım yapmamızı sağlar.Bu gezegenler Uranüs 1781 , Neptün 1846 , Pluto 1930 yılında bulunduğu dikkate alınırsa.
Uzan zamandır mit olarak düşünülen atik Sümer metinlerinin son yorumları, özelliklede yaratılış destanı olarak bilinen Enuma Elish, güneş sistemimizin son durumu hakkında inanılmaz bilgiler sunar.
Sümer metinlerinde, dört milyar yıldan uzun bir süre önce Nibura adında gezgin bir gezegenin güneş sistemimize girdiğini, Tiamat denen denen büyük bir gezegeni kıl payı ıskaldığı bunu sonucunda ciddi yer çekimi sorunları ortaya çıktığı açıklanır.Daha sonra nibiru –babil dilinde Marduk , bir kez daha geldiğinde , Tiamat gerçekten vuruldu ve Nibiru nun görevli ayları tarafından bombalandı.Tiamat ın çeşitli boylardaki parçaları asıl yörüngesinde kalarak asteroit kuşağını oluştururken gezegenin diğer yarısı güneşe yakın yeni bir yörüngeye fırladı , bu parça zaman içinde dünya yı meydana getirdi.Nİbiru nun aylarından biri olan Kingu bizim şuanki ay olarak bildiğimiz Ay haline geldi.
İşin ilginç yönü , bu teori , Dünyanın neden kabuğunun bir kısmının - Pasifik okyanusunu kaplayan kısmı, neden eksik olduğunu ve asteroit kuşağının nasıl oluştuğunu mantıklı bir şekilde açıklamaktadır.Bu teori çok fazla spekülasyona neden olan kuyruklu yıldızlarıda açıklamaktadır.Teoriye göre Nibiru ve Tiamat çarpıştıklarında ,iki dünyadanda çok miktarda deniz suyu toprak ve döküntüyle birlikte uzayda savrulmuşlardır ve kirli buz parçalarını oluşturmuşlardır.
Bu teori yakın zamanda elde edilen bazı bulgular ile dahada güçlendi ; Antartikada bulunan bazı göktaşları ,Marsın atmosferini olusturan gazları içermektedir, öte yandan bilim adamları bir mars meteorunda , dört milyar yaşında olduğu tespit edilen mikroorganizma bulmuşlardır.
Yörüngesi Mars ve Jüpiterin arasından geçtiği için Geçit gezegeni adenen Nibiru ,elips biçimli kendi yörüngesine devam eder, bu yörünge onu güneş sisteminden uzaklaştırır ve tekrar kütlesel çekim ile içeri sokulmaktır.Mısır kayıtlarında buna kanatlı disk denmiştir.
Dünyadaki yaşam, güneş çevresinde olan dönüş süresi bir yıla dayanarak gelişti.Nibiru daki yaşam ise ,güneş etrafındaki dönüş süresine göre yani dünya zamanıyla 3,600 yıla göre oluştu.Bu durum nibirudaki yaşamın dünyadakinden çok daha önce geliştiğini düşündürmektedir.
Sümer kayıtlarındaki Nibiru yani Anunnaki, 450,000 yıl önce , yani dünyanın ikinci buzul döneminde Nibirunun son derece gelişmiş varlıkları iki gezegenin yaklaşması sonucu Dünyaya seyahat ettiler.Nasıl astronotlar dünyaya imerken okyanusa iner, Anunnakide ilk inişini suya yapar.Mnatıken bu antik astronotlar kendilerine ortalama bir sıcaklık,su ve yakıt kaynağı sağlayacak bir kamp yeri ararlar ve bu yere uyan tek bölge vardır MEZAPOTAMYA.
Bazı araştırmacılar, bu ilk Anunnaki yerleşim merkezinin güney ırakta kalmasını ve savaşlarda sürekli buraların bombalanmasını şüpheyle karşılarlar.
Kayıtlarımıza dönersek, Mutlak Nibiru hakimi Anu – veya An yada El , asıl gezegenden operasyonu yönetirken Anu’nun iki oğlu Enlil ve Enki liderliğinde dünyada sistematik bir kolonileşme hareketi başlar, bütün Anunnaki liderler daha sonra Nefilim yada Tanrı rolüne girerler.Çok ilginçtirki bu Nefilimden birisinin ismi NAZİ dir.
Enlil , görev kumandanıdır, Enki ise yönetici ve bilim subayı.İki kardeş arasında Nibiru protokolleri ile ilgili düşmanlık vardır.Büyük enki, annesi An unun resmi karısı olmadığı için ikinci derece öneme sahiptir.Ama dünya yolculuğu fikrini ilk başlatan kişidir.
İyi korunmuş metinlerin birinde Enki , iran körfezine inişini şöyle anlatır : Dünyaya yaklaşırken çok fazla su olduğunu fark ettim.Yeşil çayırlarına yaklaştığımda ,benim emrimle yükseltiler ve kümbetler oluştu.Saf bir yerde evimi yaptım.
Enki hem bilimci hemde mühendistir.Onun liderliği altında iran körfezinin kuzeyindeki bataklıklar kurutulmuş sulama kanalları yapılmıştır.Enkinin büyükoülu Marduk un önderliğinde destek birlikleri gelir.Dünya zamanıyla çok uzun bir yıl olan bu olay Anunnaki için sadece birkaç yıldır.
Bazı araştırmacılar Anunnakinin dünya üzerindeki çalışmalarıyla ilgili çok karmaşık metafizik açıklamalar üretmişlerdir.Bir çoğu Nibiru nun geçişiyle bozulan enerji alanlarından ve ruhsal boyutlarından bahsetmektedir.Stchin ve diğer araştırmacıların teorisi ise ,kolonicilerin dünya üzerinde mineral zenginliklerin peşinde olduğu yönündedir.Anunnaki ,bizim hidroklorokarbonlar sayesinde ozona verdiğimiz türde zararlar bulunan kendi atmosferini onarmak için altın arıyorlar diye açıklanmıştır.Bugün şaşırtıcı şekilde bilim adamlarımız ozon tabakasının en iyi onarılmasının çözümünü minik altın partiküllerin atmosfere atılması olduğunu söylemektedirler.
Fakat iran körfezindeki bu altın çıkarma işi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemiştir.Varisi Enlil ile birlikte Anu , koloniyi ziyaret eder ve Enkiyi daha fazla altın bulmayla görevlendirir.Enki güney Afrika ve ordanda güney amerikaya gider.Güney amerikada altın olduğu 1970 yılında kanıtlanmıştır.Kazı izlerine orta ve güney amerikada rastlanmıştır.Bu Anunnaki altın arama çalışmaları gezegenin belirli bölgelerinde devam eder ve insanın başlangıçtaki yayılmalarınıda açıklar.Bu konudaki önemli destek ve kaynak da Mezapotamyada verilen şehir isimleri ile orta amerikadakilerin benzerliğidir.