|
|
Yıldırım TürkerSerbest Kürsü içerisinde Yıldırım Türker konusu: Uzun bir süredir yazılarını takip ettiğim, pazartesi günlerini iple çektiğim, haftanın ilk günü yazılarıyla, kah yüzümde koca gülümsemeler , kah yüreğimde derin çizikler bırakan Yıldırım Türker; nerde doğdu, nerde yaşadı, ...

17-09-2007, 13:13
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
Yıldırım Türker
Uzun bir süredir yazılarını takip ettiğim, pazartesi günlerini iple çektiğim, haftanın ilk günü yazılarıyla, kah yüzümde koca gülümsemeler , kah yüreğimde derin çizikler bırakan Yıldırım Türker; nerde doğdu, nerde yaşadı, nerde okudu bilmiyorum, ama iyiki doğmuş ve ben iyiki onu bulmuşum dedirtecek kadar kaliteli ve olabildiğince insan, hem politik hem edebi yanını buluşturmayı başarmış başarılı bir yazar..
yazılarındaki duruluk, lafı hiç dolandırmadan , inanılmaz ironileriyle Nazım gibi Atilla gibi şiirimsi tad bırakan ve her satırında okudukça haz veren, hiç çekinmeden yılanın kuyruğuna olanca gücüyle basabilen Türker'in herbir yazısını tek tek kutlasam bile hakettiği değerini veremeyecekmişim hissine kapılıyorum...
bazı yazılarından bazı alıntılar.
kaynak: radikal gazetesi
"Neşe Düzel'in Selim Dindar'la yaptığı söyleşinin kıyamet koparmamış olması karşısında duruyoruz. Kapatılmış olduğumuz hücre tam da burası. Bu söyleşinin herhangi bir söyleşiymiş gibi kesekâğıdı olduğunu, gazete sayfasından fırlayıp bütün dünyamızı hırçın bir telaşla işgal edip dönüştüremediğini gördüğümüz yerdeyiz. Burası nasıl bir yer? Burada yaşayanlar inandıklarıyla nasıl bir bağlantı kuruyorlar? Dindar'ın anlattığı Diyarbakır Askeri Cezaevi hikâyeleri karşısında hâlâ eski gündelik alışkanlıklarını sürdürüp, analarının kardeşlerinin arkadaşlarının yüzlerine aynı ifadeyle bakabiliyorlar mı? 'Asmalı Konak'ta ağanın karısının kanseri milyonlarca hücreliyi hıçkırıklara boğuyor. 24 saat ayakta tutulup dayak atılan, her gün lağıma sarkıtılıp boğulmasına ramak kala çıkarılan, kış ayazında ıslak betona yatırılan, vücudunda sigara kibrit söndürülen, dişleri coplarla sökülen, oğlunun karşısında copla ırzına geçilen, kurt köpeğine tekmil verdirtilen insanların hikayesinin üstünden atlayıp geçiveriyoruz. Kelimeler nereye yazılıyor?
*********************
Ölünün Fotoğrafı
Gazetelerde yayımlanan ölü resimlerinden söz etmek için oturduğumda kendimi bir mayın tarlasına adım atmış gibi hissediyorum. Bir haberi güçlendirmek için, bir banka ya da araba reklamının hemen yanından bize görünen cesetler, hayatımızın örgüsü içinde nasıl bir yere yuvalanıyor? O fotoğrafların nasıl okunması gerektiği üstüne düşünmeye koyulduğunuzda, tabii hâlâ böyle bir zihinsel uğraşta duraklayacak haliniz kalmışsa, tekinsiz bir dünya sorgulamasının kucağına yuvarlanıvermeniz işten bile değil. Tekinsiz, çünkü öncelikle gazetenin nasıl bir ileti ortamı olduğundan başlamak gerekiyor. Marshal McLuhan, 'İleti (mesaj), iletici ortamın kendisidir' derken, sözgelimi gazetenin, boyutu, görünümü, sayfa düzeni ve topyekûn nesnesiyle sadece ileten değil iletinin ta kendisi olduğunu anlatıyordu. Parçalanabilir, görünür kılınabilir, kolay anlaşılıp takip edilebilir bir dünya tasviri. Yan yana yerleştirilmiş, haber diline tercüme edilmiş, uzunlukları günlük tüketime uygun tutulmuş, fotoğraflarla desteklenmiş gerçeklik fragmanları. Gerektiği kadar aydınlatıcı; başlıklara bölüştürülebilen bir dünyadan her sabah kapınıza bırakılan bir mesaj. Dünya dönüyor hâlâ! Bilginin bir meta olarak değerlendirilip en uygun paketle pazarlanabilir hale getirilmesi. Dünyada olan biten her olayı biricikliğinden, benzersizliğinden soyarak tüketim toplumunun totaliter mesajına uyarlamak. Yaşam, Türkiye, Politika, Dış Haberler, Ekonomi, Sinema-TV, Spor. Sayfaları yorgun bir alışkanlıkla çevirip çayınızı yudumlarken apansız bir ölü fotoğrafı. Memento mori. Ölümü hatırla. Ölümlü olduğunu unutma.
