Daha önce yazdýðým bir yazýyý alýyorum. Ýçinde eksiklikler (anlatým bozukluðu vs.) var ama idare eder.
Proletarya'nýn Kapsamý
Proletarya, yani modern iþçi sýnýfýnýn kapsamý hakkýnda türlü türlü kafa karýþýklýðý var. Liberaller ve bir kýsým 'akademik marksist'ler artýk proletaryanýn bittiðini söylüyorlar. Bazý sosyal demokratlar proletaryayý yalnýzca çok düþük ücretle çalýþan ameleler diye nitelendirerek, sýnýf siyaseti yerine genel bir hümanizm ile ortaya çýkýlmasý gerektiðini ileri sürüyorlar.
Þimdi önce Marx ve Engels'in birlikte yazdýðý 'Komünizmin Ýlkeleri'ne bakalým.
Proletarya, toplumun, geçim araçlarýný herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan deðil, tamamýyla ve yalnýzca kendi emeðinin satýþýndan saðlayan; sevinci ve üzüntüsü, yaþamasý ve ölmesi, tüm varlýðý emek talebine, dolayýsýyla iþlerin iyi gittiði dönemler ile kötü gittiði dönemlerin birbirlerinin yerini almasýna, sýnýrsýz rekabetten doðan dalgalanmalara dayanan sýnýfýdýr.
Demek ki proletaryanýn iki temel özelliði var:
1- Üretim araçlarýnýn mülkiyetine sahip olmayan mülksüz bir sýnýf
2- Mülksüz olmasý dolayýsýyla, emeklerini mülk sahibi sýnýfa kiralayarak yaþam araçlarýný (giyinme, barýnma vs.) elde eden sýnýf
Proletaryanýn karþýtý olan burjuvazi (kapitalistler, sermayedarlar, patronlar sýnýfý) ise demek ki:
1- Üretim araçlarýna sahip olan
2- Ýþçi sýnýfýnýn emek-gücünü satýn alýp, kâr elde eden sýnýftýr.
Bu ikisi arasýnda orta sýnýflar denilen bir katman da vardýr. Aslýnda orta sýnýf tanýmý yerine ara sýnýf tanýmý daha doðru olur. Bu ara sýnýf:
1- Üretim araçlarýna sahiptir
2- Baþkasýnýn emeði ile deðil yalnýz kendi emeði ile üretim yapar.
Yani bir yönüyle burjuvaziye, diðer yönü ile de proletaryaya benzer. Dükkan sahibi, kendi küçük topraðýný yalnýzca kendisi iþleyen köylü, ara sýnýflara klasik örneklerdir.
Kafa Emeði ve Kol Emeði
Proletarya emek-gücünü kapitaliste satan sýnýftýr dedik. Bu emeðin kafa emeði veya kol emeði olmasý bu durumu deðiþtirmez. Bu bakýmdan, bir kapitaliste kafa emeklerini satan mühendisler, öðretmenler, muhasebeciler vs. proletaryanýn içindedir. Bunlarýn görece daha iyi ücret almalarý bu durumu deðiþtirmez. Çünkü patron bunlara daha iyi ücreti vermek zorunda olduðu için veriyor.
Emek-gücü, kapitalizm altýnda diðer metalar (mallar) gibi bir metadýr. Pazarda emek-gücünün fiyatýný belirleyen kanunlar diðer metalarýn (ekmek, ayakkabý, telefon vs.) fiyatýný belirleyen metalarla aynýdýr.
Bu yüzden az bulunan ve çok ihtiyaç duyulan emek türleri (örneðin mühendislik ve doktorluk) diðer emek türlerinden biraz daha pahalý olabilir. Ama bu durum bir mühendisin emek-gücünü patronuna sattýðý, bu emekten elde edilen gelirin tamamýnýn kendisine dönmediði, patrona bir artý-deðer kaldýðý ve bu yüzden de mühendis iþçinin emeðinin sömürüldüðü gerçeðini deðiþtirmez.
