|
|
Tek Ülkede Sosyalizm, Stalinizm, SSCB vs.Serbest Kürsü içerisinde Tek Ülkede Sosyalizm, Stalinizm, SSCB vs. konusu: Bu konular marksist olduğunu söyleyenler arasında hararetle tartışıldığı gibi anarşistler ve komünistler arasında da tartışılagelen konulardır.
Tek ülkede sosyalizm hakkında daha önce yazdığım yazıları buraya kopyalıyorum. Bazı konular anarşistler tarafından ...

25-11-2010, 22:11
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
Tek Ülkede Sosyalizm, Stalinizm, SSCB vs.
Bu konular marksist olduğunu söyleyenler arasında hararetle tartışıldığı gibi anarşistler ve komünistler arasında da tartışılagelen konulardır.
Tek ülkede sosyalizm hakkında daha önce yazdığım yazıları buraya kopyalıyorum. Bazı konular anarşistler tarafından gereksiz görülecek olsa bile en azından muarızlarının neler söylediklerini bilmeye ihtiyaçları vardır diye düşünyorum.
|

25-11-2010, 22:11
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
|
Marksizm içi tartışmada tek ülkede sosyalizm sorunu büyük bir yer tutar.
Bu konu hakkında bir şeyler söyleyebilmek için kullanılan kavramların neyi kastederek kullanıldığının açıklanması gerekir. Tartışan taraflar arasındaki en büyük sorun aynı terminolojiyi kullanmamaktır. Bir tarafın sosyalizmden kastettiği şey ile diğer tarafın sosyalizmden kastettiği şey farkı. Bu yüzden tartışma özünde bir kavram tartışmasıdır.
Komünist toplum ve proletarya diktatörlüğü kavramı
Komünizm, kapitalizmin işçi devrimiyle yıkılmasından ve tasfiye edilmesinden sonra ortaya çıkacak olan sınıfsız, sınırsız ve devletsiz bir sosyo-ekonomik düzenin adıdır. Marx ve Engels komünist toplum kavramını bu anlamda kullanılır.
Troçkistler ve Stalinistler için bu kavramda bir sorun yok.
Proletarya diktatörlüğü ise kapitalizmden komünizme geçiş sürecinin, burjuvazinin ortadan kaldırılması için, yeni toplumun kurulması için gereken devrimci dönüşümler sürecinin adıdır.
Bu konuda da Troçkist ve Stalinist gruplarda bir mutabakat söz konusu. Marx'ın Gotha Programının Eleştirisi'nde yazdıkları bunu söylüyor:
Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna da bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.
Komünist toplumun alt ve üst evreleri
Şimdi gelelim asıl tartışmanın çıktığı yere. Komünizmin üst evresi, komünizmin alt evresi.
Komünizmin birinci evresi, yani kapitalist toplumdan henüz çıkmış şekliyle komünist toplum hakkında Marx aynı yazıda şunları söylüyor:
Burada ele almamız gereken, kendi temelleri üzerinde gelişmiş olan değil, tersine, kapitalist toplumdan doğduğu şekliyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan, bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hâlâ taşıyan bir toplumdur. Bu bakımdan birey olarak üretici (gerekli indirimler yapıldıktan sonra), topluma vermiş olduğunun tam karşılığını alır.
...
Ama bir insan, bedensel ya da zihinsel olarak bir başkasından üstün olabilir, böylece aynı süre içersinde daha fazla emek sağlayabilir ya da daha uzun süre çalışabilir; ve emeğin bir ölçü görevi yerine getirebilmesi için, süresi ve yoğunluğu saptanılmalıdır, yoksa bir ölçü birimi olmaktan çıkar. Bu eşit hak, eşit olmayan bir emek için eşit olmayan bir haktır. Hiçbir sınıf farkı tanımaz, çünkü herkes bir diğeri gibi yalnızca bir işçidir; ama eşit olmayan bireysel yetenekleri ve böylece de üretken kapasiteyi doğal bir ayrıcalık olarak zımnen kabul eder.
Stalinistler, komünist toplumun birinci evresini, sözcüğün tam anlamıyla komünist toplumun birinci evresi olarak değil, yani komünizm olarak değil, komünizme geçiş süreci olarak algılıyorlar. Bu yüzden komünizmin birinci evresini proletarya diktatörlüğü ile eş tutuyorlar.
Halbuki Marx'ın yazdıklarını dikkatle okursak, komünizmin birinci evresini proletarya diktatörlüğünden sonra, komünist toplumun içinde bir dönem olarak tanımladığını görürüz. Ve bu evrede de hiçbir sınıf farkının olmayacağı, herkesin bir diğeri gibi yalnızca işçi olacağı söylenmiştir. Halbuki proletarya diktatörlüğü, adından da anlaşılacağı üzere sınıflı bir kesittir. Kapitalizm ile komünizmin savaşının yürüdüğü yani işçi ile burjuvazinin savaşının devam ettiği bir kesit.. Proletarya diktatörlüğünda farklı sınıflar vardır. Halbuki Marx, komünist toplumun 1. evresinde hiçbir sınıf farkının olmayacağını söylüyor.
Komünist toplumun üst evresinde ise şunları söylüyor:
Komünist toplumun daha yüksek bir evresinde, bireylerin işbölümüne kölece boyun eğmesinin ve onunla birlikte de kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkinin ortadan kalkmasından sonra; emek, yalnızca yaşam aracı değil, yaşamın birincil gereksinmesi haline gelmesinden sonra; bireylerin her yönüyle gelişmesiyle birlikte, üretici güçlerin de artması ve bütün kolektif zenginlik kaynaklarının gürül gürül fışkırmasından sonra - ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları tümüyle aşılmış olacak ve toplum, bayraklarının üzerine şunu yazabilecektir: "Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre!
Burada kafa karıştıracak tek şey komünist toplumun birinci evresinde hala burjuva hukukunun işlemesidir. Burjuvazi yoksa burjuva hukuku nasıl işler?
