|
|
Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleriSerbest Kürsü içerisinde Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri konusu: FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını ...

25-09-2009, 15:19
|
 |
Anarşi!
|
|
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
|
|
Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri
FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.
KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.
ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla koşuşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.
AYAKTAN ASMA: Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.
GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı.
TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.
KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.
RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.
KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.
KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.
SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.
COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.
ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.
LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik
yedirilirdi.
KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı . Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.
MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.
ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.
SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreler i dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.
BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.
SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.
GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.
LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.
PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.
İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..
TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.
HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.
VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.
AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.
KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.
GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.
AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı .
MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.
"Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu" raporlarından…

fuck the system!
|

25-09-2009, 16:36
|
 |
1.T.Ş.
|
|
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
|
|
|
Steve McQueen'in Açlık filmi aklıma geldi. yukarıda bahsedilenlerin hepsi yok, ama kısaca görselliğin gücü diyebilirim..
You are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun
|

26-09-2009, 09:07
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 13-09-2009
Nerden: Almanya
Mesajlar: 30
|
|
|
Türkiyede rutin haline gelmis iskence yöntemleri utanc verici ve bir o kadarda insan disi..
normal hale getirilmis yöntemler...diyarbakir cezaevinde mahkumlar neler cekmek zorunda kalmis, inanilir gibi degil..ama gercek...
bu iskence yöntemlerini okudukca yilmaz güneyin duvar filmi aklima geliyor....
yaziklar olsun bu fasist, köpek düzene,yaziklar olsun insanim diye gecinen köpeklere...
böyleleri amaclarina ulasmis gibi, bu günlerde yetisen genclige baktikca, ayaklara yere basmayan kusak yetistirildi
bu yöntemler kenan evrenin fasistligidir, inkar eden köpegin gercege dönüsen istekleri..hedefleri...
|

27-09-2009, 13:27
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
|
|
|
Nasıl akıllarına gelmiş, zekice ama bi o kadar da gaddarca cezalar

Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
|

11-10-2009, 02:47
|
 |
Delinin zoru
|
|
Üyelik Tarihi: 24-05-2009
Yaş: 21
Mesajlar: 154
|
|
|
Bir yerden sonra pek okuyamadım yazınızı. Bir insanım sonuçta içim sızladı, tahammül sınırlarımın zorlandığını hissettim.
Kimbilir hala kapalı kapılar ardında neler dönüyor, hangi vahşetler gizli. Biz daha okurken kaldıramazken bir çok insan(!) nasıl yapabildi bunları dahası izliyerek nasıl zevk alabildi. Dayanılası değil gerçekten, acınası bir durum.
|

07-08-2010, 00:47
|
 |
hiperuyuşuk
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
|
|
|
amaç insanlıktan çıkarmaktı ve bunu gerçekleştirmek için de her şeyi yapmışlar...
o kadar asker-gardiyan-görevli nasıl tek bir an bile düşünmemiş biz ne yapıyoruz diye...hayır bu cinnet değil,şiddet bulaşıcı hiç değil...hepsi bilerek ve isteyerek yapmışlar bunları...sonradan çıkarılan günahlar samimiyetsiz,inandırıcılıktan fazlasıyla uzak...
ve bu kadar sistemli olmasa da hala yapılıyordur işkencenin her türlüsü...
|

07-08-2010, 22:48
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Kürtlere ve kendilerine karşı duydukları nefrete dikkat çekmesi bakımından önemli bir liste. "Kahraman" türkler direttikleri savaşta ellerine alıp domaldıkça kuyruk acılarını güçlerini geçirebildiklerinden çıkarmaya devam edecekler. Son zamanlarda Dörtyol ve İnegöl’de Kürtlerin geliştirdiği direnişler 'Türk sömürgeciliğini yenileyerek devam ettirme' politikasının, İsrail’le bağlantı kuran, "terörist" diye etiketleyen polemiklerin, özünde Kürt halkını küçümseme zihniyetinin iflasını ifşa etmektedir. Ancak Kürtlerin organizasyonları, seslerini duyuran önderleri cevaplarını vermektedir. ÖRNEK:
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Türk devleti ve AKP hükümetinin yeniden 90’lı yıllara döndüğünü belirterek, ‘’Biz siyasal barışçıl yöntemlerle sorunu çözmek isterken o mezarımızı kazmaya çalıştı. Ama şimdi o kazdığı mezara kendisi girmek üzeredir’’ dedi. Hantepe’de HPG gerillaların geliştirdiği eylem hakkında bilgi veren Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
-Hantepe denilen yerde gerçekleşen bir eylem oldu. Burada gerilla ile ordu arasında bir denge durumu vardır. Gerilla bir eylem planını pratikleştirme aşamasına koyduktan sonra değil tabur komutanının haberi olsa, tüm ordusu harekete geçse bile gerillanın saldırısı karşısında dayanması mümkün değildir.
