|
|
Dindarların Bilmesi Gerekenler.Serbest Kürsü içerisinde Dindarların Bilmesi Gerekenler. konusu: Dindarların bilmesi gerekenler;
Dini konulardaki tartışmalarda, özellikle bir taraf dindarsa, sık sık cahillikten kaynaklanan kara delikler oluşur. Bunlar hem tartışmayı yutarlar, hem de zaman çalarlar.
Dinci arkadaşlar, "fikir münakaşası" yapmadan ...

22-08-2011, 16:24
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-08-2011
Mesajlar: 6
|
|
Dindarların Bilmesi Gerekenler.
Dindarların bilmesi gerekenler;
Dini konulardaki tartışmalarda, özellikle bir taraf dindarsa, sık sık cahillikten kaynaklanan kara delikler oluşur. Bunlar hem tartışmayı yutarlar, hem de zaman çalarlar.
Dinci arkadaşlar, "fikir münakaşası" yapmadan önce bunları öğrenin. Israrla yanlış ve saçma önermelerle artık karşımıza çıkmayın.
......* Hayır, Hitler Ateist değildi.
* Ahlak, inananlara özel bir ruh hali değildir. Ahlak sözde kutsal kitaplardan önce de vardı.
* Bizim için dua etmeyin. Sizin bu saçma şovunuzu takdir edecek, kendi dininizden milyonlarca hasta, sakat, açlıktan kırılan insan var. Onlar için dua edin.
* Sizin tanrınızdan nefret etmiyoruz. Olmayan bir şeyden nasıl nefret edilebilir ki? Pembe fillerden nefret ediyor musunuz?
* Bir şeye "inanıyorum" dediğiniz zaman, bu hayali bir arkadaş sahibi olduğunuzu göstermektedir. Tıpkı bir akıl hastası veya ufak bir çocuk gibi.
* Çoğu zaman en az sizin kadar sözde kutsal kitabınızı biliyoruz. Ayrıca, sizin diğer dinlere düşmanca yaklaşımınızın tersine, biz tüm öğretileri aynı duyarlılık ile incelediğimiz için sizden daha objektif olabiliyoruz.
* Bir kitapta, onun Tanrı'nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
* Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
* İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı'nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz.
* Kalbi duygu diye birşey yoktur. Kalp, kan pompalayan bir organdır. Duygular ve düşünceler beyinden başlatılmaktadır.
* (favorim) Herhangi bir konuda fikir yürütürken; İncilden, Kurandan, Tevrattan, Hadisten, Hacı-Hocadan alıntı yapmak zaman ve işgücü kaybıdır. Siz, kendi aranızda konuşurken bu şekilde birbirinize üstünlük sağlıyor olabilirsiniz. İki tarafın da güvendiği bir kaynağa başvurmak tutarlı olabilir. Ama lütfen, bizimle konuşurken/yazışırken şunu anlayın: Örneğin Kuran'ı ele alalım, bizim için bir zırvalar bütünüdür. Dolayısıyla ona eklemlenmiş tüm külliyat da zırvadır. Bu nedenle kendi düşüncenizi, mümkünse sade bir dilde kendi cümlelerinizi kullanarak anlatın. Kendinizi desteklemek için sürekli bu külliyata başvurmanız inanılırlığınızı azaltmaktadır. Ayrıca bu durum, düşünce üretmekten aciz olduğunuz, ancak papağan gibi tekrar edebildiğiniz izlenimini vermektedir.
* Biz tek tip insanlar değiliz. Hayatın farklı alanlarından, farklı ortamlardan geliyoruz. Bilime, Sanata, Politikaya, Dünyaya bakışımız farklı olduğu kadar dine bakışımız da farklı. Ortak bir paydamız, yazılı bir kurallar bütünümüz yok.
* Bilimadamları dinleri ile değil meslekleri ve yapıtlarıyla bilinir. Ünlü Hıristiyan alim Newton denmiyorsa, ünlü katolik bilgin Pasteur denmiyorsa, büyük ateist kelamcı Freud denmiyorsa, meşhur deist üstad Edison denmiyorsa, Ünlü Müslüman Alim diye birşey de yoktur. Dolaylı yolla İslam'ı övmek için, tartışmaya hiçbir katkı sağlamayan İbn-i'lere boşuna atıf yapmayın.
Evrim Üzerine
* Evrim teorisi çökmedi. Dedenizin dedesinin zamanında da "evrim çöktü" diye propaganda yapılıyordu, ama 150 yıldır nasıl oluyorsa bir türlü çökmedi.
* 150 yıllık süreçte bilimdeki gelişmeler evrimi destekler niteliktedir. "150 yıl önceki teknoloji çok ilkeldi" şeklindeki iddia geçerli bir kanıt değildir. Kaldı ki, tekerlek de 5000 yıllık bir keşif ama hala kullanıyoruz.
* Evrim bir "Ateist öğretisi" değildir.
* Darwin Ateist değildi.
* Evrim, Müslümanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilmiş bir Yahudi/Hıristiyan komplosu da değildir.
* Darwin bile kendi teorisine inanmıyordu benzeri iddialar çocukçadır. Darwin bu konuya ömrünü adamıştır.
* Fantastik atlaslar ile evrimi çökertmeye çalışanlar dünyada alay konusudur. Haber konusu olması ve ilgi çekmesinin nedeni; "Bunlara inanan hakikaten var mı, bu kadar cahillik nasıl olabilir?" gibi sorunsalların irdelenmesidir.
* Biz maymunlardan gelmiyoruz. Hatta evrimsel açıdan diyebiliriz ki, insanlar en az 200.000 yıldır "insandan geliyor".
* 200.000 yıl önceki insanlar da maymundan gelmiyor. Ortak ata diye bir kavram var. Ve bu kavramın ifade ettiği canlı, evrimsel süreçte geriye doğru gidildikçe değişir. Bu ortak ata maymuna da benzer, balığa da benzer.
* Şu saçma iddiayı kim ortaya atmış bilmiyorum ama sık rastladığım için yanıt vereyim. Buna göre maymun yavruları doğar doğmaz tek başlarına hayata atılırmış ama insan yavrularına yıllarca bakım gerekirmiş. Bu nedenle de insan evrim geçirmiş olamazmış(!) Gorillere 5 yaşına kadar aralıksız anneleri bakar. Ömürleri zaten ortalama 30 yıl olan bu canlılar, 11-12 yaşından önce de kendilerini koruyamadıkları için sürüden ayrılamazlar.
* Evrim, insan gibi gelişmiş canlılarda kanlı canlı görülebilen, dünden bugüne sonuç veren bir şey değildir. Çünkü insan ömrü, evrimsel sürece göre çok kısadır. Mikroevrim ise gözlemlenebilir.
* Evrim teorisi dünyaca kabul görmüştür ve üstünde bilimsel konsensüs vardır. Evrim teorisi modern bilimdeki en güçlü teorilerden bir tanesidir. Yüz binlerce bağımsız gözlem ve araştırmayla sınanmış, biyoloji biliminin paleontolojiden moleküler genetiğe kadar her alanında doğal olayları öngörmekte başarılı olmuştur. Son 150 yılda evrim teorisini çürütebilecek hiçbir ikna edici kanıt ileri sürülmemiştir. "Alt tarafı teori..." gibi saptırmalar çocukçadır.
* Ve hayır, evrim hala çökmedi.
Bir şeye İnanmak İstiyorsan , Kendine İnan.
|

22-08-2011, 19:15
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-07-2010
Mesajlar: 187
|
|
Alıntı:
baristanbul´isimli arızadan alıntı
Dindarların bilmesi gerekenler;
* Bizim için dua etmeyin. Sizin bu saçma şovunuzu takdir edecek, kendi dininizden milyonlarca hasta, sakat, açlıktan kırılan insan var. Onlar için dua edin.
* Sizin tanrınızdan nefret etmiyoruz. Olmayan bir şeyden nasıl nefret edilebilir ki? Pembe fillerden nefret ediyor musunuz?
* Bir kitapta, onun Tanrı'nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
* Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
* Şu saçma iddiayı kim ortaya atmış bilmiyorum ama sık rastladığım için yanıt vereyim. Buna göre maymun yavruları doğar doğmaz tek başlarına hayata atılırmış ama insan yavrularına yıllarca bakım gerekirmiş. Bu nedenle de insan evrim geçirmiş olamazmış(!) Gorillere 5 yaşına kadar aralıksız anneleri bakar. Ömürleri zaten ortalama 30 yıl olan bu canlılar, 11-12 yaşından önce de kendilerini koruyamadıkları için sürüden ayrılamazlar.
|
Katılıyorum... 
|

23-08-2011, 15:25
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
|
|
Harika olmuş bu bildiri,işime yarayacağından eminim 
“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
|

23-08-2011, 16:27
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 12-06-2011
Yaş: 20
Mesajlar: 37
|
|
|
Asıl sorun bence yine de birilerinin inanıyor olması değil, inanmanın ahlaki ve bireysel bir konu olmaktan çıkarılıp bir tür doktriner kurallar bütününe dönüştürülmesidir. İnsanların kendini ahlak polisi ilan etmesidir.
Peki nedir bu davranışların kaynağı? Bence o da dinleri yozlaşmaya mahkum eden şey ile aynıdır: Bilimsel,teknik,sanatsal,felsefi ve hatta dinsel bilginin insanlara kasti olarak "sağlıklı bir biçimde" ulaştırılmaması ve sürekli bir avuç insanın çıkar ve ön yargıları uğruna çarpıtılmasıdır.
Kapsamlı bir sorgulama sonucu oluşan inanç(veya inançsızlık), asla bağnazlık değildir. Düşünceyi kimlerin sansürlediğine bakmalı! Eğer dini kurumlar bunu yapıyorsa, mutemelen kendileri de ya öğretilerine inanmyorlardır, ya da öğretileri içerisinde kendilerine yer yoktur.
Yine de,örneğin Marksist otokratların ateizmi "devlet dini" ilan edip kalıba sokarak insancıl vurgusunu yok ettiğini ve putlarına insanlardan daha çok değer verdiklerini unutmamak gerek.
|

23-08-2011, 23:21
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-08-2011
Mesajlar: 1
|
|
Altına bir imzada ben atıyorum
|

24-08-2011, 21:07
|
 |
☭
|
|
Üyelik Tarihi: 06-04-2009
Mesajlar: 177
|
|
birde unutmayinki yeryuzunde sadece siz yasamiyorsunuz... sizin dogrularinizda mutlak dogru degildir...
Konu Alex tarafından (24-08-2011 Saat 21:11 ) değiştirilmiştir..
|

25-08-2011, 17:16
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-08-2011
Yaş: 32
Mesajlar: 8
|
|
|
Kendi içinde inanç sorunsalı ile çelişkiler yaşayan birisiyim bununla beraber yazdığınız yorumların çoğuna katılıyorum. (Kendimi bir ateist olarak tanımlamasam da …)
Ancak sormak istediğim beni mazur görerek cevap verme nezaketi gösterip aydınlatırsanız da sevineceğim birkaç husus var. Demişsiniz ki "İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı'nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz."
Olduğu iddia edilen bir konuyu kabul etmediğimiz de ortaya iddiaya karşı farklı bir iddia atmış olmazmıyız ? ve hal böyle iken ispat külfetini sadece var olduğunu iddia edenin sırtına yüklemek biraz acımasızca yada kolaycılık değilmidir ?
İzlediğim bir filmde Ateist bir bilim kadınına Tanrıya inanıyormusunuz diye soruyorlardı ve kadın varlığı kanıtlanamamış ancak aynı şekilde yokluğu da kanıtlanamamış bir Şey den bahsediyorsunuz demişti.Bu yaklaşımı şahsen objektif ve naif bulmuştum.
Sizde yazınızın bir köşesinde
"Ayrıca, sizin diğer dinlere düşmanca yaklaşımınızın tersine, biz tüm öğretileri aynı duyarlılık ile incelediğimiz için sizden daha objektif olabiliyoruz." Demişsiniz.
İşin aslı burada ne tür bir objektiflik yada duyarlılıktan bahsettiğinizi anlamış değilim çünkü aynı yazının bir başka köşesinde de "Örneğin Kuran'ı ele alalım, bizim için bir zırvalar bütünüdür" diyerek pek te duyarlılık izi taşımadığına inandığım bir başka söz sarf ediyorsunuz.
Bu konuda duyarlılık tan bahsetmeden önce yazımın bir üstündeki mesajda Alex kullanıcı ismi taşıyan arkadaşın paylaştığı inanç grafiğini de referans alarak pastanın önemli bir dilimini işgal eden müslümanların kutsal kitabına zırva demek yerine ( ki bu bir müslüman için hakarettir ) gerçekten duyarlılık taşıyabilecek sözler kullanmanız yazınızın eleştirdiğiniz insanlar için daha öğretici olmasını sağlardı .
|

01-09-2011, 14:00
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-07-2008
Mesajlar: 92
|
|
Alıntı:
baristanbul´isimli arızadan alıntı
Dindarların bilmesi gerekenler;
|
Şimdi, bay çok bilmiş cahil olmayan kişi, cahilliğin sınırlarını ezberlemiş, her şyi öğrenmiş de milyonlarca insanı cahil olarak gören, bilgiç
Öncelikle söz konusu cahillikten bir kaç kelam edelim, galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır mantığınca belki günümüz insanları her bilgisize cahil de dese, bilgin olsun diye söyleyeyim, cahillik kavramı ebu'l hakem için ilk defa kullanılmıştır, manası ise bilgisizlikten ziyade göre göre inkar etmektir. Ebu Cehil sırf kendini üstün gördüğü için Hz. Muhammed'le uğraştı, nasıl olur da ben gibi bir alim varken incilde haber verilen peygamberlik ona gellir diye. Bu nedenle Müslüman'ın cahili olmaz. Müslümanların bilgisiz olanlarına ümmi denilir.
Alıntı:
|
Hayır, Hitler Ateist değildi.
|
"Vatan, işçi sınıfını sömürmek için burjuvazinin vasıtası idi. Kanunlar işçiyi
ezmek için vazediliyordu. Din, milletleri istismar etmek için uydurulmuştu. Ahlak, ahmakça bir sabır prensibi idi. " Bu sözler Hitlerin Kavgam'ından alıntı tabiki tercüme olarak. Peki hitler neden hayatına kavgam adını koymuştur onu da biliyorsundur sen zaten bay bilmiş, Evrim teorisinden esinlenmiştir. Çatışma ve kavga...
Şimdi bu komik girişten sonra söyleyeyim, hitler gibi adamlar aynı TC.'de Kamal'ın yaptığı gibi iktidarı ele geçirinceye kadar beklerler, eyvallah ederler. Hiç bir şey bilmesen, Ari ırk, ırkçılık söylemlerinden bunu bir dinle ilişkilendirmeye çalışmazsın. Çünkü dinler insanlara din aynasından bakarlar, özellikle İslamiyet'te müslüman olan herkes birbirinin kardeşidir. Irkçılık yoktur yani.
Alıntı:
|
* Ahlak, inananlara özel bir ruh hali değildir. Ahlak sözde kutsal kitaplardan önce de vardı.
|
Ahlak kelimesi, ha, lam, kaf mücerred sülasi mastardan ism-i fa'l'dir. Yani yaratılış kökünden gelir. İnsanların toplu ve bireysel olarak fıtri hareketinin olması gerektiği şekli belirtir. Tabi bu kelime kökünden ıkan anlamdır.
Din ve ateizm'le ahlakın bağlatısı ise şudur. Ahlak toplum kurallarını ihtiva eder. Din ise bunun belirleyicisidir. Ateist bir kişiyi vicdanı dışında hiç bir şey sınırlamaz. Bu nedenle bir sınır ve bağlayıcılık olan ahlak kuralları da onlar için kendi mantık ve kafaları aldığınca bağlayıcıdır.
Tabi burada ateist kişi illa ki ahlaksız olur demiyoruz, sürü psikolojisinden daha büyük bir etken görmüyorum ben günümüzde.