Burjuva hukukundan kastın eşdeğerlerin değişimi ilkesi olduğu açık. Kapitalizmde de bu ilke geçerli. Yalnız komünizmde emek-gücü bir meta olmayacağı için sömürü son bulmuş olacak.
Sosyalist toplum kavramı
Marx hiçbir zaman sosyalist toplum kavramını kullanmamıştır. Sosyalist toplumsal düzen kavramını kullanan Engels'tir ve Lenin'in dediğine göre sosyalizm genellikle komünist toplumun ilk evresi için kullanılan bir kavramdır. Demek ki sorun sosyalizmin yani komünist toplumun ilk evresinin niteliği hakkındadır. Engels, A. Babel'e mektubunda şunu yazıyor:
Devlet üzerine bu gibi gevezeliklere son vermek gerek, özellikle sözcüğün tam anlamıyla bir devlet olmamış olan Paris Komünü deneyiminden sonra... Daha Marx’ın Proudhon’a karşı kitabından beri ve daha sonra da Komünist Parti Manifestosu’nda sosyalist toplumsal düzenin kurulmasıyla devletin kendiliğinden dağıldığı ve yok olduğu açıkça söylenmiş olmasına karşın, anarşistler yeteri kadar halkçı devleti kafamıza çalmış durumdalar.
Sosyalist toplumsal düzen, yani komünist toplumsal düzenini ilk evresi Engels'in yazdığına göre proletarya diktatörlüğüne eşdeğer değil, devletin dağıldığı ve yok olduğu bir dönemdir.
Lenin "Proletarya Diktatörlüğünde Ekonomi Politika" isimli yazısında sosyalizm için şunları söylüyor:
Sosyalizm, sınıfların ortadan kaldırılması demektir.
Sınıfların ortadan kaldırılması için, önce, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin ortadan kaldırılması gerekir. Görevimizin bu kısmı başarılmıştır, ama bu, ancak bir kısmıdır, üstelik de en zor kısmı değildir Sınıfları ortadan kaldırmak için, ikincisi, fabrika işçisi ile köylü arasındaki farklılığı ortadan kaldırmak, bunların hepsini işçi yapmak gerekir.
Lenin yine aynı yazıda:
Sosyalizm, sınıfların ortadan kaldırılması demektir. Proletarya diktatörlüğü, sınıfları ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmıştır. Ama sınıflar bir darbede ortadan kaldırılamaz.
Ve proletarya diktatörlüğü döneminde sınıflar hâlâ durmaktadır, ve duracaktır. Sınıflar yok olunca diktatörlük gereksiz hale gelecektir. Proletarya diktatörlüğü olmaksızın sınıflar yok olmayacaktır.
Buradan anlaşılıyor ki proletarya diktatörlüğü kapitalizm ile sosyalizm arasındaki bir geçiş dönemidir ve proletarya diktatörlüğü sınıfları kaldırmak için kullanılır. Sınıflar ortadan kalktığında sosyalist toplum kurulmuş olur.
Hatta Stalin Leninizm'in Sorunları'nda şunu söylüyor:
Proletarya iktidarı, sosyalizmi örgütlendirmek için, sınıfları ortadan kaldırmak için, sınıfsız bir topluma, sosyalist topluma geçmek için kullanılır.
Proletarya diktatörlüğünü sosyalizm ile aş anlamlı değil, sosyalizme geçmek için kullanılan bir aygıt olarak tanımlıyor.
Lenin "Macar İşçilerine Selam" isimli yazısında şunu söylüyor:
Kapitalizmden sosyalizme geçiş oldukça uzun bir dönem ister, çünkü üretimin yeniden örgütlenmesi zor bir iştir, çünkü yaşamın bu alanında köklü değişmeler zaman ister ... Marx’ın, kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi olarak proletaryanın tüm bir proletarya diktatörlüğü döneminden söz etmesinin nedeni de budur.
Proletarya diktatörlüğü sosyalizmin kendisi olarak değil, sosyalizme geçiş dönemi olarak tanımlanmış. Yani komünizm ile sosyalizm eş anlamlı olarak kullanılmış. Çünkü kendi başına bir sosyalist toplum düzeni yoktur. Sosyalizm, komünizmin ilk evresidir.
Lenin bir kongrede gördüğü "işçilerin ve köylülerin devleti asla sona ermeyecektir" pankartı üzerine şunları söylemiştir:
... bu garip pankartı okuduğumda, kafamdan şunlar geçti: demek ki bizde bu tür en basit ve temel konularda yanlış anlamalar ve yanlış anlayışlar var. Gerçekten eğer işçilerin ve köylülerin devleti asla sona ermeyecekse, o zaman bu, hiçbir zaman bir sosyalizm olmayacağı anlamına gelir, çünkü sosyalizm sınıfların ortadan kalkması demektir; fakat işçiler ve köylüler var olduğu sürece, çeşitli sınıflar da var olur ve dolayısıyla tam sosyalizm olamaz.
Çok açıkça görülüyor ki, Lenin, sosyalizm kavramını proletarya diktatörlüğü ile eş anlamda kullanmak bir yana, proletarya diktatörlüğü varsa sosyalizm yoktur diyor.
Stalinistlerin iddialarına dayanak gösterdikleri tek Lenin makalesi Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı üzerine yazılmış makaledir. Lenin şöyle der:
Ne var ki, ayrı bir slogan olarak bir Dünya Birleşik Devletleri sloganı pek doğru sayılmaz, birincisi, sosyalizm tekabül eder; ikincisi de, tek bir ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğu anlamında yanlış yorumlara yolaçabileceği ve aynı zamanda da, böyle bir ülkenin öteki ülkelerle ilişkileri açısından da yanlış anlamalara neden olabileceğinden ötürü doğru sayılamaz.