***********************
Çocuklarımız;
Soluksuz kalıp tıkanmadan; gözlerimizi, ruhumuzu kaçırmadan sıra sıra dizilmiş çocuk ölülerine bakıp insanın gelmiş olduğu noktayı bir kez daha değerlendirmek zorundayız. Kelimelerin çoktan bizi terk ettiği, küsüp sonsuza dek susmak için dayanılmaz bir arzu duyduğumuz yere, onların parçalanmış bedenlerinin, artık kucaklayamayacağımız uykularının görüntüsüyle geldik. Dünya, çocuklardan başladı yok olmaya. Artık naklen katlediliyorlar topluca.
Kuzey Osetya'nın Beslan şehrindeki bir okulda rehine tutulan yüzlerce çocuğun katledilişi karşısında gösterilen tepkilerin büyük bir kısmı, insanlığın bu çehresi karşısında duyulan derin utanç ve dayanılmaz acıdan eser taşımıyor. Terörizme karşı yılmaz savaşçı geçinen zorbalar, kendi uyguladıkları vahşetin meşruiyetine kılıf etmek istiyorlar, 'vahşi İslamcı teröristlerin' yaşattıklarını. Onlar için, uygarlık düşmanı Müslümanlar, insanca muameleyi hak etmediklerini kanıtladılar böylelikle. Hem de bütün dünyanın gözleri önünde. Dünyanın bütün dolarları, bütün petrolü, altın rezervleri yetmezdi böylesine olağanüstü bir propaganda faaliyeti örgütlemeye.
Öte yandan bu çocuk katliamının Müslümanların davasını sarsacağını, İslam'ı dünyanın gözünden düşüreceğini öngörüp vahvahlananlar da bu katliamı, kendilerinin de söz hakkına talip oldukları kan satrancında yanlış bir hamle olarak değerlendiriyor. Orada üç gün aç, susuz bırakıldıktan sonra öldürülen çocukların yasını tutmaya, çocuğunun yüzündeki kanı tükürüğüyle silemeden ölüsünün başına çökmüş ananın acısını hissetmeye yatkın değiller onlar da. Global düşünüyorlar onlar.
Oysa 'uygarlığın' on yıllardır beslediği İsrail devletinin katlettiği çocuklar da, onların akrabalarının katlettiği İsrailli çocuklar da aynı rüyaları görüyorlardı. Rus ordusunun katlettiği çocuklarla Çeçen direnişçilerin katlettiği çocuklar gibi. Hepsi yumuşak, tüylü hayvancıkların arkadaşı olduğuna inanıyordu.
Ağaçlara tırmanmaya bayılıyor, şeker yerken sevinç çığlıkları atıyordu.
Henüz insanlar üstüne düşünmeye fırsatları olmamıştı.
Savunmaya kilitlenenler, Müslümanlar yapmaz dedi. Bal gibi de yapıyorlar. Hıristiyanlar gibi. Yahudiler gibi. Ateistler gibi. Hepsi de çocukları katledebiliyorlar. İnançları adına. Düşmanlıkları, menfaatleri, kinleri, töreleri, gelenekleri adına.
keyifle okudunuz değil mi?
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

18-09-2007, 12:46
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
Yamyamlar
Yıldırım Türker
Birkaç yıl evvel Trabzonspor kulübünde oynayan siyah İngiliz futbolcusu Kevin Campbell'ı hatırlarsınız. Kulübün değerli başkanı, muteber insan Mehmet Ali Yılmaz, Kevin'in gol fırsatı kaçırdığı bir maç sonrası sırıtarak ondan 'yamyam' diye söz etmişti. Kevin'in bu azgın ayrımcı dil karşısında takımı terk edip ülkesine dönmesini abartılı ve duygusal bir tepki olarak adlandıran çoğunluğu hatırlarım. Yabancı basında kafası fesli karikatürize edildiği için kıyameti koparan Türk, kimliği konusunda hassasiyet gösteren farklı kültürlerden insanları anlamakta güçlük çeker.
Ölümü sessiz sedasız örtbas edilecekken kimi abartılı duygusal vatandaşların araya girmesiyle suçüstü yakalanan Emniyet Müdürü Cerrah ve İstanbul Valisi Güler de bu hassasiyetin önde gelen temsilcilerinden. Afrikalı mülteci Festus Okey'in Beyoğlu Emniyeti'nde öldürülmesi hakkında uzun süre sessiz kalan Emniyeti'ni koruyan vali, göçmen ve mültecilerin potansiyel suçlu olduğu yönünde açıklamalar yaparak, Okey cinayetinin soruşturmasını etkilemeye çalışıyordu. Uyuşturucu satıcısı bir yamyamın ölümünü bu kadar abartmamak gerekiyordu besbelli. Su testisi su yolunda kırılmıştı. Müdür bey ile sayın vali büyük bir metanetle delilleri karartmış, bu ölümü de bir başka siyahın, canımızın içi Hrant'ın
ölümü gibi kimvurduya getirmeye azmetmişti adeta.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Mülkiye başmüfettişleri tarafından yalanlanmamış mıydı? Trabzon Emniyeti'nin cinayet
öncesi gönderdiği raporda 'politik olarak ses getirecek bir eylem'den bahsedildiğini, ancak Dink'in adının anılmadığını belirtmişti. Oysa müfettişlerin hazırladığı raporda, "Trabzon'dan gelen ve ayrıntılı bilgi içeren yazının, somut ve kesin kanaat içerdiği, nokta istihbarat olarak tanımlanabileceği, hedef kişi ve saldırganın belirtildiği, saldırganın
bu eylemi yapabilecek kararlılıkta olduğu" belirtiliyor. O.S.'yi elleriyle koymuş gibi yakalayıveren emniyet yetkilileri bir çırpıda 'örgüt işi değil' açıklaması yaparken aynı refleksle hareket ediyordu.
