Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Ayşe Hür'e Emaillerle Destek Olalım!

Serbest Kürsü içerisinde Ayşe Hür'e Emaillerle Destek Olalım! konusu: Alıntı: Ayşe Hür'e Emaillerimiz ile Destek Olalım Taraf Gazetesi'nde pazar günleri tarih köşesine yazan Ayşe Hür son iki haftadaki yazılarını Kuran'ın orijinallerinin bulunmadığı konusuna ayırdı. Bilindiği gibi Turan Dursun bu ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 09-09-2011, 21:37
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Standart Ayşe Hür'e Emaillerle Destek Olalım!

Alıntı:
Ayşe Hür'e Emaillerimiz ile Destek Olalım
Taraf Gazetesi'nde pazar günleri tarih köşesine yazan Ayşe Hür son iki haftadaki yazılarını Kuran'ın orijinallerinin bulunmadığı konusuna ayırdı. Bilindiği gibi Turan Dursun bu konuyu Din Bu 1 adlı kitabında gündeme getirmişti.

Ayşe Hür 28-08-2011 tarihindeki gazete köşesinde "Ama hangi Kuran’ı esas alacağız" başlığını atıyor:

Taraf Gazetesi - Ayşe Hür tüm köşe yazıları

Dünkü (04-08-2011) köşesinde ise bir önceki haftadaki yazısı nedeniyle çok sayıda eleştiri ve hakaret aldığını bu nedenle konuyu tekrar ele almak ihtiyacı hissettiğini yazıyor:

Taraf Gazetesi - Ayşe Hür tüm köşe yazıları

Ayşe Hür dünkü gazetenin 12. sayfasındaki köşesinde Turan Dursun'dan bahsediyor ve sol alt köşede büyük sayılabilecek Turan Dursun fotoğrafına yer veriyor.

Ayşe Hür son yazısında emailine çok sayıda eleştiri ve hakaret geldiğini destek olanların sayısının ise bir elin parmaklarını geçmediğini belirtti.

Bu sebeple sizleri Ayşe Hür'e destek ve medeni cesaretinden dolayı kutlama emailleri göndermeye davet ediyorum. Site yönetimi ayrıca ilgi gösterirse bunun çok olumlu olacağını düşünüyorum.

Yazarın email adresi: hurayse@hotmail.com
turandursun.com'dan direkt alıntı yaptım; ancak, söylenenler doğru.

Öncelikle bir kadın, daha sonra dogmaları özgürce tartışmaya çalışan bir kadın olup aldığı tehditler dolayısıyla sevgili Ayşe Hür'ü desteklemeliyiz.

Tüm Khaos.info yazar ve okurlarının duyarlı destek mesajlarını yollayalım ki Ayşe hiç de yalnız olmadığını en azından hissetsin.


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 12-09-2011, 01:13
bekir_91 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-07-2008
Mesajlar: 92
İlk olarak şunu belirtmeliyim ki yazının tamamını okudum, kusura bakmayın ama alay ifadelerinin nedenini umarım anlamışsınızdır. Hz. Muhammed (a.s.) Kur'an'ı 7 kıraat üzere okumaya izin vermiştir. Fark budur. Yazılışlardaki farklar da bundan kaynaklanır. Bununla ilgili national mıydı BBC miydi bir belgesel yayınlamıştı hatta. Onlar da aynı Turan dursun gibi konuşuyorlar. Bunlarda anlam aynı olsa da farklılıklar var diyorlardı. Dediğim gibi, lehçenin okuyuş tarzından kaynaklanan bir farktan başka bir şey değil bu.

dikkatimi çeken ayetlerin bazılarının neshedildiğine dair ayetti,
Nesih, “Ne-Se-Ha” fiil kökünden gelir, mastardır. Lügat manası bir şeyi ortadan kaldırmak ve yok etmek, nakletmek, aktarmak ve değiştirmek ve kopya etmektir.Arapların günlük konuşmalarında 'güneş gölgeyi neshetti' demek, onun yerine geçti, onu giderdi demektir ki, buna izale etti, iptal etti de denir.

Neshin ıstılah manası ise: Dini bir hükmün zaman bakımından sonra gelen, yine dini bir delil ile kaldırılmasıdır. Kendinden önceki hükmü kaldıran delile “nasıh” hükmü kaldırılan delile de "mensuh” adı verilir.