Tek bir ülkede sosyalizmin zaferi... Evet burada anlatılmak istenen sınıfsız, sömürüsüz bir toplumsal düzenin kurulması mı yoksa tek bir ülkede komünist devrimin gerçekleştirilebileceği mi? Elbette devrimin gerçekleştirilebileceği anlatılıyor. Çünkü aynı paragrafta sosyalizme tekabül eden şeyin dünya birleşik devletleri olduğu söyleniyor, tek bir ülke sosyalizme tekabül etmez. Dünya birleşik devletleri sosyalizme tekabül eden bir slogandır. Dünya birleşik devletleri sloganının öne çıkarılması, sanki önce kapitalizm altında tüm ülkelerin birleşmesinin sağlanarak, ancak o şekilde bir devrim yapılabileceği gibi bir yanlış anlama içerir. Lenin'in söylediği budur.
Özetlersek, tek ülkede sosyalizm sorunu, genellike sosyalizm kavramının ne için kullanıldığı ile ilgili kavramsal bir sorundur. Engels, Lenin ve hatta Stalin'den yapılan bunca alıntı gösteriyor ki sosyalizm, sınıfsız ve devletsiz bir toplum olan komünist toplumun ilk evresidir. Proletarya diktatörlüğü ise kapitalizm ile sosyalizm arasındaki geçiş dönemidir.
Konu dyavol tarafından (25-11-2010 Saat 22:17 ) değiştirilmiştir..
|

25-11-2010, 22:12
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
|
Önce temel kavramların açıklandığı 1. yazının kısa bir özetini yapayım.
Proletarya diktatörlüğü, kapitalizm ile komünizm arasındaki devrimci dönüşümler dönemidir. Proletarya, siyasal iktidarı burjuvaziden alır, eski kapitalist devleti parçalar ve yerine işçi demokrasisinin egemen olduğu proletarya diktatörlüğünü kurar. Marksizme göre her devlet, dolayısıyla her demokrasi aynı zamanda bir diktatörlüktür. Kapitalizm altındaki demokrasi işçi sınıfı için diktatörlük anlamına gelir. Çünkü kapitalist demokrasi, kapitalizmin temeli olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti korumak için bir aygıttır. Proletarya demokrasisi ise kapitalistlerin mülksüzleştirilmesi için çeşitli yollara başvuran bir diktatörlüktür. Yani işçi sınıfı için demokrasi, burjuvazi için ise diktatörlük.
Proletarya diktatörlüğü, baskı uygulanacak bir sınıf kalmayıncaya kadar, yani sınıfların ortadan kaldırılmasına kadar proletaryanın kullanacağı bir araçtır. Sınıflar tamamen ortadan kalkınca kapitalizm yerini komünizme bırakır.
Komünizmde, kapitalizmin bağrından çıktığı şekliyle ele alındığındığında, paylaşım eski hukuka göre, yani eşdeğerlerin değişimi metoduyla işler. Kapitalizmden farkı emek-gücünün artık satın alınabilen bir meta olmamasıdır. Bu yüzden emek sömürüsü son bulmuştur. Komünizmin bu ilk evresine sosyalizm adı verilir.
Komünizm, kendi temelleri üzerinden gelişmeye devam eder. Artık giderek daha fazla hizmet ve mal, herkese ihtiyacına göre dağıtılmaya başlar. Bunun emareleri kapitalizm içinde bile görünüyor. Sağlık ve eğitim gibi hizmetler bir çok kapitalist ülkede meta görünümüne girmeden, herkesten alınan ortak vergilerle finanse edilip herkesin ihtiyacına göre dağıtılıyor. Ve bu durum kanıksanmış durumda. Buna halktan çok büyük bir tepki gelmiyor. Elbette kapitalizm altında kazanan yine kapitalist sınıf oluyor. Kapitalistlerin, sömürücü sınıfların olmadığı bir sosyalizmde ise herkesten emeğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesi gerçek anlamıyla uygulanabilecektir.
Komünizmin üst evresindeki bir diğer durum da kafa emeğinin ve kol emeğinin eşitlenmesidir. Artık herkes yeterli eğitimi alabilecek durumda olduğundan herkes aynı zamanda bir kafa işçisi aynı zamanda bir kol işçisi durumuna gelecektir.
Komünizmde üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte çalışmak bir yük olmaktan çıkar. Bunun emarelerini de kapitalizm altında inceden görüyoruz. Eskiden 1 ayakkabı üretimi 5 saatte tamamlanıyorsa şimdi gelişen üretici güçler ile bu 1 saate inmiş durumda. Üretim çok kolaylaştığı ve insan emeğinin çok daha az gerektiği bir toplumda, çoğu şeyin makinelerce yapıldığı bir çağda elbette çalışmak bir zorunluluk olmaktan çıkar. Toplumda bolluk oluştuğunda herkes topluma emeği kadar katkıda bulunur ve ihtiyacı kadar toplumdan alır.
Tek ülkede sosyalizm sorunu, tek ülkede politik devrim sorunu değildir. Tek ülkede sınıfların ortadan kaldırılması sorunudur. Sınıflar ortadan kalktığına göre bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı aracı olan devlet de ortadan kalkacaktır. Devletin siyasal niteliği son bulur. İşlerin düzenlenmesi için kurulan kurumlar, insanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenme mekanizması artık devlet olarak nitelendirilemez.
Tek ülkede sosyalizm sorunsalı için önce kapitalizmin ne olduğunu anlamak gerekir.
Komünist Manifesto'dan okuyalım:
Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor. Her uygar ulusun bir yaşamsal sorun olarak ithal etmesi gereken ve artık yerli hammaddeyi değil en uzak bölgelerin hammaddelerini işleyip, mamulünün de yalnız kendi ülkesinde değil dünyanın her yerinde birden tüketildiği yeni sanayiler, o eski ulusal sanayileri bir kenara itiyor. Yerli imalatla karşılanan eski ihtiyaçların yerini de, en uzak ülke ve iklimlerin ürünleriyle ancak giderilebilecek ihtiyaçlar alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılık ve kendine yeterlik yerine de, ulusların her yönde hareketliliği ve her yönde birbirine bağımlılığı geçmekte. Üstelik yalnız maddi üretimde değil manevi üretimde de bu böyle. Ayrı ayrı ulusların manevi ürünleri ortak mülk oluyor. Ulusal tek yanlılık ve sınırlılık artık mümkün değil, pek çok ulusal ve yerel edebiyattan bir dünya edebiyatı oluşmakta.
