hrant'a...
hrant:'tek silahim samimiyetimdir!'
Su berraklığında yüreğin ne çok korkutmuş birilerini,ne çok ürkütmüş çocuk saflığın karanlık beyin(siz)leri.karanlığı kuşanmadan,maskeler takmadan bu oyunda oynayamazdın bilmiyor muydun a gözbebeğim?
Bilirsin bir Kızılderili atasözü :‘yeryüzünün sınırlara bölünmesiydi ilk kirlenme!’diyor ,haklılığına katılmakla beraber davamı olsaydı muhtemelen şu şekilde olması gerektiğini düşünüyorum:’ikinci kirlenme de insanların ırklara,dinlere bölünmesiydi!’evet hrant başta sınırlara ayırdılar bizi,ülke sınırları,il sınırları,ilçe,köy ve daha bir sürü kanla çizilmiş sınıra.yetmedi ırklara,dinlere ayırdılar ya da biz ayrıldık birbirimizden.ve belki bu da o kadar korkunç olmazdı ;her birinin kendini en üstün,en doğru kabul ettiği,gördüğü bu tuhaf,rezil durum olmasaydı.galiba sınırlara bölünüp bunca kanla kirlenen toprağın kini-intikamıydı bu.toprak birbirinden ayrılır da insan ayrılmaz mı?ayrılmak gerekirdi,ayırmak gerekirdi.
Ve toprak hepsinin kulağına ayrı ayrı fısıldadı:’en büyük,en değerli sensin.saklı cennetlerim sadece senin için.’bunu duyan insanın gururu kabardı,gururu kabardıkça düşüncesi-insanlığı alçaldı.bu kısır döngü hep böyle devam etti.gurur kabardıkça insanlık alçaldı,insanlık alçaldıkça gurur daha da kabardı.sonra insanlık alçaldıkça,düşünce yok oldukça birbirlerini,farklı olanı yok etmeleri gerektiğine karar verdiler.toprağın gizli vaatleri gururlarını kabarttıkça birbirlerine tahammüllerini de yok ediyordu.tatlı vaatler de,yeryüzü de,toprak da,dünya da ,her şey de onun olmalıydı;onun ve onun ırkından,dininden olanların yani ‘biz’ dediklerinin.diğerleri basitti,aşağılıktı,hiçbir şeyi hak etmezlerdi ki.yaşamaya bile haklar yoktu.yeryüzünü onlarla-ötekilerle paylaşmak olacak şey miydi?’hepsinin biz’i en üstündü!hepsinin biz’i en doğruydu!gittiği yolu bilmeden-görmeden en doğrusu benimki diyordu her biri!’
Toprakları artmalıydı,onlara vaatlerde bulunacak toprakları artmalıydı.yoksa nice olurdu halleri.’onları diğerleri dediklerinden daha üstün-değerli-doğru yapan meziyetleri yoktu ki korkunç gururlarından başka!’gururun kaynağı da topraktı.ve bu yüzden de değil midir insanlara huzur,kardeşlik vaat eden dinler bile toprağın büyüsünde savaşlar yapmış,dinlerinin büyüklüğü öğretilerinden ziyade sahip oldukları toprakla sınırlıymış.tanrının birliği ve kadının aşağılanmasından sonra üçüncü ortak paydaları bu galiba tüm dinlerin;yeni,geniş topraklar,sonsuz vaatler arzusu.din üstünlüğünü kanıtlamak için daha çok toprak istedi,ırk da bu mücadelede dinden geri durmadı.dünya üzerinde durmadan savaştılr,durmadan yeni topraklar istediler.toprak için bir ötekini katletmekten geri durmadı ne din ne de ırk.düşünmeye gerek yoktu,her taraf ele geçirilmesi gereken toprak,yok edilmesi gereken farklı dinden,farklı ırktan bir sürü düşman doluydu;düşünmenin zamanı değildi.herkes ayrı ayrı üstünlüğünü idea ederken nasıl mutlak bir üstün-doğru olabilirdi ki?birinin üstünlüğünün mutlaklık kazanması için diğerlerini susturması,yok etmesi gerekiyordu.daha çok ölüm,daha çok kan,daha çok vahşet.’İnsanlığın var oluş tarihinden beridir yaşanan-yapılan budur.usanmadan,yorulmadan bunu yapıyorlar işte.yok ettikçe yüceldiklerini sanarak,yok daha doğru-daha önemli olduğunu umarak!’yok ettikçe,öldürdükçe farklı-kendinden olmayanı,kendinden ayrı düşürdüğünü bitireceklerini düşleyerek.(daha geniş bilgi için dünya tarihine bakınız)
