Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Kollektivist ideolojilerin yanlisligi

Serbest Kürsü içerisinde Kollektivist ideolojilerin yanlisligi konusu: Alıntı: dyavol ´isimli arızadan alıntı E tamam işte sorun ne? Tam da sizlerin (bireycilerin) istediğiniz insan tipi değil mi? Ne ağlaşıyorsunuz? Adam kendisi için bir şeyler istiyormuş esasında. Ağlaşma değil, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 12-12-2010, 15:48
Birey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-08-2010
Mesajlar: 205
Alıntı:
dyavol´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
E tamam işte sorun ne?
Tam da sizlerin (bireycilerin) istediğiniz insan tipi değil mi? Ne ağlaşıyorsunuz? Adam kendisi için bir şeyler istiyormuş esasında.
Ağlaşma değil, tarif..Kali'nin dediği gibi.. Söyleninenlere şartlandırılmış bağnaz bir kafayla değil, objektif gözle bakarsan o zaman empati kurmayı başarabilirsin.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 12-12-2010, 15:56
Birey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-08-2010
Mesajlar: 205
Alıntı:
Kali´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ancak, dediginde duygulari bastirmanin insan dogasi nedeniyle uygulanabilirligini nasil savunursun? Hangi duygulari nasil bastiracaksin ve insan kendi organizmasi icinde hierarkik bir tutum sergilerse nasil ozgurlukten feragat etmedigini soyleyebilir ki?
MANTIK, kendisi hierarkik bir yapida ortaya cikan doga ile bagdasmayan bir olgudur. Sahip olmanin getirdigi mutluluk yitirme olasiliginin getirdigi stress (mutsuzluk) ile beraber gelir. O yuzden sonuc olarak denince bir oxymoron'a saplanmis olunmuyor mu?

insanin hayattaki gercek mutlulugu varlolmanin getirdigi mutluluktur. Onun icin mutluluk disaridan degil icten gelir. Bazen disaridan gelen bir etki icteki mutlulugu ortaya cikarir. Icten gelen mutluluk icin extra birseye ihtiyac yoktur, sadece aradaki bariyerleri (mantik, duygusal saplanti, sartlanma vs. atlamak (onlara inanmamak) gerekir. Doganin parcasi olgularla savasmak, direnmek, bastirmak degil, ne olduklarini gorup anlamak gerekir. Anlayis gereksiz etkilerden korur bireyi.
Çok doğru, tamamen katılıyorum. İnsanın başına ne gelirse duygularını bastırmasından, inkar etmesinden kaynaklı.. Bu manada cinselliğini "cennete" gidip hurilerle alem yapmak için bastıran bir dindarla, aklını kullanmayı duyguları bastırmak olarak algılayan "bağnaz" ve mutsuz materyalistler arasında bir fark yok. Bu güzel yazıları yazan İllyanarch da eminim deneyimleyerek mutluluğun tek engelinin sürekli daha fazlasına sahip olmak isteyen ego ve duyguları inkar eden içi boş mantık algısının olduğunu görecektir.

Konu Birey tarafından (12-12-2010 Saat 16:02 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 12-12-2010, 16:47
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Sn. İllyanarch gencecik bir çocuktu, oluyor öyle bir dönem büyürken. Duyguların yoğunluğu ve organizmanın o hararetli duygu veri girişinin üstesinden gelmek için yeteri kadar gelişmiş (ve deneyimli) olmamasaından kaynaklanan bir "anti-duygu" dönemi....
Biraz zekâ, biraz şans....bu aşşaadaki eleman gibi olmadıkçait all turns out to be allright
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 13-12-2010, 01:04
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
Alıntı:
...yeryüzündeki her canlı gibi sadece kendisi için yaşamayı anormal bir olguymuş gibi görecek kadar yapaylaşmış...
Alıntı:
...esasında kendisi her şeye sahip olmak ister...
Buradaki çelişkiyi görmeyip "ağlaşma" tabirine takılıp ağlaşmaya devam etmeyin.

Şurada yazdıklarıma bir göz atın. http://www.khaos.info/serbest-kursu/...-kotu-kavrami/ (Ahlak (İyi-kötü) Kavramı)

"İnsan doğal olarak sadece kendi çıkarlarına uygun olanı yapar. Her zaman. Ahlaklı olmak, iyi insan olmak, kötü insan olmaktan daha çıkarlı bir durum oluşturduğunda birey iyi bir insan olur."

"Aslında her insan pratikte materyalist ve ahlaksızdır. İnsan milyonlarca yıllık evrim süreciyle, temelde inorganik, cansız, ruhsuz, duygusuz, ahlaksız maddeden var olmuştur."

