|
|
DevletSerbest Kürsü içerisinde Devlet konusu: DEVLET
Üretim araçlarındaki özel mülkiyet, özel türden bir mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sınıfa, sahip olmayan sınıf üzerinde bir güç verir. Sahip olanın yalnız çalışmadan yaşamasını sağlamakla kalmaz, bir ...

20-07-2009, 17:31
|
 |
çaylak madam
|
|
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 26
Mesajlar: 467
|
|
Devlet
DEVLET
Üretim araçlarındaki özel mülkiyet, özel türden bir mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sınıfa, sahip olmayan sınıf üzerinde bir güç verir. Sahip olanın yalnız çalışmadan yaşamasını sağlamakla kalmaz, bir yandan da, sahip olmayanların çalışıp çalışmayacağı ve hangi koşullar altında çalışacaklarını saptama olanağını da verir. Yani bir çeşit efendi ve hizmetçi ilişkisi kurar; kapitalist sınıf, emirler verme mevkiinde, işçi sınıfı ise bunları yerine getirme durumundadır.
Bu durumda, haliyle, iki sınıf arasında sürüp giden bir çatışma vardır.
Kapitalist sınıf, isçi sınıfını sömürerek, servetle, güçle ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sınıfı, güvensizlik, yoksulluk, sefil hayat koşulları içine itilmiştir. Bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin -azınlığın bu denli yararına, çoğunluğun bu denli zararına olan bu mülkiyet ilişkisinin- devamını sağlamak için bir yöntem bulunması gerekir. Zengin azınlığın, emekçi çoğunluk üzerinde, toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağlayacak güce sahip bir kurumun varlığı zorunludur.
Böyle bir kurum vardır: bu, devlettir.
Kapitalist sınıfın işçi sınıfı üzerinde egemenlik kurmasını sağlayan bu özel mülkiyet ilişkilerini korumak ve sürdürmek devletin işlevidir.
Bir sınıfın ötekisini baskı altında tuttuğu sistemi yaşatmak devletin işlevidir.
Üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki çatışmada mülk sahipleri, devletin kişiliğinde, mülksüzlere karşı güçlü bir silah bulurlar.
Devletin, sınıflar üstü olduğuna, hükümetin zengin yoksul, yüksek alçak bütün halkı temsil ettiğine inanmaya iteleniyoruz. Ama aslında, kapitalist toplum, özel mülkiyete dayandığından, özel mülkiyete karşı yapılacak her davranış, gereğinde şiddet kullanmaya kadar varan devletin direnciyle karşılaşacaktır.
Bunun için, aslında, sınıflar varoldukça, devlet, sınıflar üstü olamaz, egemen sınıftan yana olmak zorundadır. Devletin egemen sınıfın bir silahı olduğunu, Adam Smith, daha 1776 yılında farketmişti. Ünlü kitabı, The Wealth of Nations’da şöyle yazıyordu: "Sivil hükümet, mülkiyetin güvenliğini korumak için kurulduğu sürece, aslında zenginin yoksula karşı veya biraz malı mülkü olanın olmayana karşı savunulması için kurulmuştur."
İktisaden egemen olan sınıf, üretim araçlarına sahip olan sınıf, siyasal olarak da egemendir.
Birleşik Devletler’deki gibi bir demokraside halkın, oylarıyla kendi adaylarını iş başına getirdiği doğrudur. Demokrat X ile Cumhuriyetçi Y arasında bir seçme yapma hakları vardır. Ama bu, hiç bir zaman sınıf mücadelesinin bu yanında ya da öteki yanında yer alan bir adayın seçimi değildir. Ana partilerin adayları arasında özel mülkiyet ilişkileri sistemi konusunda çok az temel davranış farkı vardır. Bu ayrılıklar da hep ayrıntılar konusundadır; hemen hiç birisi, temel sorunlarla ilgili değildir.
İşin aslı aranırsa, işçiler için Demokrat X ya da Cumhuriyetçi Y arasında bir seçim yapmak, kapitalist sınıfın hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sınıfın yararına yasalar yapacağı konusunda bir seçim yapma özgürlüğünden başka bir şey değildir.
