Alıntı:
|
NOT:Aile içi şiddet üzerine yapılan araştırmaların önemli bir kısmında şiddet uygulayan erkeklerin ciddi bir oranının akademik eğitim almış, kariyerli tipler falan olduğunu söylüyor.
|
Neden? Benzer bir "hoşa gitmeyen gerçek tespiti" de ben yapayım. Topluma aykırı gelen pedofili dahil cinsel yönelimler içinde aynı şey söz konusu.
Ne olacak şimdi? Fazla okumak ahlakı mı bozuyor diyeceğiz, bozulan ne burada?
Alıntı:
|
Birileri sana ''Freud'a inanma; ama Freud'suz da kalma'' demedi mi dostum
|
Fiyasko bir yorum daha. Freud bağlamında cinsel sapkınlıklar açısından adamcağız için demedikleri kalmadı ne de olsa "koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler" herkes anti freudyen konuşuyor ne dediğini bilmeden.,herkes psikolog, herkes cinsel bilimci.
Şimdi işin aslına gelelim madem.
Önce nasıl oluyor da eğitim düzeyi yüksek olanlar sapıtabiliyor noktasından başlayalım.
Uygar toplumun anti cinsel ahlak yapısı tüm bireylerin doğal cinsel gelişimini köstekler ve yerlerini onun yerine geçen ikincil doyum mekanizmaları alır. Bu ikincil doyum mekanizmaları genellikle imgelemseldir, ulaşılamayana ve yasak olana yönelirler en azından hayalini kurarlar. Kanıtlanmıştır, kanıtlayan freud dur.
İkincil doyum mekanizmaları toplum tarafından serbest bırakılmazlar, ahlak ve kamuoyu türlü gelenek ve öğretilerle bunları engeller dolayısıyla da doğal dürtülere öykünerek yaratılan üçüncül bir doyum mekanizması oluşturulur. Toplumsal kimlik maskesi diyebileceğimiz bu durum sahtedir ancak yaşanan da budur. Bu da kanıtlanmıştır ve yine kanıtlayan ilkin Freud dur.
Muhafazakar ve az görmüş geçirmiş bir insan, ömrü boyu bu sahte yani kendisine zorla giydirilmiş kimliği koruyabilir. Korku ve kınama mekanizmaları bu konuda çok serttir, nedeni de sert olmadığı takdirde tüm bir toplumu topyekün çöküşe götürebilecek düzeydedirler yani her uygar bireyde yaygındırlar.
Kişinin tabu anlayışı zedelenmeye başlarsa maalesef ortaya sağlıklı birey çıkmaz. Önceliklşe bu giydirilmiş kimlikten önceki doyum mekanizması serbest kalır. Bireyin kötü veya yoksun bir cinsel yaşamı olup olmamasına göre de giderek artar veya azalır. Cinsel hayatı varsa ve olumlu yolda ise azalır yerini daha doğal olanlar geri almaya başlarlar. Tersi durumda ise artarak üretkenlik öncesi saplantı hallerine dönüşür.
Varolan toplumsal düzen ve anti cinsel sömürü zihniyeti dahilinde çok az birey doğal cinsel dürtülerini geliştirip yaşayabilmektedir; nitekim uygar toplum bireylerinin aslında hiçbirisi orgazm olamadıkları halde, psikiyatri bilimi orgazm ile hazzın miktarını ve boşalma tepkisini birbirine karıştırdığı için hafif titremeler veya çok uyarılma yaşayarak sevişebilen bazı aşık insanlar orgazm olduklarını zannetmektedirler.
Bu olgular da Wilhelm Reich tarafından kanıtlanmış, Reich ideolojik kampanyalarla gözden düşürüldükten sonra yeniden Masters and Johnson ile yıllar süren deneyler sonucunda (Reich i kodese tıktırmaya çalışanların iddiası olan fakat kanıtlayamadıkları , çiftleri cinsel ilişki sırasında deney aletlerine bağlama işini Masters and Johnson ingiltere de alenen yapabilmişlerdir) aynı sonuçlar ortaya konulmuştur. (uyarılma evresi, plato evresi, orgazmik evre ve son olarak da gevşeme evresi.) Buna göre uygar insan orgazmik evreyi hiç yaşamaz plato evresinden sonra aşırı heyecanlanarak boşalır oysa orgazm evresi sanıldığı gibi şiddetli bir boşalma anı değil,bilinçsiz yani zihindışı süren, cinsel organların vahşi hayvanlarda olduğu gibi kendiliğinden eylemde bulunduğu ve yarıda kesilemeyen, (kesilirse çok şiddetli öfkeye ve saldırgan tepkiye yol açabilir, bir dış uyaranca mecburen kesilirse de büyük acı verir) otonom bir evredir. Bunun sonunda orgazma ulaşılmış olur ve kişiler sadece bu olursa tam doyuma erişirler. Bunun olmadığı veya yakalanamadığı her cinsellik varolan tüm ruh hastalıklarının nedenidir.