Alıntı:
|
* Çoğu zaman en az sizin kadar sözde kutsal kitabınızı biliyoruz. Ayrıca, sizin diğer dinlere düşmanca yaklaşımınızın tersine, biz tüm öğretileri aynı duyarlılık ile incelediğimiz için sizden daha objektif olabiliyoruz.
|
Peh, bay din alimi, objektif, İslam dinini biraz bilsen, biraz siyer bilsen, Müslümanlığın ortaya çıkışındaki durumları biraz bilsen, böyle demezdin bay alim. Putperestlik, Yahudilik, Hristiyanlık, ateşe tpanlar, bütün dünyaya gönderilen elçiler, münakaşalar... En objektif sen olduğun için bunların her biriyle hasbihalsın değil mi?
Alıntı:
|
* Bir kitapta, onun Tanrı'nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
|
Bir kitap ki, ondaki belagat ve edebi sanat, düzen ve ahenk, her okuyanın ve her zamanda okuyanın zamanına göre bir şey anlayabilmesi, açıldıkça genişleyen anlam derinliği, farklı kişi ve şahısların binlerce cilt tefsir yazabileceği kadar anlam çıkarması onu bir mucize yapar.Meydan okumasına karşılık, kendisine bir nazire, bir benzer getirelememesi onu bir mucize yapar. Sadece meal okuyup sonra da müteşabih ayetlerinden Kur'an'a saldıranlar, Bakara Suresi'ndeki ayetle yine bir mucizeyi ortya çıkarır. Kaldı ki meallerini bile önyargıyla okuyup, kafasınca ahkam keseceğine en azından sadece bir tefsirden doğru anlam bu mu acaba diye sormadan forum sitelerinden ahkam kesenlerin durumunun Kur'an'da bildirilmesi de ayrıca başka bir mucizedir.
Bu kadar mucize dolu bir kitapta, sahibi tarafından kendisinin var olduğunun bildirilmesi doğaldır. Asıl doğal olmayan seninle beraber zamana ve mekana mahkum tanrıların olduğunun iddia edilmesidir. Onu görmek istemektir. Seninle zaman ve mekan boyutlarına hapsolmuş bir tanrı arzu etmektir zavallıklık ve basit düşünce. Bu kadar düşünememektir acziyet ve zavallılık.
Alıntı:
* Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
|
Benim peygamberimin mucizeleri direkt olarak raviler tarafından yazıya geçirilmiştir. 1. derece kaynaktır. Ve bazı mucizeler değişik yerlerdeki insanlar tarafından yazıya geçirildi. Şakk-ı kamer gibi. Mesela Nihal atsız'ın bozkurtların ölümüne bakabilrsin. Orta Asya'da bu olayın yorumu hakkında. Tabi bunu kendi bile bimez orası başka. Ne Hristiyanlık gibi hz. İsa'dan yüz sene sonra yazıya geçirildi, ne de mitolojik eserler gibi binlerce yıl sonunda oluştu. Sözlü gelenek bile değil. Buna kanıt olarak bakabilirsin, ben Türkçe'ciyim, her mitik anlatının değişşik coğrafyalarda farklı varyasyonları vardır farklı isimlerde. Ancak Kur'an'ın varyasyonları yoktur. Kur'an'da varyasyon değildir. Mesela ben şimdi sizi bildiğim için söyleyeyim, İncil'le benzer diyeceksin, tamm,o da zamanında Allah kelamı olarak inmiş ama iznik konsülünde binlerce farklı incil vardı. Bunlar varyasyondur. Ama Kur'an'ın orjinal'inden başka Kur'an yoktur.
Diğer yandan Kur'an en büyük mucizedir. Bunu anlatmaya vakit yetmez,özet olarak geçeyim, belagat, ahenk, farklı zamanlara ve kişiye hitap, üslup, gelcekten verdiği haberlerin doğru çıkması, anlam derinliği, nazire yazılamaması, vs.
Alıntı:
|
* İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı'nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz.
|
İspat yokluğunu iddia edene düşer. Çünkü 2 kişi var dese 1000 kişi yok dese, 2 kişi gördüm dese 1000 kişi görmedim dese 2 kişinin görüşü efdaldır. Bir şeyin olmadığını ispat her yeri bilmeyi iktiza eder. Yoksa bilmediği yerlerden birinde olabilir. (Burada yer kelimesinden kasıt sadece mekan ve madde alemi anlaşılmamalıdır. Gerçeklik ona yaklaştıkça artar.) Ama gören iki değil binlerce peygamber var. Binlerce evliya kalplerinde hissetmişler, vahdet-i vücud derecesinden ene'l hakk dercesine, güneşe bakamamaman onun parlaklığından ileri gelir. Nurunun yanında toprak gibi kalan güneş'e bakamıyorsun da değil Nur'unu bu zatı nasıl görebilirsin. Hz. Musa'nın Tur dağında Allah'ı görmek istemesi hikayesine bakabilirsin, ha pardon sen biliyodun ya
Alıntı:
|
* Kalbi duygu diye birşey yoktur. Kalp, kan pompalayan bir organdır. Duygular ve düşünceler beyinden başlatılmaktadır.
|
Anlamadığın nokta hipotalamus, karaciğer ya da diğer salgı bezlerinin hormon salgılamasıyla ortaya çıkan sonuçlardır. Bir de bunun ruhi boyutu vardır, oraya girmeyeceğim. Hormon salgılanmasıyla kalp atışı hızlanır veya yavaşlar, mesela heyecanlandığında, sinirlendiğinde veya korktuğunda farketmez. Vücudun diğer bütün organlarıyla alakadardır kalp. Mesela koşacaksınız, kalp atışı hızlanmazsa tıkanır kalırsınız, veya yatıyorsun, hızlı atsa terlersin, rahat edemezsin, huzrsuz olursun, yerinde duramazsın. Ruhsal yönden de şunu söylemeliyim. Beyin bir et parçasıdır, kalp de öyle. Yediğin şeylerden oluşur etlerin. Ama asıl gören beynin değğil, beyin bir işlemci gibi ruhun hizmetine verilmiş. Ama asıl ruh görür, karar verir. Beyninle kesinlikle yanlış gördüğün işleri yapabilirsin. Bir düşün baktığın yeri algıla, bu sensin, bir robt mesela, gerçi bu kadar gelişmiş robot olmaz ama düşün bir, o belli işlemler yapan, girdileri ve çıktıları ve sonuçları olan bir araçtan başka bir şey değildir. Canı yanmaz, sevmez, hissetmez, sadece ve sadece kendine verilen bilgiyle işlem görür. Yani diyeceğim o ki seversin, sonuç olarak vücudunu hazırlamak için hormon salgılarsın, hormon salgıladığın için sevmezsin. Bu bir uyum meselesi.
Alıntı:
|
* Biz tek tip insanlar değiliz. Hayatın farklı alanlarından, farklı ortamlardan geliyoruz. Bilime, Sanata, Politikaya, Dünyaya bakışımız farklı olduğu kadar dine bakışımız da farklı. Ortak bir paydamız, yazılı bir kurallar bütünümüz yok.
|
Ben farklıyım, sizden farklı düşünüyorum, ben özgürüm, bir düşünceye bağlı değilim, klasik sözler... Peki farklı olun, bu size ne kazandırır? Farklı ilerlediğiniz yoldan önceden hiç gidilmemiş ve zararsız yol olması güzel, ama bu yollar gide gele aşınmış, aşınan bu yollardan gidenlerin sonu da belli, hem madem altı üstü bir et parçası olan beynin var, o zaman niye bu bencilik, ben duygusu, burada yazı yazmana neden ne? Ne çıkarın var? Çünkü düşüncelerinin bilinmesini, okunmasını, değer verilmesini, bir şeyleri değiştirmeyi istiyorsun. Bütün bunları kendi benin istiyor ve bu bağlamda burdasın. Ne kadar dindar da olsa, hiç kimse tep tip değildir. Benzerdir. Aynı diğerleri gibi. Birilerinden herkes etkilenir. Bu doğaldır. Ben kimseden etkilenmem, bütün düşüncelerim kendime aittir diyen var mı? Etkilendiğin insanlar nisbince onlara benzersin. Onlardan etkilenenlere benzersin. Bu sözlerin bile klasik ateist sözleri. Hatta söze başlarken bile biz diyorsun, biz kim, ateistler, hani hepiniz farklıydınız, inanmama noktasında hepiniz aynısınız.
Alıntı:
|
* Bilimadamları dinleri ile değil meslekleri ve yapıtlarıyla bilinir. Ünlü Hıristiyan alim Newton denmiyorsa, ünlü katolik bilgin Pasteur denmiyorsa, büyük ateist kelamcı Freud denmiyorsa, meşhur deist üstad Edison denmiyorsa, Ünlü Müslüman Alim diye birşey de yoktur. Dolaylı yolla İslam'ı övmek için, tartışmaya hiçbir katkı sağlamayan İbn-i'lere boşuna atıf yapmayın.
|
Amerika'yı kolom mu keşfetti, keşfetti denilen yer asya kıtasıyla 5 kilometre, salla geçersin karşıya, peki nasıl Avrupa için, Avrupa'dan ilk keşfeden denmeli, orta doğu, yakın doğu, uzak doğu: kime göre yakın, kime göre uzak, Avrupa'ya göre. Bizim eskiki batı yalakası devlet adamları aynı şeyleri ders kitaplarına kopyala yapıştır yapınca böyle oluyo. Çoğunu yakıp, birazını da satıp, elde kalanları da depolara dolduran adamlar dünyada olmayan böyle bir arşivi dahi gün yüzüne çıkarmıyorlar. Neden peki? Neden altı üstü üç avrupalınn türklere küfreden kısımlarını kitaptan çıkarıp ders kitabı olarak okutuluyor. AVICENNA: bu nedir? İbn-i Sina'nın Latincesiymiş. Peh, adam tıpta 6 asır ders kitabı okutunca, üstelik hala ana kaynak olarak kullanınca isim değişikliği oluyo. Akşemseddin mikrobu bulur, 4 asır sonra bulan pastörü yazarlar kendi ders kitaplarına, ibn-i şatır dünya yuvarlak olduğunu eserinde söyler, yıllar sonra bir din adamı galileo çalar (pardon intihal eder), ilk olur, hani Akif diyor ya, ötmeyin nafile baykuş gibi diye, aynen öyle. Sen ders kitaplarını Avrupa'dan getirirsen öyle olur, ama sen bir bak, Avrupa'da nasıl eğitim, ders kitaplarında küfr ediyor adamlar bize. Barbar diyor, kendi temellerini de eski yunan'a dayandırıyor, peh, orta çağ karanlığı dediğiniz çağda biz süper güçtük 800 sene biz süper güçtük dünyada. Onlar Avrupalılara karanlık, haçlı seferleri, Amerika'yı keşifleri ve kıtaları sömürgeleştirmelerinden başka bir şey değil bunların yaptıkları. aldılar, kendine mal ettiler. Ve bunu diyen şahıs acaba ne kadar biliyor bahsettiği adamları, Matematikte ve astronomide ilkler hep müslümanlar tarafından gerçekleştirildi. Tarihi bak, 10.000 yıldan fazla zamandır insanlık var, ne zaman atılım yaptı, son bin yılda. metamatik ve geometrinin, astronomi ve kimyanın, tıpın gelişiminin temelleri 1000 yıllık. bugün cebirde kullandığın formülleri fatih kullanıyordu senin, topunun hesaplarını kendi yaptı, özelliğini kendi belirledi, gücünü kendi hesapladı. 6 dil biliyodu 1400'lerde bir adam ana dili gibi. Karanlık dediğin çağda avrupalılar sefalatteydi.
Diyeceğim o ki bunlar, yani Avrupalılar hiç de kusura bakma da dini olmaz demiyorlar. Değiştiriyorlar çalıyorlar, kendilerine mal ediyorlar. Bugün bir çok Avrupa ülkesinde hala çocukları rahibeler okutuyor. Ve hala anayasasında laiklik bulunan tek ülke, girer!sek ikincisi biz olacaz merak etme.
Evrim dediğin safsataya iyi bak, biraz da aklını kullan.
Evrim teorisi ırkçılığın temelini oluşturur. Bu nedenle İngiltere gibi o zamanının sömürgeleri tarafından desteklendiği gibi günümüzde sürekli olarak Siyonist odaklar tarafından desteklenmektedir. Hollywood filmlerinden masum film hatırlamıyorum mesela, doğan yayın grubunda da sürekli olarak hem bu filmler yayınlanır hem de evrimle ilgili yazılar.
Piltdown adamı skandalı, ne bilem daha başka bir sürü skandal ortaya çıkmıştır bunun yüzünden. Kimi balıkların kafasını değiştirir, kimi insan kafatasına orangutan çenesini zorla çakar, sonra bunları müzede sergile, 30-40-50 yıl beklesin, sonra bir bilimsel araştırma iiçin iste, ana ne garip, bunun sahte olduğu ortaya çıksın.
Alıntı:
|
* Evrim teorisi çökmedi. Dedenizin dedesinin zamanında da "evrim çöktü" diye propaganda yapılıyordu, ama 150 yıldır nasıl oluyorsa bir türlü çökmedi.
|
Sen istesen de istemesen de halk bu kadar saçma bir şeyi kabul etmiyor. Mesela Darwin doğal seçim veya seleksiyondan bahsediyor. Kitabında sayfalarca yazıyor, ama hiç aklından geçmiyor ki gelişmemiş bir organ zaten doğal seleksiyona uğrayıp yok olacak bu mantığa göre. Sen hücreye içi jöle dolu kap denildiği bir zamanda böyle bir teori yazarsan belki milleti kandırabilirsin. Ama evrimcilerin doğal seleksiyonun hücre çekirdeği ortaya çıktıktan ve DNA öğrenildikten sonra işe yaramaz olduğu anlaşıldı. E ne yapacağız dediler ve mutasyona sarıldılar. Bir kromozomda bile binlerce ciltlik bilgi bulunurken, bu bilgilerden her hangi birisinin alınması vücuda zararlı iken nasıl olur da mutasyon olumlu yönde olabilir. Bir örneğini gösteremezler. Tabi sürekli çıkan Hollywood hariç. Zaten onlar sürekli olarak propagandalarını yapıyorlar.
Ara geçiş formları nerede hem, kırk yılda bir soyu tükenmiş bir canlı, endemik bir canlı buluyorlar illa ki de ara geçiş formu diye bas bas bağırıyorlar. Hadi 1 olsun 2 olsun, dünya üzerinde bulunan hemen her fosilden en %85 ara geçiş formu olmalıydı ama yok, rekostrüksiyon kullanarak sürekli propaganda, insan gözlü maymunlar başka bir şey yok. Yeni bilimsel veriler destekliyor dediğin yayınlar sadece hipotez, başka bir şey değil, bilimsel makale olarak yayınlanabilir hiçbir yanı yok, aslında popüler makale olarak da yayınlanamaz ama doğan amcamız sağolsun. Son sürat uyumaya devam.
Alıntı:
* 150 yıllık süreçte bilimdeki gelişmeler evrimi destekler niteliktedir. "150 yıl önceki teknoloji çok ilkeldi" şeklindeki iddia geçerli bir kanıt değildir. Kaldı ki, tekerlek de 5000 yıllık bir keşif ama hala kullanıyoruz.
Darwin gibi sinek kurtlarını evrime örnek gösterecek kadar ilkeldi hem de. Bir biyolog pardon o bitirememişti değil mi okulu, sinek kurtlarının elmada armutta evrimle oluştuğunu iddia etmek ne kadar ilellik olabilir ki? Yok yok tekerlek de ilkeldi!!!
|
Alıntı:
* Evrim bir "Ateist öğretisi" değildir.
* Darwin Ateist değildi.
|
Evrim bir öğreti değil bilimsel bir teoridir öyle mi? Peki nerede bu teorinin aşamaları, öncülleri, araştırmaları? Türlerin kökeni adlı kitapta fikirlerinden başka bir şey açıklamıyor Darwin, hipotez, belge bilgi, öncül, vs. hiçbir şey yok, adam aklına gelen romanı yazmayı iyi biliyor orasına bişey diyemem ama.
