Savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri vardır. Son dönem de savaşların artmasının nedeni küreselleşmedir. 20. yy’da 191 milyon kişi çatışmalarda ölmüştür. Günümüzde her saat 35 kişi silahlı çatışmalarda yaşamını yitiriyor. Son 10 yılda 2 milyon çocuk savaş nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 4-5 milyon çocuk ciddi yaralanmalara maruz kalmış ve sakatlanmıştır. yine bu çatışmalarda 12 milyon çocuk evsiz kalmış, 1 milyon çocuk ailesini yitirmiş, 5 milyon çocuk ise mülteci kamplarına gönderilmiştir. Yaklaşık 10 milyon çocuk ise pisikolojik travma geçirmiştir. Son yıllarda savaş ve savaş sonrası dönemde ırza geçme ve cinsel şiddet sıklığının arttığına da dikkat çekerim,
“Sistematik tecavüz günümüz savaşlarında sivilleri sindirmek, yerinden etmek, direncini kırmak için de kullanılan bir savaş taktiği ve stratejisi haline gelmiştir”. Ruanda’da 8 yaşından büyük her kıza tecavüz edilmiştir. Bosna’da da 10-25 bin kadının tecavüze uğradığı tespit edilmiştir.
Güvenilir kaynaklar, yalnız 1995 yılında, 53 milyon kişinin, yani Dünya üzerinde yaşayan her 115 kişiden birinin, savaş ya da etnik çatışamlar nedeniyle evlerinden göç etmeye ya da kendi ülkelerinde başka bir yerde veya başka bir ülkede mülteci olarak yaşamaya zorlandığını belirtiyor. Göçe zorlanan bu nüfusun % 80'inin çocuk ve kadın olduğu biliniyor. Mülteci topluluklarının % 5'inin evlerinden panikle ayrılırken çocuklarını kaybettikleri belirtiliyor. Irak savaşında toplam 1 milyon civarında kayıp olduğu ve bu kayıpların yarısının organ ticareti (ABD askerlerinin organize ettiği) yapan çeteler tarafından kaçırılanlar olduğu, kalan yarısının içerisinde ise kadın ve çocuk ticareti için kaçırılanların çoğunlukta olduğu belirtiliyor.
Elde idilen verilere göre halen otuz ülkede 18 yaşının altında 300 bin çocuk silahlı çatışmalarda çarpışmaktadır. Bu Türkiye gibi büyük sayıda askere sahip bir ülkenin tüm askeri gücünün yaklaşık yarısına denk geliyor. Çocuklar asker, canlı kalkan, casus, hamal, seks kölesi olmaya zorlanıyorlar. Kuzey Uganda'da "Tanrının Direniş Ordusu" 1985'den sonra en az 12 bin çocuk kaçırmış. Orada çocuklar dövülerek savaşçı olmaya zorlanmışlar. Kaçanlar için ise "vur" emri verilmiş. Yani çocukar savaşın hem öznesi hem de nesnesi durumunda. "on yaşında bir çocuk hafif silahları parçalara ayırıp kolayca monte edebiliyor. Sadece 1988 yılında 200 000 çocuk asker vardı afrika'da"
Çocuk askerlerin hayatı çok zor. Çoğu daha ne olup bittiğini anlamadan ilk çarpışmalar sırasında ölüyor. Kalanlar ise eğer yaşamayı becerebilirlerse ömür boyu taşıyacakları sakatlıklara maruz kalıyorlar. Onları gelecekteki yaşamlarında beslenme bozukluğu, AIDS, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, solunum ve deri enfeksiyonları bekliyor. Sonrasında da... savaşın etkileri çatışmalar bittikten sonra da çocuklar üzerinde sürüyor. Birçok savaştan sonra çocuklarda posttraumatik stress bozukluğu denen bir ruhsal bozukluk saptanmış. Kamboçya'da 1975-1979 olaylarını yaşamış çocukların 1984 yılında % 50sinde bu ruhsal bozukluğun devam ettiği saptanmış. Bu bireylerin takibinde 1987 yılında % 48'inde , 1990 yılında % 38'inde bulguların ısrar ettiği görülmüş. Savaş izlerinin kolay silinmediğini gösteren başka bir bilimsel çalışmada ise, 1991 yılındaki Körfez savaşını takiben 94 Irak'lı çocuk 6 ay, 1 yıl ve 2 yıl sonra incelenmiş. Bir sığınakta 750 kişinin ölümüne tanık olan bu çocukların iki yıl sonra bile "Olay Etkisi Ölçümleri" nin hâlâ çok yüksek olduğu saptanmış.