Zaten var olan bir şeyi "olması gereken" diye göstermek bir kısır döngüye saplanmaktır.

Kollektivist ideolojilerin benimsenmesi bireycilik/bencillikten bağımsız değildir. Kollektivistler de gayet bencil, bireyci ve çıkarcıdırlar.
Sorun nedir? Bu zaten var olan bir şey.
Sorun bireylerin asıl çıkarlarının nerede olduğunu ortaya koymaktan geçiyor.
Bir işçi eğer kendi bireysel çıkarlarını düşünüyorsa, işçi sınıfının kollektif varlığıyla birlikte mücadele etmelidir.
Devlet otoritesinden kurtulmak isteyen bir birey, eğer kendi bireysel çıkarlarını düşünüyorsa, "halk" denen o kollektif vücudla "bir" olmalıdır.
Eğer birey, bir başkası hukuksuzca, vandalca, sırf kendi bireysel çıkarları için kendisinin yaşam hakkına saldırmasını istemiyorsa, "insanlık, iyilik" vs.vs. şeklinde isimlendirilen o kollektiviteye katılması gerekmektedir. Ahlak kavramı ile ilgili yazdığım yazıya bkz.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink)  
Alt 13-12-2010, 15:47
Birey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-08-2010
Mesajlar: 205
Alıntı:
tembel´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
aslında sana cevap vermek bile gereksiz bi kapitalistsin ve mutlu insanın tanımını yaparken sorgulamayan kendi çıkarlarını gözeten yani tamda bi kapitalistin istediği insanları yüceltmişsin evet çok iyi bir kapitalistsin ve ideolojini iyi açıklamışsın... unuttuğun bişey var sömürü misyonunu gidip daha iyi sitelerde yayabilirsin...
"Nerden: Haklısın yaşamıyorum"

İster kapitalist kabul et, ister sömürücü(aynı bayat ideolojik refsleksler) ama önce bir "yaşamayı dene" sonra bir ara gel de sen mutluluğun tarifini yap!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink)  
Alt 13-12-2010, 16:09
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
"İnsan doğal olarak sadece kendi çıkarlarına uygun olanı yapar. Her zaman. Ahlaklı olmak, iyi insan olmak, kötü insan olmaktan daha çıkarlı bir durum oluşturduğunda birey iyi bir insan olur."

"Aslında her insan pratikte materyalist ve ahlaksızdır. İnsan milyonlarca yıllık evrim süreciyle, temelde inorganik, cansız, ruhsuz, duygusuz, ahlaksız maddeden var olmuştur."

Zaten var olan bir şeyi "olması gereken" diye göstermek bir kısır döngüye saplanmaktır.
Buradan hareketle yazımıza başlayalım. Herhangi bir yazıma bakmanıza gerek yok çünkü büyük kısmını burada yeniden yazacağım hep yaptığım gibi.

Buradaki ahlak kavramı, öne sürülen tezdeki materyalist temele aykırı olan metafizik felsefi bir durumu temsil eder. Dolayısıyla yukarıdaki arkadaşların anlatmaya çalıştığı duruma karşılık olarak öne sürülen katı materyalist tez ile karşı çıkılan noktanın ne olduğu sorusunun sorulmasına neden olur. Lakin zaten o arkadaşların bahsettikleri bu tür bastırma mekanizmalarının doğal olmadığı düşüncesidir. Doğadan ve evrimin nedeninden hareketle bir materyalizasyon yapıldığında zaten temel dayanak ahlak değildir. Duygular denildiğinde ise işin içine bu ahlaki olmak zorunda olmayan canlının bireysel ihtiyaç ve davranışlarının içten yönelimi anlaşılmalıdır. İnsan programlanmış bir robot gibi, kendisini oluşturan reaksiyonların sonuçlarından dışsal ya da kolektif çoğunluğun çıkarına olacak bahanesiyle muaf tutulamaz. Yani sinir sistemimiz, dolaşımımız, hormonlarımız, dış uyaranların neden olduğu tepkisel iç uyaranlar ve bunların bir benlik olarak algılanıp zihinde şekillendirilmesi, ondan öncesinde de sinir sisteminde haz ya da kaygı olarak içe kapanan (savunma,büzülme,korunma---->korku---->kaygı) veya dışa yönelip birleşmeye ve yönelmeye neden olan (haz, genişleme, açılma----> neşe---->yaşama arzusu) durumları oluşturur. Duygular yoktur,o yoktur bu yoktur hepsi uydurmadır diyip ardından materyalizm yapıldığı savıına dayanılarak mutlak kolektivist bir sosyalizme din gibi mürit edinmeye çalışmak, olsa olsa dindarın her şey madde demek değildir şeklindeki metalaştırmasına eşdeğer olacaktır. Dolayısıyla materyalizmin aslında ne olduğunu sosyalist yani kollektivist ahlak açıklayamaz bu tanım ona tabi değildir. İnsan aslında bencildir, gelin sosyalist olalım? 1. eğer aslında bencil isek olamayız. 2. sosyalizmin aynı kolektivist bencilliğe sahip olmadığını düşünmemize neden olacak bir farkı yoktur.

