|
|
Günlük İlişkilerimiz...Serbest Kürsü içerisinde Günlük İlişkilerimiz... konusu: Günlük ilişkilerimizdeki davranışlarımızı hangi nokta üzerine kuruyoruz acaba! Hiç düşündük mü? Hiç sanmıyorum. Bu yüzden kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde ÇIKARIN egemen olmasını sağlamışızdır. Ve bunun sebebi ise yalnız kendimiziz. ...

12-06-2009, 21:01
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-08-2008
Mesajlar: 42
|
|
Günlük İlişkilerimiz...
Günlük ilişkilerimizdeki davranışlarımızı hangi nokta üzerine kuruyoruz acaba! Hiç düşündük mü? Hiç sanmıyorum. Bu yüzden kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde ÇIKARIN egemen olmasını sağlamışızdır. Ve bunun sebebi ise yalnız kendimiziz. Çünkü farkında değiliz.
Bugün yine bir alış veriş merkezinde alış veriş yaparken Ben ve iki arkadaşım ile aramızda küçük bir muhabbet kuruldu. Muhabbetimiz ÇIKAR üzerine.
Arkadaşlarımın üzerinde durduğu konu “ Dünyanın çıkar üzerine kurulduğu” düşüncesini oluşturuyor idi. Bir arkadaşım ise bunu kanıtlamak için, eğer ben bir iş yapıyorsam bu işi yaparken arkadaşlarıma hatır geçebileceğinden söz etti. Yani onun için bir iş yapıyorsa, daha ucuz olabilir anlayışı idi. Bense ona dedim ki; İşte senin bu hatır dediğin şey ÇIKARDIR. Hatır diye bir şey yok. Var olan şey sadece EMEĞİN VARLIĞI ve BUNUN KARŞILIĞIDIR. Eğer senin günlük ücretin 100 TL ise, sen kime iş yaparsan yap 100 TL’yi herkesten ( ayırım yapmadan ) almalısın. Eğer bu 100 TL yerine sen hatır diye yaptığın işin karşılığında ücretinden indirim yapıyorsan! Bunun karşılığında ondan bir şey bekliyorsun demektir. Ya yeni bir iş veya başka kişilerden sana iş bulmasını sağlamandır. İşte burada yaptığın indirim karşılığı ondan istediğin yardım aslında senin çıkarındır. Çünkü sana yardımcı olunan yeni işler neticesinde daha fazla kazanç elde etme umudundur. Karşındakinin de bu çıkarınadır. Çünkü o da bunun karşılığında daha düşük bir ücret ödemesini gerçekleştireceğidir.
Görmemiz gereken şey; Emeğin karşılığının TEK olmasıdır. Eğer bu ücret 100 TL ise, her kim ile çalışılıyorsa çalışılsın alınması gereken ücret herkes için de ayni olmalıdır. Yani 100 TL. Adına arkadaş, tanıdık, ayni görüş ve düşünce yapısı v.s. ne derseniz deyiniz, kurduğunuz ilişki çıkar düzenini oluşturacaktır. Yaptığım iş karşılığı ne ise onu alıyorsam veya onu veriyorsam beni çıkar düzeninden uzaklaştırır. Ve Emek – Karşılık ilişkisi içerisine götürür. Bu da HAK olandır. Ötesi HAK’tan ayrılmadır.
Bu ilişkiyi ( çıkar ilişkisini ) kurmamıza neden olan şey ise KORKUDUR. İşsiz kalma iş bulamama endişe ve korkusudur. İşverenler; insanların bu korkusundan faydalanarak daha ucuza iş yaptırarak kendi çıkarlarını geliştirmeye bakıyorlar. İşte burada da HAK’kı çiğniyorlar. Bilerek veya bilmeyerek. Çünkü kurdukları çıkar düzeni ile daha çok zenginleşeceklerini sanıyorlar. Belki maddi olarak bunu elde ediyorlar ama… Bu sefer de onlar bunu kaybetme korkusu içerisine giriyorlar. Bu şekilde bir çalışma yürüten İşçi – İşveren sürekli korku ile bir yaşam sürdürüyorlar. Ve bu korkuyu toplumun her kesimine yayıyorlar.
Öğrencinin sınıfta kalma korkusu, işini kaybetme korkusu ( her kesimde ), eşini kaybetme korkusu, içinde bulunduğu partinin seçim kaybetme korkusu ( başka partilerle yaptığı ), kendi parti içindeki kişisel konumunu kaybetme korkusu, toplum içindeki konumunu kaybetme v.s, v.s. Ha bire kendi içimize korku ekip biçiyoruz.