Ya kız çocuklar? Bir çok ülkede yaşanan çatışmalarda kız çocuklar savaş sırasında taciz ve tecavüze uğramışlar. Uganda'da öyle olmuş. Hareketin askerleri kız çocuklarını seks kölesi olarak kullanmışlar. Bu durum aslında tarihin her döneminde yaşanmış. Daha yakınlarda Japonya Çin'den bu nedenle özür diledi. Bazı Çinli kadınlar ve aileleri Japonya'dan tazminat talebinde bulundu. Japonya tazminat taleplerini reddetti. Kısacası savaş yalnız erkekleri yok etmiyor, anaları, bacıları, kızları, kadınları da geri dönüşü olmayan şekilde yaralıyor.
Dünya silahın üzerinde dünyada yarım milyar hafif silah sürekli el değiştiriyor. Neredeyse her 12 kişiden birine bir silah düşüyor. Bu silahlar geçtiğimiz 10 yılda, milyonlarca insanın öldürülmesine neden olmuş. Üstelik öldürülenlerin çoğu da çocuk ve kadın olmuş. Silahlar ucuz-kolay elde edilebilir ve kullanılabilirdir. Örneğin AK-47 Kalaşnikof tüfek Uganda da bir tavuk fiyatına el değiştiriyor. Bir diğer ucuz öldürme şekli ise 78 ülkede 200 milyon kara mayının olmasıdır. Her yıl mayınların yüzde 80’inin sivil, üçte biri çocuk olmak üzere 20-25 bin kişinin ölümü ya da yaralanmasına neden olduğu belirtilmektedir. Mayın yaralanmalarının sadece yüzde 10’ununa sağlık hizmeti ulaşabilmektedir, 300 binden fazla insan ise mayın yaralarıyla yaşamını sürdürmektedir.
Savaş tanıklıkları;
''Ben savaş sırasında Saraybosna’da idim. Bizim şehrimize Sırplar giremedi. Ama çatışmalar ve operasyonlar sık sık oluyordu. Tepelerde Sırp keskin nişancıları vardı. Fakat Saraybosna’ya gelen Boşnak aileler ve özellikle kadınların ifadelerini alıyordum. Uluslararası Mahkeme için bu bilgileri tutuyordum. Bir kadının anlattıkları gerçekten çok korkunçtu. “Sırp çeteleri evimizi bastılar. Eşim, ben ve 9 yaşındaki kızımız vardı. Eşime zorla kızıma tecavüz ettirmeye çalıştılar. Eşim karşı çıktı ‘beni öldürün’ dedi. Kızıma eşimin gözümüz önünde tecavüz ettiler ve tüfekle öldürdüler” Esir ettikleri kadınları kamplarda vahşiler telle çevrili bir yerde tutmuşlar. Kadınların çoğu da hamile kaldı. Bu kadınlara demişler; “Gidin Saraybosna’ya Aliya İzzetbegoviç’in yanına Sırpları doğurun.” Böyle çok acılar yaşandı. Şimdi o çocuklar dünyaya gelince ne olacak. Saraybosna Müftüsü fetva veriyor. “Kadınlar kürtaj yaptırmasın o çocuklar dünyaya gelsin. Çünkü dünyaya gelen her çocuk Müslüman olarak dünyaya geliyor. Ne o kadının suçu var ne de bu çocukların suçu var. Bu çocuklara bakacağız mümkün olduğu sürece İslami eğitimle büyüteceğiz.” (Saray Bosnada savaş sırasında bulunmuş bir Bosnalı BM çalışanının tanıklığından)
"Son üç ay içinde kendisini en çok üzen olay neydi? İzzetbegoviç, bu soru yöneltilince, bir an duraklıyor. İlk tepkisi, 'İnsanlık dışı olaylar o kadar çok ki' oluyor. 'Bir hafta önceydi' diye başlıyor anlatmaya, 'Saraybosna'nın varoşlarında bir felaketi yaşadık. Kızlı erkekli bir grup küçük çocuk kiraz ağacına çıkmışlar. Güle oynaya kiraz yiyorlar. Makineli tüfeğin o korkunç sesi duyuluyor. Çocukların çığlıklarıyla, bu ses birbirine karışıyor. Çevredeki tepelerden birinde mevzilenmiş bir tankın üstünden açılıyor ateş. Üstelik ateşe ara vermiyor teröristler. O yüzden anne babalar çocuklarının yardımına koşamıyorlar. Çocuklardan bazıları yaralı. Kiraz ağacında feryatlar içinde bir süre asılı kalıyorlar. Fakat ateş devam ettiği için kimse gidemiyor kiraz ağacının yanına. Akşama doğru yedi küçük çocuğun öldüğü haberi geldi bana." (Sabah, 9 Temmuz 1992)