Duyguların bastırılması çağlar boyunca daima kolektiflik,toplumsallık adı altında dayatılmış bir grup dominant hakimin kendi hakimiyetini sürekli kılmak için oluşturduğu zorunlu tasarım ve dayatmalardan ibarettir. Kolektivistlerin bu noktadaki hatası istisnai veya tepkisel olarak oluşmuş ikimnci dereceden saldırgan davranışları maalesef hıristiyan ahlakının dışına çıkamamış olmalarından ötürü sosyal darwinist bir biçimde insanın temel içgüdüsündeki bir bencilliğe dayandırıyor oluşları olup aslen bu tezin herhangi evrensel kanıtı da bulunmamaktadır. Ahlakı iyiyi kötüyü rddettikleri vakit bile bu kez bireyciliği hor görerek bir toplumsallık oluşturabileceklerini varsaymakta, bugün varıolan biçimiyle bireyciliğin ağırr basmasının toplumu acılara sürüklediğini öne sürmektedirler. Bunu yaparken de kendi oluşturdukları yeni ahlak kuramını görmezden gelmekte, aslında yeryüzünde varolan tüm ahlaki kısıtlamaların en başında ilahi olmayıp (ilahiyatın başlama nedeni hiç de ilahi değil tersine kolektivist bir çıkar yüzündendir, totemlerden ve onu biçimlendiren tabulardan başlar. Nihai emirler yani artık kimsenin bu kuralları bozmaması istendiğinde üzerinde biat edildiği vakit, ilahi yaratıcı yaratılır sonrası da bu minvalde devam eder.) yine bu çeşit bir çoğunluğpun çıkarına kurulmuş modelden evrildiğini de gözardı etmektedirler.

Yukarıdaki parantez içi duruma bir örnek verelim. Ahlakı, iyiyi ve kötüyü tamamen eski kültüre dayandırıp bunların da o dönemin çıkar gruplarınca dayatıldığını öne sürebilir, tamamen materyalize olabiliriz. Ancak örneğin ensest tabusunun nedenini evrim teorisine dayandırıp sonra da bunu tabu olarak sürdürmeyi hangi materyalist doğa yasasının zorunluluğu olarak insanlara sunacaksınız mesela?
Aslına bakılırsa toplumda şu an varolan kandaş ile ilişki eğilimlerinin temelinde bastırılmış cinsel-sevisel duyguların tepkisi bulunmaktadır. Daha öldürücü biçimi olan toplumdışı bu tarz eğilimlere aile içi tacizi, tecavüzü, cinayeti, gasp ı, ve bunların aile içi olmayanlarını da katabilirsiniz. Bu durumda hiç bir kurala sahip olmayan ve populasyon dinamiğini reddeden hali ile gen bencildir tezine katılırsanız bütün bunlar insanın temel niteliklerinden bazıları olarak gözümüze çarpabilir o halde ne bir tecavüzcüyü ne de pedofiliyi yargılayamaz hale gelir ve bu onun seçimidir demek zorunda kalırız.

Bireyselcilerle kolektivistlerin binyıllardır içine düştüğü kavgaların temelini de bu çelişkili bakış açıları doğurmuştur. Her iki taraf da diğerinin olumsuz sonuçlarına değinerek, en zararsız doğrunun kendi doğrusu olduğunu öne sürüp, aslında yeni bir ahllak yaratmaktan daha ileri gidebilmiş değildir.

Kolektivizmin hatası bunu halen tasarımcı gerici bir metot dahilinde ele alıyor oluşudur ve bunu oluşturabilmek için bireyin bazı özgürlüklerini kısıtlamanın, bazı duygularını yok saymanın gerekli olduğunda ısrar etmektedir. Örneğin ütopik bir uygarlığın öncesine dönüş olan komünizmi saymazsak, sosyalizmden hareketle sınıfları ve çelişkileri ortadan kaldıracağını öne süren düşünceler temeline kötü insan sıfatını hakeden bencilliği de insanın bir özelliği olarak tanımladığı için bu özellikleri bastırmanın gerekliliğinden dem vurur ve sonuç olarak toplumculuğu tüm bireylere dayatarak bireycilikten feragat ederek bu yola baş koymuş misyonerler yaratır. Bu misyonerlerin görevi de rahiplerinkini geçmez, günde 5 öğün zenginlere, küçük burjuvalara, zamanın şu anındaki sisteme göre yaşamaya çalışan ve bunlara küfretmeyen diğerlerine küfür eder.