Kafa emekçilerinin de üretken bir emekçi, proleter olmalarý ile ilgili Marx'ýn verdiði öðretmen örneðini aktarýyorum:
"
Kapitalist üretim, yalnýzca meta üretimi deðil, esas olarak artý-deðer üretimidir. Emekçi, kendisi için deðil, sermaye için üretir, Bu nedenle, artýk yalnýzca üretmesi yetmez. Artý-deðer üretmek de zorundadýr. Bir tek, kapitalist için artý-deðer üreten, böylece sermayenin kendisini geniþletmesi için çalýþan emekçi üretkendir. Maddi nesneler üretiminin dýþýnda kalan bir alandan örnek alýrsak, bir öðretmen, öðrencilerin kafalarý üzerinde emek harcamasýnýn yaný sýra, eðer okul sahibini zenginleþtirmek için de eþek gibi çalýþýyorsa, üretken bir emekçi sayýlýr. Okul sahibinin, sermayesini, sosis fabrikasý yerine öðretim fabrikasýna yatýrmýþ olmasý hiç bir þeyi deðiþtirmez."
Okul sahibi, öðretmenlerin ve diðer iþçilerin emek-güçlerini kiralýyor. Öðretmenler neden emeklerini patrona satmak zorundalar? Çünkü kendilerinin mülkü yani okullarý yok, sermayeleri yok. Öðretmenler ve diðer iþçiler (evrak iþlerini düzenleyen memurlar, hademeler vs.) öðretim metaýnýn üretimine emekleri ile katký sunuyorlar. Týpký sosis fabrikasýnýn iþçilerinin sosis üretimine katký sunmalarý gibi. Sonra bu öðretim metaý öðrenci velileri tarafýndan satýn alýnýyor. Kim satýyor bu metaý? Okul sahibi kapitalist. Ýþçilerin emekleri ile üretilenleri iþçilerin kedisi edðil patron satýyor. Ýþçiler üretiyor, üretilenler patronun malý oluyor. Ýþte sömürü buradan doðuyor.
Üretken Emek Üretken Olmayan Emek
Marx, doðrudan artý deðer üreten emeðe üretken emek ismini veriyor. Ama üretilen metalarýn dolaþýmý ile ilgili iþlerdeki emeði üretken olmayan emek diye niteliyor. Örneðin bir ayakkabý fabrikasýnda çalýþan makinelere gözetim iþini yapanlar ya da hammaddelerin miktarlarýný belirleyenler ya da ayakkabýlarýn tasarýmýný yapanlar doðrudan ayakkabý üretimine katký sunuyorlar, bu bakýmdan üretken emekçiler... Ama ayakkabý üretildikten sonra nereye satýlacak, kaça satýlacak, hammaddelerin ücretleri kimlere ödenecek gibi sorunlarý çözen emek ise üretken olmayan emektir. Yani bir bakýma paranýn yönetimini yapan emek üretken olmayan emektir.
Buna raðmen kapitalist üretken olmayan emekçiye de ihtiyaç duyduðu için üretken olmayan emekçiler (örn. muhasebeciler, kayýt tutan iþçiler vs.) de proletaryanýn kapsamý içindedir Marx'a göre.
Proleterler her zaman çok düþük ücret mi alýrlar?
