Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Yürüyüş Dergisi: Eşcinsellik sapkınlıktır

Serbest Kürsü içerisinde Yürüyüş Dergisi: Eşcinsellik sapkınlıktır konusu: amınım eşcinsellik doğaya aykırı ne kasıyonuz madem kaba kıllı adamlara hastasınız gidin balta girmemiş epilasyon görmemiş yabani karılara adam gibiler maşallah az kalır yanları yok. o zaman kimse size baskı ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21 (permalink)  
Alt 26-11-2010, 00:43
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 25-11-2010
Mesajlar: 6
amınım eşcinsellik doğaya aykırı ne kasıyonuz madem kaba kıllı adamlara hastasınız gidin balta girmemiş epilasyon görmemiş yabani karılara adam gibiler maşallah az kalır yanları yok. o zaman kimse size baskı yapamaz
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink)  
Alt 01-12-2010, 06:27
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Yürü git be yürüyüş dergisi, anca gidersin darkafaları heybene koyup. Dergide "Emirle Yapmış Olmak Suçu Hafifletir mi?" diye bir başlık var, onlara sormalı: İnsanlara cinsellikleri yüzünden bulaşıp ötekileştirmeye çalışmak "halkların birlikteliği" ya da anti-kapitalizm adına yapılınca daha mı iyi geliyor kulaklara? Sizin devriminizin içine kaka yapıp üzerine tüy dikeyim.

Alıntı:
uuuusbkbe´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
amınım eşcinsellik doğaya aykırı ne kasıyonuz madem kaba kıllı adamlara hastasınız gidin balta girmemiş epilasyon görmemiş yabani karılara adam gibiler maşallah az kalır yanları yok. o zaman kimse size baskı yapamaz
Bu da, kendini cinsiyeti ile özdeşleştirmiş birinin cinsiyetin baskı altında tutulmaya çalışıldığı bir ülkede kendi cinsiyeti ile mutluluğu bulamamasından doğan gerginliğinin dışavurumu. Bilinç körleşince tepkiler insiyaki, seviyeler hayvanlar alemine doğru tamgaz.

Konu Kali tarafından (01-12-2010 Saat 08:34 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #23 (permalink)  
Alt 10-12-2010, 13:45
no faith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1.T.Ş.
 
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
Alıntı:
uuuusbkbe´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
amınım eşcinsellik doğaya aykırı ne kasıyonuz madem kaba kıllı adamlara hastasınız gidin balta girmemiş epilasyon görmemiş yabani karılara adam gibiler maşallah az kalır yanları yok. o zaman kimse size baskı yapamaz
hahaha
"sen öyle mi yapıyosun" diye sorarlar adama.. doğaya aykırı olduğunu nerden çıkardın ayrıca? kabasakal erkek figürüyle tarif edersen tiksindirici gelebilir kimilerine ama cillop gibi iki hatunu düşünsen bi durur düşünür insanoğlu bu da senin bakış açın.. kendin "kötü" görüyosun ve tarifinde ancak iki kıllı adam canlanabiliyo.

farklı bir açıdan bakınca şu da var, kadınlar kıllardan ve peşul oyuncaklardan hoşlanmasaydı abaza sayısı oldukça artardı.. haliyle eşcinsellik de.. veya sadece "yumurta" gibi çocuklar hatun kişileri takardı koluna.. ben senin verdiğin örneği bu yönden değerlendirmek istiyorum. eşcinsel içgüdülerini bastırmaya çalışan bir dişi kişiliğin yumurta gibi calvin klein modeli cinsiyetsiz erkeklerle birlikte olup kadınları düşlemesi daha estetik böylece eşcinselliğin estetiğine daha güzel bir bakış geliştirdik sayende..
yahu "straight" kardeşim.. eşcinseller senin nası seviştiğini düşününce onlara da iğrenç geliyodur.. nedir derdin.. nedir alıp veremediğin.. altına sen mi yatıyosun..
hayır o kadar saçma geldi ki öncesi.. ben