Ateist öğretisi değil de başka ne? Bir bilimsel verinin bu kadar propagandası yapılabilir mi? Sen bana bir holywood filmi söyle de onda bir halt amaç olmasın. Animasyonlarından özellikle bir tane örnek ver. Cartoon network e bak, doğan amca akşama kadar evrimi pompalıyo, niye ki acaba? Öğreti olmasa, bilim camiasında anlatılması gerekmez mi? Haa pardon, unutmuşum, yakop amcalar tarih şeridine kadar el attılar ya unutmuşum, 2000 yıldan öncesini karanlık çağ, taş devri curt devri cart devri, … Salla belki tutan birisi bulunur.
Dinde bir kural vardır, aklı olmayanın dini olmaz, yani dinden sorumlu değildir. Bu yüzden bence darwini din bakımından değerlendirmeye almaya gerek yok, kendi haline bırakın.
Alıntı:
|
* Evrim, Müslümanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilmiş bir Yahudi/Hıristiyan komplosu da değildir.
|
Hiç değil canım, hiç değil. Hristiyan ama gerçekten değil. Ama aynı şeyi Yahudiler için söyleyemeyeceğim.
Alıntı:
|
* Darwin bile kendi teorisine inanmıyordu benzeri iddialar çocukçadır. Darwin bu konuya ömrünü adamıştır.
|
Darwin’in itiraflarına bakarsan hiç de öyle demezsin. Yakınlarına yazdığı mektuplarda hiç öyle demiyor. Türlerin kökeni adlı kitaba koymadığı teorinin zorlukları adlı başlığı neden öyleyse insanın kökeni adlı kitaba koydu? Orada bir sürü şeyi başka yerlere neden yıktı? Bahsettiği fosil kayıtlarında olması gerekir dediği ara geçiş formları neden yok? Sadece iki tür arasında bile milyonlarca ara geçiş formu olması gerekirken bunlar nasıl olur da ortada olmaz. Daha detaylı bilgiye ulaşmak istiyorsan bence önce kitabı oku.
Alıntı:
* Biz maymunlardan gelmiyoruz. Hatta evrimsel açıdan diyebiliriz ki, insanlar en az 200.000 yıldır "insandan geliyor".
* 200.000 yıl önceki insanlar da maymundan gelmiyor. Ortak ata diye bir kavram var. Ve bu kavramın ifade ettiği canlı, evrimsel süreçte geriye doğru gidildikçe değişir. Bu ortak ata maymuna da benzer, balığa da benzer.
|
E, bize o zaman fosil gösterin, ama buzul çağında soyu tükenmiş adamları getirip getirip tekrar tekrar rezil olmayın tamam mı?
Alıntı:
|
* Evrim, insan gibi gelişmiş canlılarda kanlı canlı görülebilen, dünden bugüne sonuç veren bir şey değildir. Çünkü insan ömrü, evrimsel sürece göre çok kısadır. Mikroevrim ise gözlemlenebilir.
|
Güzel hikaye. Tekrar söylüyorum, fosiller nerede?
Alıntı:
|
* Evrim teorisi dünyaca kabul görmüştür ve üstünde bilimsel konsensüs vardır. Evrim teorisi modern bilimdeki en güçlü teorilerden bir tanesidir. Yüz binlerce bağımsız gözlem ve araştırmayla sınanmış, biyoloji biliminin paleontolojiden moleküler genetiğe kadar her alanında doğal olayları öngörmekte başarılı olmuştur. Son 150 yılda evrim teorisini çürütebilecek hiçbir ikna edici kanıt ileri sürülmemiştir. "Alt tarafı teori..." gibi saptırmalar çocukçadır.
|
Senin bahsettiğin şey, özellikle çarpıtılıyor. Üzerinde konsensüs olan, bilimsel yöntemin aşamalılığı ve gelişmesidir. Evrim de gelişme demektir. Ama bu bazı Yahudi rektörlerce çarpıtılıyor. Gözlem ve araştırmayla sınanan bir durum yok ortada, göster de bir örnek görelim.
Evet, evrim sen istemesen de Harvard gibi üniversitelerin resmi bildirileriyle çöktü. Siz ne kadar da uğraşsanız bu çöküşün önüne geçemeyeceksiniz.
Evrimcilerin en önemli propaganda yöntemi: Rekonstrüksiyonlar, sahte vehayali çizimler
Evrimciler, teorilerini destekleyecek bilimsel deliller bulma konusunda başarısız olsalar da, bir konuda oldukça başarılıdırlar: Propaganda Bu propagandanın en önemli unsuru ise "rekonstrüksiyon" adı verilen sahte çizimlerdir.
Rekonstrüksiyon "yeniden inşa" demektir ve sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının resminin ya da maketinin yapılmasıdır. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde gördüğünüz "maymun adam"ların her biri birer rekonstrüksiyondur.
Ancak insanın kökeni ile ilgili fosil kayıtları çoğu zaman dağınık ve eksik oldukları için, bunlara dayanarak herhangi bir tahminde bulunmak, bütünüyle hayal gücüne dayalı bir iştir. Bu yüzden evrimciler tarafından fosil kalıntılarına dayanılarak yapılan rekonstrüksiyonlar, tamamen evrim ideolojisinin gereklerine uygun olarak tasarlanırlar. Harvard Üniversitesi antropologlarından David Pilbeam, "benim uğraştığım paleoantropoloji alanında daha önce edinilmiş izlenimlerden oluşmuş teori, daima gerçek verilere baskın çıkar" derken bu gerçeği vurgular. İnsanlar görsel yoldan daha kolay etkilendikleri için amaç onları, hayal gücüyle rekonstrüksiyonu yapılmış yaratıkların geçmişte gerçekten yaşadığına inandırabilmektir.
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Kemik kalıntılarına dayanılarak yapılan çalışmalarda sadece eldeki objenin çok genel özellikleri ortaya çıkarılabilir. Oysa asıl belirleyici ayrıntılar, zaman içinde kolayca yok olan yumuşak dokulardır. Evrime inanmış bir kimsenin bu yumuşak dokuları istediği gibi şekillendirip ortaya hayali bir yaratık çıkarması çok kolaydır. Harvard Üniversitesi'nden Earnst A. Hooten bu durumu şöyle açıklar:
"Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin bir Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip değillerdir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılır... Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla güvenilmemelidir."
Evrimciler bu konuda o denli ileri gitmektedirler ki, aynı kafatasına birbirinden çok farklı yüzler yakıştırabilmektedirler. Australopithecus robustus (Zinjanthropus) adlı fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon, bunun ünlü bir örneğidir.
Fosillerin taraflı yorumlanması ya da hayali rekonstrüksiyonlar yapılması, evrimcilerin aldatmacaya ne denli yoğun biçimde başvurduklarını gösteren deliller arasında sayılabilirler. Ancak bunlar, evrim teorisinin tarihinde rastlanan bazı somut sahtekarlıklarla karşılaştırıldıklarında, yine de çok sıradan kalmaktadırlar.
Medyada ve akademik kaynaklarda sürekli olarak telkin edilen "maymun insan" imajını destekleyecek hiçbir somut fosil delili yoktur. Evrimciler, ellerine fırça alıp hayali yaratıklar çizerler, ama bu canlıların fosillerinin olmayışı, onlar için büyük bir sorundur. Bu sorunu "çözmek" için kullandıkları ilginç yöntemlerden biri ise, bulamadıkları fosilleri "üretmek" olmuştur. Bilim tarihinin en büyük skandalı olan Piltdown Adamı, işte bu yöntemin bir örneğidir.
Toplama kemiklerle oluşturulan "sözde ata": Piltdown Adamı
Ünlü bir doktor ve aynı zamanda da amatör bir paleontolog olan Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de Piltdown yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Bu örneklere "Piltdown Adamı" adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı. Dünyanın farklı üniversitelerinden 500'ü aşkın akademisyen, Piltdown Adamı üzerine doktora tezi hazırladı. Ünlü Amerikalı paleoantropolog H. F. Osborn da 1935'te British Museum'u ziyaretinde, "doğa sürprizlerle dolu; bu, insanlığın tarih öncesi devirleri hakkında önemli bir buluş" diyordu.
1949'da ise British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan "flor testi" metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı.
Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı. Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti! Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark "dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatten kaçmış olabilir?" diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu. Tüm bunların üzerine "Piltdown Adamı", 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum'dan alelacele çıkarıldı.
"Nebraska Adamı" diye tanıttıkları diş, bir domuza ait çıktı!
1922'de, Amerikan Doğa Tarih Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska'daki Yılan Deresi yakınlarında, Plieocen Dönemi'ne ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıkladı. Bu diş, iddiaya göre, insan ve maymunların ortak özelliklerini taşımaktaydı. Çok geçmeden konuyla ilgili çok derin bilimsel tartışmalar başladı. Bazıları bu dişi Pithecanthropus erectus olarak yorumluyorlar, bazıları ise bunun insana daha yakın olduğunu söylüyorlardı. Büyük tartışmalar yaratan bu fosile "Nebraska Adamı" adı verildi. "Bilimsel" ismi de hemen üretildi: Hesperopithecus haroldcooki.
Birçok otorite Osborn'u destekledi. Bu tek dişe dayanılarak Nebraska Adamı'nın kafatası ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri çizildi. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska adamının, eşinin ve çocuklarının doğal ortamda ailece resimleri yayınlandı.
Bütün bu senaryolar tek bir dişten üretilmişti. Evrimci çevreler bu "hayalet adamı" o derece benimsediler ki, William Bryan isimli bir araştırmacı, tek bir azı dişine dayanılarak bu kadar peşin hükümle karar verilmesine karşı çıkınca, bütün şimşekleri üzerine çekti.
Ancak 1927'de iskeletin öbür parçaları da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu diş ne maymuna ne de insana aitti. Dişin, Prosthennops cinsinden yabani Amerikan domuzunun soyu tükenmiş bir türüne ait olduğu anlaşıldı. William Gregory, bu yanılgıyı duyurduğu Science dergisinde yayınladığı makalesine şöyle bir başlık atmıştı: "Görüldüğü kadarıyla Hesperopithecus ne maymun ne de insan." Sonuçta Hesperopithecus haroldcooki'nin ve "ailesi"nin tüm çizimleri alelacele literatürden çıkarıldı.
Ernst Haeckel'in Sahte Çizimleri
19. yüzyılın sonlarında Ernst Haeckel isimli evrimci bilim adamı "Bireyoluş Soyoluşun Tekrarıdır" (Ontogeny Recapitulates Phylogeny) olarak ifade edilen ve Rekapitülasyon teorisi olarak anılan bir teori ortaya attı.
Haeckel tarafından öne sürülen bu teori, canlı embriyolarının gelişim süreçleri sırasında, sözde atalarının geçirmiş oldukları evrimsel süreci tekrarladıklarını iddia ediyordu. Örneğin insan embriyosunun, anne karnındaki gelişimi sırasında önce balık, sonra sürüngen özellikleri gösterdiğini, en son olarak da insana dönüştüğünü öne sürüyordu.
Oysa ilerleyen yıllarda bu teorinin tamamen hayal ürünü bir senaryo olduğu ortaya çıkmıştır. İnsan embriyosunun ilk dönemlerinde ortaya çıktığı iddia edilen sözde "solungaçların", gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcı olduğu anlaşılmıştır. Embriyonun "yumurta sarısı kesesi"ne benzetilen kısmının da gerçekte bebek için kan üreten bir kese olduğu ortaya çıkmıştır. Haeckel'in ve onu izleyenlerin "kuyruk" olarak tanımladıkları kısım ise, insanın omurga kemiğidir ve sadece bacaklardan daha önce ortaya çıktığı için "kuyruk" gibi gözükmektedir.
Bunlar bilim dünyasında herkesin bildiği gerçeklerdir. Evrimciler de bunu kabul ederler. Neo-Darwinizm'in kurucularından George Gaylord Simpson, "Haeckel evrimsel gelişimi yanlış bir şekilde ortaya koydu. Bugün canlıların embriyolojik gelişimlerinin geçmişlerini yansıtmadığı artık kesin olarak biliniyor" diye yazar. American Scientist'te yayınlanan bir makalede ise şöyle denmektedir:
"Biyogenetik yasası (Rekapitülasyon Teorisi) artık tamamen ölmüştür. 1950'li yıllarda ders kitaplarından çıkarıldı. Aslında bilimsel bir tartışma olarak 20'li yıllarda sonu gelmişti."
New Scientist dergisindeki 16 Ekim 1999 tarihli bir makalede ise şunlar yazılıdır:
Haeckel, teorisini "biyogenetik yasa" olarak adlandırdı ve bu düşünce kısa zamanda "rekapitülasyon" olarak popülerleşti. Gerçekte ise, Haeckel'in keskin yasasının yanlış olduğu yakın bir zaman sonra gösterildi. Örneğin, erken insan embriyosunun hiç bir zaman bir balık gibi solungaçları yoktur ve embriyo hiç bir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer evrelerden geçmez.
Bu konu ile ilgili asıl nokta ise, Ernst Haeckel'in aslında ortaya attığı teorisini desteklemek için çizim sahtekarlıkları yapmış olmasıdır. Haeckel, balık ve insan embriyolarını birbirine benzetebilmek için sahte çizimler yapmıştır. Bunun ortaya çıkmasından sonra yaptığı savunma ise, diğer evrimcilerin de benzeri sahtekarlıklar yaptığını belirtmekten başka bir şey değildir:
"Bu yaptığım sahtekarlık itirafından sonra kendimi ayıplanmış ve kınanmış olarak görmem gerekir. Fakat benim avuntum şudur ki; suçlu durumda yanyana bulunduğumuz yüzlerce arkadaş, birçok güvenilir gözlemci ve ünlü biyolog vardır ki, onların çıkardıkları en iyi biyoloji kitaplarında, tezlerinde ve dergilerinde benim derecemde yapılmış sahtekarlıklar, kesin olmayan bilgiler, az çok tahrif edilmiş şematize edilip yeniden düzenlenmiş şekiller bulunuyor."
Ünlü bilim dergisi Science da, 5 Eylül 1997 tarihli sayısında, Haeckel'in embriyo çizimlerinin bir sahtekarlık ürünü olduğunu açıklayan bir makale yayınlamıştır. "Haeckel'in Embriyoları: Sahtekarlık Yeniden Keşfedildi" başlıklı yazıda şöyle denmektedir:
"Londra'daki St. George's Hospital Medical School'dan embriyolog Michael Richardson, '(Haeckel'in çizimlerinin) verdiği izlenim, yani embriyoların birbirine çok benzedikleri izlenimi yanlış' diyor... O ve arkadaşları Haeckel'in çizdiği türdeki ve yaştaki canlıların embriyolarını yeniden inceleyerek ve fotoğraflayarak kendi karşılaştırmalarını yapmışlar. Richardson, "Anatomy and Embryology" dergisine yazdığı makalede, 'embriyolar çoğu zaman şaşırtıcı derecede farklı görünüyorlar' diye not ediyor."
Haeckel'in, embriyolorı benzer gösterebilmek için, bazı organları kasıtlı olarak çizimlerinden çıkardığını ya da hayali organlar eklediğini bildiren Science dergisi, yazının devamında şu bilgileri vermektedir:
"Richardson ve ekibinin bildirdiğine göre, Haeckel sadece organlar eklemek ya da çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda farklı türleri birbirlerine benzer gösterebilmek için büyüklükleri ile oynamış, bazen embriyoları gerçek boyutlarından on kat farklı göstermiş. Dahası Haeckel farklılıkları gizleyebilmek için, türleri isimlendirmekten kaçınmış ve tek bir türü sanki bütün bir hayvan grubunun temsilcisi gibi göstermiş. Richardson ve ekibinin belirttiğine göre, gerçekte birbirlerine çok yakın olan balık türlerinin embriyolarında bile, görünümleri ve gelişim süreçleri açısından çok büyük farklılıklar bulunuyor. Richardson '(Haeckel'in çizimleri) biyolojideki en büyük sahtekarlıklardan biri haline geliyor' diyor.