Yasaları yapanlar ile yasaların çıkarları için yapıldığı adamlar arasındaki bağ, öylesine sıkıdır ki, devlet ile egemen sınıf arasındaki ilişki konusunda hiç bir kuşkuya yer bırakmaz. Ulusumuzun en ileri gelenlerinden birisinin, iktisadî egemenliği elinde bulunduran sınıfın, siyasal egemenliği de elinde bulundurduğu düşüncesinde olduğu şu satırlarda açıkça görülür:
" Diyelim ki, Washington’a gidiyorsunuz ve hükümetinizle görüşmek istiyorsunuz. Sizi nezaketle dinleseler bile, asıl sözü geçer kimselerin büyük bankerler, büyük imalâtçılar, büyük tüccarlar, demiryolu şirketleri ile denizyolları şirketlerinin başındaki kimseler olduğunu göreceksiniz.. Birleşik Devletler Hükümetinin efendileri, Birleşik Devletler kapitalistleri ve imalâtçılarıdır."
Gerçekleri ortaya döken bu tümceler, Woodrow Wilson’ın, 1913 yılında yazdığı bir kitapta yayınlanmıştır. Yazar ne söylediğini bilecek bir yerde bulunuyordu. O sıra Birleşik Devletler’in başkanıydı.
Şu soru ortaya çıkıyor: mademki devlet mekanizması kapitalist sınıfın denetimi altındadır ve onun çıkarına işlemektedir, kapitalistlerin gücünü düzenlemek ve sınırlandırmak için hazırlanan yasalar, nasıl oluyor da kara kaplı kitapta yer alabiliyor?
Örneğin bu gibi şeyler, Franklin D. Roosevelt yönetimi sırasında olmuştur. Ama niçin?
Devlet, ancak zorlandığı takdirde, mülksüzler adına, mülk sahiplerine karşı harekete geçer. Şu veya bu çatışma noktasında boyun eğmek zorunda kalır, çünkü işçi sınıfından gelen baskı o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunludur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da kötüsü (egemen sınıf acısından daha kötüsü), devrim bile olabilir. Ama unutulmaması gereken önemli nokta şudur: böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülkiyet ilişkileri sınırları içerisindedir. Kapitalist sistemin ana çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her zaman bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sınıfın amacı, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir.
Başkan Roosevelt yönetimi sırasında işçi sınıfı tarafından elde edilen bütün kazanımlar ki bunlar epeyce fazlaydı, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet sistemini değiştirmemiştir. Bu kazanımlar bir sınıfın bir başkası tarafından devrilmesini sağlamamıştır. Başkan Roosevelt öldüğü zaman, işverenler de, isçiler de eski yerlerinde idiler.
Devlet, bir sınıfın öteki sınıf üzerinde egemenliğini kurmak ve sürdürmek için bir araç olduğuna göre, ezilen çoğunluk için gerçek özgürlük var olamaz. Duruma ve koşullara bağlı olarak şu ya da bu derecede özgürlük verilecektir, ama son tahlilde, "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri, sınıflı bir toplumda biraraya getirilemez.
Devlet, hükümeti denetimi altında bulunduran sınıfın kararlarını uygulamak için vardır. Kapitalist toplumda devlet, kapitalist sınıfın kararlarını, dayatarak yürütür. Bu kararlar, işçi sınıfının, üretim araçlarının sahiplerinin hizmetinde çalıştığı kapitalist sistemi sürdürmek için alınmıştır.
Leo HUBERMAN
Sosyalizmin Alfabesi
"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."
Jean-Jacques Rousseau
|

20-07-2009, 18:35
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
"Üretim araçlarındaki özel mülkiyet, özel türden bir mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sınıfa, sahip olmayan sınıf üzerinde bir güç verir. Sahip olanın yalnız çalışmadan yaşamasını sağlamakla kalmaz, bir yandan da, sahip olmayanların çalışıp çalışmayacağı ve hangi koşullar altında çalışacaklarını saptama olanağını da verir. Yani bir çeşit efendi ve hizmetçi ilişkisi kurar; kapitalist sınıf, emirler verme mevkiinde, işçi sınıfı ise bunları yerine getirme durumundadır."
"Bir sınıfın ötekisini baskı altında tuttuğu sistemi yaşatmak devletin işlevidir."
"Üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki çatışmada mülk sahipleri, devletin kişiliğinde, mülksüzlere karşı güçlü bir silah bulurlar."
"İktisaden egemen olan sınıf, üretim araçlarına sahip olan sınıf, siyasal olarak da egemendir."
"İşin aslı aranırsa, işçiler için Demokrat X ya da Cumhuriyetçi Y arasında bir seçim yapmak, kapitalist sınıfın hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sınıfın yararına yasalar yapacağı konusunda bir seçim yapma özgürlüğünden başka bir şey değildir."