You are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #24 (permalink)  
Alt 30-12-2010, 13:24
Kayıtsız Üye DOĞU
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart yabancılaşma

ilginç olmuş
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #25 (permalink)  
Alt 30-12-2010, 13:27
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart EŞÇİNSELLİK VE YABANCILAŞMA

EŞÇİNSELLİK VE YABANCILAŞMA

Yabancılaşma, uzlaşılmaz sınıf çelişkilerinin ürünüdür. Kabile toplumundan sınıflara bölünmeyle birlikte insan yabancılaşmaya süreci başlamıştır. Para ekonomisini doruğu olan kapitalizm , yabancılaşma sürecini de doruğudur: kapitalist meta sistemi , hele emperyalizm çağında , her şeyi meta ekonomisinin içine çekmiş , her şeyi alınır satılır hale getirmiştir. Böylece gözü dönmüş kar sisteminde bireyin özgür gelişiminin de önü kesilmiştir. Marx ‘ın belirttiği gibi ,’’ bireyin özgür ve özgün gelişimesin ‘’den kişiliği geliştiren hüner ,yetenek ve eğilimlerini , insandan insana farklı gelişim anlaşılır. Özgür kişilikten kasıt , insanın ,kendi manevi ve erotik güçlerinin bilincine vardığı zaman , onları sürekli bir faaliyet geliştirmesi ve dengeli bir tarzda kullanmasıdır. Kapitalist ilişkilerin özgür ve özgün kişiliği engellediği açıktır. Gelişmiş meta ekonomisi koşullarında , ancak tek tek bazı insanlar , o da özel ve uygun koşullarda ,engelleri kırarak kişilik kazana bilir.Engels’in anti dühring ‘de belirttiği gibi ,‘’ yalnız işçi değil , işçileri doğrudan veya dolaylı yollardan sömüren sınıflar da , iş bölüşümü aracılığıyla kendi faaliyetinin aleti olarak köleleştirilirler; manen ölmüş olan burjuva , kendi sermayesini ve kendi kar hırsının kölesi haline gelir.’’ Özetle kapitalizm insanların arasında ki her türden doğal ve insani ilişki yanın da ,cinsler arası ilişkileri de yıkıma uğratmaktadır. Sistemin devasa devlet aygıtı ve iletişim tekeli , bu yıkmanın koşullarını her saat , her an yeniden üretmekte, iş bölümünün güdükleştirdiği insan ruhunu aşksız bir cinsel ilişkiler ağının içine atmakta; aptallaştırdığı insan aynı zamanda sevgisizleştirmektedir. Bi seksüellik, eşcinsellik, lezbiyenlik hem bu sevgisizleşmenin ürünü ,hem de sevgisizleşmeye bir tepki olarak yayılmaktadır.her durumda bu tip eğelimler ,insan kişiliğini özgür ve özgün olarak önleyen koşulların beslediği bir davranış olmaktadır. Burjuva düzeninin , insanları güdükleştirdiğini ve kendi özgün kişiliğini yıkıma uğrattığı ,insan toplam olarak sistemin , oyuncağına dönüşür. Temel mesele ,insanın bu sınıfsal bağımlılıktan , iş bölümünün aşırılaşmasının yol açtığı köleleşmeden ve yabancılaşmadan kurtulmasıdır.



İNSANIN KENDİ TÜRÜNÜ ÜRETMEDE YABANCILŞAMASI

Marx ve Engels, alman ideolojisin’ de, maddi hayatın üretiminin ifade eden toplumsal ilişki ile insanın kendi türünü üretmesini ifade eden doğal ilişki arasında ki bağlantıyı tahlil etmişlerdi. Engels, ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni adlı eserinde, insanın kendi türünü üretmesi ile maddi mallar üretmesi , daha basit ifadeyle çocuk yapmak ile toplumsal bağı işledi. Marx ve Engels’ e göre, maddi üretim ve cinsel üretim, birlikte toplumsal yaşamın temelini oluşturuyordu. Engels , doğa’nın diyalektiğin de insanlığa , önündeki yüz yıları görmüşçesine , çok önemli bir uyarıda bulunur.