İşte bu korkular sayesinde ÇIKAR! Herkes üzerinde egemen olabiliyor ve düzenini rahatça sürdürebiliyor. Halbuki esas olan şeyi burada gözden kaçırıyoruz. Gözden kaçırdığımız şey ise kendi mutluluğumuzdur. İşi alsak yapsak bile özünde EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINDAN uzaklaştığımız için İÇSEL OLARAK mutsuz oluyoruz. Mutsuz ediyoruz.
Bunu da her şeyi maddiyata bağlamamızdandır. Çünkü bize sunulan şey/şeylerin maddiyatla alakalı olduğunu var sayıyoruz. VE maddi dünyanın temellerini kendi içimizde ve çevremizde acımasızca kurmaya devam ediyoruz
İş yerlerinde yükselmek, mevki ve para sahibi olmak, söz ve saygınlık sahibi olmak uğruna kendimizi çiğneyerek ( her türlü değerlerimizi de gerektiğinde ayaklar altına alarak ) yaşamaya çalışıyoruz. Tabii buna yaşam denirse…
Bu düşünce şekli HER ÇEŞİT DÜŞÜNCEDEKİ insanlar içerisinde de maalesef yerleşmiş durumdadır. Şöyle etrafımıza bakalım ayni şeyi görmüyor muyuz! İşte mesele BU !
Esas olan şey ise DOĞRU DÜZENDİR. ÇIKAR DÜZENİ DEĞİL! Doğru düzende EMEĞİN KARŞILIĞI ne ise O ÖDENİR – O ALINIR. Ne bir eksik ne bir fazla. Doğru düzenle çalışıldığında, her iki tarafta bundan memnun olacağından, kendi içlerinde( iç huzurunda ) rahat huzurlu ve mutlu olunacağıdır. Bunun karşılığında yapılan işte de o oranda verimli olunacağıdır.
Bu yaklaşımda eşit işe eşit ücret yaklaşımı görülürse de özünde var olan bu değildir. Özünde var olan tek gerçek insanın mutluluğudur. Çünkü bu noktada eşit işe eşit ücret yaklaşımında insan bir makine olarak görülmektedir. Çalışacak ücretini alacak. Ancak RUHSUZ olacak. Sorun da burada.
İnsanın bir RUH’A sahip olunduğu görünmezlikten geliniyor.
İnsan ruhunun canlılığı yaptığı işten ve işten aldığı zevkten ileri gelir. Bir insan bir işe sahip olabilir. Ancak o iş, o insanın beğendiği, zevk aldığı bir iş değilse; yaptığı işten zevk alamayacak ( eşit işe eşit ücret alsa da ) ve yaptığı iş de verimli olamayacaktır.
Ülkemizde ( eşit işe eşit ücret alınamasa da ) birçok insanın işe sahip olmasına rağmen; gerçekte yaptığı işten zevk almaması veya alamaması nedeni ile verimsiz ve mutsuz bir yapının oluşması olayı ortaya çıkmış oluyor. Sonuçta ruhsuz insanlar ruhsuz toplum. Bunun bir sebebi de paraya verdiğimiz değerdir. İnsana değil ( Kendimize ). Bu yüzden önemli olan biz değiliz. İş önemli plana çıkmaktadır. İş önemlidir ama… alınan zevkle birlikte. Zevk alınmıyorsa o işin kendimiz için hiçbir önemi yoktur aslında. Kaçımız yaptığımız işten gerçekten zevk alıyor… Hiç düşündük mü? Yani işimizi seviyor muyuz?
Sovyetler Birliğinin de yıkılma sebeblerinden en önemlisi de budur. Çünkü insanlar yaptıkları işte ( ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar ) mutlu olamıyorlardı. Çünkü onlara ne yapacakları söyleniyordu. Onlarda yapıyorlardı. Sorunsa bunu gerçekten istiyorlar mıydı. Ayni şey burada da geçerli. Çünkü insanlara ne yapacağı neyi sevdiği değil de kendi istemediği şey / şeyler yaptırılmaktadır. Çünkü önemli olan burada da PARADIR. İnsan mutluluğu değil.