"Banya Luka yakınlarındaki Mayanka'da çocuklara işkence ettiler. Bir keresinde yediçocuğu caddeye yatırıp üzerlerinden tank geçirdiler." (Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
"Fahri Başkonsolos Sılaycı, vahşetin insanlık sınırlarını çok aştığını belirterek, Ölüm olayları normal bir şekilde meydana gelmiyor. 2 günlük bir çocuğu hançeri üzerinde bırakarak, kalbinden hançerlenmiş bir şekilde annesinin kucağına atıyorlar. 10 yaşındaki bir kız çocuğunun kafasını kesip, başıyla top oynuyorlar" şeklinde konuştu." (Türkiye, 25 Temmuz 1992)
Bosna'daki vahşet 1992'de başladı ve 1995 baharına kadar sürdü. Ve bu savaş boyunca tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı. Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslümanların sayısı 200 bini aştı, 2 milyon insan evlerinden sürüldü, 20 bine yakın Müslüman kadına tecavüz edildi. Daha sonra da Kosova'da benzer vahşet sahneleri yaşandı.
Rusya'nın işgali altındaki Çeçenistan'ın şiddetli acılarla kıvranan gerçek yüzünü görmeye tahammül edebilseydiniz, böyle övgüler düzmeye samimi olarak devam edebilir miydiniz? Nüfusu bir milyon olan Çeçenlerden bugün her 7 Çeçen'den biri ölüdür. 250,000 sivil mülteci durumundadır. En temel gereksinimlerden yoksun durumdadırlar. Hastalık ve gıdasızlıktan çoğu kırılmıştır. Özelikle yaşlılar ve çocuklar. 20,000'den fazla sivil halk ve direnenler yeni Gulag'larda temerküz kamplarında acı çekmektedirler. İnsanların yaşayamayacağı ve ilkel koşullarda eziyet çektirilmekte hiçbir tıbbi yardım almamaktadırlar. Bu, Rus ceza sistemini çok aşan aşırı durumdakiler, sadist ve sistemli bir işkencehane halinde girişimlerdir. İnsanların üzerinde kor halindeki sigara söndürülmekte, sakat bırakıcı şekilde dövülmekte, boğulmakta ve insan dışkısı içine atılarak boğulmaktadırlar. İnsanlar bıçak ile doğranmakta, yüksek elektrik voltajı ile şok verilmektedir. Cinsel tecavüz de buralarda rutin olarak yapılanlardan ancak birkaçıdır. Buraya düşenler eninde sonunda ölür. Bu nasıl bir cehennemdir!
Kadınlarımız rasgele toplanarak toplu halde tecavüz edilmektedir. Köyler yakılıp yıkılmakta, talan edilmekte, erkekler ve 15 yaşın altındaki erkek çocuklar toplanmakta ve kendilerinden bir daha haber alınamamaktadır. Her Çeçen suçlanmaksızın tutuklanabilir ve yargılanmaksızın öldürülebilir. Her yaştaki erkek, kadın ve çocukların infaz edilerek öldürülmeleri günlük rutin olaylardır. Öldürdükleri insanları kasıtlı olarak parçalamaktadırlar ve teşhir etmektedirler, gömülmeleri yasaktır. Ölülerimiz Ruslar için yeni bir para şeklini almıştır. Rus askerleri öldürdükleri kişilerin cesetlerini akrabalarına para karşılığı satmaktadırlar.
Yerle bir edilmiş ve yanan köylerimizin harabeleri altında sayısız toplu mezar bulunmaktadır. Ülkemizin alt yapısı tamamen yok edilmiştir. Yalnız geçen iki hafta zarfında, Çeçenistan'ın güney doğusunda ve batısında bir düzine köy yine terörize edilmiş, 300 sivil katledilmiş, binlerce sivil hapsedilmiş işkence yapılmış ve tecavüze uğramıştır.