Festus, uzun süredir tıkır tıkır işleyen bir zulmün gündeme gelmesini sağladı. Afrikalı mülteciler, bu ülkede birçok baskıya maruz kaldıklarından şikâyetçi. Hatırlayalım. Liderleri İgue Ehi, "Daha önce polislerce dövüldük, paramız alındı. Fakat ilk kez bir arkadaşımız ölüyor. Acaba devamı gelir mi" diye kaygılarını belirtiyordu. Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin Mülteciler Destek Projesi ofisi, son dönemde başta Beyoğlu bölgesi olmak üzere, polisin Afrikalı göçmen ve mültecilere kötü muamele uyguladığı ve taciz ettiğine dair bilgilerin sıklıkla ulaştığını bildirmişti.
"İddialara göre, genellikle sivil giyimli olan polisler tarafından kimlik kontrolü için durdurulan ya da evlerine baskın düzenlenen Afrika kökenli yabancılardan para talep ediliyor. Kabul etmedikleri takdirde üstlerinde uyuşturucu bulunduğu gerekçesiyle hapse atılmakla tehdit ediliyorlar."
Dernek İstanbul'da yaşayan sığınmacı ve göçmenlere yönelik polisin kötü muamelesinin cezasız kalmasının kolluk güçlerini cesaretlendirdiğini, bunun da Okey'in öldürülmesine giden yolu açtığını düşünüyor.
Hrant'la ödeşemediler
Her Karadenizli'nin sevimli olduğu kanısından yola çıkarak sahnelere itilmiş, epeyi de ilgi görmüş bir şaka, İsmail Türüt.
Daha önce de kimi şarkıcıların eşcinselliği üstüne döktürdüğü aşağılayıcı esprilerle gündeme gelmişti. Hatta bunun üstüne kimi üşenmezler araştırıp Türüt'ün hayli ilginç resimlerini basına dağıtmıştı.
Röfleli, ağır makyajlı, 'fantezi' kostümlü sahne fotoğrafları.
Türüt, ülkücü ozan Ozan Arif'in yazdığı bir türkünün klibinin YouTube'a düşmesiyle yine milli semalarda yükseliverdi. Klibin sözlerinde Hrant'ın katillerinin adları bir bir geçmekle kalmıyor, "Vatan satsa bir kişi/ Anında biter işi" dizelerinin karşılığı olarak da Hrant'ın vurulmuş, yerde yatan görüntüsü sergileniyordu.
Şimdinin sıkı ülkücüsü Türüt, "Ben Karadeniz'de oynanan oyunlara dikkat çekmek istedim. Sözleri severek okudum. Kliple ilgim yok" derken Ozan Arif de klibi reddediyor, "Ben bu sözlerin her kelimesinin her satırının arkasındayım" diyor, 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganının da sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
"O gün öyle desinler/Bugün böyle desinler/Fatihalar, Yasinler/Bitmez Karadeniz'de" sözlerine rağmen şarkılarının Hrant'ın katledilişiyle ilgisi
olmadığını ileri sürüyorlar. Çünkü yalan söyleseler başları ağrımayacak. Türüt'ün yakın zaman önce kurmuş olduğu ve söz konusu şaheseri yayımlamış firmanın adının OGÜN olması da bir tesadüf besbelli.
İsmail Türüt ve ozanı şimdilik gündemde. Türküleri de cinayete teşvikle suçlanıyor.
Ama bir süre önce benzer bir dil karşısında basın olarak tepkilerimizi böyle bol keseden gösterememiştik.
Tuğgeneral Karaduman 9 Nisan'da Samsun Havza'da, Jandarma Uzman Çavuş Kaşif Aslan'ın cenazesinde yaptığı konuşmada "Bugün ABD Senatosu, Fransız Meclisi, İngiliz Lordlar Kamarası, Brüksel AB Parlamentosu, Ermenistan seni katledenleri kınamadı. Onlar ancak hainler öldüğü zaman kınar, seslerini yükseltirler" dediğinde aynı infiale tanık olmuş muydunuz?
Tuğgeneral Karaduman, 19 Haziran günü Gümüşhane'de öldürülen jandarma komando er Bahri Aslan için düzenlenen törende yaptığı konuşmada ise Hrant Dink'in ölümüne atıfta bulunulan bir şiir okumuştu. "Ey koca dünya,
ben de öldüm/Belli ki hiçbirinizin haberi yok/ Hem de Dink'ten
sadece bir gün önce/ Ama sen ne duydun, ne gördün, ne umursadın/ Ölümümden hemen sonra kameralar gelmedi oraya/ Halk da toplanmadı, ellerinde
karanfil ve mumlarla/ Hiçbir devlet büyüğü ve Amerika da
kınamadı ölümümü/ Ve yazmadılar adımı mezar taşımdan başka hiçbir yere/ Halbuki, benim adım öz ve öz Türkçe'ydi; Kadir Aydın/ Okunması, söylenmesi ve yazılması onunkinden daha kolaydı/ Ama anmadı beni babamdan gayri
kimse, onu andıkları gibi..." dizeleriyle başlayan.