Şimdi deniliyor ki, heronlar takip ettiği halde ve herkes bunu seyrettiği halde niye tedbir alınmadı. Oysa tedbirler alınmamış değil, önceden güçler uyarılıyor ve saldırı olacağını herkes biliyor. Orada ya asker o mevzileri terk edip kaçacaktı ya da çarpışacaktı. Oradaki komutan çatışmayı esas aldı ve saldırı karşısında dayanamayıp tasfiye oldu. Orada basına yansıtıldığı gibi sadece 6 asker değil, tam olarak 37 asker yaşamını yitirmiştir. O tepede sadece kaçanlar canını kurtarmıştır. Kaçamayanların hepsi tasfiye oldular. Çünkü tepe yarım saat içerisinde ele geçirildi. Müdahale gelmedi mi, müdahale geldi ama müdahalelere karşı tedbir vardı. Bu eylemi yapan, eylemin planını yapan gerilla komutanı müdahalelerin hesabını da elbette ki yapacaktır. Nitekim karadan ve havadan müdahale edilmiştir. Çatışma geniş bir sahada sürdürülmüş ve Türk ordusunun tüm müdahaleleri kırılmış, etkisiz bırakılmıştır. Olay budur.
* İçişleri Bakanı Beşir Atalay “ne yaparsanız yapın Amanos’ları temizleyin” biçiminde talimat verdi. Bunlarla beraber Kürtlerin yaşadığı batı kentlerinde bir sertleşme başladı. Linç girişimleri ve Atalay’ın sözünü nasıl yorumluyorsunuz?
- Hamlesel çıkışımızın üzerinden iki ayı aşkın bir zaman geçiyor. Bu zaman süreci içerisinde gerillanın yürüttüğü savunma savaşı ve halkımızın yürüttüğü serhıldan direnişi önemli bir düzeyi yakalamıştır. Bazı yetersizlikleri, üzerinde durulup giderilmesi gereken yanları açığa çıkmış olsa da sonuç itibariyle bu iki aylık zaman süreci içerisinde özgürlük hareketi ve Kürt halkı zamanında ve yerinde bir hamle ile gerçekleri bir kez daha gündeme taşımıştır. Bu süreç Kürt halkının her bakımdan ulaşmış olduğu düzeyi ortaya koymuştur. Halkımızla oynanamayacağını, artık oyalama taktikleri ve üstü örtülü değişik politikalarla tasfiye konseptlerinin sonuç alamayacağını bir kez daha ortaya koymuştur. Bunun karşısında AKP hükümeti ve Türk devletinin tasarladıkları planları da sonuçsuz kalmış, hesapları boşa çıkmıştır. Çünkü Önder Apo ve hareketimiz AKP’nin yürüttüğü tasfiye planını fark edip anlamış buna karşı gerçekleştirdiği çıkışla da gerekli tedbirleri almıştır. AKP hükümeti bu politikalarla hareketimizi oyalayacağını, Kürt halkını da kandıracağını sandı. Ama bu hesabı tutmadı. Tutmadığı için şimdi kudurmuş gibi sağa sola saldırıyor. En sert çıkışlarla kendi gerçek zihniyetlerini açığa vuruyorlar.