Science'taki makalede, Haeckel'in bu konudaki itiraflarının bu yüzyılın başından itibaren her nasılsa, örtbas edildiği ve sahte çizimlerinin ders kitaplarında bilimsel gerçek gibi okutulmaya başlamasından da şöyle söz edilmektedir: "Haeckel'in itirafları, çizimlerinin 1901'de "Darwin and After Darwin" isimli bir kitapta kullanılmasından sonra ortadan kayboldu. Ve çizimler, ingilizce biyoloji ders kitaplarında geniş çaplı olarak çoğaltıldı."
Kısacası, Haeckel'in çizimlerinin bir sahtekarlık olduğu henüz 1901 yılında ortaya çıkmış, ama tüm bilim dünyası bu çizimlerle bir asır boyunca aldatılmaya devam etmiştir.
20. yüzyıl evrim teorisinin her konuda hezimete uğrayarak yıkıldığı bir yüzyıl oldu. Bu hezimetlerden biri de fosil kayıtları konusunda yaşandı. Evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında kayıp fosil kayıtlarına ulaşmak umuduyla araştırmalar yaptılar. Ancak tüm bu araştırmalara rağmen, evrimin öne sürdüğü ve canlıların ilkel türlerden gelişmiş türlere kademe kademe evrimleştiği iddiasını destekleyecek “ara geçiş formlarına” hiçbir zaman rastlanamadı.
Tarihi eski Yunan’a kadar uzanan bir efsane olan evrim fikri, 19. yüzyılda kapsamlı bir teori olarak ortaya atıldı. Teoriyi bilim dünyasının gündemine sokan en önemli gelişme, Charles Darwin’in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıydı. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki canlı türlerini Yüce Allah’ın ayrı ayrı ve her bir canlıyı bir anda yarattığı gerçeğini reddediyordu. Darwin’e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlardı ve zaman içinde küçük değişimlerle farklılaşmışlardı.
Darwin’in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmıyordu. Hatta, Darwin’in kitabındaki “Teorinin Zorlukları” başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori birçok önemli soru karşısında açık veriyordu.
Darwin, teorisinin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendireceğini umuyordu. Ancak gelişen bilim, Darwin’in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer birer dayanaksız bırakmıştır. Öyle ki evrim teorisi bugün, lehinde yürütülen tüm propagandalara rağmen, Avustralyalı ünlü moleküler biyolog Michael Denton’ın Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında vurguladığı gibi,”kriz içinde bir teori”dir.
Bir Zamanlar Kayıp Halka Aranıyordu
Darwin insanın kökeni konusunu Türlerin Kökeni’nde değil, bu kitabından 12 yıl sonra yayınladığı İnsanın Türeyişi (The Descent of Man) adlı kitabında ele aldı. İnsanoğlunun sözde evrim basamağının en üst basamağı olduğunu, bir önceki atasının ise günümüz maymunlarına benzer primatlar olduğunu ileri sürdü.
Darwin’in bu iddiasını doğrulayacak herhangi bir kanıtı yoktu. Tek yaptığı, hayvanlar aleminde fiziksel olarak insana benzetebileceği en uygun canlı olan maymunlarla insanoğlu arasında bir akrabalık ilişkisi hayal etmekten ibaretti. Kitabında ırkçı argümanlar da geliştiriyor ve dünya üzerinde yaşayan bazı sözde “ilkel ırklar”ın evrime kanıt oluşturduğunu iddia ediyordu. (Oysa günümüzdeki genetik incelemeler, Darwin’in ve o dönemdeki diğer evrimcilerin savundukları bu ırkçı görüşleri de haksız çıkarmıştır.)
Darwin insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini ileri sürdüğüne göre, teorisine inananlara bu hayali evrimi kanıtlayacak fosiller bulma görevi düşüyordu. 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren neredeyse tüm Darwinist paleoantropologlar bu amaca yöneldi. Darwinizm’e inanan paleontologlar, insanla maymun arasındaki sözde “kayıp halka”yı bulmak için kazılara giriştiler. Umdukları büyük bulgunun, 1910 yılında İngiltere’de ortaya çıktığını düşündüler. Bu, sonraki 43 yıl boyunca insanın evrimini kanıtlayan çok önemli bir delil olarak dünyaya sunulacak olan “Piltdown Adamı” kafatasıydı. Fosil, Charles Dawson adlı amatör bir paleontolog tarafından ortaya çıkarılmıştı ve bu nedenle kendisine Eoanthropus dawsoni adı verildi. Eoanthropus dawsoni garip bir fosildi: Kafatasının üst kısmı tam bir insan yapısına sahipken, alt çenesi ve dişleri maymunsu özellikler gösteriyordu. Buluş kısa sürede büyük ün kazandı. İngilizler, İngiltere’de bulunan fosili kendi ırklarının atası olarak görüp büyük bir gururla sahiplendiler. Kafatasının büyük oluşu, “İngiliz zekası”nın sözde çok önceleri evrimleştiğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyordu. İlerleyen yıllarda Eoanthropus dawsoni hakkında yüzlerce tez yazıldı ve fosilin sergilendiği Londra British Museum’u gezen yüz binlerce ziyaretçi, “insanın evrimi” konusunda ikna edildi.
Evrimcilerin Alışılagelmiş Aldatmacaları
Londra British Museum’u gezen ziyaretçilerin bilmedikleri bir şey vardı: Fosil, bir sahtekarlık ürünüydü. Kafatası üzerinde 1953 yılında yapılan incelemelerde Piltdown Adamı’nın insan ve orangutan kemiklerinin birleştirilmesiyle üretilmiş sahte bir fosil olduğu ortaya çıktı. Bir zamanların sözde en büyük evrim delili, kamuoyunun şaşkınlığı içinde, on yıllardır büyük bir itinayla sergilendiği British Museum’dan çıkarıldı.
1920’lerde Piltdown’dan daha küçük çaplı ama en az onun kadar vahim bir başka skandal daha yaşandı. 1922 yılında ABD’nin Nebraska eyaletinde bulunan bir azı dişi fosiline insan ve maymun arası bir form biçildi ve bu dişten yola çıkılarak hayali bir “Nebraska Adamı” kurgulandı. Ancak 1927’de dişin ne insana ne de maymuna ait olduğu ortaya çıktı. Diş, bir yaban domuzuna aitti.
Bu gibi fiyaskolara rağmen evrimciler insanın kökeni konusunda fosil arayışını sürdürdüler. Zamanla, Australopithecus adı verilen soyu tükenmiş maymunların insanın en eski atası olduğu görüşü yaygınlaştı. Australopithecus’un sırasıyla Homo habilis, Homo rudolfensis ve Homo erectus adı verilen türler tarafından izlendiği ve sonunda bu çizginin Homo sapiens’e yani modern insana ulaştığı, bir evrim klişesi olarak insanların hafızalarına yerleştirilmeye çalışıldı. Ders kitapları, bilim dergileri, magazin dergileri, günlük gazeteler, filmler ve hatta reklam filmleri bile, bu klişeyi ve onu temsil eden “giderek ayağa kalkan maymunlar” dizisi olarak nitelendirilebilecek hayali resmi benimsediler ve hiç sorgulamadan on yıllarca kullandılar. Kısacası, 20. yüzyılın uzunca bir bölümünde, insanın kökeninin evrim teorisine göre açıklandığı düşüncesi konuyu araştırmayan insanlar arasında yaygın bir kabul gördü.
Evrimcileri İtirafa Yönelten Çıkmaz
Darwinist pek çok bilim adamının bildiği ancak insanlara açıklamadığı gibi, insanın kökeninin evrim teorisine göre açıklandığı düşüncesi her ne kadar o dönemde kabul görse de, gerçekler çok daha farklıydı. Elde edilen fosiller hiçbir evrim şemasına uymuyor, oturmuyordu. Daha fazla fosil bulundukça da, sorun çözülmüyor, aksine daha karmaşıklaşıyordu. Sonunda bazı otoriteler gerçeği itiraf etmeye başladılar. ABD’nin en önde gelen paleontologları arasında yer alan Harvard Üniversitesi’nden Niles Eldredge ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden Ian Tattersall, bu konuda şu önemli yorumu yaptılar:
Canlıların evrimsel tarihlerinin bir keşif meselesi olduğu düşüncesi bir efsanedir. Eğer öyle olsaydı, ne kadar çok hominid fosili bulursak, insanın evrimi hikayesinin de o kadar açık hale gelmesi gerekirdi. Oysa eğer bir şey olduysa, bunun tam tersi olmuştur. ( Niles Eldredge, Ian Tattersall, The Myths of Human Evolution, ss.126-127)
Evrim teorisinin önde gelen isimlerinden biri olan Harvard Üniversitesi profesörü Richard Lewontin’in 1995 tarihli bir makalesindeki sözleri de Darwinizm’in bu konuda içine düştüğü umutsuz durumu ifade ediyordu:
Uzak geçmişi düşündüğümüzde, gerçek Homo sapiens türünün öncesine uzandığımızda, dağınık ve kopuk bir fosil kaydı ile karşılaşırız. Bazı paleontologlar tarafından ileri sürülen heyecanlı ve iyimser iddialara rağmen, hiçbir hominid türü bizim direkt atamız olarak kabul edilememektedir. (Lewontin, Richard C., Human Diversity, Scientific American Library: New York NY, 1995, s.163)
Son yıllarda konunun uzmanı olan diğer pek çok evrimci, aslında savundukları teori hakkında son derece kötümser düşüncelere sahip olduklarını açıkladılar. Örneğin ünlü Nature dergisinin bilim editörü Henry Gee, “insanın evrimi ile ilgili 5 ila 10 milyon yıl öncesine ait tüm fosil kanıtlarının küçük bir kutuya sığabilecek kadar az olduğunu” söylüyor ve ekliyordu:
Ata-torun ilişkilerine dayalı insan evrimi şeması, tamamen gerçeklerin sonrasında yaratılmış bir insan icadıdır ve insanların önyargılarına göre şekillenmiştir... Bir grup fosili almak ve bunların bir akrabalık zincirini yansıttıklarını söylemek, test edilebilir bir bilimsel hipotez değil, ama gece yarısı masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır-eğlendirici ve hatta belki yönlendiricidir, ama bilimsel değildir. (Henry Gee, In Search of Deep Time, New York, The Free Press, 1999, s. 116-117)
Bilim Adamlarının Ortak Kararı : İnsanın Evrimsel Kökeni Yoktur
Klasik “insanın soy ağacı” şablonu bugün ciddi biçimde sorgulanmaktadır. Kanıtları önyargılardan sıyrılarak inceleyen bilim adamları, Australopithecus’tan Homo sapiens’e doğru uzatılan çizginin tamamen zorlama olduğunu, araya konan Homo Habilis ve Homo Erectus gibi ayrı türlerin ise hayali olduklarını belirtmektedirler. Evrimci paleoantropologlar Bernard Wood ve Mark Collard, 1999’da Science’da yayınlanan makalelerinde, Homo Habilis ve Homo Rudolfensis kategorilerinin hayali olduğunu ve bu kategorilere dahil edilen fosillerin aslında Australopithecus genusuna transfer edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. (Bernard Wood, Mark Collard, “The Human Genus”, Science, vol. 284, No 5411, 2 April 1999, ss. 65-71) Michigan Üniversitesi’nden Milford Wolpoff ve Canberra Üniversitesi’nden Alan Thorne ise, Homo Erectus’un hayali bir kategori olduğu, bu sınıflamaya dahil edilen fosillerin aslında Homo Sapiens’in birer varyasyonu oldukları düşüncesindedirler. (Pat Shipman, “Doubting Dmanisi”, American Scientist, November- December 2000, s.491)
Bunun anlamı şudur: Ortada soyu tükenmiş bir maymun cinsi olan Australopithecus ile, günümüz insanını ve onun farklı ırksal varyasyonlarını içine alan Homo sapiens türünden başka bir “hominid” yoktur. Yani, insanın evrimsel bir kökeni yoktur.
Bu gerçeği gören kimi uzmanlara göre “insanın evrimi” masalı, materyalist felsefeye inanan bir grup insanın, doğa tarihini kendi dogmatik inançlarına göre yazma çabasından başka bir şey değildir. İngiliz Bilim İlerleme Derneği’nin (British Association for the Advancement of Science) bir toplantısında, Oxford Üniversitesi tarihçisi John Durant bu konuda şu yorumu yapmıştır:
İnsan evrimine dair düşüncelerin, gerek bilim-öncesi gerekse bilimsel toplumlarda benzer işlevler üstlenip üstlenmediği kuşkusuz sorulmaya değer bir konudur... Yakından incelendiğinde ortaya çıkmaktadır ki, her defasında, insanın kökeni hakkındaki fikirler geçmiş kadar bugünü de yansıtmaktadır, geçmişteki atalarımızın deneyimleri kadar kendi deneyimlerimizi yansıtmaktadır.... Bilimin bir an önce efsanesizleştirilmesine acilen ihtiyacımız vardır. (John R. Durant, “The Myth of Human Evolution”, New Universities Quarterly 35 (1981), ss. 425-438)
Kısacası, insanın kökeni hakkındaki evrim teorileri, bu teorileri üretenlerin önyargılarını ve felsefi inançlarını yansıtmaktan başka bir işlev görmemektedir. Bu gerçeği kabul eden bir diğer evrimci, Arizona State Üniversitesi antropoloğu Geoffrey Clark’tır. Clark, 1997’deki bir yazısında bunu şöyle ifade etmektedir:
Önümüzdeki bir grup alternatif araştırma sonucundan bir tanesini, daha önceki varsayımlarımıza ve önyargılarımıza göre seçiyoruz - bu hem politik hem de subjektif bir işlem... Paleoantropolojinin sadece şekli bilimseldir, içeriği değil. (G. A. Clark, C. M. Willermet, Conceptual Issues in Modern Human Origins Research, New York, Aldine de Gruyter, 1997, s. 76)
Medya Propagandasının İçyüzü
Görüldüğü gibi insanın evrimi iddiası, bizzat bu iddianın şekillenmesinde rol oynayan kimseler tarafından dayanaksız bulunmaktadır. İddia bilime değil, teoriyi şekillendirenlerin inanç ve önyargılarına dayalıdır. Fakat ilginç olan nokta, paleoantropoloji dünyasındaki bu “itiraf”ların hiçbir zaman medyaya yansımamasıdır. Aksine Darwinizm’i savunan bir kısım medya, evrim teorisinin içine düştüğü bu çıkmazı özenle gizlemekte ve kitlelere hep “evrim teorisinin her gün yeni bir kanıtı bulunduğu” aldatmacasını söylemektedir. Yale ve California Berkeley Üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora yapmış Amerikalı bir biyolog olan Jonathan Wells, Icons of Evolution: Science or Myth, Why Much of What We Teach About Evolution is Wrong? (Evrimin İkonları: Bilim mi Efsane mi, Evrim Hakkında Öğrettiğimiz Pek Çok Şey Neden Yanlış?) adlı 2000 yılı basımı kitabında insanları aldatmaya yönelik bu propaganda mekanizmasını şöyle özetler:
Toplumun geneli, insanın kökeni hakkındaki derin belirsizliğe dair bilimsel uzmanların yaptıkları açıklamalardan çok nadiren haberdar edilir. Bunun yerine, şu veya bu kimsenin en son teorisi ile besleniriz ve bize bizzat paleoantropologların bunun üzerinde anlaşamadıkları gerçeği aktarılmaz. Ve tipik olarak, teori mağara adamlarının veya “bol makyajlı” insan atalarının hayali resimleri ile süslenir... Görünen odur ki, bilimin hiçbir alanında bu kadar az malzeme üzerine bu kadar fazla kurgu yapılmamıştır. (Jonathan Wells, Icons of Evolution: Science or Myth, Why Much of What We Teach About Evolution is Wrong, s. 225)
Peki evrimi savunan bir kısım medyanın haberlerine manşet olan, “insanın evrimi artık kanıtlanmış bir gerçektir” gibi asılsız iddialarla gazete ve televizyonlarda yer alan bilim adamları kimlerdir? Bunlar, paleoantropolojiyi dayanaksız bulan bilim adamlarından niçin farklı düşünmektedirler?