Biz, başına gelenlerin farkında değilmiş gibi melûl melûl bakan
Ogün Samast'ın, bu filmin Polat'ı olurum umuduyla kuyruğu dik
tutup etrafa tehditler saçan Yasin Hayal'in, devletine sırtını dayamış Erhan Tuncel ile ev arkadaşı gariban Tuncay Uzundal'ın taşra kahramanlıklarına takılıp kaldık.
Hrant'a hain diyenler onun ölümünü hepimize bir ibretlik olarak sunuyor işte.
'Çırpınırdı Halaçoğlu' ritmiyle tekrarlamakta yarar var:
Milliyetçilik, ister 'kararınca' ister militanca olsun, ağır bir görme bozukluğudur. 'Türk'e Türk'ten başka dost yok' şiarına çeşitli yollardan varan; ister antiemperyalist bağımsızlıkçı, ister kökten milliyetçi olsun her hayat tanımı, sıkıştığında Türk olmayanı her felaketin müsebbibi ilan etmeye hazırdır.
Öte yandan, Türk, azınlıkta kalmayı sevmez. Kürtlerin dağlı bir Türk boyu olmasından geçtim, bugün Finlandiyalıların Türk kökenli olduğunu, yarın Macarların Türk boyu olduğunu, öbür gün Korelilerin Türkün daniskası
olduğunu iddia ederek varlığını serinletmeye çalışır. Dünyayı dölleme merakı, bütün ulusların Türk kökenli olduğunu keşfe hasredilmiş hayatlar, milliyetçi obsesiv kompulsiv yapının enikonu parodisine dönüşür. Okumadınız mı?
Meğer devekuşunun anavatanı Türkiye'ymiş.
Bu yazının Mamak çöplüğünde öldürdüğü adamın cesedini arabasının arka koltuğunda satırla doğrayıp, bir kısmını yiyen, kalanını da evine götürüp buzdolabında saklayan 'seri katil'in hikâyesiyle hiçbir ilgisi yoktur.
ay yerim ben bunu yahu 
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

18-09-2007, 13:06
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Ben daha şimdiden Türker'den alıntılandırdığım bölümün hesabını veriyorum Lilith...
"Milliyetçilik, ister 'kararınca' ister militanca olsun, ağır bir görme bozukluğudur. 'Türk'e Türk'ten başka dost yok' şiarına çeşitli yollardan varan; ister antiemperyalist bağımsızlıkçı, ister kökten milliyetçi olsun her hayat tanımı, sıkıştığında Türk olmayanı her felaketin müsebbibi ilan etmeye hazırdır"
Türüt'ün Şarkı Sözünde Alıntı:
"Bizde varken bu duruş
Emiceniz olsa Bush
Alayınız beş kuruş
Etmez Karadeniz'de"
Burada tümden ulusalcılara bir yüklenme söz konusu değil, iki kutup vardır; emperyalistler ya da anti-emperyalistler türü çıkarsamadan gidersek -şimdiki mevzuda: Sözde Amerikancılık-emparyalizme karşı anti-emparyalizmin övüldüğü bu şarkı sözüne, ne demiş Yıldırım Türker-: "'Türk'e Türk'ten başka dost yok' şiarına çeşitli yollardan varan"; yani şimdinin G3 vari (  ) yeni nesil sosyal demokratları ile, ülkücüler("köten milliyetçiler")'den bahsediliyor, yoksa vatanseverleri aynı kefeye koyduğunu ve tümden "milliyetçilik-ulusçuluk" kavramlarına tü kaka dendiğini sanmıyorum...
Bilmem ki, algı kanallarım bir ayar gerektiriyor mu? :icon_beuj:
|

18-09-2007, 13:27
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
|
yoo oldukça doğru bir tespit..aslına bakarsan Yıldırm Türker'in en çok bu yanını seviyorum dolandırmadan direkt yazıyor adam.3 sayfalık yazıyı bir sayfaya indirgeyip anlatmak istediğinide çok net koyuyor..bu yüzden ona ben aşığım ..litfen sen başka birine aşık ol maria..
ave mariayı söylüyor kediler dışarda
çığlıklarımı topla gümüş kumbaramda..
bir ara sana özelden bir link vereyimde bu şarkıyı dinle..
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

18-09-2007, 13:35
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Öyle garip bir hal aldı ki bu ışık hızı gündem, herkes algıda seçicilik yapıp "kimi tamlamaları", yanlış anlama "guardlarını" düşürmemeye gayret ediyorlar. Kesindir ki, Türkerin tüm ulusalcılara dair bir iteleme yaptığını iddia eden çıkacaktır, okuduğunu anlama yolunda çok zahmetkar insanlarımız azınlıkta ne yazık ki...
Not: Ben aşk kılcallarımı aldırdım Lilith, meraklanma, tüm türkerler sana feda olsun 
|

18-09-2007, 13:44
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
boşver seçilmişler yeter bize..
Antenleri kopasıcalar...