Nesih kelimesi Kur`anda değişik anlamlarda geçer.Allahü Teala şöyle buyurur:



1-“ (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir (nesheder). Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder. Allah Alîm'dir, Hakîmdir.”(Hacc 52). Burada nesh yerine geçmek, iptal etmek, gidermek, izale etmek manalarında kullanılmıştır.



2-“ İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep kaydediyorduk (istinsah ediyorduk)." (denir). (Casiye-29) ayetinde de yazı, kopya etme, nakletme ve kaydetme manalarında kullanılmıştır.



Nesih meselesi, tarih boyunca başka birçok mevzu gibi hep tartışma konusu olmuş ve üzerinde ittifak edilememiş bir meseledir. Siyasi olaylar, mezhep çatışmaları ve benzer meseleler bunun en büyük sebebidir. Ebu Müslim el- İsfahani'ye kadar, bilginler üç türlü nesihten bahsediyorlardı:



1- Hükmü neshedildiği halde, lafzı kalan ayetler

2- Lafzı neshedilen ama hükmü geçerli kalan ayetler.

3- Hem hükmü, hem de metni neshedilen ayetler.



Nesh meselesi usul alimleri tarafından tartışılmış bir meseledir .Müfessirler ilk dönemde, mensuh ayetlerin sayısını 260'a çıkarıyorlardı. H. 322 de vefat eden Ebu Müslim İsfehani neshin Kur’an’da olmasının imkansız olduğunu savunmuştur.Celalettin es-Suyuti mensuh ayetleri 20'ye indirdi, Şah Veliyyullah Dehlevi bu sayıyı beşe, merhum Ömer Rıza Doğrul ise bu beş ayeti tekrar inceleyerek Kur`anın kendi içerisinde nesh`in sözkonusu olmadığını isbat etti. [1]



Bizde araştırmalarımız sonucunda Kur’an’da hükmü kaldırıldığı halde metni bırakılmış olan mensuh ayet olmadığı sonucuna vardık. Konunun ayrıntılarına girmeden Kur’an’da nesh edilmiş ayet vardır diyenlerin delillerini ve bu delillerin tutarsızlığını göstermeye çalışalım.

Kur’an’da Nesh-Mensuh vardır diyenler bu iddialarına üç tane ayeti delil gösterirler:



1-“Eğer biz bir ayetin hükmünü [2] kaldırır veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını veya dengini getiririz....” (2 Bakara 106)

2-“Bir ayeti başka bir ayetin yerine getirdiğimizde, onlar (Muhammed’e) “sen sadece uyduruyorsun” derler Hayır öyle değildir, ama onların çoğu bilmezler. “ (16 Nahl 101)

3-“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ümmül Kitab O’nun katındadır.” (Rad 39)

Öne sürülen bu üç alette Kur`anın kendi içinde bir neshin olduğuna, yani bir kısım Kuran ayetlerinin, diğer bazı Kuran ayetlerini iptal ettiklerine delil değildir. Nesh meselesini Kur`ana dayandırmak isteyenler, bilhassa Nahl suresinin 101. ayetini ve Bakara suresinin 106. ayetini öne sürerler. Şimdi bu ayetlere yakından bakalım.



Nahl suresinin 101.ayetinde Allah Tealaa şöyle buyurur:



وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ {101}

101-Biz bir ayetin yerine başka bir ayeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler. (16 Nahl 101)



Nuzul ortamı :Ayeti kerime Mekkede nazil olmuştur. Dikkat edersek Peygamberimizin burada hasımları tarafından müfteri olarak itham edildiğini görürüz. Hasımlarının O`nu bu tarzda itham etmelerinin sebebi Kur`an da şu veya bu ayetin nesh olmuş olması değildi. Söylediği sözün ilahi Vahy olduğunu bildirmesi idi. Peygamberimiz Kur`anı Kerim`i bildiriyor ve bunun Allah tarafından vahyolunduğunu söylüyordu. Hasımları ise bunu kabul etmiyor, bunun uydurma bir şey olduğunu, Peygamberin ancak başkasından öğrendiği şeyleri tekrer ettiğini iddia ediyorlardı.

Ayetin siyakı ve sibakı: Şimdi ayette sonra gelen ve bir bakıma konuyu açıklayan ayetleri okuyalım:

102-De ki: Onu, Mukaddes Ruh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi.

103-Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır.