Beşir Atalay’ın “ne yaparsanız yapın şu Amanos’ları temizleyin” sözü hafife alınacak bir söz değildir. Böyle bir sözü 94’te kimse söylemedi. Ama AKP hükümeti ve hem de onun açılımın başındaki koordinatörü bunu söylüyor. Böylece o açılımın da ne gibi bir açılım olduğu bir kez daha açığa vurulmuş olundu. Sözü edilen açılım tasfiye açılımıydı. AKP bununla büyük bir yanlış yaptı. Biz siyasal barışçıl yöntemlerle sorunu çözmek isterken o mezarımızı kazmaya çalıştı. Ama şimdi o kazdığı mezara kendisi girmek üzeredir. Kürt halkını siyasetten anlamaz, taktik bilmez, oyalanacak bir halk, hareketini ve Önderliğini ise bu durumları fark edemeyecek bir hareket ve Önderlik olarak görme tutumu yanlış bir tutumdur.
PKK NİYE EYLEM BAŞLATTI DİYE SORANLAR…
Niye PKK bu dönemde eylem başlattı, diye sorarak ardından yorumlar geliştiren köşe yazarları, çokbilmiş aydın denilen kişilere şunu söylüyorum; Sizin yeriniz sıcak, bir eliniz yağda bir eliniz balda, rahatsınız. Fakat Kürt halkının bütün değer yargıları büyük bir saldırı altında, onursuzca bir boyun eğme dayatılmakta ve imha konsepti gündemdedir. Sen bir taraftan mezarımızı kazacaksın, bütün Kürt siyasetçilerini, seçilmiş insanlarını çok sahte gerekçelerle alıp içeri atacaksın, Kürt çocuklarına linç edercesine dünya da görülmedik uygulamalarda bulunacaksın, Kürt kadınına her türlü tecavüz politikalarını yönelteceksin, tasfiye için uluslararası güçlerle, bölgesel güçlerle ittifak yapacaksın, bütün bunları uygularken Kürtler ve özgürlük hareketi bunu bozmaya çalıştığında da “vay niye PKK eylem yapıyor” diye soru soracaksın. Bu tek kelimeyle pişkinliktir. Hiçbir biçimde empati kurmamadır. Kürt halkını hep köle statüsünde sayma mantığının bir sonucudur. Bize karşı hakaret içeren siyaseti görmemedir. İmha politikalarını reva görmedir.
Yapılan bütün saldırıları normal gören, bizim buna karşı var olmak, sorunu çözmek için yürüttüğümüz direniş mücadelesini de şuraya buraya bağlama mantığının kesinlikle terk edilmesi gerekmektedir. Bu mantık sorunu çözmeye hizmet etmez. Bu, çözümsüzlüğü derinleştiren bir bakış açısıdır. Onu soracaklarına, biz ne yaptık da PKK ve Kürt halkı böyle çıkışlar yapmak zorunda kaldı, diye sorsalar kendi yaptıklarını daha iyi görürler. Devletin yaptıklarını, AKP’nin bütün yaptıklarını görmeden, PKK niye şöyle yaptı böyle yaptı diyerek sonuca gidilemez.
Bu zihniyet toplumda tahrik havası geliştiriyor. Bugün Kürt halkına karşı geliştirilen linç saldırılarını küçümseme, görmezden gelme bu zihniyetin bir sonucudur. Bu tür propagandaların bir yansımasıdır. Bu zihniyet MHP gibi ırkçı bir politikayı esas alan, Kürt düşmanlığını işleyen bir zihniyettir. Ancak MHP’nin propagandasıyla bu kitleler sokağa dökülmez. Ama bu sözünü ettiğim çevreler PKK’yi ve Kürt halkını her şeyin sorumlusu ve suçlusu olarak göstererek, çeşitli Türk çevrelerinde ve Türk halkında Kürt halkına, PKK’ye karşı bir düşmanlık hissiyatını geliştirmişlerdir. Halkımız bugün büyük bir tehdit altındadır. Eskiden sadece polisin, kontra güçlerin, Özel Timin, JİTEM’in, askerin saldırıları vardı. Ancak şimdi ise Kürt halkı şurada burada serserilerin, şovenist zihniyetle doldurulmuş Türk çevrelerinin saldırılarıyla da karşı karşıya gelmektedir. Bununla Kürt halkı sindirilmek ve teslim alınmak istenmektedir. AKP hükümetinin sözcülerinin yaptıkları konuşmalar özel savaş politikalarının bir sonucu olarak gelişen konuşmalardır.