Bireycilerin hatası ise bazı duygularından feragat etmeden olağan bir kolektivizmin mümkün olduğuna inanmadıkları için ve kolektivistlerin bireyselliklerine olan horgören saldırısının da nedeniyle tasarımcı modellere olan karşı duruşlarını tüm kolektivist anlayışlara genelleştirmelerinden ileri gelir.

Peki böyle bir hem bireyi asla yargılayıp baskı altında tutmayan hem de kolektivizmi oluşturabilecek sentez bir yapı mevcut mudur? Evet. Aslında her ne kadar diğerleri ile eş tutulmaya çalşışılşsa ve özellikle fanatik kolektivistler olan sosyalistlerce bugünün koşulları da dikkate alınıp şiddetle horgörülen siyasi anarşizmin temel tezleri bu noktayı dikkate almaktadır. Ancak gerek kolektivistlerin sabırsızlığı ve yarın dünyayı değiştirme duygusallıkları,gerek bireycilerin şu andaki durumlarını ve zorunluluklarını yok sayarak yarınki olası bir dünya için ütopik buldukları oluşumları hor görmelerinden ötürü siyasi anarşizm her iki taraftan da saldırılar alır.

Öyleyse bu hem bireyci merkezden olup oradan yayıldığı halde hem de toplumcu olacak bir yapı nerededir, bu mümkün müdür?

İnsan zekasına olan güven bunu mümkün kılar,lakin bunu yaratabilen tüm evrende aksine zeka bile bulunmaz.

Örnek: karınca kolonisi, arı kolonisi: Bu oluşumlarda hiyerarşi mekanizması nedir? Yönetici kimdir, bireylerin yani tek tek karıncaların davranışını belirleyen karıncalar hangileridir? Bu soruların hepsinin cevabı olumsuzdur. Sanıldığı gibi koloniyi kraliçeler "yönetmezler" Koloniyi işçi karıncalardan kurulu bir ordu da yönetmez. Aslına bakılırsa bu karıncalar normalde ne yapıyorlarsa koloni haline geldiklerinde de aynı şeyleri yapmaktadırlar. Ancak sayıları arttıkça ortaya çıkan kolektif bilinçlerinin eylem ve tasarım alanı kendiliğinden sayılarıyla orantılı olarak artmakta, bireysel açıdan son derece basit olan bu canlılar koloni halindeyken insan aklına kafa tutabilmekte hatta onun şaşırtacak derecede eşgüdümlü davranarak dev kentler inşa edebilmekte, bütün bunlara rağmen kendi içlerinde bir çatışmaya mahal vermemektedirler. Yapılan sayısız deney, karıncaların da arıların da kimse tarafından yönetilip, zorlamayla yönlendirilmediğini ortaya koymuştur. Sayıları arttığı oranda belli bir miktarın üstüne ulaştıklarında kendiliklerinden örgütlenmeye başlarlar. Bir katliam yapmaya başlar ve sayılarını belli sayının altına düşürürseniz kenrtler inlşa edecek yetenekleri de yok olur bireysel veya küçük gruplar halinde böceklere dönüşür, devamlılıklarını sürdürecek koloniler oluşturamazlar. Sadece işçileri öldürürseniz yeniden işçiler oluşturulur. Kraliçeleri öldürürseniz yeni kraliçeler oluşturulur. Damızlık erkekleri öldürürseniz yine dağılmazlar yeni erkekler üretirler.

İnsanlarla karınca-arı hatta bütün diğer hayvanlar ve evrensel oluşumların aksine bulunan fark, insan zekasının varlığından kaynaklanmaktadır. Daha doğrusu insan zekası son 6-7000 yıldır evrensel geri zekalılık haline geldiği yani çoğul halde örgütlenmeyi başaramadığı ya da daha doğrusu çok fazla sayıda insanın beraber örgütlenebileceği aşamaya henüz ulaşamamış olduğu için kendi içersinde çatışkılar üretmektedir.