Müşrikler, insanları şüpheye düşürmek ve onların kalplerini çelmek maksadıyla, Kur’an’ı Peygamber’e Rum ve Hıristiyan dinine mensup Cebra veya Yaiş adında bir kölenin öğrettiğini ileri sürdüler. Halbuki köle, Rum olduğu için, Arapçayı doğru dürüst bilmiyordu.

Buna mukabil Peygamberimiz de bunun bir uydurma olmadığını, bilakis Allah tarafından daha önce gönderilen Kitapların yerini tutacak yeni bir Kitap olduğunu anlatıyordu.

Ayette geçen lafızlar: Kur`anı doğru anlamak için çok önemli bir konuda, Kur`anda geçen kavramların veya lafızların Kur`anın diliyle açıklanması ve en azından o dönemin arapçasindaki manalarla sadık kalınarak ifade edilmesidir. Yukarıdaki ayet-i Kerime geçen anahtar lafızlardan biriside- آيَةً -“ayet” kelimesidir.

Kuran’da geçen “ayet” kelimesine baktığımız vakit çok ilginç bir kullanım şekli olduğunu görüyoruz. “Ayet” kelimesinin çoğul şekli olan “ayat” kelimesi tüm Kuran’da mucize, belge, delil, işaret, Kuran ayetleri manasında kullanılır. Fakat “ayat”ın tekil ifadesi ve yukarıdaki ayette geçen olan “ayet” kelimesi Kuranın hiçbir yerinde Kuran ayeti manasında kullanılmamıştır. [3] Bazı çevirilerde Arapça’da hiç geçmemesine rağmen “hüküm” kelimesi de yukarıdaki ayetin çevirisine ilave edilip “ayetin hükmü” şeklinde çeviri yapılıp, sanki ayetlerin hükmü neshedilebiliyormuş gibi bir hava verilmeye çalışılmıştır.

Bakara suresi 106. ayetinde Allahü Teala şöyle buyurur:

106-Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir. (2 Bakara 106)

Bu Ayeti kerime Medine devrinin başlarında vahyolmuştur. Bu ayet ile bundan önceki ayetler, yahudiler ile müslümanlar arasında vukuu bulan uzunca bir münakaşayı anlatır. Rasulü Ekrem, “İslam Dini`nin Museviliği neshetmiş olduğunu” söylüyor. Yahudiler ona itiraz ediyor ve ona inanmadıklarını anlatıyorlardı. Buna mukabil, Kur`an, “Musa şeriatının ve önceki diğer şeriatların neshedilmiş olduğunu” bildirerek Kur`an diliyle diyor ki;” Biz bir ayeti nesheder, yahud unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut eşini getiririz.”

Bu ayette nesh kelimesini yanında bir de –insaa-(nunsiha) kelimesi geçer, yani unutturulan ayetlerden bahsediyor. Kur`anı parça parça değilde bir bütün olarak alırsak bu tabirin de Kur`an ayetleriyle ilgili olmadığını görürüz. Çünkü Kur`an kendisinin saklanmış ve korunmuş olduğunu bildirir ve buna ilaveten A`la suresinde şöyle buyrulur:

6-“Biz sana Kur`an-ı okutacağız ve sen asla unutmayacaksın.” (87 A´la 6)

Zaten Kur`an-ı Kerimin ayetleri vahyoldukca vahiy katipleri tarafindan hemen yazıldığı için, onun unutulmasına imkan yoktur. Buna mukabil, İslam`dan önceki dinlerin ve şeriatlerin mühim kısımlarının unutulmuş olduğu şüphe götürmez.

Nitekim bu ayetlerin ikiside, İslam`dan önce gönderilen şeriatlerin neshinden ve İslam`ın onların yerine kaim olduğundan bahsetmektedir. Elhasıl, Kur`an-ı Kerim kendi ayetlerinden bazılarının neshedilmiş olduğuna dair iddiaları doğrulayacak hiçbir ayeti ihtiva etmemektedir.

O zaman aklımıza şöyle bir soru gelebilir. Niçin önceki bazı müfessirler Kur`anın kendi içerisinde nesh olduğunu iddia etmişlerdir ?

Bu haklı soruya bizde cevap vermekte oldukca zorlanıyoruz. Ancak şu konular ihtimal dahilindedir. Şöyle ki :

Önceki Müfessirler:

-Kur`an-ı bir bütün olarak değilde, ayetleri veya bazı bölümleri parça parça ele alıp bir sonuca varmışlardır. Oysa doğru bir sonuca varmak için ayetler arasındaki ilişkileri bilmek/bulmak önemlidir.