Ve işte biz de tüm bunları yaşıyoruz bunca zaman sonra bile.atalarımızdan tek mirasımız bu galiba.bizden sonra da bunun böyle olacağını bilmek daha da acı.’istediğimiz-düşlediğimiz aslında ne wilhlm reich’in büyük adam’ı,ne de friedrich Nietzsche’nin üstün insan’i.istediğimiz,olması gereken tüm sıfatlarından-eklerinden-süsünden-kirinden-kanından-vahşetinden arınmış,ayıklanmış insan;sadece insan.tüm düşüncesi,varlığı kendine yönelmiş insan.yok etme düşleri kurmaktan vazgeçmiş insan.kendi varlığını düşman yaptığının yokluğuna düğümlemeden yaşayabilen insan.varlığı için,üstünlüğü için düşman yaratıp onu öldürme ihtiyacı duymayan insan.kendi büyüklüğünü de,üstünlüğünü de,önemini de salt kendi varlığında arayan;onları kendi düşüncesiyle,yüreğiyle,sevgisiyle yaratmaya çalışan insan.dinin ve ırkın söylediğini,toprağın fısıltısını tutup en uzak noktaya fırlattıktan sonra bile kendi olabilen,yani tüm varlığı bu iki zavallı kavramdan ibaret olmayan insan.’
Evet hrant böyle kaç insan var bilmiyorum,ama senin bu yolda yürümüş en güzel insanlardan olduğunu bilmek bana yetiyor-güç veriyor.varlığın artık olmasa da ruhunun ışığı aydınlatıyor yolumu.’biz kardeşiz hrant,kardeşinim,hala yasını tutan küçük kardeşin.aynı ana babaya sahip olanlardan bile daha kardeşiz,-daha yakınız birbirimize,dayatılan bütün kin-nefret söylemlerinden sıyrılıp insanlığın ortak paydasında buluşmuş düşünce-fikir kardeşiyiz biz.farklı bedenlerde,beyinlerde aynı düşünceyi taşıyoruz.ve insanin-insan olmanın en güzel yerindeyiz belki de.din-ırk ve diğer tüm o kalıpların parlak-gözalıcı maskeleri olmadan da inanılmaz parlak yaşayabilenlerin en güzeli, dostum.
Sana yapılanları yazacaktım aslında,sana yaşatılan vahşeti.ama sonra vazgeçtim.sen bunları zaten biliyorsun,hem de hepimizden daha iyi biliyorsun.güvercin tedirginliğini,hain o üç kurşunun acısını,yerde boylu boyunca yatışını,senden sonra yasadığımız acıyı-kederi-utancı hiçbir sözcükle anlatamayacağımı biliyorum.seni katledenler toprağın fısıltısından,ırkın-dinin anlamsız-komik büyüklük-üstünlük vaadinden öte hiçbir şeyi olmayan zavallılardan başka nedirler ki hrant?başka ne olabilirler ki?insanlığını yitirmiş insan görünümlü yaratıklardan başka ne olabilirler?inan varlıkları aldıkları nefesle sınırlı,o bittiği an onlar da bitecekler,silinip gidecekler.geride insanlığın utanç duyduğu isimlerinden başka ne kalacak ha?
ve sen,sen biter misin hrant?sen yok olur musun silahla,kurşunla ya da başka bir şeyle?seni yok etmeleri mümkün olabilir mi?bedenin olmasa bile büyük yüreğin,saf-çocuk kalbin,aydınlık ruhun,sonsuz sevgin aydınlatmaz mı insanlık yolunu;varlığımızın karanlıkta kalmış yerlerini?ışığın hepimizde hüzün bakışlı-kırılgan ve en önemlisi dost-insan bir hrant yaratmaz mı???
|