Not: nasıl alıyorlar onları..gerçi ben bir tek türkere aşık olabilirimde..başkada olmama zaten ..yeterince olmuştum vaktinde şimdi ordan yiyorum 
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
Konu Lilith tarafından (31-10-2007 Saat 13:04 ) değiştirilmiştir..
|

20-09-2007, 22:17
|
 |
doğuştan arızalı
|
|
Üyelik Tarihi: 19-09-2007
Nerden: orada bir yerlerde
Yaş: 38
Mesajlar: 10
|
|
Dün gece Yıldırım Türker yazıları ararken buldum zaten burayı 
|

31-10-2007, 13:06
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
|
Yıldırım Türker
8 Genç Esir
12 askerin ve 30'un üstünde PKK'lının hayatını kaybettiği çatışmada PKK tarafından alıkonan 8 er. Ramazan Yüce (Mardin-Piyade Er), İrfan Beyaz (Gaziantep-Er), Mehmet Şenkul (Niğde-Çavuş), Nihat Başova (Konya/Cihanbeyli-Er),İlhami Demir (Ağrı/Patnos-Er), Fatih Atakul (Denizli-Er), Halis Tan (Adana-Uzman Çavuş), Özhan Şabanoğlu.
Genelkurmay sonunda onların kayıp olduğunu kabul etti. Resmi internet sitesinde yapılan açıklama şöyleydi: "PKK terör örgütü mensuplarınca 21 Ekim 2007 günü Hakkâri/Dağlıca'daki bir birliğimize karşı girişilen silahlı saldırıyla başlayan çatışmalar, geçen süre boyunca aralıklarla devam etmektedir. Çatışmalarda saat 13.00 itibariyle etkisiz hale getirilen terörist sayısı 34'e ulaşmıştır. Birliğe silahlı saldırının başlamasından bir süre sonra kendileriyle irtibat kesilen 8 personelimizle yapılan tüm aramalara rağmen halen irtibat kurulamamıştır."
Hepimiz tetikte bekliyoruz. Henüz bir adım atılmış değil. Bu konuda konuşmaktan hiç hoşlanmıyoruz. Bu sekiz genç adam bambaşka bir uzaya ışınlanmış gibi; sanki aramızda bildiğimiz hiçbir mesafe birimiyle ölçülemeyecek bir uzaklık var.
Onlar şehit olmadı. Onlar için topluca gözyaşı dökmek, hayatları için kaygılanmak birçok savaşsever için mümkün değil.
Onlar şehit olamadı. Esir düştüler. Arafta kaldılar.
Şimdi büyük bir sorun olarak çözülmeyi bekliyorlar.
PKK kaynakları, alçaklık stratejisi uyarınca bu gençlerin kendilerine katılacağı yolunda iddialarda bulunarak onların geleceğini, ailelerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.
Alçaklıkta onlardan geri kalmayan bazı vatan ehli milli medya kuruluşları o askerlerden bazılarının Kürt olması nedeniyle imalarda bulunuyor.
Bu sekiz genç, artık bu kanlı dama tahtasında birer taş. Kimse onların resmini görmek, haberini almak istemiyor.
Linççi milliyetçilere yenilgiyi hatırlatıyor, onların esir düşmesi. PKK'ya, zaferi.
Kimse bu esir askerlerden konuşmak istemiyor.
Oysa onları bir an evvel geri getirmek zorundayız. Kaybedecek zaman yok. Daha önce bir asker teslim alma girişiminde bulunmuş, siyasetimizin yüz aklarından Mehmet Bekaroğlu, bu askerlerin PKK tarafından canlı kalkan olarak kullanılabileceği tehlikesinden bahsediyor. Bir an önce arabulucuların devreye girmeleri gerektiğini vurguluyor.
Şehitlik mertebesini ıskaladıklarından olsa gerek, aileleri devletten şefkat görmüyor. Onların sözü, sesi fazla işitilmiyor.
Ana-baba acısı
O ailelerin bir kısmı Roj TV'nin karşısına geçmiş, oğullarından bir haber alma ümidiyle bekleşiyor.
Sözgelimi Ağrı Patnos doğumlu İlhami Demir'in babası Rabih Demir, insan hakları kuruluşlarına sesleniyor. Oğlunun PKK tarafından alıkonulduğunu askeri makamlardan değil, Roj TV'den öğrenmiş. "Ben oğlumu sağlam bir şekilde güvenlik güçlerine teslim ettim. Ancak esir alınmasını bile bana bildirmediler. Benim şu an tek isteğim oğlumun bana sağ olarak teslim edilmesidir. Buradan İHD ve Mazlum-Der başta olmak üzere insan hakları kuruluşların da bana destek vermesini bekliyorum" diyor. Anne Meliha Demir ise, "Evladıma kavuşmak için seve seve canımı vermeye hazırım. Yeter ki ona bir şey olmasın" diye ağlıyor.
Gaziantepli İrfan Beyaz'ın ailesi, esirlerin aileleri arasında en büyük sarsıntıyı yaşayan. İrfan'la son olarak Ramazan Bayramı'nda görüşmüşler.Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada hayatını kaybettiği belirtilen oğulları için dövünürken onun yaşadığını öğrenmişler.Yetkililerin kendilerine bir açıklamada bulunmasını, birilerinin sırtlarını okşamasını bekliyorlar. Belki şu an en büyük korkuyu onlar yaşıyor. Çünkü oğullarının ölümünü bir kez tatmış oldular.
O acının nasıl benzersiz olduğunu biliyorlar.
PKK'nın elindeki bir diğer asker Ramazan Yüce, babası olmadığı için beş kişilik ailesinin geçiminden sorumluymuş. Mardin'den Mersin'e göçen ailesine bakabilmek için portakal bahçelerinde mevsimlik işçi olarak çalışırmış, asker öncesi. Amcası Bedir Yüce, insan hakları örgütlerinin kendilerine yardım etmesini istiyor. Şu ana kadar askeri yetkililerden herhangi bir bilgi alamadıklarından yakınıyor.