Evrimci Greg Kirby, Biyoloji Öğretmenleri Birliği’nin toplantısında yaptığı bir konuşmada bu psikolojiyi şöyle ifade etmiştir:
Eğer bütün hayatınızı kemik toplamak, kafatasının ve çenenin küçük parçalarını bulmak için harcıyorsanız, bu küçük parçaların önemini abartmak için çok güçlü bir istek duyarsınız. (Paul S. Taylor, Origins Answer Book, 5. baskı, 1995, s. 35)
İşte bilimsel yönden bir dayanağı bulunmadığı açıkça ortada olan insanın evrimi masalını ayakta tutan etkenlerden birkaçı bunlardır. Fakat her yeni bulunan fosil, insanın kökeni hakkındaki evrimsel tezleri bir kez daha çıkmaza sokmaktadır.
Kayıp Halkanın Yokluğunun İtirafı
Evrimsel tezlerin çıkmazının son örneği, 2002 yazında Orta Afrika ülkesi Çad’da bulunan yeni bir kafatası fosili oldu. Fransız bilim adamı Michel Brunet tarafından keşfedilen fosile Sahelanthropus tchadensis adı verildi ve bu fosil, Darwinizm dünyasında büyük tepki topladı. Dünyaca ünlü Nature dergisi, fosili duyuran haberinde, “bulunan yeni kafatası, insanın evrimi hakkındaki düşüncelerimizi tamamen batırabilir” itirafında bulundu. (John Whitfield, “Oldest member of human family found”, Nature, 11 July 2002)
Harvard Üniversitesi’nden Daniel Lieberman, bu yeni bulgunun “küçük bir nükleer bomba kadar etkili olacağı”nı söyledi. (D.L. Parsell, “Skull Fossil From Chad Forces Rethinking of Human Origins”, National Geographic News, 10 Temmuz 2002)
Bunun nedeni, bulunan söz konusu fosilin 7 milyon yıl yaşında olmasına rağmen, “insanın en eski atası” olduğu iddia edilen ve 5 milyon yıl yaşındaki Australopithecus türü maymunlardan (evrimcilerin bugüne kadar temel aldıkları kıstaslara göre) sözde daha “insansı” bir yapıya sahip olduğunun düşünülmesiydi. Bu durum, zaten tam bir karmaşa durumunda olan “insanın evrimi” senaryolarını bir kez daha tutarsız hale getiriyordu.
Washington’daki George Washington Üniversitesi’nden evrimci antropolog Bernard Wood, yeni bulunan fosil üzerine önemli bir açıklama yaptı. Wood, tüm 20. yüzyıl boyunca kitlelere empoze edilen “evrim merdiveni” hikayesinin artık geçerliliğinin kalmadığını, evrimin bir “çalı”ya benzetilebileceğini söylüyordu:
Üniversiteye başladığım 1963 yılında, insanın evrimi bir merdiven gibi görülüyordu. Bu merdivenin basamakları, maymundan insana doğru ilerleyen ve her aşaması bir öncekinden daha az maymunsu olan bir seri ara formdan meydana geliyordu... Ama şimdi insanın evrimi (karmakarışık) bir çalıya benziyor... Fosillerin birbirleriyle nasıl bir ilişkisi olduğu ve herhangi birinin gerçekten insanın atası olup olmadığı hala tartışmalı.” (John Whitfield, “Oldest member of human family found”, Nature, 11 Temmuz 2002)
Yeni bulunan maymun fosili konusunda Nature dergisinin editörü ve bir paleoantropolog olan Henry Gee’nin yaptığı yorumlar da son derece önemlidir. Gee, The Guardian gazetesinde yayınlanan yazısında, fosil üzerinde yapılan tartışmalara değinmekte ve şöyle yazmaktadır:
Sonuç ne olursa olsun, bu kafatası, bir kez daha ve kesin olarak göstermiştir ki, eskiden beri kabul edilen (insanla maymun arasındaki) ‘kayıp halka’ düşüncesi saçmadır.... Şu an çok açık olarak görülmelidir ki, zaten her zaman için son derece sallantılı olan kayıp halka düşüncesi, artık tamamen geçerliliğini yitirmiştir. (“Face of Yesterday: Henry Gee on the dramatic discovery of a seven-million-year-old hominid”, The Guardian, 11 Temmuz 2002)
Henry Gee, 1999 basımı In Search of Deep Time (Zamanın Derinliğini Ararken) adlı önemli kitabında da, on yıllardır medyada ve sözde bilimsel evrimci kaynaklarda anlatılan “insan nasıl evrimleşti” hikayelerinin hiçbir bilimsel değerinin olmadığını şöyle açıklar:
Mesela, insanın evriminin, vücudun duruşu, beyin hacmi ile ateş, alet kullanımı gibi teknolojik başarılar ve lisanın ortaya çıkmasını sağlayan el-göz koordinasyonundaki gelişmelere bağlı olarak geliştiği söylenir. Ancak bu gibi senaryolar subjektiftir. Deneylerle asla test edilemezler, öyleyse bilimsel değildirler. Genelde kullanımda olmaları, bilimsel testlere değil, iddialara ve sunuluşlarındaki otoriter yaklaşıma dayanır. Gazeteciler ve manşet yazarlarının, (sözde) atalarımızı bulma arayışları ve kayıp bağların keşfiyle ilgili olarak dört bir yanda sürdürdüğü gevezeliği ele aldığımızda, birçok profesyonel paleontoloğun, canlılığın tarihini senaryo ve hikayelere dayanarak incelemediğini ve evrimsel tarihin hikaye anlatım şeklini, bilimdışı olması yüzünden otuz seneden de fazla bir süre önce bıraktıklarını öğrenmek bir sürpriz gibi gelebilir. (Henry Gee, In Search Of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life, s. 5) (vurgu bize aittir.)
Gee, fosil kayıtlarının bir “evrim şeması” ortaya çıkarmadığını, elde sadece “boşluk denizinde yüzüp duran” ilişkisiz fosiller olduğunu ise şöyle vurgulamaktadır:
Yeni fosil bulguları, bu önceden var olan hikayeye uydurulur. Sanki atalar-nesiller zinciri, bizim gerçekten düşünmemiz gereken bir amaçmış gibi biz bu yeni bulgulara ‘kayıp halkalar’ deriz; aslında gerçek farklıdır: bunlar insan önyargılarıyla uyumlu olmaları için şekillendirilen, gerçeğin ardından oluşturulan, tamamen insan icadı olan şeylerdir. Her fosil, bir başka fosille bilinebilir hiçbir bağı olmayan izole bir noktayı temsil eder ve bunların tümü büyük bir boşluk denizinde yüzüp durmaktadır. (Henry Gee, In Search Of Deep Time, s.32)
Evrimin Fosil Kayıtlarındaki Çöküşü
Yazı boyunca bilim adamlarının aktarılan itirafları oldukça büyük önem taşımaktadır. 150 yıldır dünyaya “nasıl var olduk” sorusunun bilimsel cevabı gibi gösterilen evrim teorisinin, aslında sadece belirli bir “dünya görüşü”nün bilime empoze ettiği senaryo olduğunu ifade etmektedirler. Henry Gee, “fosilleri kendimizi ne olarak gördüğümüzü yansıtan bir şekilde ayarlıyoruz. Doğruyu aramıyor, kendi önyargılarımıza uyması için, onu gerçeğin ardından yaratıyoruz” derken, bunu ifade eder.
Sonuçta, 150 yıldır insanlara bilimsel bir gerçek gibi empoze edilen “insanın evrimsel soy kütüğünü”nün tamamen “insan icadı” bir hikaye olduğu, evrimciler tarafından da kabul edilme noktasına gelmiştir. California Berkeley Üniversitesi’nden evrimci biyolog F. Clark Howell’ın 1996’daki bir yazısında belirttiği gibi; “insanın evrimine dair kapsamlı bir teori yoktur... zaten hiçbir zaman gerçekten olmamıştır.” (F. Clark Howell, “Thoughts on the Study and Interpretation of the Human Fossil Record,” ss.1-39 in W. Eric Meikle, F. Clark Howell & Nina G. Jablonski (editors), Contemporary Issues in Human Evolution , Memoir 21 (San Francisco: California Academy of Sciences, 1996), ss. 3, 31)
Gazete manşetlerinin popüler teması olan “kayıp halka”nın hep “kayıp” kalacağı, çünkü böyle bir şey olmadığı evrimciler tarafından açıklanmaktadır. Dolayısıyla, Darwinizm’in diğer efsaneleri gibi insanın evrimi masalı da çıkmazdadır.
Tüm bu bulgular, 20. yüzyılın sonunda evrim teorisini kesin biçimde geçersiz kılmıştır. Ancak bu gerçek dünyanın çoğu ülkesinde kamuoyundan gizlenir ve insanlar evrim masalları ile aldatılmaya devam edilir. Evrim dogmatik bir ısrarla savunulur. Bunun tek nedeni ise, bazı çevrelerin, yaratılış gerçeğini ve dolayısıyla Yüce Allah’ın varlığını ideolojik ve felsefi nedenlerle kabul etmek istemeyişleridir. Yaratılış karşısında öne sürülebilecek tek alternatif evrim olduğu için de, ısrarla bu bilim dışı efsaneyi yaşatmak istemektedirler.
Ha son olarak şunu söyleyeyim, bakterilerin veya bazı virüslerin ilaçlara dayanıklı hale gelme olayı evrimle ilgili değildir. Bu mutasyon da değildir. Bu adaptasyondur. Hücredeki DNA bilgilerine göre gerçekleşir. Yani ana yapı korunur. Mesela zamanla bir virüs bir bakteri olmaz ya başka bir şey.

بكر
Konu bekir_91 tarafından (01-09-2011 Saat 14:07 ) değiştirilmiştir..
|

01-09-2011, 18:55
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Alıntı:
Şimdi, bay çok bilmiş cahil olmayan kişi, cahilliğin sınırlarını ezberlemiş, her şyi öğrenmiş de milyonlarca insanı cahil olarak gören, bilgiç
Öncelikle söz konusu cahillikten bir kaç kelam edelim, galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır mantığınca belki günümüz insanları her bilgisize cahil de dese, bilgin olsun diye söyleyeyim, cahillik kavramı ebu'l hakem için ilk defa kullanılmıştır, manası ise bilgisizlikten ziyade göre göre inkar etmektir. Ebu Cehil sırf kendini üstün gördüğü için Hz. Muhammed'le uğraştı, nasıl olur da ben gibi bir alim varken incilde haber verilen peygamberlik ona gellir diye. Bu nedenle Müslüman'ın cahili olmaz. Müslümanların bilgisiz olanlarına ümmi denilir.
|
* müslüman'ın cahili olmazmış, neden? çünkü ebu cehil kibrinden peygamberlik neden bana verilmedi demiş.
* insanlar kardeş olamaz, neden? çünkü kabil habil'in karıya göz koyup onu bile öldürmüş! nasıl ama?
devam edelim:
* hz. çörek'i kıskanan, ticarette fazla kazanıp daha lezzetli olmasını çekemeyen ebu börek ''kurabiye canavarı'na sitem eder''. kurabiye dininin cahili olmaz(mutlak gerçekliğe iman ediyor ya), ancak az şekerlisi olur!
anladın mı? muhtelemen hayır...
Alıntı:
"Vatan, işçi sınıfını sömürmek için burjuvazinin vasıtası idi. Kanunlar işçiyi
ezmek için vazediliyordu. Din, milletleri istismar etmek için uydurulmuştu. Ahlak, ahmakça bir sabır prensibi idi. " Bu sözler Hitlerin Kavgam'ından alıntı tabiki tercüme olarak. Peki hitler neden hayatına kavgam adını koymuştur onu da biliyorsundur sen zaten bay bilmiş, Evrim teorisinden esinlenmiştir. Çatışma ve kavga...
|
çarşı-pazar bomba patlatan intihar eylemcileri kimden esinlenmiştir bay ulema: el cevap, kur'an!
bakara/2/191. onlari buldugunuz yerde oldurun. sizi cikardiklari yerden siz de onlari cikarin. fitne cikarmak, adam oldurmekten daha kotudur. mescidi haram`in yaninda, onlar savasmadikca siz de onlarla savasmayin. sizinle savasirlarsa onlari oldurun. inkar edenlerin cezasi boyledir.
tevbe/9/29. kitap verilenlerden, allah`a, ahiret gunune inanmayan, allah`in ve peygamberinin haram kildigini haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarini bukup kendi elleriyle cizye verene kadar savasin.
maide/5/45.Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.
şimdi sen bunları elbette bambaşka biçimde anlayabilir, indiriliş sebeplerini felan söyleyebilirsin. velev ki bunlar doğru olsun, kabul, yanlış anlaşılmış vs. peki, bu adamlar kadın-çoluk-çocuk demeden öldürürken yanlış da olsa kur'andan misal almıyor mu?
pekala alıyorlar, hatta islam adına savaştığını söylüyor.
darwin'in evrim kuramını ''sosyal darwinizm'' yönüyle işletip kendi sömürgeci ırkçı ideolojisine dayanak yapan herifle(ki sosyal darwinizm bilimsel olarak kabul görmez) kuramın ne ilgisi var?
gene anlamadın tabi...
Alıntı:
|
Şimdi bu komik girişten sonra söyleyeyim, hitler gibi adamlar aynı TC.'de Kamal'ın yaptığı gibi iktidarı ele geçirinceye kadar beklerler, eyvallah ederler. Hiç bir şey bilmesen, Ari ırk, ırkçılık söylemlerinden bunu bir dinle ilişkilendirmeye çalışmazsın. Çünkü dinler insanlara din aynasından bakarlar, özellikle İslamiyet'te müslüman olan herkes birbirinin kardeşidir. Irkçılık yoktur yani.
|
peki bunu test edelim o halde: dini kurallarla yönetilip de hak ve özgürlükler bakımından yüksek bir mertebeye erişmiş tek bir toplum/ülke say. çok değil, bir tane.
Alıntı:
Ahlak kelimesi, ha, lam, kaf mücerred sülasi mastardan ism-i fa'l'dir. Yani yaratılış kökünden gelir. İnsanların toplu ve bireysel olarak fıtri hareketinin olması gerektiği şekli belirtir. Tabi bu kelime kökünden ıkan anlamdır.
Din ve ateizm'le ahlakın bağlatısı ise şudur. Ahlak toplum kurallarını ihtiva eder. Din ise bunun belirleyicisidir. Ateist bir kişiyi vicdanı dışında hiç bir şey sınırlamaz. Bu nedenle bir sınır ve bağlayıcılık olan ahlak kuralları da onlar için kendi mantık ve kafaları aldığınca bağlayıcıdır.
|
yanlış. ahlaki öğretiler ''din merkezli'' değildir. neticede toplumsal süreçlerin ürünü olan dinlerle din dışı ahlaki kurallar birçok bakımdan örtüşebilir. ahlak dinlerden epey önce var olan bir kavramdır. tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışı hepi topu 2000 yıllık bir meseledir örneğin.
Alıntı:
|
Tabi burada ateist kişi illa ki ahlaksız olur demiyoruz, sürü psikolojisinden daha büyük bir etken görmüyorum ben günümüzde.
|
''geleneksel/eril/dini ahlak''ı kabul etmemek ''ethic'' olarak kabul eyleyeceğimiz sosyal normsuzluk değildir elbette.
Alıntı:
Bir kitap ki, ondaki belagat ve edebi sanat, düzen ve ahenk, her okuyanın ve her zamanda okuyanın zamanına göre bir şey anlayabilmesi, açıldıkça genişleyen anlam derinliği, farklı kişi ve şahısların binlerce cilt tefsir yazabileceği kadar anlam çıkarması onu bir mucize yapar.Meydan okumasına karşılık, kendisine bir nazire, bir benzer getirelememesi onu bir mucize yapar. Sadece meal okuyup sonra da müteşabih ayetlerinden Kur'an'a saldıranlar, Bakara Suresi'ndeki ayetle yine bir mucizeyi ortya çıkarır. Kaldı ki meallerini bile önyargıyla okuyup, kafasınca ahkam keseceğine en azından sadece bir tefsirden doğru anlam bu mu acaba diye sormadan forum sitelerinden ahkam kesenlerin durumunun Kur'an'da bildirilmesi de ayrıca başka bir mucizedir.