"Devlet, ancak zorlandığı takdirde, mülksüzler adına, mülk sahiplerine karşı harekete geçer. Şu veya bu çatışma noktasında boyun eğmek zorunda kalır, çünkü işçi sınıfından gelen baskı o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunludur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da kötüsü (egemen sınıf acısından daha kötüsü), devrim bile olabilir. Ama unutulmaması gereken önemli nokta şudur: böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülkiyet ilişkileri sınırları içerisindedir. Kapitalist sistemin ana çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her zaman bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sınıfın amacı, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir."
"Devlet, bir sınıfın öteki sınıf üzerinde egemenliğini kurmak ve sürdürmek için bir araç olduğuna göre, ezilen çoğunluk için gerçek özgürlük var olamaz. Duruma ve koşullara bağlı olarak şu ya da bu derecede özgürlük verilecektir, ama son tahlilde, "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri, sınıflı bir toplumda biraraya getirilemez."
güzel tespitler... zihin açıcı...
ilkokul yıllarından itibaren beynimize sokulmaya çalışılan ve olmazsa olmaz diye yutturulan hatta zıt seslere karşı canımız pahasına korumamız gerektiği öğretilen devletçilik ilkesi... ve bu ilkeleri kafamıza sokmayı kutsal bir amaç olarak gören öğretmenler... çocuklarını okula gönderen ve göndermek zorunda bırakılan aileler... ve bu baskılar ve zorlamalar altında yılmış ve söylenen herşeyi kabullenmiş insanlık...
içinden çıkılması ve yıkılması devrimle bile mümkün olmayacak bir düzen...
devrimle hangi katını yıkabilir insanlık kapitalist sistem pramidinin? "sizi vururuz" katında işler karışıyor gibi! vurulmamayı ve bizi vurmak isteyenlerin hepsini vurmayı başaranlarla ulaşılan "sizi kandırırız" katındakilerin, kandırılmışlar tarafınca kutsallıklarının uğruna can verecekleri kadar kabullenilmiş olması, vurulmayanlar arasın da bile bölünmelere neden olur... ve bu bölünmelerden sonra yeni kanlı çatışmalar çıkar... bunları da atlatabilen birileri olursa eğer "sizi yönetiriz" katında onları, yönetenlerin elindeki tahmin bile edemeyeceğimiz imkanlar beklemektedir... ve bu imkanlar bir avuç azınlığı bertaraf etmeye yetecektir... pramidin en tepesin de ne olduğunu görmek mi? başka bir bahara kalıyor artık!
devrimin kapitalizmin silahları ve imkanlarıyla yapılması neredeyse olanaksızdır... çünkü sistem insanlara sunduklarının pan zehirlerini kendin de saklar... yani bir insanlığa on bana diye binlerce yıldır birikim yapmaktadır... ve bu birikimleri para, silah, teknoloji, savunma ve saldırı sistemleri, hala teori olduğunu düşünmemizi sağladıkları ama yıllar önce hayata geçirdikleri bilimsel gelişmeler ve ve ve diye sıralayabilirim... kafamızı kaldırmadıktan sonra ne kadar kontrol altında tutulduğumuzu fark etmemiz pek mümkün değil... ama kafamızı kaldırdığımızda ise yumruğun nereden geldiğini bile göremeyebiliriz...
üstelik insanlığı oyalayan ve zevk veren bu kadar imkan sunulduğu ve ulaşılmasının her geçen gün kolaylaştırıldığını da düşünürsek, öyle mahşeri kalabalıkların toplanması ve tek bir amaçla devrim için hareket etmesi de kolay gözükmüyor... tüketim çılgınlığından her geçen gün daha fazla zevk almaya başlayan insanlığın herşeyden vaz geçip devrim yapması mı?  
devleti yıkmak nasıl mümkün olacak peki?