Anlaşılacağı üzere kapitalizm bir dünya düzenidir. Tek tek ülkelerdeki kapitalizm aritmetik toplamı bize kapitalizmi vermez. Kapitalizm tüm ülkeleri birbirine bağlamıştır.
Emperyalizm çağı ile yani sermaye ihracı ile bu bağ çok daha fazla kuvvetlenmiştir. Evrensel olan yerini evrensel olana bırakır.
Kapitalizmin evrenselliği ve tüm ülkeleri birbirine bağlaması 3 sonuç doğurur:
1- Bir ülkenin başına gelenler az veya çok tüm dünyayı ilgilendirir. Sosyalist devrim gibi tarihsel önemi büyük bir olay asla tek bir ülkeyi ilgilendiremez.
2- Evrensel kapitalizmin bir ürünü olan işçi sınıfı evrensel bir sınıftır. Bu yüzden mücadelesi de evrenseldir. Komünist manifesto'nun son sözü bu yüzden Tüm ülkelerin işçileri birleşiniz! diye biter.
3- Kapitalizm ancak evrensel olarak ortadan kaldırılabilir. Bu da sosyalizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olması demektir.
Alman ideolojisinde, komünizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olabileceği vurgulanmıştır. Bu vurgu, yalnızca öyle olursa daha iyi olur cinsten bir vurgu değil, tarihsel materyalizmin özünü içeren bir vurgudur. Bu yüzden ama dünya değişti, artık tek ülkede sosyalizmi yaratmaya çalışmalıyız türünden itirazlar idealist felsefenin itirazlarıdır. Çünkü komünizm yaratılması gereken bir ülkü değil, bir ütopya değil, toplumsal gelişimin mümkün kılacağı ve hatta kendini dayatacağı bir toplum biçimidir.
Alman İdeolojisinden bu gerçeği ifade eden cümleler:
"Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar"
"Tümüyle mülkiyetsiz işçiler yığını —sermayeden ya da sınırlı bile olsa her çeşit tatmin olma durumundan uzak muazzam işgücü— dünya pazarını varsayar; nasıl ki, bu işin geçici nitelikte olmayan kaybı, güvenli geçim kaynağı olarak kaybı, rekabetten doğan iş kaybı da dünya pazarını varsayarsa. Demek ki proletarya ancak dünya çapında tarihsel olarak mevcut olabilir, nasıl ki proletaryanın işi olan komünizm de, ancak, dünya çapında tarihsel olarak varolabilirse. Bireylerin dünya çapında tarihsel varlığı, başka deyişle, bireylerin doğrudan dünya tarihine bağlı varlıkları..."
Görüldüğü gibi komünizmin evrenselliği tarihsel materyalizm anlayışının özünden gelen bir zorunluluktur.
Komünist Toplumsal Devrim Evrenseldir
Siyasal devrim, yani iktiradın burjuvaziden proletaryaya geçişi yerel, ulusal olabilir. Buna tarih şahit. Ancak kapitalizmi tasfiye edip komünist toplumu te'sis etmek demek olan komünist toplumsal devrim de enternasyonal bir devrimdir. Yukarıdaki paragraflarda Alman İdeolojisi'nden alınan sözler bunu tarihsel materyalizmin bir sonucu olarak ortaya koyuyor.
Marx ve Engels'in yazdığı Komünizmin İlkeleri adlı yazıda da bu konuya şöyle değinilmiş:
Soru 19: Bu devrimin yalnızca tek ülkede yer alması olanaklı olacak mıdır?
Yanıt: Hayır. Dünya pazarını yaratmış olan büyük sanayi, yeryüzündeki bütün halkları, ve özellikle de uygar halkları öylesine birbirlerine bağlamıştır ki, her halkın başına gelecekler, bir ötekine bağlıdır. Ayrıca, büyük sanayi bütün uygar ülkelerde toplumsal gelişmeyi öylesine eşitlemiştir ki, bütün bu ülkelerde burjuvazi ve proletarya, toplumun iki belirleyici sınıfı, ve bunlar arasındaki savaşım da, günün temel savaşımı olmuştur. Komünist devrim, bu yüzden, hiç de salt ulusal bir devrim olmayacaktır; bu, bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya'da, aynı zamanda yer alan bir devrim olacaktir. Bu ülkelerin herbirinde devrim, o ülkenin daha gelişkin bir sanayie, daha çok zenginliğe, ve daha hatırı sayılır bir üretici güçler kitlesine sahip olup olmayışına bağlı olarak, daha çabuk ya da daha yavaş gelişecektir. Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmek, en yavaş ve en güç Almanya'da, en çabuk ve en kolay da İngiltere'de olacaktır. Bunun dünyanın öteki ülkeleri üzerinde de önemli etkileri olacak ve bunların daha önceki gelişme biçimlerini tamamıyla değiştirecek ve büyük çapta hızlandıracaktır. Bu, dünya çapında bir devrimdir, ve dolayısıyla kapsamı da dünya çapında olacaktır.
Stalinizmin Çarpıtmaları
Stalinizm, 1. yazıda da değindiğim gibi kapitalizmden komünizme geçiş dönemi olan proletarya diktatörlüğü ile komünizmin ilk evresi olan sosyalizmi birbirine eşitler. Yani proletarya diktatörlüğü hem komünizme geçiş dönemi hem de komünizmin 1. evresidir. Dilbilimsel olarak bile yanlış olan bu önerme üzerine komünizmin 1. aşamasını yani sosyalizmi devletli, sınıflı ve tek ülkede mümkün olan bir toplum biçimi olarak tanımlar.