‘LİNÇ SALDIRILARININ BAŞINI AKP VE YANDAŞLARI ÇEKİYOR’
Halkımızın özgürlük mücadelesi karşısında çözümsüz kalınca bu kez toplumu sindirmeye dönük çeşitli farklı güçleri devreye sokma politikaları söz konusudur. Bu halkın gerillalarını imha etmek için yapmadıkları şey kalmadı. Sonuçta bu halkın sivil, siyasi temsilcilerini sorgusuz sualsiz alıp zindanlara attılar. Ancak sindiremediler. Şimdide linç girişimleriyle toplumun gözünü korkutmayı ve sindirmeyi hedeflemektedirler. İnegöl’de, Dörtyol’da gelişen saldırıların nedeni budur. Bunların başını tabi AKP temsilcileri ve yandaşları olan o yorumcular çekmektedirler. Onlar bu tablonun yaratıcılarıdırlar. Bu politikanın uygulayıcıları durumundadırlar. Ondan sonra halkımıza karşı o kadar saldırı var, o kadar ırkçı, şovenist tahrip edici, sindirici baskılar var bunu sıradan gösterme, bunu olabilecek şeyler olarak gösterme tutumu sergileniyor. Bu tutum özünde bu politikaların reva görüldüğünü ve devam edeceğini de göstermektedir.
‘İNEGÖL VE DÖRTYOL’DAKİ HALKIMIZI SELAMLIYORUM’
Bu açıdan halkımız her yerde kendini savunmaya alarak, öz savunmasını geliştirmelidir. Kürdistan özgürlük gerillası savunma savaşını en yetkin biçimde geliştirebilecek kudrette olduğunu ortaya koymuştur. Halkımızın kararlı duruşu iradeleşme boyutunu herkese göstermiştir. Ancak Kürt halkı bulunduğu her yerde daha örgütlü, daha disiplinli, daha planlı bir biçimde kendisini savunmayı esas almalıdır. Bunun öncelikli yolu örgütlenmektir. Örgütlü bir biçimde öz savunma sistemini geliştirmedir. Ben özellikle İnegöl ve Dörtyol’daki halkımızın kahramanca duruşunu ve o saldırılar karşısında günlerce kuşatma altında geliştirdiği direnişini selamlıyor ve çok anlamlı buluyorum. Bu da gösteriyor ki, Kürt halkı kendi ulusal kimliğini, şerefli, haysiyetli duruşunu her koşul altında savunmaya muktedirdir. Bu gerçeklik bu süreçte açığa çıkmıştır.
Bu açıdan Türk devletinin bu denli saldırılarının da sonuçsuz kalacağının bilinmesi gerekmektedir. Halkımız hiçbir şekilde sindirilemeyecek, özgürlüğünü alana kadar da direnişini devam ettirecektir. Bu gerçeği herkesin bilmesi gerekmektedir. Hem Kürdistan özgürlük gerillası hem de Kürdistan halkı bu konudaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bunun doğru anlaşılması önemlidir.
ATALAY’IN TALİMATINDAN SONRA ORMAN YANGINLARI ARTTI
* Türk ordusu geçen yıllara oranla bu yıl Kürdistan’daki ormanları daha fazla hedef almaya başladı. Temmuz ayında orman yangınının çıkarılmadığı gün yok gibi. Ağustos ayının başından beri de her gün yangın haberleri var. Sizce devletin Kürdistan ormanlarını yakması bilinçli bir politika?