Bu kadar mucize dolu bir kitapta, sahibi tarafından kendisinin var olduğunun bildirilmesi doğaldır. Asıl doğal olmayan seninle beraber zamana ve mekana mahkum tanrıların olduğunun iddia edilmesidir. Onu görmek istemektir. Seninle zaman ve mekan boyutlarına hapsolmuş bir tanrı arzu etmektir zavallıklık ve basit düşünce. Bu kadar düşünememektir acziyet ve zavallılık.
|
kur'an belagatı hiç de ''mükemmel'' falan değildir. kaldı ki tüm çağ ve zamanlara da hitap etmez. subjektif bir mevzudan bahsediyorsun. bana göre kafka'nın şato'u muhteşem bir eserdir. iman etmek istesem o'na ederim. goerge orwel'in 84'ü, plahniuk'un dövüş klübü, orhan pamuk'un kar'ı, yaşar kemal'in 3 anadolu efsanesi ve küçük iskender'in şiirleri kur'andan çok daha üstün ve yüksek belagat/kurgu/teknik donanımla doludur.
kur'anı ''metin tahlili''ne soksak, orhon abideleri'nden daha ileri değildir hatta
bunların hepsi bana göredir, subjektiftir. lütfen ateistlere, kur'anın ne derece muhteşem bir belagat ve anlatı geleneği olduğu güzellemelerini saydırmadan biraz düşünün.
Alıntı:
|
Benim peygamberimin mucizeleri direkt olarak raviler tarafından yazıya geçirilmiştir. 1. derece kaynaktır. Ve bazı mucizeler değişik yerlerdeki insanlar tarafından yazıya geçirildi. Şakk-ı kamer gibi. Mesela Nihal atsız'ın bozkurtların ölümüne bakabilrsin. Orta Asya'da bu olayın yorumu hakkında. Tabi bunu kendi bile bimez orası başka. Ne Hristiyanlık gibi hz. İsa'dan yüz sene sonra yazıya geçirildi, ne de mitolojik eserler gibi binlerce yıl sonunda oluştu. Sözlü gelenek bile değil. Buna kanıt olarak bakabilirsin, ben Türkçe'ciyim, her mitik anlatının değişşik coğrafyalarda farklı varyasyonları vardır farklı isimlerde. Ancak Kur'an'ın varyasyonları yoktur. Kur'an'da varyasyon değildir. Mesela ben şimdi sizi bildiğim için söyleyeyim, İncil'le benzer diyeceksin, tamm,o da zamanında Allah kelamı olarak inmiş ama iznik konsülünde binlerce farklı incil vardı. Bunlar varyasyondur. Ama Kur'an'ın orjinal'inden başka Kur'an yoktur.
|
* yazılı metinlerin yüzlerce varyasyonu olmaz zaten, varyasyon sözlü kültürde yaşanan bir çeşitlenmedir. yazıya geçilmiş varyasyon farkları sözlü kültürdeki çeşitlenmenin kayda alınmış bir KESİT'idir.
* bu bağlamda islam'ın binlerce-onbinlerce varyasyonu, yüzlerce versiyonu mevcuttur.
* madem mitoloji dersi aldın, kültürel ürünlerin kontext içinde yeni formlar aldığını teatral/gösterimci folklor kuramından öğrenmişsindir. şartlar ve çevrenin ürünün formunu belirlediğini falan da duymuşsundur. duymadıysan halk ed. met. tahlillerinde duyarsın. hatta 2 dönem sana bunu anlatırlar
Alıntı:
|
Diğer yandan Kur'an en büyük mucizedir. Bunu anlatmaya vakit yetmez,özet olarak geçeyim, belagat, ahenk, farklı zamanlara ve kişiye hitap, üslup, gelcekten verdiği haberlerin doğru çıkması, anlam derinliği, nazire yazılamaması, vs.
|
yok devenin hörgücü.
Alıntı:
|
İspat yokluğunu iddia edene düşer. Çünkü 2 kişi var dese 1000 kişi yok dese, 2 kişi gördüm dese 1000 kişi görmedim dese 2 kişinin görüşü efdaldır. Bir şeyin olmadığını ispat her yeri bilmeyi iktiza eder. Yoksa bilmediği yerlerden birinde olabilir. (Burada yer kelimesinden kasıt sadece mekan ve madde alemi anlaşılmamalıdır. Gerçeklik ona yaklaştıkça artar.) Ama gören iki değil binlerce peygamber var. Binlerce evliya kalplerinde hissetmişler, vahdet-i vücud derecesinden ene'l hakk dercesine, güneşe bakamamaman onun parlaklığından ileri gelir. Nurunun yanında toprak gibi kalan güneş'e bakamıyorsun da değil Nur'unu bu zatı nasıl görebilirsin. Hz. Musa'nın Tur dağında Allah'ı görmek istemesi hikayesine bakabilirsin, ha pardon sen biliyodun ya
|
* bana kurabiye canavarının olmadığını ispat edebilir misin? yahut 8 çüklü dev testisli zu tanrısının olmadığını? mümkünse git her yeri dolaş gel, olmadığını iddia et.
* ben sana godzilla'nın var olduğunu iddia edersem, bunun yokluğunun ispatı sana mı düşer? yok, deve...
Alıntı:
|
Anlamadığın nokta hipotalamus, karaciğer ya da diğer salgı bezlerinin hormon salgılamasıyla ortaya çıkan sonuçlardır. Bir de bunun ruhi boyutu vardır, oraya girmeyeceğim. Hormon salgılanmasıyla kalp atışı hızlanır veya yavaşlar, mesela heyecanlandığında, sinirlendiğinde veya korktuğunda farketmez. Vücudun diğer bütün organlarıyla alakadardır kalp. Mesela koşacaksınız, kalp atışı hızlanmazsa tıkanır kalırsınız, veya yatıyorsun, hızlı atsa terlersin, rahat edemezsin, huzrsuz olursun, yerinde duramazsın. Ruhsal yönden de şunu söylemeliyim. Beyin bir et parçasıdır, kalp de öyle. Yediğin şeylerden oluşur etlerin. Ama asıl gören beynin değğil, beyin bir işlemci gibi ruhun hizmetine verilmiş. Ama asıl ruh görür, karar verir. Beyninle kesinlikle yanlış gördüğün işleri yapabilirsin. Bir düşün baktığın yeri algıla, bu sensin, bir robt mesela, gerçi bu kadar gelişmiş robot olmaz ama düşün bir, o belli işlemler yapan, girdileri ve çıktıları ve sonuçları olan bir araçtan başka bir şey değildir. Canı yanmaz, sevmez, hissetmez, sadece ve sadece kendine verilen bilgiyle işlem görür. Yani diyeceğim o ki seversin, sonuç olarak vücudunu hazırlamak için hormon salgılarsın, hormon salgıladığın için sevmezsin. Bu bir uyum meselesi.
|
kalp işlevi ve hayati konumuyla mecazi bir benzetmedir deyip geç be kardeşim.
Alıntı:
|
Ben farklıyım, sizden farklı düşünüyorum, ben özgürüm, bir düşünceye bağlı değilim, klasik sözler... Peki farklı olun, bu size ne kazandırır? Farklı ilerlediğiniz yoldan önceden hiç gidilmemiş ve zararsız yol olması güzel, ama bu yollar gide gele aşınmış, aşınan bu yollardan gidenlerin sonu da belli, hem madem altı üstü bir et parçası olan beynin var, o zaman niye bu bencilik, ben duygusu, burada yazı yazmana neden ne? Ne çıkarın var? Çünkü düşüncelerinin bilinmesini, okunmasını, değer verilmesini, bir şeyleri değiştirmeyi istiyorsun. Bütün bunları kendi benin istiyor ve bu bağlamda burdasın. Ne kadar dindar da olsa, hiç kimse tep tip değildir. Benzerdir. Aynı diğerleri gibi. Birilerinden herkes etkilenir. Bu doğaldır. Ben kimseden etkilenmem, bütün düşüncelerim kendime aittir diyen var mı? Etkilendiğin insanlar nisbince onlara benzersin. Onlardan etkilenenlere benzersin. Bu sözlerin bile klasik ateist sözleri. Hatta söze başlarken bile biz diyorsun, biz kim, ateistler, hani hepiniz farklıydınız, inanmama noktasında hepiniz aynısınız.
|
mesele şudur: senin gibi katıksız bir cahil ''ateizmi yahudi tuzağı'' olarak görmeye kalktığında işe yarar. yahut evrim teorisini.
laik ulusalcı ve ateist olup da anti-semitist/yahudi düşmanı olan tonla adam vardır. sizin gibilerin bunlarla aynı fikre biat etmeleri ne hazin.
hele hele tayyip'in siyonistlerden silah alması vs düşünürsek. fethullah'ın siyonist cennet'inde ikame etmesi de ayrı bir ironidir hani. düşünsene, memlekette sosyalist bir ihtilal vuku buluyor ve ülkücü liderler küba'ya kaçıyor
Alıntı:
|
Amerika'yı kolom mu keşfetti, keşfetti denilen yer asya kıtasıyla 5 kilometre, salla geçersin karşıya, peki nasıl Avrupa için, Avrupa'dan ilk keşfeden denmeli, orta doğu, yakın doğu, uzak doğu: kime göre yakın, kime göre uzak, Avrupa'ya göre. Bizim eskiki batı yalakası devlet adamları aynı şeyleri ders kitaplarına kopyala yapıştır yapınca böyle oluyo. Çoğunu yakıp, birazını da satıp, elde kalanları da depolara dolduran adamlar dünyada olmayan böyle bir arşivi dahi gün yüzüne çıkarmıyorlar. Neden peki? Neden altı üstü üç avrupalınn türklere küfreden kısımlarını kitaptan çıkarıp ders kitabı olarak okutuluyor. AVICENNA: bu nedir? İbn-i Sina'nın Latincesiymiş. Peh, adam tıpta 6 asır ders kitabı okutunca, üstelik hala ana kaynak olarak kullanınca isim değişikliği oluyo. Akşemseddin mikrobu bulur, 4 asır sonra bulan pastörü yazarlar kendi ders kitaplarına, ibn-i şatır dünya yuvarlak olduğunu eserinde söyler, yıllar sonra bir din adamı galileo çalar (pardon intihal eder), ilk olur, hani Akif diyor ya, ötmeyin nafile baykuş gibi diye, aynen öyle. Sen ders kitaplarını Avrupa'dan getirirsen öyle olur, ama sen bir bak, Avrupa'da nasıl eğitim, ders kitaplarında küfr ediyor adamlar bize. Barbar diyor, kendi temellerini de eski yunan'a dayandırıyor, peh, orta çağ karanlığı dediğiniz çağda biz süper güçtük 800 sene biz süper güçtük dünyada. Onlar Avrupalılara karanlık, haçlı seferleri, Amerika'yı keşifleri ve kıtaları sömürgeleştirmelerinden başka bir şey değil bunların yaptıkları. aldılar, kendine mal ettiler. Ve bunu diyen şahıs acaba ne kadar biliyor bahsettiği adamları, Matematikte ve astronomide ilkler hep müslümanlar tarafından gerçekleştirildi. Tarihi bak, 10.000 yıldan fazla zamandır insanlık var, ne zaman atılım yaptı, son bin yılda. metamatik ve geometrinin, astronomi ve kimyanın, tıpın gelişiminin temelleri 1000 yıllık. bugün cebirde kullandığın formülleri fatih kullanıyordu senin, topunun hesaplarını kendi yaptı, özelliğini kendi belirledi, gücünü kendi hesapladı. 6 dil biliyodu 1400'lerde bir adam ana dili gibi. Karanlık dediğin çağda avrupalılar sefalatteydi.
|
darwin'le ilgili çamurda sınır yok elbet, peki doğrusu nedir:
Alıntı:
İDDİA: Darwin, ırkçı ve Türk düşmanıydı.
YANIT: Bu iddia, yaradılışçıların çeviri çarpıtmasından ibarettir.
''Darwin, ırkçı ve Türk düşmanıydı. W. Graham'e yazdığı 3 temmuz 1881 tarihli mektubunda, ırkçı düşüncesini şöyle ifade etmişti: '(...) Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elemine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.'''
(Harun Yahya, Yaradılış Atlası 1 s. 606).
Türkleri Kim Daha Çok Seviyor!*
Sayın Celal Şengör'ün 19 ocak 2007 tarihli CBT'de yayımlanan ''Darwin Türkler Hakkında Ne Demişti?'' başlıklı yazısında yer alan ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik'in, Charles Darwin'in Türkler hakkında söylediğini iddia ettiği, ''Gelişimini tamamalamamış, adi bir ırk'' sözleri başta olmak üzere, birkaç noktayla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Prof. Dr. Haluk Ertan
Türk Biyologlar Derneği Üyesi
Öncelikle Sayın Bakanın Darwin'den aktardığı sözlerin aslının olmadığını yinelemem gerekiyor. Sayın Şengör'ün vurguladığı gibi, Darwin'e ait, Türklerle ilgili bu tip ifadelerin yer aldığı hiçbir kaynak bulunmamaktadır.
''Adi bir ırk'' ifadesi en azından Darwin'in üslubuna uymamaktadır. Darwin'in eserlerini biraz olsun okuyanlar, o nun ciddi ve temkinli bir doğabilgini olduğunu hemen anlarlar. O kendisine en ağır hakaretlerde bulunup, yaşamını tehdit eden kişilere dahi bu şekilde hitap etmemiştir. Onun esrelerinde kullandığı en ağır kelimeler, yerlilere akıl almaz işkenceler yapan (Özellikle, İspanyol ve Portekizli) köle sahipleri ve tüccarlerı içindir.
Bakan Çelik'e dönüldüğünde, peki kendisi bu asılsız sözleri neye dayanarak söylemektedir?
''Evrim kuramı Ateistlerin, akıllı tasarım ise inananların kuramıdır'' gibi daha önce yaptığı kimi saçma açıklamalar da gözönüne alındığında, Bakan Çelik'in Charles Darwin ve Evrim kuramıyla ilgili bilgisinin sadece, Amerikalı yaradılışçıların ülkemizdeki sözcüleri durumunda olan kişilerin çevirdikleri yayınlara dayandığı görülmektedir. Bu yayınların yaygın özelliklerinden biri, bilinçli şekilde yapılan çeviri hataları içermeleridir. Ülkemiz yaradılışçılarının, yabancı dildeki kaynakları amaçları doğrultusunda çarpıttıkları artık herkesin iyi bildiği bir gerçektir.
Sayın Şengör'ün yazısında, Darwin'in, İrlandalı filozof William Graham'e 1881 yılında yazdığı mektubundan aktardığımeşhur parağrafın, yaradılışçıların yayınlarında yer alan Türkçe çevirisi de bu çarpıtmanın somut bir örneğini teşkil etmektedir.
Şöyle ki, Orijinal mektupta ''The more civilized so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, What an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world'' şeklinde yer alan metnin Türkçe çevirisi kabaca, ''Kafkas ırkları(1) olarak bilinen daha uygar ırklar, varolma mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmıştır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine bakarsak daha düşük uygarlık seviyesindeki sayısız ırk, daha uygarlaşmış ırklar tarafından tüm dünyada ortadan kaldırılmış olacaktır.'' şeklinde yapılması gerekirken, Yaradılışçılar, bunu çarpıtarak '' Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğne baktığımda, BUTÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum’’ şeklinde çevirmişlerdir.
İngilizce metinde bulunmayan ‘’Türk Barbarlığı’’ ve ‘’bu tür aşağı ırklar’’ ifadeleri çeviriye sokularak bunların birbirleriyle örtüştürülmesi amaçlanmıştır. Böylece Darwin’in Türklere barbar ve aşağı (ya da asi) ırk diyerek hakaret ettiği propagandasına malzeme hazırlanmış oılmaktadır. (Bu arada sayın şengör’ün makalesinde ‘’varlık mücadelesinde Türk boşluğunu yenmişlerdir’’? şeklinde yer alan çevirideki özensizliğinde belirtilmesi gerekiyor.)