Adanalı Halis Çağan, ailesinin 13 çocuğundan biri. Çağan ailesine ilk gün kardeşlerinin kaybolduğu haberi verilmiş, ondan sonra devletten, hükümmetten ya da ordudan kimse arayıp sormamış.
Niğdeli çavuş Mehmet Şenkul'un ailesi de devletin ilgisizliğinden yakınıyor. Baba Ali Şenkul, oğullarının durumu hakkında hiçbir resmi yetkilinin aramadığını söylüyor. Ali Şenkul, nakliyeci. Anlatıyor: "Alay komutanına gittik, 'Elimizde resmi bir bilgi yok' dediler. Çocuğum hakkındaki bilgileri Roj TV'den alıyorum. Türkiye kanallarından kimse bir şey demiyor. Evime çanak anten taktım Roj TV'yi izlemek için. Dün de gösterdiler, çocuğum PKK bayrağı altında bir mağarada görünüyordu. Bu bizi daha da üzdü. Mehmet benim tek oğlum. Askerlerden kimse geçmiş olsun diye aramadılar bile."
Denizlili er Fatih Atakul'un dayısı Şeref Alkan, her gün öldüklerini belirterek, "Askerlik çocuk oyuncağı değildir. 45 günlük eğitimden sonra askerler dağa mı çıkarılır? Bu işi artık profesyoneller yapsın. Yeğenim hayatında silah tutmadı. Doğu'da kurtların arasına atıldı kuzum" diye ovunuyor. Şeref'in kurtulması halinde tekrar askere göndermeyeceklerini belirtiyor. Şeref'in ailesi, 'Kendimiz gidip şehit olacağız. Kalan 5 ay askerliğini biz yapacağız' diyor.
Hataylı er Özhan Şabanoğlu'nun annesi 'Oğlumu bırakın, biz kardeşiz' diye sesleniyor. Arapça ağıtlar yakıyor. Onlar da çanak anten alıp Roj TV
izlemeye başlamış. "Oğlumu bırakın biz kardeşiz. Kimseye düşmanlığımız yoktur" diyor.
Babası Bahattin Şabanoğlu, "Oğlumun serbest bırakılmasını istiyorum. Oğlum daha genç. Kimseye bir şey yapmadı" diye yakarıyor. Özhan, 8 çocuğunun en küçüğü.
Arabuluculuk
PKK, bundan önce 6 kez asker kaçırma eyleminde bulundu. Şimdiki 8 genç ile birlikte, esir aldıkları asker sayısı 35.
Aileler bu kez de Akın Birdal'a ve insan hakları kuruluşlarına yardım ve arabuluculuk için başvurdu. Ama bu devlet, esir düşen askerine fazla şefkat gösterme yanlısı olmadığı için, onların hayatlarının kurtulması için arabuluculuk üstlenen insanlara da kuşkuyla yaklaştı. Kimi kesimler, onları hain ilan etmekten kaçınmadı.
Hatırlarsınız, 1996 Temmuzu'nda Şemdinli'nin Ortaklar Karakolu'na baskın düzenleyen PKK, 15 askeri katletmiş, 8 askeri de alıkoymuştu. Eski Refah Partisi Milletvekili Fettullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ve Mazlum-Der Genel Başkanı İlhan Arslan, ailelerin talebi üzerine PKK'nın rehin tuttuğu askerleri almak için Irak'taki Zeli kampına gitti. PKK, askerleri bir basın toplantısı ile sivil heyete teslim etti. İşte ondan sonra kopan kıyameti unutmak ne mümkün. Sivil heyet hakkında söylenmedik kalmadı. Açıkça 'şaibeli' ilan edildiler. DGM Başsavcılığı, Erbaş hakkında soruşturma başlattı. Birdal ve Arslan gözaltına alındı. Ayrıca Birdal, Arslan ve İHD Mardin Şube Başkanı Cemil Aydoğan hakkında, "PKK propagandası yaptıkları ve PKK'ya yardım ettikleri" iddiasıyla dava açıldı.
2005'te PKK tarafından alıkonulan jandarma komando er Coşkun Kırandi de kendisini almaya gelen sivil bir heyete teslim edilmişti. Kırandi'yi teslim alan İHD Bölge Temsilcisi Mehdi Perinçek, Selahattin Demirtaş, Tunceli Belediyesi'nden Özgür Söylemez, şarkıcı Ferhat Tunç, gazeteci Umur Hozatlı ile erin teslim edilişini izleyen DHA ve Reuters muhabiri Ferit Demir, AA muhabiri Haydar Toprakçı, Dicle Haber Ajansı muhabirlerinden Özbek ve Demirkaya hakkında 'Yasadışı Bölücü PKK/Kongra-Gel Terör örgütünün ve bu örgütün amacının propagandasını' yaptıkları iddiasıyla dava açılmıştı.
Durum budur. Bu çocukların yuvalarına, hayatlarına kavuşabilmeleri için bir an evvel harekete geçilmesi şarttır. Bu konuda arabulucu olmaya hazır olduğunu bildiren insanlar var. Daha sonra uğrayacakları saldırıları göze alan insanlar.
Bu sekiz çocuk, vatanı savunsun diye şehit olmaya gönderilen, memleketimin yoksul evlatları. Yoksul olmanın yegâne ayrıcalığı olan şehitlik mertebesiyle ödüllendirilme fırsatını kaçırmış olabilirler.
