Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Yetenek Ve Hainler

Serbest Kürsü içerisinde Yetenek Ve Hainler konusu: Yetenek, kelime anlamıyla dört farklı şekilde tanımlanabilir: Bir, bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme yeteneği, kabiliyet; iki, bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite; üç, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 11-10-2007, 22:43
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-10-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 47
Mesajlar: 21
Standart Yetenek Ve Hainler

Yetenek, kelime anlamıyla dört farklı şekilde tanımlanabilir: Bir, bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme yeteneği, kabiliyet; iki, bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite; üç, kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır; dört, dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücüdür. Önemine karşın, hak ettiği ilgiyi görmemesi nedeniyle yeteneğin daha yakından incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Belki konuya doğrudan girmiş olacağım, ama ben, istisnaları olmakla beraber, genel anlamda ülkemizde hemen hiçbir alanda yeteneğin aranmadığına inanıyorum. Çok genç bir ülke olmamız nedeniyle, kurtuluş savaşının ardından meydana gelen yeni yapılanmayla, dedelerimize kalan varlığı tüketen mirasyediler hiç de az değildir. Az ne kelime, büyük çoğunluğumuz öyleyiz. Arkasını birilerine dayamadan bir insanın bu ülkede bir yerlere gelebilmesinin neredeyse imkansız olması nedeniyle, kast sistemini aratmayan, birileri için asla “çıkış“ fırsatı tanımayan bu düzeni kavrayabilmek için, ülkemizin kuruluş günlerini daha yakından incelememiz gerekiyor.

Yirminci yüzyılın başına, Balkan Savaşı yıllarına kadar, Osmanlılar tarafından yüzyıllar boyunca Türk adının ağızlara alınmadığı, padişahlarımızın dahi Türk kelimesini kullanmaktan özenle kaçındığı, Türklükten utanılıp Türklerin aşağılandığı, çoğu tarihçinin dile getirdiği bir konudur. Ne mutlu ki bugün Türklüğünden utanmayanların sayısı hiç de az değildir. Cesaretle özeleştiri yapanların da aynı şekilde artmasını diliyorum. Çünkü bir insanın babasının, dedesinin veya dedesinin dedesinin yaptığı hatalardan sorumlu tutulması doğru olamaz. İnsanların dünyaya gelirken, ebeveynlerini ve doğduğu ülkeyi seçme şansı olmadığına göre, bu böyledir. Hele de kadere inanıyorum diyenler, bunun aksini iddia edemezler. Dolayısıyla bir ırkın mensubu olarak dünyaya gelmek övünülecek bir şey olmadığı gibi dövünülecek bir şey de değildir. İnsanları kökenine göre sorgulayıp değerlendirmek kadar yanlış bir şey olamaz. Bugün beş vakit namazını kılıp, her yıl düzenli olarak orucunu tutanların, es kaza yılın altı ayının gece, altı ayının gündüz olduğu kutuplarda dünyaya gelebileceğini de düşünüp, yeryüzünde yaşayan diğer halklara da saygılı olması gerekir. Kendisi gibi olmayanları dışlamak, onlara karşı tavır almak gibi önyargılı bir yaklaşım, ancak cahiller ve zekaları yetersiz insanlardan beklenir.

Modern bir insan, insanlar şöyle dursun, yeryüzündeki bütün canlılara saygılı davranır. Bitkiler, karada ve denizde yaşayan hayvanlar dahil, ekolojik dengenin sürmesini sağlayan bütün varlıkları korumak ve kollamak hepimizin görevidir. Bir kişi açlıktan ölüyor veya eğitim, sağlık ve kültür benzeri insan haklarından yoksun kalıyorsa ve biz de bu duruma kayıtsız kalıyorsak, kendimizi sorgulamamız gerekir. Bırakalım insanı, bir hayvana yardımcı olmuyor, üstelik ona işkence ederek anlamsız yere öldürüyor, bitkileri koparıyorsak, aynada gördüğümüz yaratığın ehlileşmeye ihtiyacı var, demektir.