Bu yüzdendir seçimlerimizde öne çıkardığımız düşünce şekli ÇIKAR olması nedeni ile kendi kendimizle, çevremizle, toplumumuzla ve dünyayla sürekli kavga etmekteyiz. Ama bunu fark edememekteyiz. Esas sorun burada. Bunun farkında olamamızda. Bunun farkında olduğumuz da saydığımız tüm sorunlar ortadan kalkar. Çok basit değil mi? Ama bu basit meseleyi bir türlü çözemeyiz/ çözmeyiz. Çünkü önemli olanın ne olduğunu göremiyoruz. Önce İNSAN. Kendimiz… Eşimiz…. Çocuğumuz/çocuklarımız… Ailemiz… Çevremiz… Ülkemiz ve DÜNYAMIZ.
Bunun için de yapmamız gereken şey de çok basit! Sadece SEVMEK. Gülüyorsunuz… Gülümsüyorsunuz…
Yoksa SEVMEK size zor mu geliyor! Hayatın en kolay yolu…. Değil mi! Ne dersiniz?
Kubilay Öğütveren
|

12-06-2009, 22:50
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
|
Sayın Kubilay Bey sağolsun, sevgiyi de yapılması "gereken" bir İŞ haline getirerek kendi yazısının özüne sanki canlı bir örnek oluşturmuş. Ver sevgiyi, al çıkarı, yok pardon mutluluğu.. Sevmen "gereken"leri <<sevEBİLiyor>> musun - ya da onlar sevİLEBİLecek gibi mi - falan pek aklına gelmemiş sanırsam. Yazı bu açıdan takdire şayan... Tebrik ederim... Ama bence herşeyden önce soyadını değiştirse, daha hayırlı olabilir. Malum, bugünlerde forumda da tartışıldığı gibi, "kişi, ismi ile müsemma" diyebilirler...

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

12-06-2009, 23:17
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
|
Kubilay Öğütveren'e...
"Çünkü önemli olanın ne olduğunu göremiyoruz. Önce İNSAN. Kendimiz… Eşimiz…. Çocuğumuz/çocuklarımız… Ailemiz… Çevremiz… Ülkemiz ve DÜNYAMIZ.
Bunun için de yapmamız gereken şey de çok basit! Sadece SEVMEK. Gülüyorsunuz… Gülümsüyorsunuz…
Yoksa SEVMEK size zor mu geliyor! Hayatın en kolay yolu…. Değil mi! Ne dersiniz?"
ne mi derim? ilk önce siz hangi dünyada yaşıyorsunuz? derim... ikincisi önemli olanın ne olduğunu bir tek siz ve alış veriş merkezinde alışveriş yaparken görüştüğünüz arkadaşlarınız mı gördü?
derim... acaba bunu görebilmenizin nedeni alış veriş merkezinde olmanız mı yoksa alışveriş yaparkende böyle meseleler konuşabiliyor olmanız mı? derim... ayrıca çalışmaktan üstelik çalıştığı işten keyif almaktan karşılığında hak edileni almaktan yada alamamaktan hatta sovyetlerbirliğinin çöküşünü bile bu meselelerin getirisi olduğunu iddaa ettiğiniz çıkar'dan bahsettiğiniz bölüm hakkında diyeceklerim bu sayfalara sığmaz... derim...
|

12-06-2009, 23:30
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
|
unutmadan günlük ilişkiler kavramından pek hoşlanmasamda günlük aylı yıllık bütün ilişkilerimi (eş dost arkadaş yada daha genel olarak insanlarla kurduğum iletişimi) hangi nokta üzerine kurduğumuda biliyorum... bunu elbette düşündüm büyük ihtimalle düşünmediğini sandığınız diğer insanlarda düşünmüştür ki insan içine çıkıp iletişim sizin deyiminizle günlük ilişkiler yaşamaya devam edebiliyorlar... bakın hatta buraya yorumlar yapıyorlar... ve buna en geç ergenlikte karar veriyorlar diyebiliriz... doğru yanlış eksik fazla... insanlarla nasıl bir iletişim kuracaklar ve davranışlarını hangi temele dayandıracaklar... evet çıkarın hakim olduğu konusunda haklı olduğunuz taraflar var ama... bu kişilerin davranışlarını neye göre belirlediklerini düşünmedikleri anlamına gelmez... hatta düşünüp çıkar ilişkilerinin tam ona göre olduğu kanısına varıp böyle davrananlar da vardır... ama bu da düşünülmediği anlamına gelmez... farkında olmadığımızı da göstermez... nasıl böyle kanılara vardınız acaba bu "düşündük mü?... hiç sanmıyorum" genellemesini yaparken? bu genellemeye kendinizide katarak da kurtulamadığınızı hatırlatayım... derim...