Stalinizmin başka bir büyük çarpıtması ise sosyalizm için üretici güçlerin yeterince gelişmiş olmasına gerek olmadığının söylenmesidir. Hatta bir çok Stalinist akım gelişmiş kapitalist ülkelerin (Avrupa, Amerika, Japonya vb.) işçi sınıfından tamamen umutlarını kesmiş ve gözlerini henüz gelişmekte olan kapitalist ülkelere dikmişlerdir. Böyle olunca sosyalizmi, ulusal kalkınmacı bir devlet modeli olarak sunarlar. Bu anlayışa göre sosyalist devrim, tek bir ülkede burjuvaziyi tasfiye eder, ülkeyi emperyalist zincirden koparır, güçlü ve bürokratik bir devlet mekanizması kurar... Al sana sosyalizm.
Stalinist sosyalizmde burjuvazi yoktur, üretim araçları devletleştirilmiştir. Ama köylü sınıfı vardır. Stalinizm, sosyalizmi köy ile kent arasındaki çelişkinin var olduğu bir toplumsal düzen olarak tanımlar. Halbuki köylü sınıfı kapitalizmde bile giderek yok olmaktadır. Köylü sınıfının idealize edilmiş bir kapitalizmde bile yeri yoktur, köylülük pre-kapitalist ve feodal bir unsurdur. Böyle bir unsuru kapitalizmden daha ileri bir toplum olan sosyalist toplumun içine yerleştirmek tarihin diyalektiğine aykırıdır.
Komünist manifesto, küçük burjuva ve küçük köylü mülkiyetinin kapitalizm tarafından ortadan kaldırıldığını söyler:
Kişisel çalışmayla elde edilmiş, hakkıyla kazanılmış, kişisel kazançla edinilmiş mülkiyet! Burjuva mülkiyetinden önce var olan, küçük burjuva, küçük köylü mülkiyetinden mi söz ediyorsunuz? Onu bizim kaldırmamıza gerek yok ki, sanayinin gelişmesi ortadan kaldırdı onu, gün geçtikçe daha da kaldırmakta.
Konu dyavol tarafından (25-11-2010 Saat 22:19 ) değiştirilmiştir..
|

25-11-2010, 22:13
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
SSCB'nin karakteri
Komünist toplumsal devrimin nesnel koşullarını ilk iki yazıda dile getirmiştim. Kapitalizmin gelişmesi ile birlikte üretici güçlerdeki büyüme ve işçi sınıfının nitelik ve nicelik olarak güçlü olması en önemli koşullar. Sovyet devriminden önce Rusya'da bu koşullar Avrupa'dakinden daha geri düzeydeydi. Bunun farkında olan Rusya'daki komünistler (bolşevikler) Rusya'da tek başına patlak verecek bir devrimin zorluğunu dile getirmişlerdi. Bu yüzden Avrupa'daki özellikle Almanya'daki devrime büyük umut bağlamışlardı. Hatta Lenin, Rus devriminin, Alman devrimine feda edilebileceğini de söylemiştir. Lenin şunları yazıyor:
“Tarih şimdi bizi olağanüstü zor bir duruma soktu ... Meselelere dünya tarihi ölçeği uygulanırsa, devrimimizin yalnız kalması halinde, diğer ülkelerde devrimci hareketin olmaması halinde, umutsuz bir dava olacağına en ufak bir kuşku duyulamaz elbette. Bolşevik Parti olarak biz tek başımıza bu işe giriştiysek, bunu devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğuna, katlanacağımız bütün zorluklara rağmen, payımıza düşecek bütün yenilgilere rağmen uluslararası sosyalist devrimin sonunda –hemen başlangıçta değil– patlak vereceğine inançla yaptık ... Tüm bu zorluklardan bizi kurtaracak olan –bunu bir kez daha yineliyorum– Avrupa devrimidir.”
"Alman devriminin talihsizliği, gelişmesinin böyle hızlı olmaması. Peki bu durumda kim kime güvenecek: biz onlara mı, onlar bize mi? Siz, onların size güvenmesini diliyorsunuz, fakat tarih size bir ders verdi. Bu bir derstir, çünkü Alman devrimi olmadan bizim mahvolacağımız mutlak bir gerçektir."
Fakat Avrupa devrimi olmaksızın Rusya'da işçi sınıfı ile köylü sınıfının kurduğu ittifak devrimi gerçekleştirdi ve işçi devleti kuruldu. Lenin işçi devletindeki (proletarya diktatörlüğündeki) denetim ve yönetim işleri için şunları söylüyor:
1) Her işe seçimle gelme, ama her an görevden geri alınabilme
2) İşçinin aldığından yüksek olmayan bir ücret
3) Herkesin denetim ve gözetim işlerini yapabilmesi, yani herkesin bir zaman için "bürokrat" durumuna gelmesi ve bu yüzden kimsenin "bürokrat" olamaması için gerekli önlemlerin hemen alınması. (Devlet ve Devrim'den)
Proletarya demokrasisinde, halk için (halka rağmen) görev yapan memurlara/bürokratlara yer yoktur. Bunu anlayamayan Alman sosyalisti Kautsky hakkında şunu söylüyor:
Kautsky, —(halk için olmayan) demokrasiyi (halka karşı olan) bürokrasiye bağlayan— burjuva parlamentarizmi ile, bürokrasiyi kökünden kazıyacak önlemleri hemen alacak, ve, bu önlemleri sonuna dek, bürokratizmin tamamen yıkılmasına ve halk için bir demokrasinin tamamen kurulmasına dek uygulayacak olan proleter demokratizm arasındaki ayrımı hiç mi hiç anlamaştır. (Devlet ve Devrim'den)
Burjuva demokrasisi, son tahlilde yalnızca burjuvazi için bir demokrasidir, temsilidir. 4-5 senede bir yapılan seçimlerde burjuvazi ile organik ve ideolojik bağı bulunan herhangi bir burjuva partisi iktidara gelir. Bundan sonra halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının, yönetimde hiçbir müdahlesi kalmaz. Ama proletarya demokrasisinde, halk her zaman yönetimin içinde olmalıdır. Hayır yönetimde olmalıdır sözü eksik, yönetim tamamen halka ait olmalıdır.