Döndüklerinde babacıkları onları dinlensinler diye yurtdışına tatile göndermeyecek. Ciplerini son modeliyle değiştirmeyecekler.
Şimdilik sahip oldukları birer canları var. O canların üstüne titremeliyiz.
radikal/
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
Konu Lilith tarafından (31-10-2007 Saat 13:16 ) değiştirilmiştir..
|

31-10-2007, 14:36
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 33
Mesajlar: 3,878
|
|
|
sacakalti
Sacakaltında bulustuk. Yakalarmızı kaldırdık.
Ustumuzde bildik bir gravur asılıydı. Bakmadık.
Bunu ortak sucumuz gibi tasıdık. Yollar... yoldan gecenler...
evler... evlerde gecenler... hepsini sırtlandık.
Yakalarimizi kaldirdik. Butun catlaklari ilk biz gördük
depremler yıldırımlar seller bizden sorulurdu.
Yakalarımızı kaldırırdık.
Gizlice sevistik. Sevisirken duyarlar kaygısıyla
hep sessiz ve hızlıydık. Bu yuzden birbirimizi
yumusak başlı belledik. Oysa sonraları.. fırtınalarda
acımasızca geçirdik dişlerimizi birbirimize. Koprualtlarında
sevisirken beni oldur diye çıglıklar attik. Yine de
ilk sevismelerimiz urkekçeydi. Ilk yanılsamalarımızın
izini sürdük durduk. Yakalarımızı kaldırdık.
Ben sana sığındım. Sen ötekine. Hepimiz birer ıssız
sığınaktık. Hepimiz sevgiliydik o saçakaltında.
Ne zaman biri öldürülse bizi bulurlardı. Ne zaman biri
sevilse birbirimize bakardık. Yakalarımızı kaldırırdık
usulca. Hepimizin takma adı... adresi vardı. Birbirimizi
iyice tanımak istemezdik. Biri hakkında herseyi iyice
belledigimizde sanki onu usulca dünyaya iterdik.
Büyülüydük... Elimiz kolumuz baglıydı.
Bir insanın... bir kedinin... bir hayatın... bir sokağın
sonu gibiydik. Her sonu sırtlandık. O saçakaltında
yangınlardan... baskınlardan... kırımlardan geçtik.
Azaldık... Inceldik. Bir avuç mermi cekirdegi gibi
alımlı ve cıplaktık. Gidenleri... dunyaya kaptırdıklarımızı
şehitleri unutuverdik. Bazı geceler... saçakaltında...
hayatimizin kapilari siddetle zorlanırken... yakalarımızı
kaldırmıs titrerken... birimizin agzından apansız bir
iniltiyle cıkardı onlardan birinin adı. Kof bir mermi
kovani gibi yere duserdi. O sesle ürpererek hatırlardık.
Sarayları dağıtır... babaları yakar... yollara
barıkatlar kurardık. Bazen boz bir sesle okşardık hayatı.
Incittigimiz yaraladigimiz yerlerini şehvetimizle
sarmaya calısırdık. Kanayan dizini tükürüğüyle ondurmaya
çalışan cocuklar gibiydik. Bereliydik. Hicbir acimizi
unutmadik. Acılarımıza tuhaf bir sadakatle baglıydık.
O saçakaltında buluşan beceriksiz haydutlar.
Nasıl benzerdik birbirimize. Ben sana bakıp dilimi
duzeltirdim. Sen bana bakıp yureğini toparlardın.
YILDIRIM TURKER
(Cihangir Kedileri)
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

22-05-2011, 04:36
|
 |
hiperuyuşuk
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
|
|
|
Bir gece dağlarda
Bir dağın başında toplanmışlar.
Her yaştan yüzlerce adam. İsterseniz hepsinin yüzüne ayrı ayrı bakın. Uzun uzun. Farklı bir ifade göremeyeceksiniz.
Onlar, topluca yas tutmaya; dağ başlarında, hapishane önlerinde, köy meydanlarında çöküp hep birlikte uzaklara, dağların yakardığı gökyüzüne bakarak oturmaya alışık. Onlar Kürt.
Dolayısıyla onlar için o toprakların Irak sınırı içinde kalmasının hiç önemi yok. O topraklarda yüzlerce yıldır bin bir acıyla yaralı, çöküp oturur o adamlar.
Irak sınırında bulunan Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Yemişli ve Ortaköy kırsalında 12-14 Mayıs arasında düzenlenen operasyonlar sırasında çıkan çatışmalarda öldürülen 12 PKK militanından üçünün cenazelerini almaya gelmişler.
Bu fotoğrafa çıkmamış ama kadınlar da var. Yakınlarının, evlatlarının, geleceklerinin ölüsüne sahip çıkmak için gelmişler bir araya.
Uğursuz bir pazar günü, gözlerini karartıp Irak sınırı içinde kalan o bölgeye girivermişler. Binlerce Kürt.
İlk gün cenazelerini almalarına izin verilmemiş. Bilican Tepesi’nde ateşler yakarak geceyi geçirmişler.
Ben en çok o gece, o koskocaman ayın altında sabahı beklerken ne hissettiklerini merak ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti sınırının dışında, sabaha yakınlarının ölülerini almak için her zamankinden daha tekinsiz geceyi tüketirken bütün hayatlarının cehenneme bakan arafta, gayri meşru bir varoluş olarak geçip gittiğini hissettiler mutlaka.