Bu kanıtlanmış bilimsel verilerle de desteklenen duruma karşılık toplum ve psikiyatri olanın kılıfını düzgün göstermeye yönelik önerilerde bulunduğu için toplumun tüm unsurları boş laflarla bu konuyu tartışmak zorunda bırakılmış durumdadır. Çünkü bu doğal yetenek niyet veya arzu ile değil, kişilerin dfoğal dürtülerini rahatça yaşayıp sürdürebilecekleri uygun toplumsal şartlar sağlanabildiği zaman sadece varolabilir.
Bu durumdan ötürü, insanlar hep sıkıntılıdır, sıkıntılara isyan etseler de bu kez eylemde kıpırtısız ve bezgin, genelde yorgundurlar. Sürekli doğal dürtülerini engellemek zorunda kaldıkları için tüm duygussal davranış ve tepkilerini de dolayısıyla kişiliklerini de engellerler. Olanla yetinirler,şükrederler, isyanları yarım yamalak,enerjileri köreltilmiş, duyguları zayıf ve birbirlerine hem mecbur bırakılmış hem de yabancılaşmış içe kapanık,kendilerine ve duyumlarına kapallı,yüzeysel nefes alan, kolayca hastalanan, durmadan kasılıp daha da yorulan, kambur yürüyen yarı mutant varlıklara dönüşürler.
İşte bu yarı mutantların cinsel yaşamı da kabuslarındaki şeytanların cinsel hayatına benzeyen çapraşık ilişkilere yani saplantılı arzular ve bu arzulara dayalı travmatik cinsel imgelerine yansır. Evinde gizlice bir yerden edindiği porno dergilerle cinsel hayata adım atan genç erkeğin duygusal yoksunluğu taciz ve tecavüze kadar gidebilir. Aynı nedenle kadının yoksunluğu da duygusuz soğuk ve intikamcı hislere ve tepkisel bir iğrenmeye dönüşür.
Ahlak vaazları veya gençlere hadi gidin sevişin artık serbest deseniz bile durum telkin yoluyla veya anlık cinsel eylemlerle düzeltilemez.
Peki bu gerçeklerden neden bahsedilmez? Çünkü bu gerçekler cinsel sapkınlık nedenlerinin toplumsal yaşam ve değer yargıları olarak doğrudan yansır,dolayısıyla bunu uygulamaya kalkacak olurlarsa bütün ahlak ve öğretilerin varolan biçimi çökecektir. Bunun yerine iyiymiş gibi göstermek zorundadırlar.
Öyle gösterildiğinden ötürü de bazı uç durumlar sıkça yaşanır ve yukarıdaki gibi bu çatışkıların pençesine düşmemiş veya büyük oranda ahlaken bastırmayı başarabilmiş insanlar için hayrret verici durumlar ortaya çıkar.
Normal sandığınız insanların hiçbiri normal değildir. Hiçbiriniz ve hiçbirimiz normal ve sağlıklı değiliz. Sadece önxcceden öğretilen ve nesilden nesile aktarılan normal standartlarında yaşamak için zorlamaktayız o kadar.
Gerçek normal insanlar ki çok az sayıdadırlar, bu tür hastalıklı dürtülere ihtiyaç hissetmediklerinden bastırmazlar da. Yani, bir baba kızını çekici bulmaz ona gelene dek nice alternatifi ve yaşadığı doyumlu ilişkileri mevcuttur. Aynı şekilde ensest, pedofili de bu şekildedir. Aynı nedenden evlilik de en başta mülkiyete dayalı iktisadi ilişkilerden doğmuş olsa da, bu ilişkiler çağlar ilerledikçe değişse de varlığını aynen korumuş, kurumsallaştırılmış ve gelenekselleştirilmiştir. Bu insanlık sorununu olabildiğince azaltmak ve daha da büyümesinin engellenmesi adına. Ancak sorunu tek başına asla çözemezmiştir, çözemez de, nitekim tek görece faydası bir çiftin cinsel birlikteliğini toplum önünde ahlak ve yasalar karşısında garanti altına alması ve aile kutsalı özeli bağlamında sözde korumasıdır. Gerçekteyse tüm sorunları örtbas eder.