‘’ insanlık doğa üzerinde kazandı diye övünmeyelim. Doğa , bizden böylesine zaferin intikamını alır.’’

İnsanın emeğinin metalaşması ve iş bölüşümünün aşırılaşması zemininde yangınlaşan cinsel sapmalar , insanların üretimi ile maddi malların üretimi arasında ki bağı bir kez daha kanıtlamıştır. Kar sisteminin emrinde ki teknoloji ile emekçi ve bütün insanlığı daha karşıt konumlara sürükleyen süreçler , insanın kendi türüne yabancılaştırmaktadır. Bu durum insanın , hem kendi cinsel varlığına ,hem de biyolojik eşine yabancılaşmasıdır. Özel mülkiyet sistemi nedeniyle insan ,kendi emeğine sahip olmadığı gibi , kendi cinsel rolü üzerinde ki rolünü de kaybetmektedir. Piyasa toplumunun nesneleştirdiği ,insan cinselliği de nesneleştirmiştir. Böylece kadın ve erken , kendi cinsel varlığı konusunda ters bir bilinç oluşmaktadır.
Atilla ilhan, cinsel sapmaları şöyle özetler!

‘’ bu tip insanlar kendilerini bir başkası sanıyorlar, bi anlamıyla ruhsal bozukluk ‘’


Bu tip eğilimleri savunan insanlığın doğa ya karşı bir ‘’ zafermiş ‘’ gibi sunulmaktadır.
Ne var ki , doğa , insanlıktan bu tür zaferlerin acısını çıkarmaya başlamıştır bile.


1844 Paris elyazmaları ‘ n da piyasa ekonomisinde tahlil eden MARX, kapitalist üretimle bağlantılı olarak, yabancılaşmanın dört biçimini açıklar:


- Ürüne,
- Üretim faaliyetine,
- Kendi türüne,
- İnsana ve topluma.


Marx, ürün ve üretim faaliyeti üreticiye ait olmadığına göre kime ait sorusundan hareketle

İnsanın insana yabancılaşmasını saptamıştır.

‘’ tanrılar değil , doğa değil, yalnızca insan kendisi, insan üzerinde ki i yabancı kudret ola bilir. Böylece insan ( işçi ) üretmeyenin üretim ve ürün üzerinde ki hakimiyetini yaratmıştır.’’


Marx , daha sonra ki eserlerinde , genel olarak değindiği yabancılaşmayı somutlar ve diğer yabancılaşma görünümlerini belirlediği için , ürüne yabancılaşmaya merkezi önem verir.

Marx ‘ ın döneminde cinsel sapmaların boyutu ve yabancılaşmanın bu düzeyde olmayış merkezi önemi de gereği duymadı: kapitalist sistem, insanın maddi üretime yabancılaştırdığı
Gibi, kendi türünü üretiminde de yabancılaştırmaktadır.


Kendi üretmeye yabancılaşan insan, hem kendi cinsel varlığına, hem de doğada ki biyolojik eşine , yani karşı cinse yabancılaşmaktadır. Başka deyişle cinsel aşka yabancılaşıyor.



CİNSEL AŞK VE DOĞA

Cinsel aşkı tanımlamaya kalkacak kadar cesur değiliz.
Ancak aşkın iki unsurunu belirleyebiliriz:

Birincisi, aşk insanın kendi cinsini üretmeyle ilgilidir. Marx ‘ ın da belirttiği gibi, kadın –erkek ilişkisi doğadan doğan insancıl ilişkidir.

Kuşkusuz dene bilinir ki, insanın üreme iç güdüsü , cinsel arzu ve aşka pekişmiş ve güvenceye kavuşmuştur.

Kuşkusuz , üreme ve cinsel haz ‘ ın insanın evrim ‘in den günümüze bıraktığı dürtülerden başka bir şey olmadığı açıktır.


Bilimsel verilere göre ,cinsel aşk ,insan beynin de ve vücudunda belli faaliyet ve dönüşümlerle bağlantılı olarak yaşanıyor.

Yalnız bilim adamları değil , her insan , cinsel aşk ile insanın fiziksel varlığı arasın da ki kendi tecrübesiyle saptamıştır.