-Evet sizin de belirttiğiniz gibi Türk ordusu tarafından Kürdistan’daki ormanlar yaygın bir biçimde yakılmaktadır. Daha önce Amanos’ta yangın çıkmasın diye havan atışları ve rastgele kobra atışları olmuyordu. Fakat özellikle Beşir Atalay’ın tehdit içerikli konuşmasından sonra Hassa bölgesinin bir yerinde Amanos ormanları da yakılmış. Bir de özellikle bu konuşmadan sonra Kürdistan’da yangın olayları daha da arttı. Yine Şırnak da görüldüğü gibi faili meçhul cinayetler yaşandı. Pervari de, Eruh’ta görüldüğü gibi gerilla eylem yapıyor ancak sonrasında sivil siyasetçi insanlar tutuklanıyor. Hâlbuki bunların birbirleriyle hiçbir alakaları yoktur. Gerilla çok farklı bir örgütlemedir. Kendine özgü sistemi bulunmaktadır. Sivil siyasetçilerin yakalanması, faili meçhul cinayetlerin başlamış olması ve özellikle de en son Dersim belediyesine bombanın konulmuş olması aslında; Beşir Atalay’ın öyle durup dururken konuşmadığını, 94 gibi şiddet yöntemiyle sonuç alma politikasında AKP hükümeti ve Türk devletinde bir kesinleşmenin giderek açığa çıktığını göstermektedir. Bunun için orman yakmalar arttığı gibi, Kürt halkına karşı sindirme, bastırma hatta artık Kürt siyasetçilerine karşı tekrardan yok etme politikalarının gündemleştiğini göstermektedir.
O BOMBAYI KİM KOYDU?
Tıpkı 90’larda nasıl faili meçhul cinayetler işlediler. Şimdi de Kürt siyasetçilerini tutuklamaktadırlar. Bununla istedikleri sonucu alamayınca bu sefer de tehdit, bombalama ve suikast yöntemlerine başvuracaklar. Biz Osman Baydemir vb Kürt siyasetçilerinin yüzlerce kez tehdit edildiklerini biliyoruz. Tutukladılar olmadı, tehdit ettiler olmadı, bütün bunlarla ıslah edemediklerini tehdit ve suikastla etkisiz kılmayı gündemleştirmişlerdir. Dersim’de binaya konulan bombanın açığa çıkarılması birçok gerçeği de beraberinde açığa çıkaracaktır. Bu çok önemli bir husustur. O bombayı kim oraya koydu? Türk devleti ve AKP hükümeti tekrardan 90’lı yıllara dönmektedir. Eğer bunun tersini iddia ediyorlarsa başta bu bombalama olayı olmak üzere diğer bütün saldırıları açığa çıkarsınlar.
Birkaç gün önce emekli General Atilla Kıyat bir televizyon kanalında bir açıklama yaptı. Fakat Türk basını bunun üzerinde fazlaca durmadı. Ama bu zatın yaptığı açıklama çok önemlidir. Sıradan bir açıklama sayılamaz. Demek ki artık vicdanı el vermemiş ki, risk göze alarak bir gerçeği açığa vurmak zorunda kalmıştır. Hatta bunun için 93’lerden 97’ye kadar ki cumhurbaşkanları, başbakanları, genelkurmay başkanlarını, olağan üstü hal valilerini vicdanlı olmaya çağırmaktadır. Vicdanınız nasıl gece yataklarınızda rahatça uyumaya tahammül etmektedir, diye soru sormaya, artık gerçekleri açığa vurmaya davet etmektedir.
Türk devlet politikasının gerçeği budur. Eğer bu gerçek itiraf edilir açığa vurulursa Kürt sorununun çözüm yolu da açılır. Devlet Kürt halkının özgürlük mücadelesini her türlü yöntemle bastırmaya çalışmıştır. Faili meçhul cinayetlerin devlet kararıyla uygulanma durumu söz konusudur. Şimdi bakıyoruz AKP hükümeti de adım adım bu yöne doğru kaymaktadır. Mesela halen birçok yargılama konusu vardır. Cizre’deki Kamil Atak ve oradaki komutanın davası dışında aslında faili meçhul davalar açılmış değildir. Bu kadar Ergenekon davası, balyoz davası vb davalar var ama Kürdistan’daki faili meçhul davalarının üzeri özenle örtülmektedir.