Devrimden sonra Rusya'da büyük ölçüde işçi demokrasisi işler hale gelmesine rağmen, iç savaştan sonra giderek bürokrasi güçlenmeye ve demokrasi aşınmaya başlamıştı. Lenin bunun hakkında şöyle diyor:
"Devrim eski bürokratları kovmuştu çünkü sovyetleri yaratmak zorundaydı ... Eski bürokratları kovduk, fakat geri geldiler. Bunlar kendilerine komünist diyorlar. Yakalarında kırmızı kurdelalar taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar. Ne yapabiliriz? Bu pisliğe karşı tekrar tekrar mücadele etmeliyiz, şayet bu pislik geri gelirse onu tekrar tekrar temizlemeliyiz." (Lenin Seçme Eserler, 29. bölüm)
Maalesef bu pislik temizlenemedi ve daha da büyüdü. Lenin döneminde de işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştı. Lenin devletimiz bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devletidir demişti.
Peki sonra ne oldu SSCB'de? Bunun hakkında 2 temel görüş var.
1. Stalinist görüş
Stalinistler sosyalizm ile proletarya diktatörlüğünü aynı şey olarak görürler. Sosyalizmi tek ülkede olabilecek, sınıflı, devletli bir toplum biçimi olarak tanımlarlar. SSCB'yi köylü ve işçi sınıfından oluşan sosyalist bir devlet olarak tanımlarlar. Proletarya diktatörlüğü olarak örgütlenmiş sosyalist devlet... Üretim araçları devletindir, küçük mülk sahibi sınıfların varlığına izin verilir, ancak büyük burjuvaziye yer yoktur. Stalinistler bir ölçüde bürokratik yozlaşmanın varlığını kabul ederler.
2. Troçkist Görüş
Troçkist gruplarda, SSCB'nin karakteri hakkında 3 farklı görüş vardır:
1. Yozlaşmış işçi devleti: Devrimden sonra kurulan işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştır. İşçi demokrasisi kalmamıştır. Ancak bürokrasi bir sosyo-ekonomik sınıf olarak görülemez. Bürokrasi kapitalizmde olduğu gibi egemen sınıfın hizmetkarıdır. Fakat yozlaşmaya uğramış SSCB'de bürokrasi, işçi sınıfının hizmetkarı olması gerekirken onun efendisine dönüşmüştür. Troçki'nin görüşü de budur.
2. Devlet kapitalizmi: SSCB'de kapitalizm restore edilmiştir. Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ama bu da kapitalist bir mülkiyet biçimidir. Kapitalist sınıf ise özel mülk yerine devlet mülkiyetinin yönetimine sahip olan bürokrasidir.
3. Bürokratik diktatörlük: SSCB'de burjuvazi ortadan kaldırılmış, kapitalizm yıkılmıştır. Devlet kapitalizmi tanımı, özel mülkiyetin esas olduğu, özel mülkiyetin yetişemediği yerlerde devlet mülkiyetinin yardıma koştuğu bir sistem için geçerlidir. SSCB'de ise tamamen devlet mülkiyeti esastı. Bu yüzden devlet kapitalizmi uygun bir tanım değildir. Bürokratik yozlaşmış işçi devleti tanımı ise bürokrasinin bir sınıf olamayacağından haraket eder. Halbuki Marx, Avrupa'da özel mülkiyet temelli feodalizme karşı, Asya'da bürokratik despotik devletlerin varlığının temelinin devlet mülkiyeti olduğunu söylemiştir. Tarım toplumunda Avrupa'daki feodalizme karşılık Asya'da despotik imparatorlukların karşılık gelmesi gibi, Sanayi toplumlarında da SSCB ve benzeri "reel sosyalist" ülkelerde devlet mülkiyetine dayanan, bürokratik despotik devletler var olmuştur. Devlet mülkiyeti var olmasına karşın, siyasal egemenlik ve ekonomik karar yetkisi "Komünist Parti" ile örgütlenen bürokratik sınıfa aittir. Yani çok basitçe ifade etmek gerekirse, mülkiyet devletindir, devlet ise tüm halkın değil bürokratik sınıfındır.
SSCB ne kapitalist ne de sosyalist ne de ikisi arasında bir sosyo-ekonomik formasyona sahip değildi. Tarihsel olarak geçici, devlet mülkiyetine dayalı, bürokratik despotik diktatörlüktü. Tarihsel olarak geçiciydi çünkü kendi gelişim döngüsünü tamamladığında kapitalizme evrilmek zorundaydı ve nitekim SSCB kapitalizme evrildi, Çin de hızla kapitalistleşiyor.
Bürokratik diktatörlüklerin tarihsel olarak anlamı, geri kalmış kapitalist ülkelerin, üretici güçlerinin, özel mülkiyet ve kapitalist yolla geliştirilmesi yerine planlı bir devletçi ekonomi ile geliştirilmesidir. Üretici güçlerini yeterli ölçüde geliştirdikten sonra, "kalkınmacı, ulusalcı, sanayileşmeci ve devletçi sosyalizm" anlayışının terk edilip dünya emperyalist sistemine bağlanmaları kaçınılmazdır. Çin'de olan şey tam olarak budur.
Konu dyavol tarafından (25-11-2010 Saat 22:20 ) değiştirilmiştir..