Konu eco tarafından (20-07-2009 Saat 18:38 ) değiştirilmiştir..
|

20-07-2009, 19:58
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 14-08-2008
Mesajlar: 126
|
|
|
buna benzer makaleleri 15 yaşımdan beri okuyorum da en çok anlayamadığım şey proleter kesimin bu sistemi kutsamasındaki neden ?
sanırım dünyada sadece türkiyede işçi sendikaları sağ görüşlü misal; türk-iş , hak-iş ( bu zaten tam tezat ) ülkücü işçiler birliği ... metal-iş

Kahrolsun ulusal egemenlik. İnsanın vatanı yoktur!
|

20-07-2009, 20:15
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 08-06-2009
Yaş: 26
Mesajlar: 127
|
|
Alıntı:
|
güzel tespitler...zihin açıcı...
|
Alıntı:
|
ilkokul yıllarından itibaren beynimize sokulmaya çalışılan ve olmazsa olmaz diye yutturulan hatta zıt seslere karşı canımız pahasına korumamız gerektiği öğretilen devletçilik ilkesi... ve bu ilkeleri kafamıza sokmayı kutsal bir amaç olarak gören öğretmenler... çocuklarını okula gönderen ve göndermek zorunda bırakılan aileler... ve bu baskılar ve zorlamalar altında yılmış ve söylenen herşeyi kabullenmiş insanlık...
|
Leo Hubermann'ın bu kitabını okumuştum ve Sosyalizme merak salmış birisiyken başucu kitabı yapmıştım bunu,Georges Politzer'in "Felsefenin Başlangıç İlkeleri" ile beraber.Ve bu kitapları her gün çıkarır okurdum,bir daha bir daha ve bir daha...Ve bunu ayet okur gibi yapardım,hiç sorgulamazdım.Televizyonda gördüğüm yaralılardan,cesetlerden falan korkardım,her tarafım uyuşurdu.Ama buna rağmen,sırf herkese bilgili görüneceğim diye "Proletarya Diktatörlüğü" denen şeyi de hiç sorgulamadan mutlaklık mertebesine getirdim.İçimdeki bütün insancıl duygulara rağmen yaptım bunu.Ve dayanaksız söylemlerle mesela Proudhon'un "küçük-burjuva ütopisti" olduğunu,veya Hegel'in görüşlerinin "yanlış" olarak kavradım,dahası yazarlar da Marks'ın eleştirilerinin üzerine hiçbirşey koymamışlardı bu kitaplarda.Bilmiyorum,bir gün sorguladım kendimi.Kandan,şiddetten korkuyorsun...Sana "kötü" olarak lansedilen insanların öldürülmesinden bile için cız ediyor.Silah sesinden korkuyorsun.Bütün dış dünyayla ilişiği kesilmeye çalışan,tecrit altındaki insanlara acıyorsun.İnsancılsın.Ama bir diktatoryayı savunuyorsun,seni aşağılık!Bunu niye açıkladım.Her şeyden önce,devletten niçin nefret ettiğimi size açıklama gereği duydum.Ben de herkes gibi devletten ve devletçilerden nefret ediyorum.Çünkü,devletin her bir boka ağırlığını koymasından nefret ediyorum.Doğrudur.Tarihteki bütün devrimlerin sonu devlet olmuştur.Ama gelecekte de bunun olacağı anlamına gelmez bu....
Alıntı:
|
içinden çıkılması ve yıkılması devrimle bile mümkün olmayacak bir düzen...
|
Kısa süreli de olsa devlet egemenliğine son veren,insanların kendi kendilerini yönettikleri ve tabi ki bunu yaparken bireysel çıkarları da göz ardı etmedikleri deneyler yaşandı.Ve devletin ta kendisi(ister işçi,ister burjuva devleti olsun) bu deneyleri baltaladı.Ukrayna'da Mahnovşçina hareketi ile ilgili bişiler okumuştum.İspanya'da malum CNT/FAI'li emekçilerin faaliyetleri var.Her ne kadar,erkek bireylere verilen hakların kadınlara verilmemesi gibi bir handikapı da olsa,Paris Komünü deneyi var.Bir de İngiltere'de /sanırım 16.yüzyıldaydı) "Diggers" hareketi var.Varoğlu var...Küçük çaplı birkaç devrim ile de devletin özgürlüğü kısıtlayıcı etkisi yok edilebiliyor.