Sýnýf mücadelesini düþük ücret ve yoksulluða baðlayanlarýn aksine tarih göstermiþtir ki sýnýf mücadelesi her zaman yoksulluk içindeki sýnýflarda doðmaz. Burjuvazinin feodalizme olan savaþý, burjuvazinin yoksulluk içinde olmasýndan kaynaklanmýyordu. Ýþçi sýnýfýnýn politik mücadelesi de her zaman ücretlerin en düþük olduðu zamanlarda olmamýþtýr. Lenin'den bir kaç alýntý yapýyorum:
Rusya’da –diðer kapitalist ülkelerde de olduðu gibi– metal iþçileri, proletaryanýn ileri müfrezesini oluþtururlar ... 1905 yýlýnda her Rus fabrika iþçisinin, grevler sonucunda ortalama 10 Ruble –savaþ öncesi kura göre yaklaþýk 26 Frank– kayba uðradýðý, deyim yerindeyse mücadeleye feda ettiði saptanmýþtýr. Fakat tek baþýna metal iþçilerini aldýðýmýzda, bu rakamýn üç kat fazlasýný elde ederiz! Ýþçi sýnýfýnýn en iyi unsurlarý, tereddütte olanlarý peþinden sürükleyerek, uyuyanlarý uyandýrarak, güçsüzleri cesaretlendirerek en önde yürüdüler.
*
1905 yýlýndaki grev mücadeleleri sýrasýnda Rusya’da metal iþçileriyle tekstil iþçilerinin durumuna daha yakýndan bakalým. Metal iþçileri en iyi ücret alan, en aydýn, kültür seviyesi en yüksek proleterlerdir.
*
1905 yýlýnda Rusya’da sayýlarý metal iþçilerinin sayýsýnýn iki buçuk katý olan tekstil iþçileri ise en geri, en az ücret alan ve köydeki aileleriyle çok yönlü baðlarýný kesin olarak kesmemiþ yýðýný oluþturmaktadýr...
*
...Ve burada þu çok önemli olguyu görürüz. Metal iþçilerinin grevlerinde bütün 1905 yýlý boyunca, politik grevlerin ekonomik grevlere üstünlük saðladýðýný görürüz, yýlýn baþýnda bu üstünlük özellikle yýlýn sonunda olduðu kadar büyük olmamasýna raðmen. Buna karþýlýk tekstil iþçilerinde 1905 yýlý baþýnda ekonomik grevlerin çok daha aðýrlýklý olduðunu görürüz, ve ancak yýl sonunda politik grevler üstünlük saðlamaya baþladýlar.
Alýntýlar Seçme Eserlerden "1905 Devrimi Üzerine Bir Konferans" bölümünden
Görüldüðü gibi Lenin, yüksek ücret alan metal iþçilerini, düþük ücret alan tekstil iþçilerine göre sýnýf mücadelesinin daha kararlý, daha fedakar kesimi olarak nitelemiþ. Ayrýca tekstil iþçilerinin daha çok ekonomik mücadele içinde, metal iþçilerinin ise daha çok politik mücadele içinde olduðunu söylemiþ.
Kapitalizmin geliþiminde iþçinin mutlak yoksullaþmasý deðil göreli yoksullaþmasý vardýr. Yani iþçi eskiden 2 kazanýrken þimdi 3 kazanýr, ama patron 10 kazanýrken þimdi 30 kazanýyordur. Yani kapitalistlerin zenginleþmesi, proletaryaya göre çok daha fazladýr. Bu da proletaryayý göreli yoksulluða sürükler. Marx'ýn tabiri ile iþçinin maddi konumu iyileþmiþtir ama toplumsal konumu pahasýna...
Ücretli Emek ve Sermaye isimli yazýsýnda Marx bunu þöyle açýklýyor:
"Sermayede hýzlý bir artýþ, kârda da hýzlý bir artýþ demektir. Eðer emeðin fiyatý, eðer göreli ücret hýzla azalýrsa, kâr da, ancak bu ayný hýzla artabilir. Gerçek ücretin, kâr ile ayný oranda olmasa bile, itibari ücretle, emeðin parasal deðeri ile birlikte ayný anda yükseliyor olmasýna karþýn, göreli ücret düþebilir. Örneðin iþlerin iyi gittiði dönemlerde, eðer ücret yüzde-beþ, öte yandan kâr da yüzde-otuz yükselse, orantýlý ücret, yani göreli ücret yükselmiþ deðil, düþmüþ olur.