Başta bahsettiğim konuya, kurtuluş savaşımıza dönelim. Yunanlılar, İtalyanlar, İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilen Anadolu topraklarında, Mustafa Kemal’in etrafında toplanan vatanseverler, düşmanlardan başka bir de mandacılara, hilafetçilere, padişahçılara ve çetelere karşı da güçlerinin son damlasına kadar savaşmıştır. Haymana ovasına kadar ilerleyen düşman kuvvetleri, yurdumuzu işgal ederken, bu tabloya kayıtsız kalıp direnmeyen, her şeyi oluruna bırakan ve bir şekilde kurtuluş mücadelesinden kaçıp dağlarda saklananların, hatta düşmanla işbirliği yapan hainlerin sayısı az değildir. Savaşa giden yiğitler olmasaydı, bugün bizler de olmazdık. Onlar ki Çanakkale’de toprağı kanlarıyla kızıla boyadılar; onlar ki tüfeklerle taarruz eden düşmana göğüslerini siper ettiler; işte biz o ayaklarının altında toprak olmamız gereken kahramanların sayesinde yaşıyoruz. Kurtuluş savaşına giden ve her hatırasını andığımda gözlerimin dolmasına neden olan bu dedelerimizin büyük çoğunluğu ya şehit olmuştur, ya da gazi, ama çok azı cepheden geriye, yani memleketine dönebilmiştir. Bazıları da, doksan bin şehit verdiğimiz Allahüekber dağlarında olduğu gibi hiç savaşmadan, soğuktan donarak ölmüştür. Kurtuluş savaşını bu şehitlerimiz ve gazilerimizin sayesinde kazanmamızın ardından, yepyeni bir devlet kurulmuş, her şey sil baştan yapılmıştır. O günlerde, düşmanlarımız güçlü göründüğünden onlara direnmenin boşa olacağını düşünmüş olsalar gerek, düşmanla işbirliği yapanlarla savaştan çeşitli bahanelerle kaçanlar, yani kişiliğinde bozukluk olanlar, bu yeni oluşumda aslan payını almışlardır. Bu gerçeği anlayabilmek için dahi olmak gerekmediği gibi, illa o devirde yaşayıp gerçekleri görmek de gerekmez. İnsanlar, uzayın sırlarını oraya gitmeden bulabildiyse, bunu düşünmelerine borçludur. Biraz beyin jimnastiği yapınca bazı gerçekleri anlayabiliyoruz. Savaşta şehit olanların eşleri ve çocuklarının bu yeni oluşumdan ne ölçüde pay alabildiklerini, daha doğrusu alamadıklarını düşünebilmek için kahin olmaya gerek yoktur. Tarlalar, bağlar, bahçeler, çiftler, çubuklar, hanlar, hamamlar, kervansaraylar ve fabrikalar, savaşa gidenlere değil, gitmeyenlere kalmıştır. Dolayısıyla karakterle zenginlik arasında ters bir orantı meydana gelmiş, karakteri az olanların mal varlıkları çoğalmıştır ki ben bunu “Alçaldıkça yükselenler,“ diye tanımlıyorum. Bugün miraslarına konduğumuz, toplumsal statümüzü borçlu olduğumuz dedelerimiz işte bunlardır. Bu haksız oluşum, bugünkü toplumsal ilişkilerimize egemen olup, kast benzeri bir sistemin varlığının da asıl sebebidir. Elbette istisnalar vardır, ama genel anlamda değerlendirme yaptığımı ve Cumhuriyetimizin çok genç olduğunu hatırlatmak isterim.

Hiçbir konuda, ama hiçbir konuda, yetenekleriyle bir yerlere gelenlerin çoğunlukta olduğunu söyleyemeyiz. İsterseniz ağzınızla kuş tutun, iki lisan bilin, süper bilgisayar kullanın, üç üniversite bitirin, gene de bir referansınız olmadığı sürece bir iş bulamazsınız. En fazla yeteneğe ihtiyaç duyulan sanatsal etkinliklerde bile durum çok acıdır. Hiçbir özelliği olmayan, karga sesli nice şarkıcı olduğu gibi, her biri ayrı yetenek istediği halde, hem şarkı/türkü söyleyen, hem sunuculuk yapan, hem film yıldızlığına soyunan, hem dizilerde oynayan, hem tiyatrolarda sahne alan kişiler hiç de az değildir. Sanat söz konusu olduğunda bile yetenek aranmıyorsa, gerisini siz düşünün. Sporla çocukluğumdan beri çok yakından ilgilendiğim için biliyorum; birçok spor yazarı ve yorumcusu spordan hiç anlamayan, yaşamlarının hiçbir döneminde sporculuk kariyeri olmayan kişilerdir. Daha üniversite öğrenciliklerinde, birileri sayesinde spor yazarlığı ve yorumculuğu görevine getirilen modern “beşik ulemaları,“ epey fazladır. Futbol federasyonu genel sekreterliğini çok yüksek bir maaşla yapan kişinin, hayatında hiç futbol oynamadığını, eski bir basketbolcu olduğunu söyleyeyim, gerisini siz anlayın.

Yetenek, garibanlar için önemli ve gereklidir, ama gene de yeterli değildir. Dedelerinin mirasını yiyenlerin ise yetenekli olmalarına gerek yoktur; onların yerleri hazır ve de nazırdır. Hiçbir şey yapabilme becerisine sahip olmadıkları halde, günümüzde her şeyi yapan bu yeteneksizlerin yeteneklileri yönettiğini görüyorum. Yeteneksizlik de bir yetenekse eğer, buna bir diyeceğim yok. Sıklıkla dile getirdiğimiz üzere, yönetenlerin yönetilenlerden niteliksiz olmasının kökeninde bu yatmaktadır.

Bağlar, bahçeler, evler ve tarlalara sahip olarak zenginlikleri ele geçirenlerin önemli bir kısmı bunu hain dedelerine borçluyken, açlık ve sıkıntıyla boğuşanların büyük bir kısmı da kahramanca çarpışarak şehit olan dedelerinin günahını (?!) çekiyorlar. Bernard Shaw’ın “Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir,” dediği gibi, ilginçtir, günümüz vatanseverlerinin hatırı sayılır bir kısmı da askerlik görevlerini doğu ve güneydoğuda yapmamak için her çareye başvurabiliyorlar.

Ermeni katliamı vardı veya yoktu; Rum katliamı yapıldı ya da yapılmadı, tehcir esnasında şunlar oldu gibi konuları harala gürele araştıranlar, neden kurtuluş savaşı kaçkını hain dedelerimizi ortaya çıkartmıyorlar? Neden doğu ve güneydoğuda görev yapmaktan kaçınan, torpil yapıp rüşvet yedirenlere hesap sorulmuyor? Vatana hizmet etmek kutsaldır, hizmetse en kralını yapar, şahadet şerbetinden kana kana içerim, diyerek gönüllü olarak güneydoğuda çarpışmaya giden askerlerimiz elbette az değildir; ancak onların maddi durumlarına dikkatinizi çekerim. Fakirlik, kahramanların ve torunlarının kaderi midir? Asaletin yolu soysuzluktan geçmek zorunda mıdır? Alçalmadan yükselmek mümkün olamaz mı?


Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir. (Bernard Shaw)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
yetenek, hainler


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:49 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info