Burada kısa bir parantez açıp devam edelim. İnternet ortaya çıkalı beri yeni nesil eskisinden çok daha hızlı düşünmekte, eski nesilin 30 lu yaşlara doğru anca ulaşabildiği bilince henüz 18-20 yaşlarında ulaşabilmektedir. İnterneti kim yönetir? Hiç kimse ve herkes. Şu siteye bile yazan herkes sitenin editörüdür. İnternet nasıl faydalıdır? Çünkü bireylerin doğrudan iletişimine olanak sağlar, fiziksel sınırları kaldırır ve dünyanın her yönünden bilgiye ulaşma potansiyeli barındırır, hatta bu kişiler birbirleri ile dünyanın iki ucundan tartışabilir, kullanımı bilşgisayar programlarını kullanmaktan çok daha kolaydır lakin kullanım biçimi de ortak kullanıcılar tarafından bireysel olarak geliştirilmektedir. ( Sosyalist bir internet ise çökmeye mahkumdur elbette, çünkü herkes adına faydalı olduğu iddia edilecek birilerince ortak karara göre geliştirilmeye çalışılacak, topluma faydalı faydasız içerik ayrımı nedeniyle zamanla kısırlaşacaktır)

Devam edelim. Sinir sistemini oluşturan nöronlar ve yardımcı hücreler ne derece zekidirler? Karıncalardan daha aptaldırlar, lakin karıncanın bile bir sürü nöronu olduğu için karınca gibi hareket edebilmektedir. Ancak milyarlarca nöron ve yardımcı hücre aslında sırf kendi kimyasal reaksiyonlarını sürdürmekteyken, bunun aşırı etkinleşmiş ve sayıca artmış biçimi olarak insan zihnine neden olmuşlardır. İnsan zihni ise aslında kendi yaşamını devam ettiren süreçleri yeniden kopyalayıp üreterek zeka tasarımı dediği şeyleri oluşturmaktadır. Kentler, organizasyonlar, yollar, uydu iletişimleri vs insan vücudundaki işlevlerin kaba bir taklididir. Başka türlü tasarım da yapamaz insan, çünkü kendi nasıl ise o şekilde tasarlayacaktır. Kendisine benzemeyen ona anlamsız ve rastgele gelir. Anlamsızlık ve rastgelelikden ayıran ise ise, bu sayısız anlamsızlığın bir bölümünün eşgüdüm halinde örgütlenmiş halinden başka bir şey değildir. İnsanı beyin mi yönetir? Hayır işlenen duyumlşarın santarali beyindir ancak 2 dk akciğerler çalışmaz olursa önce her şey yanlış ve çarpık algılanmaya akabinde algılanmamaya başlar. Çünkü anlamlı algılanması denilen durum şu ana kadar algılanan biçimidir ve onu sürdüren biçimi.

Dolayısıyla kolektivist anlayışın hatası tümdengelimsel bir ilkin tasarım modeliyle, bireyleri yaratmaya çalışmasından ileri gelmektedir. Bireylere vaat ettiği özgürlük ise kolektivist tasarımı bireyin önüne koyar. Oysa tersine kolektivist yapının gelişimi bireyin kısmi değil tam özgürlüğüne bağlıdır. makro evrendeki yapısallaşmalardan tutun, organizmaların evrimine ve atomaltı evrenin yasalarına dek varolan her şey doğrudan iletişime, yani etkileşime bağlıdır. Zaman zaman bazı bireyler diğerlerinden daha etkin olabilir ancak bu zaten geçicidir üstelik bir bireyin etkinlik potansiyeli de tamamen ne kadar sayıda başka bireyin etki alanını kendinde işlevselleştirmiş olduğuna bağlıdır. Örneğin toplumun yaşan biçimini kökten değiştirmiş olan mucitler birden kafalarında bir flaş yanması ile bunları bulmamış, tersine kendilerinden önceki çoğu kimsenin önemsemediği etkin yaratımları yeniden anlamlandırıp evrene yeni anlamlar yüklenebilmesine neden olmuşlardır. Ancak bugün dönemin büyük bilim insanı Aristotelesin felsefesini ve kuramlarını 8 yaşında bir çocuğun kavraması mümkündür, 10 yaşına geldiğindeyse çoğunun saçma olduğunu düşünecektir. Aradaki farkı üstüne eklenen sayısız zeka ve düşünce yaratmış, bugünün 8 yaşındaki çocuğu yaşadığı çağın birikimi oranında bir zeka ile gelişmektedir.

İnsan kolonisinin bir diğer üstünlüğü ise, geçmişi de bu koloniye dahildir yani insan kolonisi yazının icadından beridir kendi tarihini de içinde taşır dolayısıyla gelişimini ve zekasını oluşturan ana unsur da aynı şeyi yeniden denemesini engelleyen bu durumudur yani hafızasının işlevselliği.