-Ayetlerin öncesini ve sonrasını değerlendirmeye almamışlardır. Birçok ayet ançak siyak ve sibakıyla alınırsa doğru anlaşılabilir.

-Ayetlerde geçen anahtar kelimeleri, özlerine, yani Kur`ani manasıyla değilde, sonradan bu kelimelere ve lafızlara yüklenilen manalarla ayetleri yorumlamışlardır. (Bu sadece „ayet“ kelimesi için değil, „te`vil“, „halife“, „veli“, „ruh“, “tevaffu“, „berzah“ kelimeleri içinde sözkonusudur.)

-Ayetlerin nuzul ortamı ve nüzul sebebi değerlendirmeye almamışlardır.

Oysa Kur`anı Kerimi anlamak için bu kurallar vazgeçilmezdir ve bunlar ihlal edildiğinde içinden çıkılamayan hatalar meydana gelmektedir. Bir de bunu yanında geçmişteki mezhep tassubu ve her kesimin kendisini haklı çıkarmak için bazı sınırları zorlaması bu tür hatalı yaklaşımları oluşturmuştur. Birçok kişinin aynı şeyleri söylemeside aslında şaşılacak bir konu değildir. Çünkü tarihimizdeki medreselerde taklide dayalı, akla değil nakle önem verilen bir eğitim sisteminin olduğu ve eleştirel düşünme yöntemlerinin yeterince oluşamadığı bilinen bir konudur..Belki de İslam dünyasının bu günkü içaçıcı olmayan durumunun sebeplerini buralarda aramak gerekir..
Tevhid Nesli geliyor.... - 11-NESİH VE MENSUH MESELESİ


Şimdi gelelim çoğaltma ve orjinali meselesine
Başta da belirttim, lehçe farkından kaynaklandığını çoğaltma gereğinin, biraz açalım.
Unutmayalım ki günümüzde geliyorum kelimesi dahi çok küçük alanlarda bile yöresel farklılıklar olmasına rağmen geleyrum, geliyorum, geliyom, gelim, geliyim vs. bir sürü şekilde söylenebiliyor. Kaldı ki bugün bile Arap coğrafyasının farklı kesimlerdeki insanları birbirlerini anlayamamaktadır. Aynı Bizim Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelerle birbirimizi anlayamamız gibi, neyse,


Kur’ân-ı Kerim ilk olarak ne zaman çoğaltılmıştır?

Kurân’ın istinsahına (çoğaltılmasına) neden ihtiyaç duyulmuştur? Resmi mushaf dışındaki mushaflar ne için yakılmıştır?
Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in halifeliği devrinde yapılan fetihlerle İslam devleti sürekli genişlemekte idi. Hz. Osman (ra) devrinde İslam devleti artık Arabistan sınırlarını aşmıştı. Yeni beldelere gönderilen muallimler Kurân’ı öğrendikleri ve duydukları kıraatle okuyup, İslam şeraitini bulundukları muhitte neşrediyorlardı. İslamiyet’e yeni giren bu muhtelif bölge ahalisi, Resulullah’ın (asm) okuyuş ihtilafına niçin müsaade ettiğine vakıf değillerdi. Kurân’ı hangi kıraat üzerine öğrenmişlerse onu şiddetle müdafaa ediyor ve bunun bir neticesi olarak mücadeleye girişecek kadar galeyan ve taassup gösteriyorlardı. İşte bu gibi hadiseler, Hz. Osman’ı (ra) Kurân’ı birkaç nüsha istinsah edip, belli başlı İslam merkezlerine göndermeye sevk etti.
Bütün eserlerin ittifak ettiği vak’a şudur: Azerbeycan ve Ermenistan seferine iştirak eden Irak ve Suriyeli askerler arasında Kurân’ı okuyuşta bazı kıraat farkları belirlenmişti. Her iki tarafın kendi kıraatlerinin doğruluğunu iddia ediyorlardı. Bu tehlikeyi sezen kumandan Huzeyfe Bin El Yeman (ra), bu karışıklığı gidermesi için Hz. Osman’ı (ra) teşvik etti. Bu hususta Enes Bin Malik’ten (ra) gelen bir haber Buhari’den (ra) şöyle rivayet edilir: “Ermenistan ve Azerbeycan fethinde Suriye ve Iraklılarla beraber bulunan ve onların Kurân-ı Kerim’i muhtelif şekillerde okumalarından müteessir olan Huzeyfe İbnü’l Yeman (ra), Hz. Osman’a (ra) geldi ve ona: “Ey Müminlerin Emini! Şu ümmet Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarında düşmüş oldukları ihtilafa düşmeden önce, sen bu işin icabına bak.” dedi. Bunun üzerine Hz. Osman (ra) Hz. Hafsa’ya (ra) haber göndererek, elinde bulunan mushaftan nüshalar çıkartılacağını, bu iş bittikten sonra nüshanın kendine iade edileceğini söyleyerek, asıl nüshayı istedi. Hz. Hafsa (ra) da mushafı Hz. Osman’a (ra) gönderdi. Kuran-ı Kerim’i istinsah eden heyet dört kişiden oluşuyordu Zeyd Bin Sabit (ra), Abdullah İbnü’z Zübeyr (ra), Said İbnü’l As (ra) ve Abdurrahman İbnü’l Haris Bin Hişam’dan (ra) ibaret heyete Hz. Osman (ra) Kuran’ı istinsah etmelerini emretti. Hz. Osman (ra), Hz. Zeyd’den (ra) gayri Kureyş’e mensup olan üç kişiye, Hz. Zeyd (ra) ile Kuran hakkında bir şey üzerinde ihtilaf ettiğiniz zaman, onu Kureyş lehçesi ile yazınız. Çünkü O Kureyş lehçesi ile nazil olmuştur.”dedi. Heyet istenilen nüshaları ikmal ettikten sonra, asıl nüsha Hz. Osman (ra) tarafından Hz. Hafsa’ya (ra) gönderildi. Çoğaltılan nüshalar, başından sonuna kadar Büyük Mescit’te Müslümanların huzurunda okundu, ardından İslam ülkelerine gönderildi.