Konu eco tarafından (12-06-2009 Saat 23:38 ) değiştirilmiştir..
|

13-06-2009, 00:33
|
 |
Körpe
|
|
Üyelik Tarihi: 10-12-2008
Mesajlar: 77
|
|
|
'Çıkar' mutlak surette kötü bişey midir?Çıkar sadece içinde kötü duyguları,kötü ilişkileri,kötü sonuçları mı barındırır?Hiç işimize yaramaz mı?İnsan ilişkilerini dengelediği olmamış mıdır?Çıkarsızlık die bişey mümkün değildir bence..Sevgiyle bağlandığın kişiden bile amacın vardır..o sevgi seni tatmin eder hatta sevginin karşılığını alıosan daha da tatmin olursun..çünkü platoniklik bi yere kadardır tatmin etmedğinde güle güle dersin..çıkar sadece maddiyat üzerine ya da çok büyük manevi kazançlar üzerine olmaz..o yüzden çıkarsızlık diye birşey yktur bence herkesin yaptığı herşeyde -kasıtlı ya da kasıtsız- küçük veya büyük bir çıkarı vardır..
|

13-06-2009, 00:33
|
 |
Körpe
|
|
Üyelik Tarihi: 10-12-2008
Mesajlar: 77
|
|
|
bide itiraf ediim tam okumadm yazıyı
|

13-06-2009, 01:04
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
Alıntı:
breeze´isimli arızadan alıntı
'Çıkar' mutlak surette kötü bişey midir?Çıkar sadece içinde kötü duyguları,kötü ilişkileri,kötü sonuçları mı barındırır?Hiç işimize yaramaz mı?İnsan ilişkilerini dengelediği olmamış mıdır?Çıkarsızlık die bişey mümkün değildir bence..Sevgiyle bağlandığın kişiden bile amacın vardır..o sevgi seni tatmin eder hatta sevginin karşılığını alıosan daha da tatmin olursun..çünkü platoniklik bi yere kadardır tatmin etmedğinde güle güle dersin..çıkar sadece maddiyat üzerine ya da çok büyük manevi kazançlar üzerine olmaz..o yüzden çıkarsızlık diye birşey yktur bence herkesin yaptığı herşeyde -kasıtlı ya da kasıtsız- küçük veya büyük bir çıkarı vardır..
|
Eğer kulağı 8 şeklinde gösterip "tümdengelim" yapmaya kalkışırsan, çıkar tabi kötü bişeydir. Çünkü o tümdengelimdeki en son/nihai/kutsallaştırılan (bence uydurulan) kavram şudur : "karşılıksız sevgi"...
Eğer sevgin karşılıksız olmak "zorunda" ise, sen de çıkarsız olmak zorundasın o zaman...
Artık bilmiyorum, çıkarsız mı yoksa umutsuz/çıkarımsız/çıkışsız falan mı...
Hoş geldin kişisel gelişim, hoşgeldin new age...

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

13-06-2009, 03:14
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
|
Günlük ilişkilerimizdeki davranışlarımızı hangi nokta üzerine kuruyoruz acaba! Hiç düşündük mü? Hiç sanmıyorum.
|
Kendimi bildim bileli düşündüm
Alıntı:
|
Bu yüzden kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde ÇIKARIN egemen olmasını sağlamışızdır. Ve bunun sebebi ise yalnız kendimiziz. Çünkü farkında değiliz.
|
Önerme baştan sakat kurulunca insan ne diyeceğini bilemiyor;hazret sanki hiç duyulmamış, ilk defa kendinin bulduğu orjinal bir şey icat etmiş  Sonrası daha da korkunç...
Alıntı:
|
Bugün yine bir alış veriş merkezinde alış veriş yaparken Ben ve iki arkadaşım ile aramızda küçük bir muhabbet kuruldu. Muhabbetimiz ÇIKAR üzerine.
|
Senin o dediğini ben hergün yaşıyorum; adını çıkar koymasam bile her gün karşılaşıyorum
Alıntı:
|
Arkadaşlarımın üzerinde durduğu konu “ Dünyanın çıkar üzerine kurulduğu” düşüncesini oluşturuyor idi. Bir arkadaşım ise bunu kanıtlamak için, eğer ben bir iş yapıyorsam bu işi yaparken arkadaşlarıma hatır geçebileceğinden söz etti.
|
Olabilir; kapitalizmde kimse pazarlıksız bir iş yapmıyor ki. Emek-değer ilişkisi bu sistemde senin üretici yada aracıyla olan pazarlığın sonucu ortaya çıkıyor...