Aslan Maskhadov, Çeçenistan İçkerya Cumhuriyetinin demokratik seçimlerle seçilmiş Cumhurbaşkanı
Gelelim güzel yurdumuzun tanıklıklarına
19/20 Haziran 1919'da Nazilli'den geri çekilen Yunanlılar, 40 kişiyi rehin olarak beraberlerinde götürdüler. Atça ve Sultanhisar'dan da çetelere yardım ettikleri bahanesiyle 20 kişiyi yanlarına aldılar. Bunların hepsi, 21 Haziran'da Yunanlılar tarafından öldürdüler
25 Haziran 1919'da Yunanlılar Balatçık İstasyonu'nda yolcuları trenden indirip, erkeklerinin gözü önünde kadınlara tecavüz ettiler.
Amiral Galthorpe, 8 Temmuz 1919'da Dışişleri Bakanı Curzon'a gönderdiği telgrafta bu olayların doğruluğunu bildiriyordu:
"Veziriazam ve Hariciye Nazırı tarafından ziyaret edildim. Bana İzmir bölgesinde vaki olan diğer tecavüzleri bildiren raporları okudular. İtiraf etmek lazımdır ki, bu iddiaları oradaki İngiliz subaylarının verdikleri raporlar da teyit etmektedir. Bu subaylar, mesuliyeti tamamen Yunanlılara yüklemektedirler" diyordu.
AYDIN'DA YUNAN MEZALİMİ
3 gün süren çetin savaşlardan sonra 30 Haziran 1919'da Aydın, Türk askerleri tarafından geri alındı. Yunanlılar bu savaş sırasında Aydın'ın Müslüman mahallesini ateşe vererek 5.800 evi yakmışlardı. Yangından canlarını kurtarmak için dışarıya çıkan Müslümanlar, Yunanlıların piyade ve makineli tüfek ateşleriyle taranarak öldürüldüler. Korkularından dışarı çıkamayanlar ise, diri diri yandılar.
Türkler Aydın'a girdikleri sırada Rum halkı da Yunanlılarla beraber yollara dökülmüşse de işgal komutanı bunların kendisiyle beraber gelmelerine izin vermemiştir. Türklerin bunları öldürmelerini, böylece Türk katliamı bahanesiyle yeni bir ilerleme sebebi bulmak istiyorlardı. Kuvay-i Milliye üyeleri Aydın'a girdiklerinde, kilise ve Fransız Sörler Okulu'nda toplanan bin kadar Hıristiyan, dehşet içinde akıbetlerini bekliyorlardı. Bunların içinde Türk mahallelerini ateşe verenler, yüzlerce günahsızı öldürenler de vardı. Türk askeri, bunlardan öç almayı düşünmemiş, hayatlarını bağışlayıp yiyecek dağıtmıştı.
3 Temmuz'da tekrar Aydın'a giren Yunanlılar, çeşitli nedenlerle şehri terk edemeyen 2.500 Müslümanın pek çoğunu öldürdüler.
Aydın vilayetinin Uluslararası Tahkik Heyeti'ne vermek üzere hazırladığı 30 temmuz 1919 tarihli rapora göre Yunanlıların, buradaki mezaliminin dökümü şöyleydi:
"Aydın ve civarından 63.700 Müslüman göç etmiştir. Evvelce 30.000 Müslümanın yaşadığı Aydın'da ancak 375 kişi kalmıştır. Aydın çevresindeki 51 Müslüman köyü Yunanlılar tarafından yakılmış, eşyaları ve hayvanları yağmalanmıştır. Kasaba ve köylerdeki halk her türlü mal varlıklarını bırakarak canlarını kurtarmak için dağlara kaçmışlardır
SÖKE'DE YUNAN MEZALİMİ
20 Nisan 1922'de İtalyanlar Söke'den çekilince Yunanlılar ertesi gün Söke'yi ve köylerini işgal ettiler.
İşgal ettikleri diğer yerlerde yaptıkları gibi, burada da Türk evlerine silah aramak bahanesiyle giren Yunanlılar, değerli eşya, para ve yiyecek maddelerini yağmaladılar. Köylünün tahıllarını, hayvanlarını gasp ettiler. Özellikle köylerde birçok kişiyi öldüren Yunanlılar, ölüleri bostan kuyularına ve Menderes Nehri'ne attılar. Kadın ve kızlara tecavüz ettiler.