İstinsah edilen nüsha sayılarının rivayetinde ihtilaf vardır Hz. Osman’ın (ra) istinsah ettirdiği mushaf adedi üzerinde ihtilaf edilmiştir. Bir rivayette dört nüshadır. Üç tanesi Kufe, Basra ve Şam’a gönderilmiş, bir tanesini de Medine’ye bırakılmıştır. Medine’de bu nüshaya “El Mushaf’ül İmam” denir. Diğer bir rivayette ise yedi tanedir. Yukarıdaki beldelere ilaveten Mekke, Yemen ve Bahreyn’e de birer nüsha gönderilmiştir. İbni Hacer (ra) ise bu nüshaların beş tane olduğunu söyler. Bu adetlerin daha değişik olduğu rivayetler de vardır. Hz. Osman (ra) tarafından değişik vilayet merkezlerine gönderilen bu nüshalar asırların geçmesiyle kaybolmuştur. Bugün bu mushaflardan sadece üç tanesi mevcuttur. Biri İstanbul Topkapı sarayında, diğeri Londra India Office Library’dedir. Bir diğer tam olmayan nüshası ise Taşkent'te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile röprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) neşretmiştir. Bu üç Kur’an karşılaştırıldığında, boyutlarının aynı olduğu, yazı ve imla hususiyetleri bakımından aralarında hiç bir fark bulunmadığı görülür. Resmî mushaf dışındaki mushafların yakılmasının amacı, Müslümanları tek kıraatte birleştirmektir Hz. Osman (ra) ilim merkezlerine gönderilen bu nüshaların dışındakilerinin ve Kuran yazılı yaprakların yakılmasını emretti: “Hz. Osman'ın (ra), yazdırdığı resmî mushaf dışındaki mushafların yakılmasını emretmesi, kıraat ihtilâflarını ortadan kaldırmak, Müslümanları tek kıraatte birleştirmek, birliği sağlamak içindi. Nitekim Hz. Ali’nin (ra): "Ey insanlar, Osman (ra) hakkında aşırı sözler söylemekten, ona “Mushaflar yakıcısı!” demekten sakının. Vallahi O (ra), mushafları, biz Hz. Muhammed'in (asm) ashabı önünde yaktı. Osman (ra) zamanında yönetici ben olsaydım, onun mushaflar hakkında yaptığını ben de yapardım." dediği rivayet edilir.” (Kurtubi) Hazırlanan nüshalara itiraz olmamış ve kısa zamanda teksir edilmiştir Hz. Osman’ın (ra) gerek kendisinde bulundurduğu, gerekse diğer şehirlere gönderdiği nüshalara itiraz olmamıştır. Tüm Müslümanlar arasında icmalen kabul görmüş, çeşitli İslam fırkaları tarafından benimsenmiştir. Kısa zamanda bunlardan istinsahlar yapılarak, birçok Müslüman’ın elinde Kuran nüshaları görülmeye başlamıştır. “Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye (ra) arasında vuku bulan Sıffin savaşında Hz. Amr İbnü’l As’ın (ra) işaretiyle beş nüsha havaya kaldırılmıştı.” (Feth’ül Bâri) Bu misal kısa zamanda Müslümanların elinde mushafların ne kadar çoğaldığını göstermektedir. Halbuki Hz. Osman (ra) istinsahı ile Sıffin muharebesi arasında yedi sene gibi kısa bir zaman geçmişti.
Soru Sor Cevap Bul