Alıntı:
|
Yani onun için bir iş yapıyorsa, daha ucuz olabilir anlayışı idi. Bense ona dedim ki; İşte senin bu hatır dediğin şey ÇIKARDIR. Hatır diye bir şey yok. Var olan şey sadece EMEĞİN VARLIĞI ve BUNUN KARŞILIĞIDIR. Eğer senin günlük ücretin 100 TL ise, sen kime iş yaparsan yap 100 TL’yi herkesten ( ayırım yapmadan ) almalısın. Eğer bu 100 TL yerine sen hatır diye yaptığın işin karşılığında ücretinden indirim yapıyorsan! Bunun karşılığında ondan bir şey bekliyorsun demektir. Ya yeni bir iş veya başka kişilerden sana iş bulmasını sağlamandır. İşte burada yaptığın indirim karşılığı ondan istediğin yardım aslında senin çıkarındır. Çünkü sana yardımcı olunan yeni işler neticesinde daha fazla kazanç elde etme umudundur. Karşındakinin de bu çıkarınadır. Çünkü o da bunun karşılığında daha düşük bir ücret ödemesini gerçekleştireceğidir.
|
1. Neticede bir iş yapılıp bir ürün ortaya konacak. Önce bu işin maliyeti daha sonra da kalitesine bakılır.
2. Bu süreç sonucunda bu işi arkadaşına yaptırman kimi zaman kaliteyi arttırıp maliyeti ucuzlatabilir.
Alıntı:
Görmemiz gereken şey; Emeğin karşılığının TEK olmasıdır. Eğer bu ücret 100 TL ise, her kim ile çalışılıyorsa çalışılsın alınması gereken ücret herkes için de ayni olmalıdır. Yani 100 TL. Adına arkadaş, tanıdık, ayni görüş ve düşünce yapısı v.s. ne derseniz deyiniz, kurduğunuz ilişki çıkar düzenini oluşturacaktır. Yaptığım iş karşılığı ne ise onu alıyorsam veya onu veriyorsam beni çıkar düzeninden uzaklaştırır. Ve Emek – Karşılık ilişkisi içerisine götürür. Bu da HAK olandır. Ötesi HAK’tan ayrılmadır.
Bu ilişkiyi ( çıkar ilişkisini ) kurmamıza neden olan şey ise KORKUDUR. İşsiz kalma iş bulamama endişe ve korkusudur. İşverenler; insanların bu korkusundan faydalanarak daha ucuza iş yaptırarak kendi çıkarlarını geliştirmeye bakıyorlar. İşte burada da HAK’kı çiğniyorlar. Bilerek veya bilmeyerek. Çünkü kurdukları çıkar düzeni ile daha çok zenginleşeceklerini sanıyorlar. Belki maddi olarak bunu elde ediyorlar ama… Bu sefer de onlar bunu kaybetme korkusu içerisine giriyorlar. Bu şekilde bir çalışma yürüten İşçi – İşveren sürekli korku ile bir yaşam sürdürüyorlar. Ve bu korkuyu toplumun her kesimine yayıyorlar.
Öğrencinin sınıfta kalma korkusu, işini kaybetme korkusu ( her kesimde ), eşini kaybetme korkusu, içinde bulunduğu partinin seçim kaybetme korkusu ( başka partilerle yaptığı ), kendi parti içindeki kişisel konumunu kaybetme korkusu, toplum içindeki konumunu kaybetme v.s, v.s. Ha bire kendi içimize korku ekip biçiyoruz.
İşte bu korkular sayesinde ÇIKAR! Herkes üzerinde egemen olabiliyor ve düzenini rahatça sürdürebiliyor. Halbuki esas olan şeyi burada gözden kaçırıyoruz. Gözden kaçırdığımız şey ise kendi mutluluğumuzdur. İşi alsak yapsak bile özünde EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINDAN uzaklaştığımız için İÇSEL OLARAK mutsuz oluyoruz. Mutsuz ediyoruz.