Cinsel ilişkinin , beş duyuyla gerçekleştiği açıktır. Dokunma, görme, koklama, duyma, ve tat alma duyguların , insan vücudundaki belli oluşumları ve değişimleri harekete geçirdiği belirlenmiştir. Aşk ile üreme arasında ki bu bağ , aşk ile insan doğası veya aşk ile doğasındaki ilişki olarak ta bakabiliriz üreme ile cinsel duyular arasında ki bu bağ fizyolojik olduğu için toplumsal ve ideolojik nedenlerle zorlandığı zaman , kriz doğmaktadır cinsel sapmalar da , bu krizin belirleyenlerindendir



CİNSEL AŞKIN DUYGUSAL CEPHESİ

Cinsel aşk, kuşkusuz türünün üretmesine bağlantılıdır, ancak bundan ibaret değildir.
İnsanlara göre ,cinsel aşkta , hayvanlardan farklı ve fazla olarak , fiziksel ilişkinin ötesinde ve duygusal bir alış veriş var. Ancak iletişim de insanlar arasın da ki ilişki ağını hayvanlardan farklı kılan şeylerde belirleyici olduğu açıktır.


Üreme faaliyeti temeli oluşturuyor. Ancak insan zihinsel ve duygusal varlığı geliştikçe,cinsel aşkın da derinleştiği ve çok daha da zengin bir mutluluk kaynağı haline geldiği açıktır.


Şöyle de ifade edilebiliriz: Hititler döneminde , bundan üç –dört bin yıl yaşayan çobanlarla veya tarımcılar arasında ki cinsel aşk ile 20 yüzyılın aydınının aşkının karşlatracak
Olursak , duygu zenginliği arasında büyük fark vardır.

Aşkın zihinsel ve duygusal boyutu, kuşkusuz toplumsaldır.


Engels , ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökenin de , barbarlıktan uygarlığa geçiş süreci
İçin de ortak cinsel aşkın bireysel aşka doğru gelişmesiyle birlikte insan duyularında ki zenginleşmeyi ve arınmayı açıklar.

Bilinç ile duygu arasın da ki doğru ilişkiyi en iyi açıklayanlardan biri de, Caudwell olmuştur:!


‘’ bilinci düşünce ,bilinçsizliği duyguyla bir tutmaktan gelen bir karışıklık vardır.her ikisi de bilinçlidir.



Kimsenin bilinçsiz duygulanın ya da etkileşim olmadı, olmazda. Bilinçsiz belek izlerinin bilinçli

Yapıp onları düşünceye ışıtan, duygunun ta kendisidir.



İnsanın bir sümüklü böcekten daha derin bir şekilde duygulanmasının nedeni daha çok düşünmesindendir.



İNSANIN BİYOLOJİK VARLIĞINDAN KOPMAYA ZORLANMASI


Cinsel sapmalar, cinsel aşkın iki unsuru arasında ki bağı koparmaktadır. Bu tip eğilimler, insan fizyolojisi ile zihin ve duygu iletişimi arasında ki bağlantı, milyonlarca yıllık geçmişten kopmaya zorlamaktadır.

İnsanın, milyonlarca yılık fiziksel evriminden belli toplumsal ve zihinsel dayatmalarla kopması, fiziğin zorlanmasıdır; fizik ötesi, metafizik bir olaydır.


Oysa insan ,doğanın bir parçasıdır. Ve insan, doğada bir cins olarak, kadın ve erkek olarak var olur. Ve insan kadınlığı veya erkekliği, tek tek her insanın hayatıyla birleşmiştir.


cinsel sapmalar ,kişinin yaşadığı toplumsal tecrübe, insan türünün milyonlarca yıllık erkek olan bir fizyolojik ve genetik sistem ,diyelim sekiz on yılık sürer zarfında ,ekonomik ,sosyal , siyasal sebeplerden dolayı kadın olması dayatılmaktadır

veya milyonlarca yıldır kadın fizyolojisi ve duygusal varlığı , beli toplumsal etkilerle erkek olmaya zorlanmaktadır. Bu tip sapmalar , ideolojinin doğayı zorlaması oluyor.