Kolektivistlerin bir hatası da süreci algılamak istememeleri, karşı durdukları daha gerici oluşumlara rağmen onlara aynen benzemeleridir. Tasarımcıdırlar. Akıllı tasarımcı. Yani bugün ortada yıkıcı bir savaş ve karmaşa var ise sebebin savaşın kendisi olduğunu düşünmekten pek hoşlanmamakta, bu düşüncceyi pasif bulmaktadırlar. Bu halleri ile ölmeden önce dünyanın kesin manasını ve ahireti görmek isteyen inançlı kişiye benzerler. Yaşamın tasarrufunun tamamen kişisel arzulara göre biçimlenmediği gerçeği onları rahatsız eder ve her şeyi toptan değiştirip güzel kılmanın tamamlanmış bir formülü olduğunu sanırlar. Formülasyonları da son derece basit ve doğa dışıdır. Nihai bir idealist erek uğruna diğer herşeyi durdurmak. Özgürlük adına bireyciliği yontmak. Duyguları mistik gibi göstermek. Cinsel dürtüleri aşırı metalaştırıp (onlar materyalist düşündüklerini sanırlar, oysa duygulardan arındırıp nesneleştirmekte mistikler kadar gerçek dışıdırlar) erekselleştirirler. Muhafazakar kişi cinsel özgürlük denilince günah olarak tepki verirken, kolektivist ayunı şeye yozlaşma demektedir.

Başa dönecek olursak ensest neden tabudur? Genetik? Toplumsal? Sadece tabu olduğu için?

Alında hepsi. Aslında genetik hataların oranı çok küçüktür yani akraba evliliklerinde bu ihtrimalin bir miktar artması ölümcül bir gen kazası olmadıktan ve bu bir zorunlu gelenek olmadıktan sonra önemsizdir. İnsanların bunu tabu ilan etme nedeniyse son derece basittir. Birincisi genetik yönelim farklılaşmaya meyillidir bırakın kardeşi, yakın kandaşı, ırklar genelde birbirine aynı ırka oranla daha çekici gelir. (ortalama durumda, işin içine aşkı,bağlılığı, ilişki süresini, paylaşımları ve bulunulan coğrafi konumun geleneksel algı alışkanlıklarını katmıyoruz, nötr durumdayken) İkincisi kandaşlar evlendiği sürece cinsel nedenden ortaya çıkacak savaşların kaçınılmaz olmasıdır. Lakin baştan eşler belirlendiği için bazısı daha az avantajlı olacak, bazısı bunu değil başkasını isteyecek, bazen savaş çıkınca yenenler yenilenlerin geleneksel olarak doğuştan belirlenmiş eşliğini kendi çıkarları için yasaklayacak ve kardeş erkekler öldürülecek, derken bu durum yığınla problem oluşturacaktır. Öyle bir problem yaratmıştır ki zaten (genetik hastalıklardan çok daha vahim olan) bu artık kimsenin nedenini sorgulamadığı bir tabu haline gelmiştir.

Peki mesela bnun sorgulanması gerekir mi? Bu bir ahlak mıdır? Hayır. Eğer kişi kendi kandaşı ile yakınlaşmak istiyorsa ortada buna iten bir neden olarak cinsel ayrımcılık ve baskı olduğu anlaşılır. Lakin herhangi sıradan birey hiç bir toplumsal kuralın olmadığı bir ormanda, tamamen bilinçten yoksunken kardeş kardeşe bırakılmış olsalar da ormanda başkalarıyla karşılaştıklarında birbirlerinden ziyade bu kişilerden etkileneceklerdir. Tersi durumun yaygınlığı ve toplumlarda gizli bir şekilde sorun oluşturuyor oluşunun nedeni bu kişilerin dışa kapalı ve cinsel horgörü ile oluşturulmuş çarpık yaşamındadır.

Bu örneği veriş nedenim, bireycilerle kolektivistlerin bakış açısındaki eksiklikleri göstermek açısındandır. Çünkü her ikisi de bu gerçeğin farkında olmadıkları için bireyciler toplumsal yıkımı insanın temel içgüdülerine, kolektivistler aynı nedenle bu temel içgüdüleri kabul ederek onları engellemeye yönelik ahlaklar dayatmaktadırlar.

Oysa aşırı hale gelen tüm saldırgan ve toplum dışı davranışlar yani cinayet, gasp, umursamazlık, bencillik, tecavüz,taciz, şantaj, iki yüzlülük, yalancılık, dolandırıcılık vs vs bunların tamamı birer tepkisel korkuya ve onun neden olduğu savunma halleridir. Canlının, evrenin,insanın temelinde bu tutumlar bulunmaz ama eğer kişiyi bastırırsanız engel ollalım derken tam tersine konntrol etmenin giderek güçleştiği bu türden davranışlar yaygınlaşmaya başlar.