Halkımızın özgürlük mücadelesi karşısında çaresiz kalan sömürgeci devlet anlayışı bu türden insanlık dışı uygulamalara rahatlıkla girebilmektedir. Şimdide aynı politikalar farklı bir biçimde söz konusudur. Örneğin orman yangınları aslında bir hukuksuzluktur. Bir cinayettir. Canlıların haklarını çiğnemedir. O orman yakmalarında sadece oradaki ağaçlar yanmıyor. Oradaki bütün canlılar katlediliyor. Yapılan açık bir katliamdır. Bu katliama karşı kendisine liberalim diyen çevreler niçin sessiz kalıyorlar? Çokça demokrasiden söz eden yazar-çizerler niye sessiz? Kürt insanına ayrımcılık yapıldığı gibi Kürt ormanlarına karşı da ayrımcılığın izahı nedir? Bunlar önemli hususlardır. Kürt özgürlük davasını bastırmak adına her türlü insanlık dışı uygulamayı, her türlü vahşeti reva görme zihniyetinin bir sonucudur. Bugün bu uygulamalardan AKP hükümeti sorumludur.
SALİH ÖZDEMİR’LE GÖRÜŞÜYORDUM
*Batman’da meydana gelen bir olayda eski İHD ve HEP yöneticiliği yapmış kişiler hayatını kaybetti. Bu olayın hareketinize mal edilmeye çalışılıyor. Buna ne diyorsunuz?
-Başta yaşamlarını yitirenlerin ailelerine ve halkımıza bir kez daha baş sağlığı diliyorum. Her şeyden önce bu bizim için çok üzücü bir olay olmuştur. Bu olayda Kürdistan’da yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinde emek sarf eden insanlar yaşamını yitirmişlerdir. Salih Özdemir’i şahsen tanıyorum. 1991’den beri bazen direkt bazen de telefon üzeri görüştüğüm bu mücadelenin bir insanıdır. Muteber, demokrat, yurtsever bir insandı. Kürt siyaseti içinde yerel düzeyde değişik tutumlar, birbirine karşı farklı grupların iç mücadelesi olabilir. Ama biz hareket olarak hepsini kendi insanlarımız olarak görürüz. Hepsini bu yolun yolcusu, bu davanın emekçisi olarak görürüz. Biz hiçbir zaman insanlarımız arasına bir fark koymadık. Her zaman değer biçtiğimiz insanlardır. Salih Özdemir’in emekleri, kardeşi Sadi Özdemir’in aynı biçimde İHD içinde sarf ettiği emekler, kardeşleri Sıdık’ın da yurtsever çalışmaları bilinmektedir. Aynı biçimde Sedat Özevin de hem baro başkanlığı hem de İHD başkanlığı görevlerinde bulunmuş yurtsever bir insandır. Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesine emeği geçen şahsiyetlerdir. Bu nedenle hareket olarak bu insanları hedeflememiz asla ve asla mümkün değildir. Hiçbir biçimde ne merkezi nede yerel düzeyde bu insanları hedeflemek söz konusu değildir. Bunun çok iyi bilinmesi gerekir.
CİDDİ SORU İŞARETLERİ VAR
Özellikle bu değerli insanlarımızın aileleri, dostları şunu çok iyi bilmeliler ki bu insanlarımız devrim mücadelesinin dışında değillerdi. Ve yine, hareketimiz tarafından hedeflenecek insanlar değildiler. Şunun iyi bilinmesini istiyorum. Biz bu ailelerimizin acılarını derinden paylaşıyoruz. Bu insanlar temiz yaşamış, emek vermiş bu devrime bağlı yurtsever kadrolardı. Bunlar demokrasi mücadelesinin şehitleridir. Olayın nasıl olduğu ve kimler tarafından yapıldığı ayrı bir konudur. Biz bunu araştırıyoruz ve üzerinde duruyoruz. Halen anlaşılması gereken, netleştirilmesi gereken boyutları vardır. Bir kere gerillamızın basmalı mayın koyma yöntemi yoktur. Gerillamız kontrollü olan uzaktan kumandalı yöntemi kullanır. Ama burada basmalı kullanılmıştır. Kim ve neden kullanıyor? Niçin böyle bir yerde ve böyle bir tarz uygulanıyor? Konusu bizim açımızdan ciddi soru işaretleridir. Kısaca üzerinde durulması ve netleştirilmesi gereken bir olaydır. Ama, hiçbir şekilde hareketimizin tasvip edeceği, meşru göreceği bir olay değildir. Bu olayda yaşamlarını yitirenler bizim insanlarımızdır. Kayıp veren biziz, halkımızdır. Biz bu insanlarımıza sahip çıkıyor, özgürlük yolunun bir yolcusu ve demokrasi mücadelesinin şehitleri olarak görüyoruz. Yanlışlık yapılmıştır, hata yapılmıştır, işin içinde farklı bir durumlar olabilir. Bu ayrı bir kondur. Hiç kimse bu olayı halkımızın temiz ve meşru özgürlük mücadelesine karşı kullanmaya kalkmamalıdır. Kürdistan demokrasi hareketi ve Kürt halkı bu değerli insanlarını yitirmekle ciddi bir kayıp vermiştir. Önemli olan bu değerli insanlarımızın anısına doğru sahip çıkmaktır. Öfkeyle farklı yerlere çekmek hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.