İşte sayın Bakan gibi kişiler, söyledikleri bilgileri sorgulamadıklarından, yaradılışçıların çarpıttıkları bu tip metinlerin tuzağına kolaylıkla düşebilmektedirler.
Aslında doktoralı bir akademisyen olan Hüseyin Çelik, bilimci ve eğitimci kimliğini, dinci ve siyasi kimliğinin önüne geçirebilmeyi başarabilse, hem bilgisiz yakıştırmalarından, hem de en başarısız ve eleştirilen bakan olmaktan kendini kurtaracaktı.
*Dip not: (1) Kafkas ırkları tanımı, beyaz ırklar tanımıyla birlikte tarihin farklı dönemlerinde, beyaz köle sahibi, Avrupalı Hıristiyan, İngiliz kökenli uygar, uygar Avrupalı gibi sömürgelerdeki farklı grupları birbirinden ayırt etmek için kullanılmıştır. Bu bağlamda, Kafkas ırkları ifadesi orijinal metinde, esas olarak vurgulanmak istenen ‘’ daha uygar ırkları’’ betimlemek amacıyla yardımcı bir ifade olarak kullanıldığından, çeviri aynen korunmuştur.
Kaynak: Bilim ve gerçek kitaplığı yayınları. Harun Yahya Safsatası Ve Evrim Gerçeği Sayfa: 244-245
|
Darwin, ırkçı ve Türk düşmanıydı iddiası. [Arşiv] - Turan Dursun Sitesi Forumları
ayrıca, aynı siteden başka bir alıntı:
Alıntı:
|
Diyeceğim o ki bunlar, yani Avrupalılar hiç de kusura bakma da dini olmaz demiyorlar. Değiştiriyorlar çalıyorlar, kendilerine mal ediyorlar. Bugün bir çok Avrupa ülkesinde hala çocukları rahibeler okutuyor. Ve hala anayasasında laiklik bulunan tek ülke, girer!sek ikincisi biz olacaz merak etme.
|
ufff... nurcu sahtekarlık'ta sınır yok elbet... komik bile değil cahil çocuk...
Alıntı:
Evrim dediğin safsataya iyi bak, biraz da aklını kullan.
Evrim teorisi ırkçılığın temelini oluşturur. Bu nedenle İngiltere gibi o zamanının sömürgeleri tarafından desteklendiği gibi günümüzde sürekli olarak Siyonist odaklar tarafından desteklenmektedir. Hollywood filmlerinden masum film hatırlamıyorum mesela, doğan yayın grubunda da sürekli olarak hem bu filmler yayınlanır hem de evrimle ilgili yazılar.
|
darwin'in sözlerini çarpıtırak düşmanı yapan soytarılığa cevap verdikten sonra, ırkçılığın kökeninin darwin olduğunu iddialarını es geçelim. hiç bir iler tutar yanı yok ve tam bir tarih/toplum bilim cehaleti.
antropologların ''ari ırk'' çalışmalarının evrimle ilgisi yoktur. dahası, ari ırk vb iddialar bizzat evrimciler tarafından çürütülmüş, bugün kaale alınan şeyler değildir.
ırkçılıkla siyasal bir angajmandır. günümüzde aldığı şekilse ''kültürel'' oluşudur.
Piltdown adamı skandalı, ne bilem daha başka bir sürü skandal ortaya çıkmıştır bunun yüzünden. Kimi balıkların kafasını değiştirir, kimi insan kafatasına orangutan çenesini zorla çakar, sonra bunları müzede sergile, 30-40-50 yıl beklesin, sonra bir bilimsel araştırma iiçin iste, ana ne garip, bunun sahte olduğu ortaya çıksın.
Alıntı:
Ateist öğretisi değil de başka ne? Bir bilimsel verinin bu kadar propagandası yapılabilir mi? Sen bana bir holywood filmi söyle de onda bir halt amaç olmasın. Animasyonlarından özellikle bir tane örnek ver. Cartoon network e bak, doğan amca akşama kadar evrimi pompalıyo, niye ki acaba? Öğreti olmasa, bilim camiasında anlatılması gerekmez mi? Haa pardon, unutmuşum, yakop amcalar tarih şeridine kadar el attılar ya unutmuşum, 2000 yıldan öncesini karanlık çağ, taş devri curt devri cart devri, … Salla belki tutan birisi bulunur.
Dinde bir kural vardır, aklı olmayanın dini olmaz, yani dinden sorumlu değildir. Bu yüzden bence darwini din bakımından değerlendirmeye almaya gerek yok, kendi haline bırakın.
Hiç değil canım, hiç değil. Hristiyan ama gerçekten değil. Ama aynı şeyi Yahudiler için söyleyemeyeceğim.
|
evrim'in yahudi komplosu olduğuna gelelim ki gerisine cevap vermiyeceğim:
bu iddia tam bir yaratılışçı ahlaksızlığıdır. evrim'i kabul eden pekçok teist olduğu gibi, vatikan klisesi dahi(ki yahudiler ne çektiyse hristiyanlardan çekmişlerdir) darwin'den özür dilemiştir.
bir insan ve onun önderleri siyonistlerin yurdunda ikamet eder de böylesine ahlaksızca, düzenbazca laflar nasıl eder akıl karı değil. tayyip'in dahi seçildikten önce ve sonra ilk işlerinden biri ''siyonist'' liderleri ziyaret etmek; hatta basbayağı bir ''siyonist procesi'' olan BOP EŞBAŞKANLIĞI görevini üstlenmesine falan hiç değinmiyelim.
yine islamcı hükümetin, siyonist israril'le olan silah ticaretine de.
beyninizi neyle kemiriyorlar bilmiyorum; ancak, fethullah gülen vakıflarının orta asya'ya açılma kapıları ve abd müttefiki olması falan da hiiiççç möhümm değil hani ''ırkçı olmayan'' gülen'in ''orta asya ve dünya'da türklüğü'' yayma, prestij kazanma ve müesses nizam'a katkı sunma konuşmalarına hiiiççç değinmiyelim.

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

03-09-2011, 12:50
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-07-2008
Mesajlar: 92
|
|
Alıntı:
müslüman'ın cahili olmazmış, neden? çünkü ebu cehil kibrinden peygamberlik neden bana verilmedi demiş.
* insanlar kardeş olamaz, neden? çünkü kabil habil'in karıya göz koyup onu bile öldürmüş! nasıl ama?
devam edelim:
* hz. çörek'i kıskanan, ticarette fazla kazanıp daha lezzetli olmasını çekemeyen ebu börek ''kurabiye canavarı'na sitem eder''. kurabiye dininin cahili olmaz(mutlak gerçekliğe iman ediyor ya), ancak az şekerlisi olur!
anladın mı? muhtelemen hayır...
|
Yaw sen ya gerçekten anlamıyorsun, ya da işi mallığa vuruyorsun, yazdıklarımı önce bi oku, öncelikle onun günümüzdeki bir galat- meşhur olduğundan zaten söz ettim. Bilgisiz anlamında. Cehl kelimesi ise Ebu'l Kasım için kulanılmıştır ve manası bilgisiz değildir. Ebu Cehil, Hz. Muhammed'in getirdiği dinin hakk ve onun peygamberliğinin hakk olduğunu kabul etmiştir. Ancak yine de karşısında durmuştur. Asıl nedeni ise kıskanmasıdır. Tabi başka sebepler ortayasürmüşse de. O yüzden cahil kelimesi kökeninde bilgisiz değildir demek istedim.
Diğer konulara girip konu açmak istemiyorum. Çünkü her konu hakkında sürekli açıklama yapa yapa yoruldum. Gidin okuyun, ondan sonra konuşun. Dışarıdan sizin sallamalarınızı toplamaktan bıktım, son olarak defalarca söyledim msn adresimi de verdim, karşı karşıya konuşalım burada her defasında size açıklama yapamam, siz sallıyonuz, ben kitapları aktarıyom. Ben yazı yazma makinesine mi benziyom. bekirokumus91@hotmail.com ekle konuşalım yüz yüze kim isterse. Bilgimin sınırsız olduğunu iddia etmem, kimse de edemez. Ancak temel doğruysa bina da hiç olmazsa doğru başlamış olur. Zekamı ölçmeye de kimse kalkmasın.
Hz. Muhammed gençliğinde amcasının ticaret kervanlarına katıldı, kendine değil, sonra da hazreti Hatice ile evlenmeden önce, hazreti haticenin isteğiyle onun kervanını yönetti. Onun mal varlığı öyle yüksek bişey değildir. Vefat ettiğindeki mirası bugün topkapı'da gidin görün. 3-5 eşya. Diğer yandan Hz. Osman hariç diğerleri de aynıdır. Hz. Osman ise aileden zengindir, ticaretle zenginleşmiştir. 4 halife döneminin öncesinde böyle bir şey göremezsin paradır maldır vs. habil ile kabil'i ise müslüman kaynaklarından oku.
çarşı-pazar bomba patlatan intihar eylemcileri kimden esinlenmiştir bay ulema: el cevap, kur'an!
Alıntı:
bakara/2/191. onlari buldugunuz yerde oldurun. sizi cikardiklari yerden siz de onlari cikarin. fitne cikarmak, adam oldurmekten daha kotudur. mescidi haram`in yaninda, onlar savasmadikca siz de onlarla savasmayin. sizinle savasirlarsa onlari oldurun. inkar edenlerin cezasi boyledir.
tevbe/9/29. kitap verilenlerden, allah`a, ahiret gunune inanmayan, allah`in ve peygamberinin haram kildigini haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarini bukup kendi elleriyle cizye verene kadar savasin.
maide/5/45.Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.
|
Ayetleri madem meal olarak aktarıyosun, madem nüzul sebeplerine bir bak. Şimdi gelelim ayetlere, bakara 191'i vermişsin 1 öncesini neden vermiyosun, bak ben vereyim:
190- Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.
191- Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.
Şimdi anlaşılıyor mu? Hala anlaşılmadı mı? Bak üç ayet sonrası'nda ne diyor Allah (c.c.) 194- Hürmetli ay hürmetli aya ve bütün hürmetler birbirine karşılıktır. O halde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyle saldırın da ileri gitmeye Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (Hürmetli ay'dan kasdın ne olduğuna tefsirlerden bakabilirsiniz.) Hamdi Yazır tefsirinde gerekli açıklamayı yapyor, bir alıntı: "Peygamberimizin, Medine'ye ilk hicret senesinden itibaren seriyyeler tertib edip etrafa gücünü büyük gösterdiği; fakat bunların sırf emniyet ve huzurun teminini sağladığı, etraftaki düşmanların hâl ve durumlarını keşfetmek için gönderilmiş karakollardan başka bir şey olmadığı ve düşman tarafından savaşa girilmedikçe bunlara harb ve öldürme emri verilmediği bir gerçektir. Hatta Bedir, Uhud, Ahzab, diğer ismiyle Hendek savaşlarının hep müdafaa zaruretiyle yapılmış harbler olduğu ve bu hâlin birçok zaman devam ettiği de muhakkaktır. Ama savaş hakkında ilk varid olan izin ve ilâhî emirler, yalnız müdafaa harbine mahsus olup peygamberi, doğrudan harp ilanı ve taarruzdan dinen ve şartsız olarak men mi ediyordu? Yoksa bu hususu, siyasetin gereğine tabi tutarak sonraki emirler gibi, icabına göre taarruza da müsait olduğu halde, tatbikini bugünkü gibi görüş ve siyasete mi bırakıyordu? Kısaca bu konudaki sonradan gelen naslar, esas itibariyle neshedici midir? Yoksa beyan edici ve açıklayıcı mıdır? İşte mesele budur. Rebî' rivayetinin zahirine göre neshedildiği, Hz. Ebu Bekr rivayetinin zahirine göre de muhkem olduğu anlaşılıyor. Halbuki ihtimal sabit ve kullanılması mümkün iken neshedildiğine hükmetmek caiz olamayacağından birçok müfessir muhkem olduğu görüşüne sahiptir ki biz de buna taraftarız.
Râğıb der ki: "Önce özellikle yumuşaklık, öğüt ve güzel mücadele ile emredilmiş, sonra savaşa izin verilmiş, sonra haktan kaçana karşı harp ve çarpışma ile emrolunmuştur ki bunlar derece derece siyasetin icabına göre varid olmuş emirlerdir." Gerekli açıklamalar, diğer ayetlerin iniş sebepleri ve Hz. Muhammed'in s.a.v. sözleriyle açıklanmıştır. Bu nedenle Elmalılı'nın tefsirine bakabilirsiniz geniş açıklama için. Aman, ben niye yazıyorsam, bugün tefsiri her yerde var, okuyun, sonra gelip bana derdinizi msn'de anlatırsınız.
Alıntı:
şimdi sen bunları elbette bambaşka biçimde anlayabilir, indiriliş sebeplerini felan söyleyebilirsin. velev ki bunlar doğru olsun, kabul, yanlış anlaşılmış vs. peki, bu adamlar kadın-çoluk-çocuk demeden öldürürken yanlış da olsa kur'andan misal almıyor mu?
pekala alıyorlar, hatta islam adına savaştığını söylüyor.
|
Zaten doğru, yanlış olan bu kişilerin yaptıkları. Beyaz adamlarla fil hikayesi vardır. Filler önce çukur kazılıp üstü kapatılarak tuzağa düşürülür. Sonra simsiyah giyinmiş adamlar gelir, onları her gün döverler. Sonra da aynı adamlar bembeyaz giyinirek filleri kurtarırlar. Artık o filler birer köledir. Aynı misal, ben senin adına bir iş yaptığımı ilan ediyorum, şunu yapıyorum diyor. Biraz mantık, Ladin, Afganistan'ı vurdurdu, Pakistan'ı vurdurdu, bunu da tüm tehditlere rağmen ordan çıkmam diye yaptı. Eline almuş bi keleş tüm istihbarat örgütleri peşinde, en sonunda öldü dediler o bile muamma. Daha geniş açıklama yapmak isterdim ama dedim ya çok uzun, yahudiler, İslam kaynaklarında Hristiyanlarla Müslümanların ittifak etmesini bilirler. Bu ittifakın gerçekleşmemesi için ellerinden geleni yapıyor, tüm dünyada müslüman=terörist algısı oluşturmaya çalışıyorlar, kara propaganda için de ellerinde baya güçlü bir medya var.
Diğer yandan Ladin bir tarafta Mevlana bir tarafta, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayramı Veli, Geylanî, vs. tümü diğer tarafta. Bu nedir?
Alıntı:
|
darwin'in evrim kuramını ''sosyal darwinizm'' yönüyle işletip kendi sömürgeci ırkçı ideolojisine dayanak yapan herifle(ki sosyal darwinizm bilimsel olarak kabul görmez) kuramın ne ilgisi var?
|
Çok basit, sen ırkların bazılarını evrimini tam olarak tamamlamamıştır dersen, aynı Afrika'dan zenci adam götürüp ara geçiş formu diye İngiltere'de teşhir etmen gibi sonuçlar doğurur, bu da onlara ya diğer hayvanlar gibi bakmaya ya da onları sözde evrimleştirmek için ülkelerini işgal ettikleri propagandasına dönüştürür.
Günümüzde dini kurallarla yönetilen toplum olmadığı için sayamayacağım. Ama tarihe bakabilirsin. Osmanlı, Selçuklular, İslam Devleti (4 halife döneminin sonuna kadar). Onların neresi uygar diyebilirsin, ki bunu dersen tarih kitaplarını güzel ezberlediğini (yüzeysel olarak) anlarım. Her yönden üstündüler. Mesela Osmanlı dönemi: Parayla sokaktaki ve kırlardaki hayvanlara bakan vakıflar vardı, çevre temizliği vakıfları, sadaka kutuları vardı mesela, herkes sadakasını oraya atardı, fakirler de istediği kadar kimse görmeden geceleri oradan para alırlardı, sokaklarda kadınlara yol verirdi erkekler, vs. Tabi son dönem Osmanlılarını buna örnek veremem, hem şeriat değişti, Kanun-i Esas-i geldi, hem de millet müslümanlıktan uzaklaştı. Hatta 31 mart ayaklanması da sisteme karşıdır. Doğru olmasa da. (1. Dünya savaşından sonra İngilizler ve Fransızlar, istediği adamları devletlerin başında bıraktı ve ayrıldı, bugünkü Müslüman ülkelerdeki isyanlar onların torunlarına karşıdır. Bunlar itikadi onlarak %1 bile olmasa da azınlık da olsa devletin başındadırlar)
Soruyorum, zenginler mallarının % 2.5'ini zekat verse fakir mi kalır?