Yine internetten örnek verecek olursak yeraltı kısmını oluşturan ve büyük bir oranda takipçisi olan pornografi, insanların bilmek istemediği bir çok çarpık durumu gözler önüne sermiştir bu konuda. Bunlar yoktu da internet mi neden oldu bunlara? Bu elbette çok komik bir iddia. İnternet tamamen insanların eseridir ve herhangi uzaylı salt internette dolaşarak insanlığın içinde bulunduğu temel çelişkileri rahatlıkla anlayabilir. Örneğin pornografinin bunca çeşitlenme ve yaygınlaşma nedeni cinsel özgürlükten ziyade, cinselliğin sadece sanalda özgür kılınmış olmasından ötürüdür. (sürekli uzaktaki sevgilinizi hayal edip onunla ilişkiye girdiğiniz düş ilev masturbasyon yapıp haz duyamazsınız, ya onnla gerçekten birlikte olacaksınız ya da başkasını bulacaksınız. pornografi de bu ikisinin arasıdır ve kişinin cinsel gerilimi çözülmediği ve reel anlamını bulup gerçekleşemediği oranda güdüleri de salt boşalmaya odaklanıp çarpılmaya, aslen zayıflamaya, görünüşte tersine azgınlığa başlar.) Özgürlüğün olduğu yerde bunca atraksiyon teşhir edilmez, edilse de insanlar bunu merak etmezler hatta bayağı bulurlar, lakin bunları yaşamaları yasak değildir çünkü. Örneğin bazı ilkel kültürlerde genç veya ergen kızların erkeklerin olağan flörtleri ve cinsel yaşamları beyaz rahipler tarafından grup sex alemi yapmak olarak algılanmıştır. Oysa bu insanlar doyuma yönelik ilişkiler aradıkları için egolarını doyurmak en son akıllarına gelecek geldiğinde de tiksinecekleri bir durumdur. Beyaz adam için ise tam tersine cinselliğin en heyecan verici kısmını oluşturur ve doyuma yönelik değildir. Dolayısıyla bu kültürlerde ensest, pedofili gibi tabular yoktur ancak bu tabular niye yok diye sorduğunuzda karşılaşacağınız tepki bunların anlamını bilmemeleri olacağı için yok olduğu olacaktır. Bunun bir tabu olması serbest olması kadar manasızdır onlar için.

Bu durumu kolektivistlerle bireycileri birbirine düşüren tüm yıkıcı eğilimlere yayabiliriz. Bunların tamamı aslının yerine konmuş ego savunma davranışlarıdır. Bu davranışlara neden olan, çağlar boyu sürdürülmüş olan katı kolektivist anlayışların birbiri ardına gelmesi ve giderek daha yüksek oranda yıkıma neden olmasıdır. Dolayısıyla bireylerin tejmel dürtülerini bu şekilde tanımlayan da aslen bu kolektivist anlayışların önermeleridir. İnsan bencildir, insan önce kendini düşünür, dolayısıyla bazı düzenlemeler şarttır vs. Tersine insanların bu tanımlardaki gibi olma nedenleri bireyselliklerinin baskı altına alınmasıdır çünkü bir köpeği bağlayıp cinsel dürtülerini bastırdığınızda nasıl ki bu köpeğin psikopat davranışları temel nitelikleri olmaya başlıyorsa aynı durum her ne kadar aklı sayesinde ahlak geliştirip engellemeye çalışsa da insan için de aynen geçerlidir, lakin istese de istemese de o da dürtülerinin sayesinde varolan bir hayvandır. Ancak daha da kötüsü hasta bir köpeği salarsanız bir süre çıldıracak birkaç zarardan sonra sağlığına kavuşacaktır ancak insan zihni korkusunu da hafızasına kaydedip kaygısını daimi haline getirdiği için varolan duygularını ve bunların engellenmesine karşı oluşturduğu kronik nefreti, inançlar, gelenekler, tabular ve bunların üstüne kurulu bir bireysel karakteri şeklinde örgütleneceğinden kolay kolay bir nesilde ortadan kaldırılamaz. Dolayısıyla da kolektivist anlayışla bilinçlendirilemez, düzeltilemezler. Yalnızlığından ve duygusal sarsıntılardan sapıtmış birini ahlakla biçimlendirip bol kitap okutursanız elde edeceğiniz karakter bilinçli biri değil, her türden açıkları, zaafları anlamış ve bunlardan özel çıkar elde etmeye uğraşan iki yüzlü biri olacaktır. Yani sadece varolan durumu güçlenecektir ondan kurtulması ise bireysel özerkliğini kullanmasına, ezberlerden bağımsız olarak kendi yolunu çizebilmesine bağlıdır. Kolektivist bkış bunu engeller ve kişiyi yok sayar. İstediği kadar özgürlük vaat etsin temelde idealist bir üst evrene dayanır ve bu üst evren pratik bir gerçek de olmadığı için öznel kısıtlamadan ibarettir. İnsanın bireysel özgürlükleri yoluyla karıncalar kadar özgürleşip, kendi kolonilerini işler hale getirmekten başka çaresi veya alternatifi yoktur. Doğa böyledir,ben doğadan daha zekiyim diyemez sadece onu daha iyi anlayabilirsinizx çünkü zekanın kendisi bireyseldir yani doğaya göre özelleşmedir. Kolektivist bir anlayış ile o koloniyi baştan dizayn etmek ise olanaksızdır çünkü koloniler anlık durumlara göre biçimlenmişlerdir ve doğanın kendisi gibi anlık durumlarda değişebilme özellikleri sayesinde dışardan bakıldığında mülkemmel görünürler belli bir temel kuralları yoktur, buna ihtiyaç zaten yoktur.