Yüzleri sanki binlerce yıllık bir acıyla çizilmiş.
Yakınlarında toplu mezarlar patlıyor durmadan. Hizaya sokulup kurşuna dizilmiş binlerce kayıtsız ölü çıkıyor çukurlardan. Kayıplarının ölüleri. Mezarsız ölüler.
Bu kez ölülerini elleriyle yıkayıp kendileri gömmek istiyor.
Bu hâlâ birilerine anlaşılmaz geliyor bu topraklarda.
Artık kabul etmenin vakti gelmedi mi? O terör örgütü ve terörist dediklerinizin ardında on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan var.
Tükenmezler ki vurmayınan.
Genelkurmay’ın açıklamalarını zaten takip ediyoruz. Bir de o geceyi o dağlarda geçirenlerden birinin ağzından dinlemek istemiyor musunuz?
Biz de bu fotoğraftaki insanlara bakarken onların yanında olan Şırnak Bağımsız Milletvekili adayı Hasip Kaplan’ın bianet’e yaptığı açıklamadan uzunca bir bölüm okuyalım. Sınırın ötesindeki o geceyi anlatıyor:
“Cenazelerin dördünü askerler almıştı. Ancak aşağı tarafta olan üç cenazeye ulaşamıyorlardı. Çünkü oraya indikleri zaman PKK’lı grubun saldırısından çekiniyorlardı.
Biz Yemişli’de görevli yarbay ile konuştuk ve 10-15 genç, dinamik arkadaşımızı görevlendirerek ‘cenazeleri alın gelin’ dedik.
Yarım saat sonra Tugay Komutanı Abdullah isminde birisi geldi ve telsizden ‘Vurun, öldürün, milletvekillerini de belediye başkanlarını da tarayın’ diye emir yağdırmaya başladı. Bu arada emrinde görevli komutanlara durmaksızın küfürler yağdırdı.
O gün cenazeleri almamızı engellediler. Tüm gün tank atışı, top atışı yaptılar. Benim gözlerimin önünde, o derin uçurumlardan, arama yapan insanların üzerine kaya yuvarladılar. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geldiği nokta vahim.
Bir alt rütbeli komutana dedik ki, ‘Bize yarım saat müddet verin, biz gidip cenazeleri alıp, devlet hastanesine bırakalım ve süreç olaysız şekilde atlatılsın.’ Fakat komutanın saldırı emri üzerine biz aşağıda arama yapan arkadaşlarımızı yukarı almak zorunda kaldık.
Binlerce insan orada ‘Direniyoruz, kalıyoruz, almadan gitmiyoruz’ dedi. Bu sefer asker önde, biz karşısında beklemeye başladık.
Komutan bize geldi ve ‘sınırı aştınız’ dedi. Ben de ‘Burada Türkiye’deki bir birlik var. Sen de aşmışsın sınırı, gitmişsin Irak Kürdistanı’na tabur yapmışsın. Ben de bu topraklardayım; hepimiz kaçağız burada’ dedim.
Binlerce kişi, Bilican Tepesi’nde ateşler yakarak kaldık. Buz gibi havada dağ başında sabahladık. O civarda bulunan beş altı köyden insanlar sürekli olarak bize ekmek, su ve battaniye taşıdılar.
16 Mayıs günü sabah erkenden 300 kişi cenazeleri almak amacıyla vadiye doğru hızla inmeye başladı. Bunun üstüne askerler, inen insanların üstünden müthiş bir yaylım ateşi açtı. Tank atışları, havan atışları, mermiler... Gerçekten inanılmazdı.
Olay yerine Gültan Kışanak, Filiz Koçali ve Osman Baydemir de geldi. Dedik ki, ‘Ateşi durdurun, müsaade edin, cenazeleri alıp gidelim’ dedik. Komutanlarla görüştük.
Bunca ateşe rağmen ve yasaklamaya rağmen, devletin cenazeleri almaya korktuğu yere halk girerek ‘biz alırız’ dedi ve aldı.
Cenazeler geldikten sonra halk, ‘Bize saldıranlara cenazeleri vermeyiz’ dedi. Halk cenazeleri Yemişli’ye getirmek için konvoy halinde yürüyüşe geçince askerler ateş açmaya ve gaz bombaları atmaya başladı. Araçlarımızın camlarını kırdılar.
Ayrıca biz o an Irak topraklarındayız. Savcının ya da kaymakamın yetkisi yok. O nedenle ‘Burada otopsi yaptırtmayız, cenazeleri Yemişli Sağlık Ocağı’na götürür, orada otopsi yaptırır, sonra size teslim ederiz’ dedik.
Her tarafımızı panzerlerle ve 2 bin özel askerle sardılar. Dört tane helikopterle tam 50 uçuş yaptılar tepemizde.
Askerler panzerlerle, tanklarla yolları tuttu. Her yere taş ve kaya yığdılar. Böylelikle cenazeleri bizden kaçırarak Bilican Taburu’na götürdüler ve otopsiyi askeri taburda yaptılar ve oradan helikopterle Adli Tıp’a gönderdiler.
Orada hükümet yoktu, başbakan yoktu, vali yoktu; kimse kimseyi takmıyordu. İki tane paşa ‘hukuk da benim, kanun da benim’ diyerek kral kesilmişlerdi.”
Yıldırım türker
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:33 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|