Sebep: alıntılar italik ve bold yazı stiliyle vurgulandı
|

27-11-2010, 00:49
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 18-06-2008
Mesajlar: 302
|
|
|
öncelikle tebrik ederim dyavol çok yararlı ve mutlaka tarışılması gereken bir konu açmışsın..sürekli devrim kuramının en önemli kısımlarından olan devrimin ulsulararası niteliği bölümü ne yazıkki resmi sol tarafından ya görmezden geliniyor ya da onların haksız eleştirilerine maruz kalıyor..aslında bu sorun seninde belirttiğin gibi yalnızca troçki ye indirgenecek bir sorun değil marx ın ve leninin defalarca vurguladığı bir durumdur hatta lenin 1918 alman devrimi için "Almanya'da devrim olmazsa, bizim de idam fermanımız imzalanmış olur".demiştir...
kısaca troçkistler arasındaki tartışmayada girmek gerek (uyku saatim çoktan geçti lafı fazla uzatmıyım)
bildiğimiz gibi kapitalist sistem rekabete daha çok üretime ve daha çok artı değere dayanır sscb de bir devlet olarak bu şirketlerin mantığında üretim yapmış devletler arası arenada bisüre bu şekilde ayakta kalabilmiştir.işçiler kapitalist sistemde görülen sınıfsal sorunların tümünü yaşadılar uzun çalışma saatleri yoğun emek sömürüsüne marus kalmışlardır..ancak devlet kapitalizmi benim için çok belirleyici bir konu değildir mesele burada pablo moreno gibi önderlerin troçkinin bu görüşünü bahane ederek 4. enternasyonali yozlaştırmasıdır...
|

27-11-2010, 03:48
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Sosyalistlerle anarşistlerin temelde ters düştüğü nokta bu zaten. Hangi ülkenin devletini ele geçireceksin, geçirsen ne değişecek, devlet gene devlet. Tüm dünyada sosyalizm de pratiğe dökülebilir bir şey değil, her ülkenin koşulları sosyolojisi farklı. Belki emperyalizm global aşamasını tamamladıktan sonra o da zor ihtimal olur tüm dünyada sosyalist devrim. Ancak emperyalizmin yerel devletleri ortadan kaldırıp kapitalist bir dünya devleti kurması da zor, lakin istikrarsızlık olmadan belli bölgelerde otorite boşluğu ve buna dayalı aşamalı müdahaleler ve pazar alanı,biçimi değilmeleri olmadan kapitalizm kendi varlığını sürdüremez.
|

27-11-2010, 04:03
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-04-2010
Yaş: 18
Mesajlar: 44
|
|
|
marksizm ve anarşimin anlaşamadığı ayrımlardan birisi komün hayatını kurmak için geçiş döneminin olup olmayacağıdır.marksizme göre komün hayatını kurmak için proleterya diktatörlüğüne,proleterya diktatörlüğü içinse kapitalizme ihtiyaç vardır.proleterya diktatörlüğü kapitalizmin olmadığı yerde olmaz.dolayısıyla devrimde olmaz.marksizmin sanayisi gelişmemiş doğu ülkelerinde devrimin olmayacağı devrimin sanayisi gelişmiş batı ülkelerinde olacağı düşüncesinin sebebi budur.marksizmde kapitalizmin genişlemesi işçilerin zararına olacağı için kapitalizmin sonucu proleterya diktatörlüğü olacaktır.ama sarfedilen emek sonucunda üretim artacağından her ne kadar gelir dağılımı dahada kötüleşsede işçilerin yararına olacaktır.bu yüzden kapitalist ülkelerde işçiler için üretimin azalacağı ve devrim olacağı düşüncesi yanlıştır.yani marksizme göre emekçilerin yaşam koşulları kötüleşeceğinden dolayı devrim olacaktır.ama marksın burda görmediği nokta üretimin artacağı ve her ne kadar gelir dağılımında kötüleşme olsada bir iyileşmeye sebep olacağıdır.bu emekçilerin artı değer sömürüsünü farketmelerini engelleyecek ve kapitalizmin iyi sistem olduğu yanılgısına sebep olacaktır.ama var olan şey genel olarak iyileşme değil daha kötüleşmedir.bu yüzden kapitalizm proleterya diktatörlüğünü doğurmaz.diğer konu ise proleterya diktatörlüğünün komünizme dönüşeceğidir.proleteyarya diktatörlüğü bürokrasi oluşturacağından dolayı kafa kol emeği çelişkisini daha derin hale getirir.ve bürokrasiden dolayı artı değer sömürüsünü devam ettirir.yani yönetici sınıf oluşturacağından bazılarının çalışıp bazılarının yönettiğinden dolayı kafa kol emeği çelişkisi daha derin hale gelir.ve devleti oluştaracağından, üretim üzerinde tam egemenliği engellediğinden, yönetici sınıf oluşturacağından dolayı artı değer sömürüsü devam eder.birde demokrasi temsili idaredir.bu yüzden komün hayatına engeldir.ve devlet kendini sönümleyemez.yani sonuç geçis dönemi ancak komün hayatını engeller.
|

27-11-2010, 10:37
|
 |
ruimte
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2009
Mesajlar: 431
|
|
gereksizlik gerekçeside bir gereklilik değilmidir. gereksiz bir durum nasıl algılanır, eğer gereksizse varoluşundaki man nedir? düz mantık isyah beyaz gerekli gereksiz ahlak ahlaksız zihnin felç olması yada panik atakla refleksel bir kimyada kaybolması.... gereksizlikden hareketle içen sadece kafayı bulur ve kusar. içmeninde sıçmanında hakkını vermek gerek varoluşsal olgular vs yada değil cacık...
devrim gücü yetenin zayıf olanı alaşağı etmesi değilmidir ki
süreçler sadece insan temelli değildir diyelim, eğer böyle dersek içinde bulunduğumuz durum yada varoluş herneyse artık ona göre akarız belirleyici olamayız gibi... yok söyle olur böyle olur eeeee tarihsel olarak görüldüğü kadarı ile eğer kör değilsek mevcut durum bellidir.
kurmak için değil yok ilerisi sadece istediğin ne ise yaşarsın. ıkınsanda çeşitli etiket taksanda yaşayışlar bellidir shapiens lerin.