KAYIPLAR BİZİM KAYIPLARDIR, SORUN BİZİM SORUNUMUZDUR
Ayrıca bazıları bu olayı fırsat bilerek, hareketimize karşı kin kusmakta, her şeyi lanetleyerek rant sağlamaya çalışmaktadır. Hiç kimsenin tasvip edemeyeceği henüz tüm boyutlarıyla netleşmemiş, bir kaza gibi yaşanan bu olaya dayanarak çeşitli yerlere mesaj vermek, milletvekili listelerine girmek için yurtsever saflarda parçalanma yaratmaya kalkışmak çapulculuktan başka bir şey değildir. Hiç kimse Kürt halkının öz evlatlarının kanıyla değerler birikimi haline gelmiş mücadeleyi kötüleyerek bir yere varamaz. Çünkü halkımız kimin ne yaptığını çok iyi bilmektedir. Bu tür durumlarda fırsatçı yaklaşmamak, bölücü değil bütünleştirici yaklaşmak dürüstlüğün ve samimiyetin temel ölçüsüdür. Verilen kayıplar bizim kayıplarımızdır, sorun bizim sorunumuzdur. Herkesin bu şekilde yaklaşması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum.
ANF NEWS AGENCY © 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê
Konu Kali tarafından (07-08-2010 Saat 22:54 ) değiştirilmiştir..
|

08-08-2010, 10:49
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
|
Bu MEHMET ALTAN 'ın 21.07.2010 tarihli yazısı, genelde Kürdistan'da özellikle Hantepe'de olanları kavrayanlar da var Türkiye'de demek.
Dağ Komandosuna saldırı olur mu?
Gözümü açtım, altı çocuğumuz daha ölmüş... On beşi de yaralanmış... Nerede? Hakkâri’nin Çukurca İlçesi’nin Hantepe bölgesindeki askeri birlikte. Çukurca İlçesi’ne 30 kilometre uzaklıktaki Hantepe’de ne birliği var?
Kayseri Komando Tugay Komutanlığı’na bağlı askeri birlik var. Hepsi dağ komandosu...
Ne olmuş?
Ne olduğunu doğru ve iyi anlamak için adeta tercüme etmek gerek...
Çünkü okuduğum haberdeki cümle şu:
“Kayseri Komando Tugay Komutanlığı’na bağlı askeri birliğe sızmaya çalışan PKK’lı teröristler, saat 01.30 sıralarında iki ayrı noktadan uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla saldırıya geçti.”
Nasıl okumak gerek?
Dağ Komando Birliği’ne “sızılamayacağına” göre, PKK’nın burayı basıp ele geçirmek istediği anlaşılmakta...
İkincisi, Dağ Komando Birliği’ni basıp ele
geçirmek isteyene “terörist” demenin de manasızlığı ortada.
Üstelik...
Haberlere göre:
“Askerlerin anında karşılık vermesi ve bölgeye sevk edilen takviye birliklerin gelmesiyle çatışma aralıklarla sabah saatlerine kadar sürmüş”...
Bu nasıl terör, bu nasıl terörist?