Kaldı ki, iddia da farklı ayetlerin olduğu değil, ayetlerin yerleri gibi konulardır. Paygamber döneminde bunların neden birleştirilmediği gibi bir soruyu bile sorabiliyor hayret ettim. Bir kitabın değişik bölümleri ayet ayet aşamalı şekilde 23 yıl boyunca iniyorsa onu bir kitap haline getiremezsiniz. Bitmemiş ve yeni gelen eskiden inmiş surelerin devamı olduğunu da düşünürsek üstelik....
kullanmıştır?
Kurân’daki sure ve ayetlerin sırası nasıl belirlenmiştir?
Ayetlerin konacağı sure ve sure içindeki yerleri, Peygamber Efendimiz'e (asm) vahiy yoluyla bildirilmiştir Nazil olan ayetler ve sureler belirli bir sıra ile gelmiyordu. Bir sure tamamlanmadan başka bir sure inebiliyor ve ayetler de belli bir sıra takip etmiyordu. Hz. Muhammed (asm) Cebrail’in (as) Allah’tan (cc) getirdiği emirleri deri parçası, hurma yaprağı, düz taş parçası, kürek kemiği gibi küçük parçalara yazdırıyordu. Ve Cebrail (as) her ayet geldikçe Hz. Muhammed’e (asm) konacağı sureyi ve sure içindeki yeri de öğretiyordu. Surelerin Kur'ân içinde takip ettiği sıra Hz. Osman’ın (ra) halifeliği zamanında ashapla istişare edilerek belirlenmiştir Hz. Ebu Bekir’in (ra) halifeliği zamanında Hz. Ömer (ra) savaşlarda kurra hafızlarının yani Kurân’ı tecvit ve tertil (tane tane, anlaşılır, usül ve kaideye göre) üzere okuyanların şehit edildiğini ve bundan dolayı Kur'ân için endişeye kapıldığını söyledi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz'in (asm) vahiy kâtibi olan ve Kurân’ı ezbere bilen Zeyd bin Sabit'i (ra) ve muhacir ve ensardan oluşan on iki kişilik istişare heyetini Kur'ân nüshalarını bir araya getirmekle görevlendirdiler. Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Zeyd’e (ra) Kurân’ı bir araya getirirken hafızasına güvenmemesini, her ayet için yazılı iki şahit istemesini şart koştu. Ve yanında yazılı Kur'ân nüshası bulunduranların, bunları Hz. Zeyd’e (ra) teslim etmesini istedi. Getirilen yazılı nüshalarını Hz. Muhammed (asm) tarafından kontrol edilip edilmediği hususunda yemin ettiriliyordu.

Bu mudur yani bütün yaygara,
Kur'an'ın aslı maslı, orjinali , vs. yok böyle bir durum, tek kitap var elimizde. Bugün Hz. Osman'ın said (toprak) kelimesini yazarken yanlışlıkla sin yerine sad kullanması bile değiştirilmemiştir, bu denli korunmuştur, altına sin yazılmıştır. Bu bile çok az kişinin bildiği bir hikmete binaendir.


بكر
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ayşe, destek, emaillerle, hüre, olalım


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
KCK'ya Çağdaş destek! atamatik Güncel Mevzular 8 06-11-2010 12:02
Tekel İşçilerinden Öğrencilere Destek sourire Güncel Mevzular 0 20-03-2010 22:26
Darbecilere Destek Vermek Suçtur Charlie Güncel Mevzular 20 07-09-2008 00:11
Ciddi olalım: Buradan demokrasi çıkmaz! kurtulush Köşe Yazıları 0 08-07-2008 08:24
din bilime destek verir asmara Lorem Ipsum 1 31-10-2007 01:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:44 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info