Oysa karşı cinse duyulan aşk ile doğaya duyulan sevgi arasında çok köklü bir bağlantı vardır. Cinsel aşk, kadınlık ve erkeklik olarak ta belirlenen doğasından koparıldığı zaman
Aslında insan ile doğa arasında ilişki zorlanmış ve tahrip edilmiş olur. Somut olarak hormonlar zorlanmaktadır.

Bu fizyolojik zorlamanın temelinde, toplumsal zorlamalar vardır.


Milyonlarca yıl sınıfsız olarak yaşamış olan insan, sınıflara bölününce , baskı ve boyun eğme ilişkisine zorlanmıştır. Bu, insan varlığını derinden etkilemiş ve yabancılaşma dediğimiz sürece yol açmıştır Eşit olmayan insanlar arasında ki aşk ise, ezmek, boyun eğmek, teslim alma, burnunu sürtmek, kapris, naz, aldatmak gibi eylemlerle iç içe girmiştir.





TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ VE EŞCİNSELLİK

Eşcinselliğin sınıflar ve cinslerin arasındaki farklılaşmalarının aşırıya varmasıyla olağanlaştığını saptadık. Kuşkusuz burada sitemin derin çelişkileri ve çöküşün yarattığı insani ilişkilerin dejenere edilişinin önemli bir payı bulunmaktadır.

Emperyalist-kapitalist sistemin birbirine yabancılaştırdığı cinslerin ve bu cinslerin kendi cinsel dürtülerine dahi sahip olmamasının önemli bir gerçeğe işaret etmektedir… Sistem insanların kendi cinsel varlığından dahi koparmaya ve onu “sapkın ilişkilere itmeyi” doğru bulmakta ve buna demokrasi,.özgürlük süsü vererek sınıfsal çelişkinin üstünü örtmektedir.

2008 de Rusya’yı ziyaret eden bir Türk yazar-gazeteciden çarpıcı gerçekleri dinledim. Anlattıklarını şöyle özetleyelim:

“Rus toplumu, eşcinselliği yaygın olarak emperyalizmin kültürel saldırılarıyla öğrendi. Belki seyrek olarak eskiden vardı.

Ama köşede, kenarda, toplum bilmezdi hele övülmesi, yazılı-görsel medyada afişe edilmesi sosyalist dönemde imkansızıdı.

Ancak çürüyen, yozlaşan emperyalist sitemin Rusya da kendini hissettirmesiyle birlikte, eşcinsellik-lezbiyenlik olağan hale geldi.

1999 gazetelerde bir haber, Rus askerlerin fahişelik yaparak geçimlerini sağladıklarını yazıyordu. Burada sistemin derin trajedisine tanık oluyoruz, bu bir tercih değil, zorunlu bir baskının, yokluğun ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değerli dostum son olarak durumu şöyle özetlemişti..!

Şimdilerde özgürlük, Lenin’inler den vaaz geçmek olarak tarif ediliyor; çürü yen ve kaosa yuvarlanan kapitalizm, demokratik devrimlerin kapitalizmine tam karşı konumdadır.

Eşcinsellik bir kez daha toplumsal ve ekonomik iflasın, çöküşün, yozlaşmanın acı meyvesi olarak karşımıza çıkıyor.”



12 EYLÜL PATLAMASI

Türkiye eşcinsellik olayını,12 Eylülden sonra yoğun ve yaygın olarak yaşaması da anlamlı olsa gerek.68 hareketinin devrimci, yurtsever atılımlarında ”hiçbir zaman, eşcinsellik kavramları tartışılmamış” ve buna gerek duyulmamıştır.

Deniz gezmişin, mahir çayanın, İbrahim kaypakkayanın, Doğu perinçek’ in önderliğinde ki “FKF –DEVGNÇ” in hiçbir konferansında, eşcinsellik üzerine, bildirler, konuşmalar yapılmamıştır.

Deniz’in, eşcinselliğe bakış açsını “pos bıyıkları, delikanlı yürüyüşünden anlamak pekte zor değildir.”

