medeniyetten kastın nedir?
insanların doğanın işleyişini kademe kademe anlayıp alet/teknoloji geliştirmiş olmaları mı medeniyet?
yoksa insanlarla, toplumla beraber yaşamak mı?
eğer birincisini kastediyorsan medeniyetten asla kaçamazsın. bir kurt hayvanı dişlerini veya pençelerini sökemez. sökerse hayatta kalamaz. çünkü o özelliklerini milyonlarca yıllık evrim sürecinde doğal seçilimlerden geçerek edinmiştir.
insan hayvanı da bir şekilde doğanın işleyişini anlayıp ona göre davranma yetisi kazanmış. alet yapma yetisi kazanmış, bu aynı zamanda bir zorunluluk da. mesela insan ateşi keşfetmiş. ateşi kontrol etmeyi öğrenmiş. eğer ateşi kontrol etmeseydi soğuktan donup doğal seçilimde elenir giderdi. basit bir mızrak veya ok yapamamış olsaydı vahşi hayvanlar karşısında kendini savunamaz ya da avlanamazdı. insan hayvanının karakteristik özelliği alet yapabilmesi. bu açıdan eğer medeniyetten kastın buysa bunu terketmek doğamıza aykırı.
ha şöyle diyenler çıkacaktır: sadece en gerekli aletleri ve bilgileri kullanalım, ateş yakalım ok yapalım yeter.
neden yetsin? bunun sınırı ne? bir alet yapmakla iki alet yapmak, iki alet yapmakla üç alet yapmak arasında ilkesel bir farklılık yoktur. bunun sınırını kim belirleyecek, neye göre belirleyecek?
örneğin verilen tavsiyelerde ateş yakmayı öğrenmek, yenilebilecek bitkileri öğrenmek falan var. bunlar medeniyet değil mi? bunun sınırı nedir?
bununla beraber
metaların fetişimizmi bir gerçek ve bu da medeniyetin şimdiki durumunun bir sonucu. ama bundan kurtulmak için dağ başında yaşamaya da gerek yok. şehrin ortasında da bundan kurtulabilirsin.
tabi ki dağ başında yaşamayı tercih etmek de güzel bir tercih ama benim hoşuma gitmezdi.
yok eğer medeniyetten kastın toplumla birlikte yaşamaksa ben onu 2 aydır terk ettim. kimseyle bir şey paylaşmıyorum kimseyle beraber hiçbir şey yapmıyorum. bunun için dağ başına gitmeye de gerek yok. şehrin ortasında kendimi tamamen dışladım medeniyetten.
en çok yapmak istediğim şeyi yapıyorum şu an. home office tarzı çalışıyorum. sevdiğim ve yapmaktan zevk aldığım şeyi yapıyorum. hiçkimseyle de muhatap olmak zorunda değilim. çok zorunlu olmadıkça tabi ki. ama bu muhataplık çok yüzeysel ve zorunluluktan kaynaklanan bir şey.
insanları sevmiyorum. insan sevilebilecek, değer verilecek, birşeyler beklenilecek bir şey değil benim gözümde. ama nefret edilecek bir şey de değil.
bunlar belki de geçici bir dönemlik hezeyanlarım... olabilir.. ama tam olarak bunları hissediyorum.