Ya da şöyle söylenebilir:
“Silahlı organize bir güç olsa ne olurdu?”
Daha vahimi, Hantepe’de, 28 Mayıs 2009 tarihinde de operasyona giden askerlerin geçiş güzergâhına bırakılan mayının patlatılması sonucu yine altı asker şehit olurken, sekiz asker de yaralanmıştı.
***
PKK’nın gözü, en seçme birliklerin yer aldığı Kayseri Dağ Komando Birliği’ni gözü kesiyor...
Orayı gece basıyor, altı askerimizi öldürüp, on beşini yaralıyor...
Sabaha kadar da çatışıyor...
İşin doğrusunu söylesek belki çözme şansımız daha yükselecek.
Ama bizim buralarda “doğruyu” gizlemek için lafı dolandırma geleneği var...
***
Örneğin...
Geçenlerde Siirt’in Pervari İlçesi’nde PKK elektriği kesti ve ilçedeki asker, polis demeden etrafı taradı.
Ve bu baskını bildiren haberler, PKK’lıların “karanlıktan yararlanarak kaçtıkları” ibaresiyle sonlandı.
25 yıldır nedense bu baskınlarda hep PKK’nın “karanlıktan yararlanıp kaçtığını” duyarım...
Ama tersini, örneğin askeriyenin “karanlıktan” yararlanarak baskın yapanları yakaladığını hiç duymadım.
Bu resmi palavralarla, sonunda Dağ Komando Birliği’nin de basılması noktasına geldik.
Klişeleşmiş resmi yalanlar, askeriyenin nasıl dökülmekte olduğunu artık iyice saklanamaz hale getirdi.
Ve bedeli her gün bölük bölük ölen çocuklarımız...
***
Zafiyeti...
Yetersizliği...
Açıkça, saydam bir şekilde ortaya sermek
yerine...
Hepimize gına getiren yalanlarla örtmek, insanlarımızın ölümünü önlemiyor, artırıyor.
***
Neden bu perişanlık?
Düpedüz yalan, dolandan.
Heron ile yapılan açıklamaları görmüyor musunuz?
“Heron’ların düşürülmesini ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen bir subay söz konusu” ise soruşturma üç yıl uzar mı?
Belli ki üstü örtülmek istenen bir durum var.
Üstelik...
MİT konunun peşine düşmese kimsenin ruhu duymayacak.
Şimdi bile iddiaları değil, inandırıcı olmayan çelişkili resmi yalanlamaları manşete ya da ilk sayfaya çeken bir medya var.
Karanlık...
Karışık bir savaş lobiciliği...
Doğru ve saydam olmayan bir yalanlama üslubu...
Bu zihniyet sonunda “Dağ Komando Birliği’ni” basılması noktasına taşıdı...
***
Yazık...
Günahsız çocuklarımız boş yere ölüyor...
Dağ Komando Birliği’nin basıldığı, askerlerin rahatlıkla öldürüldüğü, büyük bir kısmının yaralandığı ve her defasında bunu yapanların “karanlıktan yararlanarak kaçtığı” bir senaryoya daha ne kadar inanacağız?
Neyi, ne kadar ve nereye kadar örteceğinizi sanıyorsunuz?
|

09-08-2010, 10:38
|
|
Kendiolog
|
|
Üyelik Tarihi: 20-04-2009
Yaş: 24
Mesajlar: 42
|
|
|
Diyarbekir cezaevinde yaşananlardır zaten pkk'yi dağa iten.İnsanların onurlarıyla oynadılar.Bugün t.c çıkıpta utanmadan insinler diyebiliyor.Onlarca insan öldü hala da ölüyor.Cezaevini müze yapacaklarmış da.. mış.. mış.. Artık yağma yok.Bu düzen böyle gider sandı birileri düzen böyle gitmez ama insanlar ölür ne yazıkki.Sebep olanların düzüldüğü günleri bekliyoruz.
|

09-08-2010, 21:04
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
|
O cezaevini müze yapacaklar olanlar Kürdistan'ın evlatları olacaklar bir gün...belki.
Odun T.C. hala 12 eylülün zehirini salya sümük içiyor.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:02 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|