Alıntı:
|
devrimle hangi katını yıkabilir insanlık kapitalist sistem pramidinin? "sizi vururuz" katında işler karışıyor gibi! vurulmamayı ve bizi vurmak isteyenlerin hepsini vurmayı başaranlarla ulaşılan "sizi kandırırız" katındakilerin, kandırılmışlar tarafınca kutsallıklarının uğruna can verecekleri kadar kabullenilmiş olması, vurulmayanlar arasın da bile bölünmelere neden olur... ve bu bölünmelerden sonra yeni kanlı çatışmalar çıkar... bunları da atlatabilen birileri olursa eğer "sizi yönetiriz" katında onları, yönetenlerin elindeki tahmin bile edemeyeceğimiz imkanlar beklemektedir... ve bu imkanlar bir avuç azınlığı bertaraf etmeye yetecektir... pramidin en tepesin de ne olduğunu görmek mi? başka bir bahara kalıyor artık!
|
Alıntı:
|
devrimin kapitalizmin silahları ve imkanlarıyla yapılması neredeyse olanaksızdır... çünkü sistem insanlara sunduklarının pan zehirlerini kendin de saklar... yani bir insanlığa on bana diye binlerce yıldır birikim yapmaktadır... ve bu birikimleri para, silah, teknoloji, savunma ve saldırı sistemleri, hala teori olduğunu düşünmemizi sağladıkları ama yıllar önce hayata geçirdikleri bilimsel gelişmeler ve ve ve diye sıralayabilirim... kafamızı kaldırmadıktan sonra ne kadar kontrol altında tutulduğumuzu fark etmemiz pek mümkün değil... ama kafamızı kaldırdığımızda ise yumruğun nereden geldiğini bile göremeyebiliriz...
|
Bİz de "sizi vururuz" demeyiz o zaman...Kapitalizmde her ne olursa olsun,bir sınıfın diğer sınıf üzerinde tahakkümü var...Biraz daha genişletelim,burjuvazinin bütün insanlık üzerinde tahakkümü var.Ve bu tahakkümü,ne yazık ki bireylerin en hayati ihtiyaçları üzerinde kurmaya çalışmakta sistemin efendileri...Ve bu ne olursa olsun son bulmalı...Senin de birçok kez dillendirdiğin gibi,suyumuz üzerinde bile kendini tek hak sahibi olarak görenler var...Bu da sistemin devam ettiricileri tarafından yapılıyor...Küresel Isınma,Küresel Isınma diye tutturmuşlar.Yok efendim neymiş sular azalıyormuş...Egemenler suyu israf ediyor,yeşilliği,doğayı kendi çarklarını döndürmek adına heba ediyor,sonra da bir velvele çıkarıyor."Vay efendim doğa yok oluyor,vay efendim küresel ısınma geliyor,hepimiz ölücez".Sonra da zavallı insanlara çamur atıp aradan çekiliyor...Adalete bak!Ben kandan korktuğumu,şiddetten korktuğumu,silahtan ve kanlar içinde yatan ölülerden tiksindiğimi söylüyorum.Bunu ilk kez açık yüreklilikle yapıyorum.Ve bana kalırsa Tolstoy ve Gandhi'nin dillendirdiği yöntemler çok daha gerçekçi.Pasif bir yöntemle tek kurşun atmadan yapılmış bir devrimin örneği var dünyada...Komün hayatına geçişin,köylü komünlerinin kuruluşunun ve bireysel özgürlüğün kısa süre için de olsa temin edilişinin öyküsü var...Ben artık bütün doğruları bıraktım,ve bana kalırsa dünyaya bambaşka bir perspektiften bakmaya başladım...Bana da artık tek çıkar yol pasif direniş gibi göründü...Kurşun yok...Doğaya bombalarla,zartla zurtla zarar vermek yok...Bireysel olarak herkesin çabalarıyla kapitalist sistemde özgür yaşayacağız...Kapitalist sisteme ve devlete çelme çakmaya yeter de artar bile...Bir egemen çıkarsa ortaya yine aynısını yap...Bütün pasif direnişçileri mi öldürecek devlet.Hiç sanmam!Devlet yazı da gelse,tura da eli kolu bağlı kalacak.Ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp uzaklaşacak...Çekip gidecek tüm egemenler...
İşte bu pasif devrim fikrini insanlar nasıl benimseyecek onu bilemiyorum.Çok doğru bir tespit.Pasif devrim diyoruz da insanlar başını kaldırıp düşünme zahmeti gösterecekler mi orası meçhul tabi...Çok gerçekçi bir tespit...Desene yine doğal afete kaldık  ...
Alıntı:
|
devleti yıkmak nasıl mümkün olacak peki?
|
Bana yaşama teminatı verdin,doğal afet sonrası,unutma sözünü 
|

21-07-2009, 12:16
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
|
|
|
Bugün kendini bilmez üç beş çapulcu kalkmış Devletçilik oynuyor işte..

Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:01 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|