Demek ki, eðer iþçinin geliri, sermayenin hýzlý büyümesi ile birlikte yükselecek olursa, iþçiyi kapitalistten ayýran toplumsal uçurum da ayný zamanda geniþler, bu arada sermayenin emek üzerindeki gücü, emeðin sermaye karþýsýndaki baðýmlýlýðý da büyür.
Ýþçinin, sermayenin hýzla büyümesinde çýkarý vardýr demek, iþçi baþkalarýnýn zenginliðini ne kadar büyük bir hýzla çoðaltýrsa, kendi payýna düþen kýrýntýlar o denli bol olacak, istihdam ve var edilebilecek iþçilerin sayýsý o denli çok olacak, sermayeye baðýmlý köleler yýðýný o denli artýrýlabilecek demektir ancak.
Demek ki, þunlarý saptadýk:
Ýþçi sýnýfý için en elveriþli olan koþullar, sermayenin olabilecek en hýzlýbüyümesi bile, iþçinin maddi varlýðýný ne denli iyileþtirirse iyileþtirsin, kendi çýkarlarýyla burjuvazinin çýkarlarý arasýndaki uzlaþmaz karþýtlýðý ortadan kaldýrmaz. Kâr ve ücret, daha önce de olduðu gibi, ters orantýlý olarak kalýrlar.
Eðer sermaye hýzla büyüyorsa ücret yükselebilir; ama sermayenin kârý bununla kýyaslanamayacak kadar çabuk yükselir. Ýþçinin maddi durumu iyileþmiþtir, ama toplumsal konumunun pahasýna. Onu kapitalistten ayýran toplumsal uçurum geniþlemiþtir."
Yalnýz bu durumu da mutlaklaþtýrmamak gerek. Çünkü kapitalizm tek düze ilerleyen bir sistem deðil, iniþleri çýkýþlarý, dalgalanmalarý, krizleri olan bir sistemdir. Bazen iþçinin maddi konumu da yani aldýðý ücret de çok fazla düþebilir. Ama her halükarda iþçinin toplumsal konumu kötüleþecek yani kapitalistle arasýndaki uçurum artacaktýr.
Bu iki þeyi gösteriyor:
1- Sýnýf mücadelesinde iþçinin aldýðý ücretin düþüklüðü kadar, kapitalistle arasýndaki uçurumun büyümesi de var. Ýþçi Tofaþ'a binerken patron Audi'ye biniyorsa, diðer tarafta patron Tofaþ'a binerken iþçi otobüslerde sürünüyorsa; her iki durumda da sýnýf çeliþkisi ortaya çýkabilir.
2- Sýnýf mücadelesinde biz olmasak, biz çalýþmasak patron 1 kuruþ bile kazanamaz bilincinin yerleþmesi çok önemli. Üreten biziz yöneten de biz olacaðýz bilinci yani... Bu bilinç yerine düþük ücret alan iþçilerin Allah razý olsun patron bize ekmek veriyor, üç kuruþ daha verse daha güzel olur bilinçsizliði tercih edilemez.
Proletarya büyüyor
Sosyal demokratlarýn ve liberallerin söylediklerinin aksine proletarya giderek büyüyor. Çünkü kapitalizmde sermeyanin sürekli geliþme ve büyüme eðilimi vardýr. Bir mahalleye büyük marketlerden biri açýlsa iki üç tane bakkal iflas eder. Bir þehire büyük bir ayakkabý fabrikasý kurulsa, küçük ayakkabý dükkanlarý iflas eder. Büyük sermaye küçük sermayeyi yutar. Böylece kapitalistlerin ve ara sýnýflarýn sayýlarý azalýr ve bunlar da proletaryaya katýlýr. Proletarya emeðini bir patrona kiralayan ve yalnýzca emeði ile geçinen sýnýftýr. Bu göz önüne alýndýðýnda proletaryanýn sürekli büyüdüðü bariz bir þekilde görülebilir.