Konu Orgon tarafından (13-12-2010 Saat 16:47 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink)  
Alt 13-12-2010, 22:23
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
@Orgon
okumadım ama adam haklı

Önce bi Alp-Er Tunga'yı okuyacam sonra Gılgamış'ı sonra bi de Ergenekon'u.. zaman kalırsa seninkini de okurum.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink)  
Alt 14-12-2010, 06:20
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Hahaha, bu komik olmuş, dyavol Orgon'un mesajını uzun bulup okumamış, onun yerine gidip "ulusalcı pornosu" okuyacakmış. Ben de "sadece kendisi için yaşamayı" "her şeye sahip olmak" ile aynı şey zannedikten sonra kafasına göre çelişki görüp kendi kendine eski yazdıkları ile gelin-güvey olmaya başladığı an geçtim dyavol'un yazdıklarını.
Malûm, yazacağı herşeyi 'materyalist-komunist' filtresinden geçirip eğri-büğrü bir şekilde ipin üzerine diziyor ya, sonra ayıkla pirincin taşını....(yani taşkafaya "inorganik, cansız, ruhsuz, duygusuz, ahlaksız maddeden var olmuş" olsa bile insanın 'organik, canlı, ruhlu, duygulu ve vicdanlı' olduğunu anlatmaya çalış). Zor be!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink)  
Alt 14-12-2010, 17:25
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
Söylediklerimi "taş gibi sert" ve belki "acımasız" geldiği için anlayamayanlara bir daha...

"Herkes sadece kendisi için yaşar." "Her şeye sahip olmak isteyen" de bundan muaf değildir. Her insan pratikte materyalisttir. Neye inanıyorsa inansın inandıkları, duyguları, düşünceleri, içinde yaşadığı toplumsal yapı, ailesi, çevresi, yaşadıkları, sosyo-ekonomik sınıfsal konumu, hormonları gibi, "maddi yapı" tarafından belirlenmiştir.
Bencil olana bencil olmayı önermek totolojidir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #20 (permalink)  
Alt 15-12-2010, 06:30
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
dyavol´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Söylediklerimi "taş gibi sert" ve belki "acımasız" geldiği için anlayamayanlara bir daha...
Sanki yazdıkların "bulunmaz hint keneviri"- çok zor anlaşılabilecek şeylermiş gibi tekrarlamana gerek yok. Anlaması kolay da, işte o "taş gibi sert" ve "acımasız" olan şeylerin daha "gerçek" ve hatta daha "sağlam/dayanılır görüşler olduğunu zannetme" yollarından geçen birisi için esasında o 'söylediklerinin' ne "taş gibi sert" ne de "acımasız", sadece biraz siyah-beyaz, biraz (sağ)duyarlılığı eksik bir tutum olduğunu, siyahla beyazın arası birçok renk, paylaşılabilinen dünyanın içinde paylaşılamıyan birçok dünyalar olduğunu anlatmaya çalışıyor insan bazen...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ideolojilerin, kollektivist, yanlisligi


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Marksizm için ideolojilerin önemi nedir? kaos Felsefe 0 27-04-2008 16:19
ideolojilerin sonu mu? halk daha neyinize inansın! timm_ Serbest Kürsü 2 01-03-2008 09:53


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:07 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info