Ateşe Kitaplığı İstiklal 152 numarasında kayıtlı "Yunanlıların Yeni İşgal Ettikleri Söke ve Havalisinde Yunan Askerlerinin Vahşeti" adlı 93 sayfalık kitapta öldürme, gasp ve ırza tecavüz olayları hakkında geniş açıklamalar bulunmaktadır.
MENEMEN ve BERGAMA'DA YUNAN MEZALİMİ
Yunanlılar Menemen'de pek çok insan öldürdüler; köyleri, çiftlikleri, tarlalardaki ekinleri ateşe verdiler. Evlere girerek halkın parasını, kıymetli eşyasını, tahılını, davarını ve sığırını gasp ettiler. Kadınların ve kızların ırzına geçtiler. Öldürmeler beşikteki çocuktan ak sakallı ihtiyara kadar hiçbir ayrım yapılmadan hunharca işlendi. Bu mezalimi burada tüm ayrıntılarıyla anlatmak olanaksızdır.
Uluslar arası Tahkik Komisyonu, "Menemen'de Yunanlılarca ciddi bir sebep olmaksızın 200 kişinin öldürüldüğü, 200 kişinin yaralandığını, İstasyon ve Konak yakınlarındaki binalardan Yunan askerleri üzerine ateş edildiği hakkındaki Yunan Komutanlığı'nın iddialarının doğru olmadığı"nın belirtmiştir.
Uluslar arası Tahkik Komisyonu'na verilmek üzere Aydın Vilayeti'nce hazırlanan rapora göre de, "Menemen ilçe merkezi ve köylerinde 24 kadın, 46 çocuk dahil 929 kişi şehit edilmiştir."
Yunanlıların Bergama bölgesinde yaptıkları katliam, mezalim ve soygun Kazım Özalp'ın Türk Tarih Kurumu'nca 1971'de basılan "Milli Mücadelede 1919-1922 adlı kitabın belgeler kısmında 107 madde halinde gösterilmiştir."
MANİSA'DA YUNAN MEZALİMİ
Aydın Valisi'nin Tahkik Heyeti'ne verilmek üzere hazırlandığı 28 Temmuz 1919 tarihli 297 maddelik raporda, "Yunan askerlerinin halktan 28 196 lira gasp ettiği, çalınan altın, gümüşün buna dahil edilmediği, 7 köy, 30 ev, 79 bağ, bahçe tarlada 3 caminin tahrip edildiği, 12'si kadın olmak üzere 43 kişinin şehit edildiği11 kıza tecavüz edildiği, 1 738 davar, 109 at, 38 eşek ve 567 sığır ile 35 devenin zorla alındığı" bildirilmektedir.
İbrahim Etem Akıncı ise, Yunan mezaliminden özet olarak şöyle söz etmektedir:
"Yunanlıların yaptıkları mezalim belki birkaç ciltte anlatılabilir. Küçük bir örnek: Üç bucakta iki ay içinde 200 kadının ırzına tecavüz edilmiş, 50'den fazla erkek ve kadın hayvanlar gibi öldürülerek cesetleri yollarda bırakılmıştır. Bunların bir kaç tanesi ateşe atılarak yakılmıştır. Bu cinayetler Bigadiç, Balat ve Çorum bucaklarının köylerinde işlenmiştir. Dağlar, düşman zulmünden canını ve ırzını kurtarmak için kaçanlarla doludur."
YUNANLILAR GERİ ÇEKİLİRKEN ORTA ANADOLU'DA YUNAN MEZALİMİ
Yunanlılar, Sakarya Savaşı'nda yenilip geri çekilirlerken, o zamana kadar yaptıklarından çok daha fazla katliam, ırza tecavüz, gasp ve yağma yapmışlardır. Bu saldırılar en yüksek komutanın emri ile yapılmış, özel ekipler yanlarında getirdikleri yanıcı maddelerle evleri ateşe vermişlerdir. Okul, cami gibi taş binalar dinamitle havaya uçurulmuştur.
ABD Yakındoğu Yardım Komitesi Türkiye üyeleri olan Mis Allain ve Mis Blines der Near, Yunanlıların geri çekilmesinden sonra facia bölgeleri Demirci, Mülk, Oğlakçı, Babadat, Koçaş, Hamam Karahisar, Karaağaç, Gecik köylerine giderek yapılan zulümleri, yakılıp yıkılan evleri, ırzlarına geçilen kadınları, yaralananları, öldürülenleri yerinde görerek durumu ülkelerine bildirmişlerdir.