devlet millet cinsiyet iktidar devrim kapitalizm enterminizm faşizm sosyalizm komunizm -izmler cacıklamaları ile değil adalaet ancak mevcut dünyasal durum oluyor efenim... birşey yapmayı bırakın iyisi kötüsü yok bir rahat bırakın sıradan yaşayın herşey doğal bir dengede seyreder mevcut doğaya bakarsak burdan herşey görünüyor. komunler dev sürüleşmeye tol açan birer rol üstlenmişlerdir. sosyalizm fikrini mevcut kapital sistem olgunlaştırmıştır. öyle söylendiği gibi sosyalizm adalet duygusu pembe hayyaller ve saf barışcıl değildir. yapıcı muhalaefet rolunu oynar. oynamış. gaz alma yolları yöntemleri aşağılanmışlık duygusu taşıyan bedenlere. (kapital aklın yolu)
sistematize edilen her teori yalandır çünkü beyin fonksiyonları ve mevcut cosmos maddenin en ufak görülebilen parçacıkları sistemli değil kaotik durum durumda bir sürü olasılıklar havuzunda ve tekrara yer olmadan bir hareket içindedir durağanlığa yer yoktur .... orgon sen sistemli devam edebilsir akademik
netliğin olmadığı sadece anlara göre gelişen olgular varken bu kadar düzen manyaklığı devrim heyulaları nedir anlamak zor. yaşadığın gibi yaşıyorsunuz zaten ıkınsanda yaşayışlar bellidir ancak fantazilere birşey diyemez kimse bunlar kişisel çakır keyf olma durumlarıdır. kimse yada hiç bir görüş dünyalısı ruhanisi kimse lütfen fantezilerini gerçek yaşamlar üzerinde zorla devrim yada humanizm maskesiyle uygulamasın kan akıyor kemik kırılıyor ve ilik yenilyor.
yaşamın tadını çıkarın oyuna gelmeyin yok ters düz yatay dikey ...
yahu herkes anarşizmden ve anarşistlerden bahsediyor bir ben karşılaşmadım nerde yaşarlar ne yerler ne içerler çok merak ediyorum....
|

27-11-2010, 13:04
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
Alıntı:
|
madun yabgu´isimli arızadan alıntı
ama sarfedilen emek sonucunda üretim artacağından her ne kadar gelir dağılımı dahada kötüleşsede işçilerin yararına olacaktır.bu yüzden kapitalist ülkelerde işçiler için üretimin azalacağı ve devrim olacağı düşüncesi yanlıştır.yani marksizme göre emekçilerin yaşam koşulları kötüleşeceğinden dolayı devrim olacaktır.ama marksın burda görmediği nokta üretimin artacağı ve her ne kadar gelir dağılımında kötüleşme olsada bir iyileşmeye sebep olacağıdır.
|
Marx çok talihsiz bir adammış. Ne onun görüşlerini savunduğunu söyleyenler ne de onu eleştirdiğini söyleyenler nedense onu anlamamış ya da okumamış oluyorlar. önce marx'a bir şey söylettiriyorlar sonra onu savunuyorlar yada eleştiriyorlar.
Marx şunları yazmış:
"Sermayede hızlı bir artış, kârda da hızlı bir artış demektir. Eğer emeğin fiyatı, eğer göreli ücret hızla azalırsa, kâr da, ancak bu aynı hızla artabilir. Gerçek ücretin, kâr ile aynı oranda olmasa bile, itibari ücretle, emeğin parasal değeri ile birlikte aynı anda yükseliyor olmasına karşın, göreli ücret düşebilir. Örneğin işlerin iyi gittiği dönemlerde, eğer ücret yüzde-beş, öte yandan kâr da yüzde-otuz yükselse, orantılı ücret, yani göreli ücret yükselmiş değil, düşmüş olur.
Demek ki, eğer işçinin geliri, sermayenin hızlı büyümesi ile birlikte yükselecek olursa, işçiyi kapitalistten ayıran toplumsal uçurum da aynı zamanda genişler, bu arada sermayenin emek üzerindeki gücü, emeğin sermaye karşısındaki bağımlılığı da büyür.
İşçinin, sermayenin hızla büyümesinde çıkarı vardır demek, işçi başkalarının zenginliğini ne kadar büyük bir hızla çoğaltırsa, kendi payına düşen kırıntılar o denli bol olacak, istihdam ve var edilebilecek işçilerin sayısı o denli çok olacak, sermayeye bağımlı köleler yığını o denli artırılabilecek demektir ancak.
Demek ki, şunları saptadık:
İşçi sınıfı için en elverişli olan koşullar, sermayenin olabilecek en hızlıbüyümesi bile, işçinin maddi varlığını ne denli iyileştirirse iyileştirsin, kendi çıkarlarıyla burjuvazinin çıkarları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ortadan kaldırmaz. Kâr ve ücret, daha önce de olduğu gibi, ters orantılı olarak kalırlar.
Eğer sermaye hızla büyüyorsa ücret yükselebilir; ama sermayenin kârı bununla kıyaslanamayacak kadar çabuk yükselir. İşçinin maddi durumu iyileşmiştir, ama toplumsal konumunun pahasına. Onu kapitalistten ayıran toplumsal uçurum genişlemiştir."
Konu dyavol tarafından (27-11-2010 Saat 13:06 ) değiştirilmiştir..
|

27-11-2010, 19:47
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Marx aslında, sonradan marksist politikanın eylem biçimine dönüşen hiç bir şey söylememiş ki tam olarak eserlerinde. proletarya diktatörlüğü kavramı bile lenin in eklentisi. Ancak marx yaşadığı döneremde işçileri uyandırmayı görev bildi ve bunu engelleyeceğini düşündüğü her fikre şiddetle savaş açtı ve bu durumdan anarşistler nasibini aldı o arada. Biraz iktisat kuramlarının Albert Einstein ı gibi bir şey marx kuramını tehdit edecek esnekliklere veya kuramı ile bağdaşmayan farklı durumları saçmalık olarak nitelendiriyordu. Yani senin bakış açınla bakarsak dyavol, marx aslında tam bir deterministti, tıpkı kuramı yüzünden tersini gösteren einstein gibi o da kendi teorisinin kurbanı olmuştur bu noktada iktisat alanında. Tabi bu ana temadaki amacını kötüleştirip tamamen haksız çıkarmaz fakat uygulamada yarattığı problemler nedeniyle de aynı genel göreceliliğin evrene uyarlanamaması gibi, marksizminb topyekün topluma uyarlanabilmesini engeller.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:10 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|