|
Ben 2008'den bu yana buradayım. Kendimce vardığım nokta şudur ki, her kim gelip gitti ise, münferit algısındandır. Giden, kendisi için gidiyordur ve kalan da kendisi için kalıyordur. O nedenle, bence olay sadece budur. İnsanlar anlaşılmadıklarını ve "sevilmediklerini" düşündükleri yerlerden giderler. Sevilmek, anlaşılmak, "hak verilmek" gibi kaygılarınızı doyurmak derdine çok düşmediğinizde, gerisi tamamsa gitmeniz için pek bir sebep kalmaz. Grilerde dolaşmayı öğreniyor, siyah ve beyazların kavramsal olduğunu görüyor, kulağınıza/aklınıza doldurulan masallardan belki biraz çıkıyorsunuzdur. Gitmek, pas,if değil, aksine çok aktiftir bence. Aslında "bana bak, varlığımdan seni şimdi yoksun bırakıyorum" cezasıdır. Bu, haklı(ca) da olabilir pekala. Ama nihayetince, bu bir cezadır. Gitme, terk etme (çünkü terk edilme) konusunda profesyonel olduğunu düşünen biri olarak, şunu demek isterim ki, hiç bencil/ben-merkezcilce görmediğimiz çok şeyin ardında kocaman benler yatmaktadır. İnsan münferit "ben"liğini kaybetmeden ve de onda boğulmadan nasıl yaşar, münferit tepkilere tutunan çünkü başka "güven" duyacak kapı bulamayan biri olarak, maalesef henüz bunu bilmiyorum. Umarım ölmeden önce bunu sadece öğrenmekle kalmaz, bunu yaşayacağım herhangi bir ortama da girer, bunu algılar ve orada üzerime düşeni de yaparım. Yoksa, sadece Arafta kalan biri olarak, sadece Araf acıları çeken ve bunu dışsallaştırarak aslında sadece kendisini kandıran sayısız insan görmekten başka bişey olmayacak yaşamımın tüm özeti.
Gidene kal, gelene git demeyiz... diye duydumdu birilerinden bir zamanlar...
Neyse. Su gibi git.

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|