En basitinden en çok şeriata yüklenilen konulardan, hırsızlık yapan birini hapse atacağına elini kessen, hırsız mı kalır? Evde ev sahibiyle karşılaşıp adamı öldüreceğine elinin kesilmesinden korkup hırsızlık yapmaz. Bugün japonyada hırsızlığın suçu direk ölüm, ha orası medeni ya kimse bilmez. Cezalar caydırıcı değilmiş diye bağırıp duruyolar. Sanki adamın elini zevkine kesiyolar. Suçu olduğu için. Diğer yandan bu suçun da hafif şekilleri başka cezalandırma yöntemlerine tabidir. Mesela adam öldürmenin cezası kasıtlı ise idamdır. Bu suç direkt olarak kardeşi tarafından affedilip, başka cezaya çevrilebilir. Diğer yandan, nefs i müdafaa, tahkir vs. hafifletici nedenler buna dâhil değildir. Sen durduk yere, ortalıkta adamı öldürürsen bu geçerlidir. Diğer yandan mahkeme olmadan kimse ceza veremez, bu gibi suçlarda ise suçluluk için yeminli iki şahit gereklidir. Tarihte İslam ile yönetilip de süper güç olmamış devlet yoktur. Ne zaman İslam’dan uzaklaştılar, işte o zaman gerileme başladı. Günümüzdeki sokakta sorsam sübhanekeyi doğru okuyamayan, 54 farzı bile bilmeyen hatta 32 farzı bile bilmeyen adamlardan yola çıkarak İslam kötülenemez.
Alıntı:
|
yanlış. ahlaki öğretiler ''din merkezli'' değildir. neticede toplumsal süreçlerin ürünü olan dinlerle din dışı ahlaki kurallar birçok bakımdan örtüşebilir. ahlak dinlerden epey önce var olan bir kavramdır. tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışı hepi topu 2000 yıllık bir meseledir örneğin.
|
Dedim ya halk kökünden gelir. Ahlak kuralları yaratılış merkezlidir. Bununla beraber nefsi duygulardan bazıları toplum hayatını ve gelceği zehirler. Bu kurallar utanma, saygı, sevgi, hoşgörülülük gibi insani duygulara dayanır ve genelde ortaktır. Çünkü bu toplumun insanlardan oluşmasının ve insani değerlerin ortak olmasının bir sonucudur.
Bu din meselesinin tarihini de anlatamadım gitti, 2000 yıllık dediğin tarih sadece Hristiyanlıktır. Yahudilik ondan öncesine dayanır. Mesela İslamiyet Mekke'ye geldiğinde zaten Allah inancı vardı, mesele başka putların da ilah kabul edilmesiydi. Ne kadar da uğraşsan, 3200 yıldan öncesine o çarpık tarih anlayışınızla gidemezsin. orada bile bunu silemezsin.
Alıntı:
|
''geleneksel/eril/dini ahlak''ı kabul etmemek ''ethic'' olarak kabul eyleyeceğimiz sosyal normsuzluk değildir elbette.
|
Senin değerlerin aklınının ürünü olan etiği kabul edebilir, zaten o yüzden diyoruz ya, din, ahlak, din, ahlak sürekli iç içedir.
Alıntı:
kur'an belagatı hiç de ''mükemmel'' falan değildir. kaldı ki tüm çağ ve zamanlara da hitap etmez. subjektif bir mevzudan bahsediyorsun. bana göre kafka'nın şato'u muhteşem bir eserdir. iman etmek istesem o'na ederim. goerge orwel'in 84'ü, plahniuk'un dövüş klübü, orhan pamuk'un kar'ı, yaşar kemal'in 3 anadolu efsanesi ve küçük iskender'in şiirleri kur'andan çok daha üstün ve yüksek belagat/kurgu/teknik donanımla doludur.
kur'anı ''metin tahlili''ne soksak, orhon abideleri'nden daha ileri değildir
bunların hepsi bana göredir, subjektiftir. lütfen ateistlere, kur'anın ne derece muhteşem bir belagat ve anlatı geleneği olduğu güzellemelerini saydırmadan biraz düşünün.
|
Sen Fuzuli'nin şiirlerini hiç tahlil ettin mi? Ya da Baki'nin. Bu gibi şiir üstatlarının görüşlerini okudun mu? Peki belagattan bilgin ne kadar? Geceleri 1 hafta boyunca Kur'an okunan evin etrafında gizli gizli Kur'an dinleyen müşrikleri oraya çeken neydi? Ben inanmasam da bu ayetlerin belagatına secde ediyorum diyen şairler mecnun muydu? Nazire yazılamaması yeterli değil mi? Kur'an'da meydan okunmasına rağmen. Meal'den muhkem ayetin manasını bile doğru anlayamayazken, 300.000 cilt tefsir yazılmış bir kitabı nasıl böyle pervasız eleştirebilirsin? Kaç bin cilt tefsir okdun da bu yorumu yaptın? O metin tahlili yüzünden müslüman olan kaç bin insan var sen biliyor musun? Daha önceki konularda defalaca sayfalar dolusu belagatinden bahsettim, o zaman da okumadın yazdıklarımı içinde olan şeyleri tekrar sordun şimdi de hala belagati nerede diyorsun? 23 senede yüzbinlerce kişiyi etrafında toplayan bir din olabilir mi? Bu mucize değil midir? Hiç mi kimse bu meydan okumaya karşı cevap veremedi bir bakar insan.
Alıntı:
|
* yazılı metinlerin yüzlerce varyasyonu olmaz zaten, varyasyon sözlü kültürde yaşanan bir çeşitlenmedir. yazıya geçilmiş varyasyon farkları sözlü kültürdeki çeşitlenmenin kayda alınmış bir KESİT'idir.
|
Sen ne güzel anlatmışsın öyle. Bak ne tesadüf ben de aynısını demişim. Yazılı metinlerin varyasyonları olmaz diye. Bu nedenle hemen yazıya geçen Kur'an, hadis ve mucizeler diğer mitolojik eserlerin varyasyonları olarak nitelenemz diye. Bak söylediklerimi tekrar da edermiş.
Alıntı:
|
* bu bağlamda islam'ın binlerce-onbinlerce varyasyonu, yüzlerce versiyonu mevcuttur
|
Önce yazdıklarını kendin, sonra tekrar kendin oku, anladıktan sonra kendinle çelişmeyecek, benim söylediklerimi tasdik ettikten sonra benle uğraşmaya çalışmayacak cümleler kur.
Alıntı:
* madem mitoloji dersi aldın, kültürel ürünlerin kontext içinde yeni formlar aldığını teatral/gösterimci folklor kuramından öğrenmişsindir. şartlar ve çevrenin ürünün formunu belirlediğini falan da duymuşsundur. duymadıysan halk ed. met. tahlillerinde duyarsın. hatta 2 dönem sana bunu anlatırlar
yok devenin hörgücü.
|
Madem bunu gördün, bunun yalnızca bir kuram olduğunu, çok daha farklı kuramların olduğunu mesela mitolojik eserlerin eski dinlerdeki anlatılardan kaldığını da görmüşsündür. Mesela tufan gibi. Ve bunların içinde hepsinin bir kuram olduğunu yasa olmadığını.
Madem dille ilgilisin, deyimlerin de içine etme, devenin hörgücü değil, başı. Nasrettin hocayla alakalı bir hikaye sonucunda doğmuş bir deyim.
Alıntı:
* bana kurabiye canavarının olmadığını ispat edebilir misin? yahut 8 çüklü dev testisli zu tanrısının olmadığını? mümkünse git her yeri dolaş gel, olmadığını iddia et.
* ben sana godzilla'nın var olduğunu iddia edersem, bunun yokluğunun ispatı sana mı düşer? yok, deve...
|
Yaw dediklerimi tekrarı bırak, yokluğunu iddia eden sizsiniz. Ben değil. Ben yokluğu iddia etseydim, tamam. Ben var olduğunu iddia etmiyorum eminim, var dediğim için varlığının ispatlarını kısaca yazıyorum. Ama iddia eden sizsiniz. Ben ise varlığının delillerini kısaca yazıyorum, siz buna mukabil yokluğunu iddia ediyorsunuz. Ama sen godzilla var deyip deliller sunarsan o başka  ... Kaldı ki sizin çamur atma politikanız yüzünden değil varlığının delillerini sıralamak, atılan çamurları temizlemekle uğraşıyoruz.
Alıntı:
|
laik ulusalcı ve ateist olup da anti-semitist/yahudi düşmanı olan tonla adam vardır. sizin gibilerin bunlarla aynı fikre biat etmeleri ne hazin.
|
Mesela bunların başında kılıfdaroğlu değil mi? Gider ülkesini İsrail'e şikayet eder, yaptırım uygulanınca barış olsun savaş çıkar der, ülkesinin bölgesindeki tek askeri güç olmasına rağmen, aydın gibi, atlamadan haftalık gazetesinde evrim dersi verir. ulusal kanal gibi, yalçın küçük gibi, "herkes sabah kalktığında kendisine günde 200 defa İsrail Türkiye'de İsrail'dekinden daha güçlüdür demelidir." der. değil mi?
Tabi milliyetçi olup da siyonizma karşı çıkacak. Asıl mesele sahtelerinde.
Alıntı:
|
hele hele tayyip'in siyonistlerden silah alması vs düşünürsek. fethullah'ın siyonist cennet'inde ikame etmesi de ayrı bir ironidir hani. düşünsene, memlekette sosyalist bir ihtilal vuku buluyor ve ülkücü liderler küba'ya kaçıyor
|
Siyaset ile dinin birbirinin içine girmesine karşıyım, ama feto siyonist olmasa bile düşmanı değil, sevmem o adamı, önyargılarına cevap olarak yazıyorum bunları.
Silah konusunda CHP'li bir vekilin soru önergesine Davutoğlu cevap olarak söyledi. Ecevit, MHP, Anap koalisyonu zamanında gizli anlaşma yapılmış. Tabi bu söylediklerim çok cılız olarak bir kaç gazetede çıktı. Doğan amcan basar mı hiç?
Verdiğin sitelerde bir başka siyonist odakla uğraşıyorsunuz. Adnan oktar. Bu adamın kendisini çaktırmadan mehdi diye yutturmaya çalıştığı aşikar. Diğer yandan bu adamın İsrail'den para desteği aldığını da biliyorum. Tuncay güney anlatıyor. Mesele yahudilerin güçlü gösterilmesi meselesi. Tabi tahrifat doğal. Ha bu arada ikide bir nurcu feto falan deyip duruyosun bilgin olsun,
Nurculuk Said Nursi ile ortaya çıkmış, arkasından gidenlerin hepsi nurcu olduğunu iddia bile etse nurcu olmaz,feto gibi,
said nursi herkesin kaçtığı zaman, ölüdürüldüğü zaman kaçmadı, feto ise dışarıda.
bugün nurcu olduğunu söyleyenler osmanlıca dahi bilmemektedir. Yazıcı denilen kısım hariç.
bugün 50 kadar cemaat ve cemaat içinde cemaat var, hepsi ayrı, kendi kafana göre önüne gelene yorum yazacağına bunlara biraz dikkat et,
diğer yandan hemen hepsi cemaat olmanın bir özelliği olarak siyasetten uzaktır. Said nursinin de dediği gibi, cemaat siyasetle uğraşırsa cemiyet olur. kapiş
Şimdi gelelim darwin Türk düşmanı vs.
güneşi balçıkla sıvamaya lüzum yok, darwin belki hayranlık derecesinde türklerle alakadardır. Ancak bu onun mantığıyla alakalıdır. Ancak türklere hayran da olsa onları sevmez.
Irkçılık, bilimsel olarak tabanını evrimden alır, öyle iddia eder. Genel oluşum itibariyle. Bak atsız, hitler gibi adamlar hep kafa taslarını ölçdürmüştür ve ırkçılara kafa tasçı da denilir.
Irkçılığın kökeni tabi evrim değil üstün olma duygusu, ancak zamanında buna tek delil evrimdi. Zamanla anlaşıldı ki ırkla alakası yok, bu da tıptaki ilerlemeden kaynaklanan bir durum.
Antropologlar da darwinistler de temel olarak kemik ve fosillerden yola çıkarlar. Sosyal antropoloji ise yazılı tarih ve güümüzü incelediklerinden ellerinde fazla bir delil yoktur. Antropologlar üstün bir ırkın olduğunu düşündüğü için ari ırk kavramını ortaya attı.
Kültürel oluşum olduğu için ırkçılık günümüzde zayıflamıştır. Bilimsel temelleri yıkıldığı için zaten.
Alıntı:
|
evrim'in yahudi komplosu olduğuna gelelim ki gerisine cevap vermiyeceğim:
|
Yaw sana diyorum ki, bana hollywood'tan bir tane animasyon göster, Cartoon network'ten ya da, ben de inanem. Bunda bi halt yok, bu masum diyem. Cartoon network'te konu bütün çizgi filmlerde şunlar üzerine kurulu: Mutasyon, Uzaylı, savaş, uzak doğu öğretileri, direk evrim (arkadaşım maymun, charles darwin ortaokulu,),
Alıntı:
|
yine islamcı hükümetin, siyonist israril'le olan silah ticaretine de.
|
Siyaset olduğu için girmezdim ve yukarıda da açıkladım ama din adına söylediğin için cevap veriyorum. Gizli anlaşmaların yapıldığını Davut oğlu açıkladı, daha önceden anlaşma yapmışlar. Kaldı ki daha geçen bütün askeri anlaşmalar donduruldu.
Alıntı:
|
bir insan ve onun önderleri siyonistlerin yurdunda ikamet eder de böylesine ahlaksızca, düzenbazca laflar nasıl eder akıl karı değil. tayyip'in dahi seçildikten önce ve sonra ilk işlerinden biri ''siyonist'' liderleri ziyaret etmek; hatta basbayağı bir ''siyonist procesi'' olan BOP EŞBAŞKANLIĞI görevini üstlenmesine falan hiç değinmiyelim.
|
Videoları orasından burasından kesip halkı kandırıyorlar siz de atlıyorsunuz. İlk olarak İsrail'in projesinin asıl adı bip'tir. büyük ortadoğu değil, büyük iTrail. Büyük ortadoğu terimi Türkçe'dir ve belli bir zamandan sonra bilinçli kullanılmaya başlanmıştır. Erdoğan'ın konuşmasından sonra. Erdoğan'ın eş başkanı olduğu büyük ortadoğu projesinin sınırları kuzey afrikan Azerbaycan'a kadar bir birliktir.
En son Davutoğlu konuşmasını yaparken buraları iki defa söylüyorum gibisinden bir şeyler söyledi bazı yerlerde, çünkü büyük bir medya komplosu var dedi. Söylediklerinin altını üstünü kese yayınlaya uğraşa gerçekten istedikleri gibi bir ülke ortaya çıkarmaya çalışıyorlar, maalesef de çoğu yerde başardılar.
Alıntı:
|
beyninizi neyle kemiriyorlar bilmiyorum; ancak, fethullah gülen vakıflarının orta asya'ya açılma kapıları ve abd müttefiki olması falan da hiiiççç möhümm değil hani ''ırkçı olmayan'' gülen'in ''orta asya ve dünya'da türklüğü'' yayma, prestij kazanma ve müesses nizam'a katkı sunma konuşmalarına hiiiççç değinmiyelim.
|
Önyargılarından kurtul önce sonra konuş. Herkesi fetocu yaptınız zaten.

بكر
Konu bekir_91 tarafından (03-09-2011 Saat 12:54 ) değiştirilmiştir..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:44 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|