En Güçlü Silah Kalemdir
Şunu bilir, şunu söylerim: Dünyanın en güçlü silahı kalem, en iyi cephanesi de bilgidir. Bilgiyi yabana atmamalı; Socrates gibi ben de insanların bilgilendikçe erdemli olabileceğine inanırım. Unutmamalı, kaleme asılacak kişinin, “söyleyecek sözüm var,” diye ortaya çıkabilmesi de bilgili olmasına bağlıdır.
İnternetin icat olup gizliliğin yıkıldığı, iletişimin dünyanın her yanıyla saliselik zaman dilimlerinde sağlanabildiği günümüzde, duygu ve düşüncelerimizi güzel yurdum şehirleri şöyle dursun, Alaska, Panama, Uruguay, Angola, Norveç, Moğolistan, Kamboçya, Avustralya gibi ülkelerde yaşayan kişilerle paylaşabiliyoruz.
İlkokulun ilk yıllarından beri okumayı çok seven biriyim. Laf aramızda, başka da kötü alışkanlığım yoktur. Yamyamlar gibi okur, okur, gene okurum, fakat seksen sekiz sene geceli gündüzlü kitapları devirsem dahi merak ettiklerimin binde birini öğrenemeyeceğimi de bilirim. Sözü gene Socrates’e getireyim. Ona sormuşlar, falanca kişi için çok bilgili diyorlar, ne dersin? Socrates abimiz, bir müddet sonra soru sahibinin yanına gelmiş. “Hayır,” demiş, “Tam tersine cahilin birisi o,” diye eklemiş. “Çünkü baktım herifçioğlu çok cahil olduğu halde ben her şeyi bilirim havasındaydı. Ben de cahilim, ancak bunu biliyorum. Dolayısıyla onunla karşılaştırıldığımda çok daha bilgiliyim. Bunu ona da söylediğimde, yandaşlarıyla birlikte bana çok kızıp cephe aldılar,” diye kanaatini açıklamış. Pekala, Socrates, falanca kişi çok bilgili diyorlar, ona ne dersin? diye bir başka soru yöneltmişler. Bir öncekinde olduğu gibi olay mahallinden sağa doğru deplase olarak uzaklaşan Socrates, bir süre sonra ofsayta düşerek geri döndüğünde önceki olaydaki tabloyla karşılaştığını belirtip, aynı cevabı vermiş. Buradan anlaşılacağı üzere, cahil olduğunun farkında olmak da az şey sayılmaz.
Sağcıydı, solcuydu, ilericiydi, gericiydi, bilmem neydi, şuydu, buydu, falandı, feşmekandı,… derken maymunsoyundan gelenlerin ideolojilerini tanımlamaya çalışırlar. Bence yeryüzünde temelde iki görüş vardır; gerisi hikayedir: Emekten yana olanlarla sermayenin safında yer tutanlar. İki kere iki dört, bir de elde, beş eder, dediğim kadar buna eminim. Kas, kol ya da zihin gücüyle çalışarak ürettikleriyle sırtüstü yatanları zengin eden yığınların bu gerçeğin farkına varmaları pek kolay görünmüyor. Çünkü insanları kamplara ayırarak babayı oğluna, kızını annesine yabancılaştırmışlar. Egemen güçler, Tanrı mı kulları, kullar mı Tanrı’yı yarattı sorusu başta olmak üzere bir sürü konuyla halkın kafasını bulandırarak beyinleri dumura uğratıyorlar. Öylesine dramatik bir tablo oluşuyor ki, halk uğruna yola çıktıklarını iddia edenler bile halk düşmanlarıyla değil de halkın ta kendisiyle uğraşıp cebelleşiyorlar. Vergi kaçıranlar, banka hortumlayanlar, rüşvet verenler, vatandaşın parasını iç edenler, silah kaçakçıları, hayali ihracatçılar, uyuşturucu baronları, beyaz kadın tacirleri benzeri namussuzlara hesap sormaya kalkan, diyet ödeten yahut girişimde bulunan kuruluşu veya insanı ben görmedim; ama siz de görmediniz. Halk düşmanlarına hesap sormadan halkın desteği sağlanabilir mi? Gelde bunu bazı serseri manyaklara anlat!
İliklerine kadar çürümüş bir düzende, emperyalizmin elinde oyuncak olmuş sermayeyle uşaklarının her yanı kontrol ettiği bir ortamda, yapılacak çok şey varsa, en iyisi hiçbir şey yapmamaktır, demeyelim. Okuyup bilinçlenip, öğrendiklerimizi başkalarına aktaralım. Halkın ve de nihayetinde insanlığın kurtuluşu bu şekilde olabilir. Yüz yıl sonra mı, beş yüz yıl sonra mı olur bilemem, fakat emeğin sermayeyi bir gün mağlup edeceğine inanıyorum.
Sermayenin komutanı olmak yerine bir derece yükselerek emeğin askeri olduğum için çok mutluyum. Ne mutlu emekçiyim diyene!

Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir. (Bernard Shaw)
|