Yapılan incelemelerden ve dinlenen köylülerden öğrenildiğine göre Yunanlılar üst makamlardan aldıkları emirlerle köyleri yakmışlardır. Yunan müfrezelerinin üzerlerinde evlerin yakılması için önceden hazırlanmış şişeler ve kaplar içinde yanıcı maddeler bulundurmaları, taş binaları dinamitle havaya uçurmaları bunu göstermektedir.
Batı Cephesi Komutanlığı, Yunan mezalimini şöyle anlatmaktadır:
"Yunanlıların İzmir'e girdiklerinden beri yaptıkları zulümler, tarihte şimdiye kadar yazılanların hepsini geçmiştir.
Yunan askerleri 8 yaşındaki kızlara, 70 yaşındaki kadınlara tecavüz ettiler. Hiçbir askeri lüzum olmadığı halde birçok köyleri yaktılar.
Kundaktaki bebekten en yaşlısına kadar bir köyün halkı evlere kapatılarak diri diri
yakıldılar... İslam'ın kutsal kitabı Kur'an yırtılarak Türk köylülerinin gözlerinin önünde en çirkin şekilde kullanıldı.
Bu zulümler, Yunan askerlerine katılan yerli Rumlarla birlikte yapıldı. Yunan komutanları bu işkence ve zulümlerin yapılması için emir verdiler.
Yunanlılar tarafından "İntikam Tümeni" adı verilen 2'nci Yunan Tümeni yangın ve tahrip güçleriyle donatılmıştı.
Irza Geçme Olayları:
Yunanlılar köyleri yakar, köylüleri soyarken kadınlara da en iğrenç şekilde saldırmışlardır. 8 yaşındaki kız çocukları, 60 yaşındaki ak saçlı nineler bile Yunan tecavüzünden kurtulamamıştır.
Yunanlılar bir taraftan evleri yakarken bir taraftan da köylerin kadınlarını ve genç kızlarını toplayarak kocalarının, ana ve babalarının gözü önünde tecavüz etmişlerdir.
Bazı köylerden genç kadın ve kızlara beşer, onar kişilik kafileler halinde tecavüz etmişlerdir. Camilere veya medreselere sığının kadınlar da bu saldırılardan kurtulamamışlardır. Bazı köyler, kadınlarını köyden uzak yaylalara götürüp saklayarak bu saldırılardan kurtulmuşlardır.
Tanıklıklar bölümü aynen ilave yapılmadan ve yorumum eklenmeden yazılmıştır. Yapılan ve yapılmış olan savaşların etki ve sonuçlarının tamamı takdir edersiniz ki burda yer almamıştır. Çok küçük bir kısmı ile ilgili bilgi ve belge koymuş bulunmaktayım.
Kimse bu yazıdan sonra bana gelipte savaş öyle yok nedenler böyle, gerçekçi ol, coğrafi konjüktür felan demesin. Ne anlatmak istiyorsa gitsin ve Ruanda da 8 yaşındaki tecavüz edilmiş ve seks kölesi olarak kullanıldıktan sonra her iki kolu da kesilmiş küçük kızın gözlerinin içine bakarak ona anlatsın. Yada Bosnada tecavüze uğramış bir kadına ve onun dışlanan küçük çocuğuna anlatsın. Dünyanın her yerinde milyonlarca ölü çocuğun analarından birisinin gözlerinin içine bakarak anlatsınne düşündüğünü.
Bana bir şey anlatmayın.
Alıntı:
|
Bi düşün ATATÜRK te vicdani retçi olsa idi sen gene doğardında baban kim olurdu?
|
Bir düşün; Atatürk varken bu kadar zulüm ve tecavüz olmuş...
Bir düşün; söylediğin söz ve ettiğin küfür bu analarımızın soyundan gelenleri ne kadar incitmiştir.
Bir düşün; sizden çok şey istemeyeyim. Sizin gibi düşünmeyenleri küfür ve tagir ile saldırarak düzeltemeyeceğiniz gibi, incitemezsiniz de. Bunları zaten biliyorsunuz siz.
Hiç bir şey bilmeyen yada söyleyemeyen, bari emeğe saygı göstersin.