12 Eylül sonrası ezilen ilerici-devrimci hareketlerin… Başına musallat olan” Neo liberal, özgürlükçü solun” derdi, işçi sınıfının sendikal hakları değil, köylülerin toprak sorunu değil, eşcinsellerin “cinsel tercih özgürlüğüdür” ,Neo liberal sol için.

Neo liberal sol, bu dönemde Türkiye ye ihraç edilmiş ve bunlar aracılığıyla sınıf mücadelesi aşağılanılarak, eşcinsel, travesti, fahişelik, lümpenlik gibi sınıf dışı unsurların hak ve özgürlükleri için örgütleri-partileri kurulmuştur.



Eşcinselliğin günümüzde emperyalizm ihraç malı haline geldiği bilinmektedir artık.




ÖZGÜRLÜĞE YIKIM: EŞCİNSELLİĞE HAYAT

—sınıfsal eşitsizlik, baskı ve sömürü
—cinsler arası eşitsizlik, kadının köleleşmesi ve aşağılanması

İnsanın kendine ve biyolojik eşine yabancılaşması, toplumsal çöküntü ve kaos dönemlerinde insanın sersemlemesi ve dengesini yitirmesi.

Eşcinselliğin toplumsal kaynağı bunlardır.

İnsanın özgürlük mücadelesi, sınıfsal ve cinsel eşitsizliği ortadan kaldırma ve doğa ile insan arasında ki uyumu sağlama mücadelesidir.


Marx’ ın sözün ettiği gibi “kadın-erkek” ilişkisi doğal hayatın en olumlu ve insani ilişkisidir.

Lenin’in sözüne ettiği gibi, burjuva sapkınlığı cinsel arzularını kontrol edememenin verdiği aşırılığı özgürlük olarak sunar diyordu.

Özgülüğe yıkım getiren her şey, eşcinselliğe hayat veriyor. O zaman nasıl oluyor da eşcinselliğin bir Özgürlük olduğu ileri sürülebilinir?




CİNSEL ÖZGÜRLÜK

Yunan soylularının kucaklarına atılan genç erkeklerin ,roma imparatorlarının koynuna sokulan köle gençlerin,padişahların eğlencesi genç erkelerin…!

Özgürlüğünden kim söz edebilir? Bu öylesine korkunç bir aldatma ve iki yüzlülük olabilir mi?

Ezen ve çöken sitemin efendileri bu eşcinsel ilişkilere girerken, acaba özgürleri mi? Onlarda tahakküm, baskı, işkence uygulayarak insanlıktan çıkan zavallılar durumuna düşmüyorlar mı?

Sistem, onları da eşcinsellik çukuruna yuvarlamıyor mu?


Fantezi olarak nitelenen bu tip eğilimler, korkunç bir yabancılaşmanın pençesinde ki insanın bozgun içine itilen insanlık hali değimlidir?


Tarihin tanıklığı bir yana, herkesin gözlemlerinden-örneklerinden edindiği şey, eşcinselliğin büyük acıların ve mutsuzlukların kaynağı olduğunu göstermiyor mu?


YABANCILAŞMADAN KURTULMUŞ EŞİTLERİN AŞKI


Eşcinsellik, eşitliğe aykırı dönemlerin ürünüdür.

Yine eşcinsellik, özgürlüğe aykırı süreçlerin ürünüdür.

Oysa cinsel aşk, ancak eşit ve özgürler arsında, bilinçli, bütün zihinsel derinliği ve duygu zenginliği ile yaşanabilinir.

Köle ile efendi aşkı eşit değildir… Orda baskı vardır


İnsanlığın üç büyük davası vardır:

—Eşitlik
—Özgürlük
—Barış

Sınıflara bölünmüş ve cinseler arası eşitsizliğin yüküm sürdüğü toplumda, ancak sınıflar ve cinsler arası eşitlikle yabancılaşmadan kurtulur.

İnsan özle çıkar sisteminden kurtuluşu ile doğal olana kavuşur. Sınıfsız, sömürüsüz insan tipi..!

Aynı zamandan yabancılaştığı biyolojik eşine de “eşitlerin aşkını” his etmesine neden olur, çünkü yabancılaşma, baskısı ortadan kalkmıştır.

Herkes, sınıfsız toplum insanını daha bugünden kendi kişiliğinde yaratarak, büyük aşklara, sevdalara ve eşsiz mutlulukların insanı olabilir.


Sen ki elinde alevli mızrak,
Paramparça erittin ruhumun
Buzlarını…

Şimdi her günden daha diri, aydınlık akıyor
Gönlümün şelalesi sana doğru
Güzel kadın




:






Kaynak:

K Marx –F engels, alman ideolojisi, cv. selâtin hilav

F-Engels, aylenin özel mülkiyetin ve devletin kökenin
Jan baby

Lenin, burjuva demokrasisi ve proletarya diktatörlüğü

Marx –Engels –werke, Berlin

Yabancılaşma konusunda bkz. Marx –Engels alman ideolojisi

Attila ilhan , yanlış kadınlar yanlış erkekler

Marx, pariser manuskirpte 1848 ,reinbek

Doğu perinçek eşcinsellik ve yabancılaşama

Aktaran jean baby ,96.

Christopher caudwell, ölen bir kültür üzerine

Lewis henre Morgan tarih üzerine

Mondinmore, erkek ve kadın beyinleri üzerine
.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #26 (permalink)  
Alt 07-03-2012, 11:26
Samo35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2012
Mesajlar: 1
Konu ezilen, hor görülen bir kesim olunca doğal olarak duygusal davranıyoruz. Derginin sözü edilen bölümünde diyor ki:

'' devrimciler elbette, kapitalizmin ezdiği kullandığı tüm kesimler gibi, eşcinsellerin ezilmesine, kullanılmasını da karşı çıkar. İkincisi, bu kesimler eğer, anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleye katılmak isterlerse, buna engel olmaz. Ama burada esas olan, karşımıza cinsel kimlikleriyle değil, siyasi nitelikleriyle çıkmalarıdır.''

Herşey açık ve net. ''Devrimciler onların ezilmesine karşı çıkar, mücadelemize de katılabilirler'' cümlesi neden insanların zoruna gidiyor anlamıyorum.
Eğer zorunuza giden bunun hastalık olarak görülmesi ise bilimsellikten yoksunuz demektir. Çünkü, nasıl Pankreas'dan salgılanan İnsülin hormonunda var olan bir sorun hastalık sayılıyorsa, eşeysel bezlerden salgılanan veya orayı etkilen hormonlarda bir sorunun olması da hastalıktır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #27 (permalink)  
Alt 09-03-2012, 16:54
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
* Cinsel kimliği; Marksın ''yabancılaşma'' ve meta fetişizmi gibi teorileriyle açıklayıp 150 yıl önceki ''biyo-psikolojik'' verilerle anlamaya çalışan adamı meşe odunuyla sabaha kadar dövsek kafi gelir mi acaba?

* Cinsel özgürlük denince ''fuhuş''u anlayan sefil yobazlar gibi eşcinsel denince ''fahişe'' anlayan mantık fukaralığına ne demeli bilmiyorum.

* Bunlara ''hakim akademik kabul''u örnek söylesek ''BURJUVA BİLİMİ'' diye saçmalayacaklar sanırım...


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
dergisi, dergisi:, eşcinsellik, sapkınlıktır, yürüyüş


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bireylikler Dergisi’nin 30. Sayısı Çıkıyor! piroyant Edebi Mevzular 0 22-12-2009 06:10
Yolcu Dergisi caligula Serbest Kürsü 2 14-07-2009 02:01
Eşcinsellik Tercih mi Yönelim mi? Bianet Güncel Mevzular 11 15-05-2009 01:21
Bireylikler Dergisi’nin 23. Sayısı Çıktı! piroyant Edebi Mevzular 0 08-11-2008 23:47
İran Namussuz, Yaramaz Kadınlar Dergisi kurtulush Serbest Kürsü 2 06-07-2008 23:26


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:06 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info