Bunu da her şeyi maddiyata bağlamamızdandır. Çünkü bize sunulan şey/şeylerin maddiyatla alakalı olduğunu var sayıyoruz. VE maddi dünyanın temellerini kendi içimizde ve çevremizde acımasızca kurmaya devam ediyoruz
İş yerlerinde yükselmek, mevki ve para sahibi olmak, söz ve saygınlık sahibi olmak uğruna kendimizi çiğneyerek ( her türlü değerlerimizi de gerektiğinde ayaklar altına alarak ) yaşamaya çalışıyoruz. Tabii buna yaşam denirse…
Bu düşünce şekli HER ÇEŞİT DÜŞÜNCEDEKİ insanlar içerisinde de maalesef yerleşmiş durumdadır. Şöyle etrafımıza bakalım ayni şeyi görmüyor muyuz! İşte mesele BU !
Esas olan şey ise DOĞRU DÜZENDİR. ÇIKAR DÜZENİ DEĞİL! Doğru düzende EMEĞİN KARŞILIĞI ne ise O ÖDENİR – O ALINIR. Ne bir eksik ne bir fazla. Doğru düzenle çalışıldığında, her iki tarafta bundan memnun olacağından, kendi içlerinde( iç huzurunda ) rahat huzurlu ve mutlu olunacağıdır. Bunun karşılığında yapılan işte de o oranda verimli olunacağıdır.
Bu yaklaşımda eşit işe eşit ücret yaklaşımı görülürse de özünde var olan bu değildir. Özünde var olan tek gerçek insanın mutluluğudur. Çünkü bu noktada eşit işe eşit ücret yaklaşımında insan bir makine olarak görülmektedir. Çalışacak ücretini alacak. Ancak RUHSUZ olacak. Sorun da burada.
İnsanın bir RUH’A sahip olunduğu görünmezlikten geliniyor.
|
Hazret buraya kadar gayet bilinçli biçimde kapitalist iktisat işleyişini gündelik örneklerle izah ediyor ve ortada bir ''sorun''un olduğunu ima ediyor ve fakat, ''bu yaklaşımda eşit işe eşit ücret olgusu görülse de özünde bu değildir'' diyerek mevcut iktisadi sistemle sorunu olmadığını izah ediyor. Bunu dediğin anda, yaptığın ''duygusal'' eleştirilerin hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmamaktadır. Birincisi kapitalist iş koşullarında emeğin değerini belirleyen ''piyasa''dır; bu bağlamda herkesin, aynı işe aynı ücreti istemesi piyasa koşullarında mümkün ve olanaklı değildir; zira işin ucunda ''rekabet'' gibi sihirli bir durum vardır. Sizin yaptığınız ürün, ortaya koyduğunuz emek şayet ''talebi yüksek'' bir şeyse o zaman kendi ''fiyatınızı/değerinizi'' ortaya rahatlıkla koyabilirsiniz. Fakat, yaptığınız işe/ürüne gösterilen ''talep'' düşükse mecburen fiyatı aşağı çekmek zorunda kalcaksınız. Bu durumda da ''emek sömürüsü'' dediğimiz hadise ortaya çıkacaktır.Hazret bu mekanizmayı eleştirmiyor, ''eşit işe eşit ücret de talep etmiyor''; buna karşın bulduğu çözüm şahane: SEVGİ  Kapitalizmin kitabı yeniden yazılıyor
Alıntı:
|
İnsan ruhunun canlılığı yaptığı işten ve işten aldığı zevkten ileri gelir. Bir insan bir işe sahip olabilir. Ancak o iş, o insanın beğendiği, zevk aldığı bir iş değilse; yaptığı işten zevk alamayacak ( eşit işe eşit ücret alsa da ) ve yaptığı iş de verimli olamayacaktır.
|
Bu arada ''eşit işe eşit ücret'' alsa da ''tatmin olmaz'' diyerek taş gediğine konmaya çalışılıyor. O zaman sorarlar adama: Be adam, madem derdin ''soyut bir sevgi'' sorunsalı ve eksikliği ne demeye lafı ''emek-değer'' ilişkisine getirmeye çalışıyorsun, üstelik onu da bilmiyorsun
Alıntı:
|
Ülkemizde ( eşit işe eşit ücret alınamasa da ) birçok insanın işe sahip olmasına rağmen; gerçekte yaptığı işten zevk almaması veya alamaması nedeni ile verimsiz ve mutsuz bir yapının oluşması olayı ortaya çıkmış oluyor. Sonuçta ruhsuz insanlar ruhsuz toplum. Bunun bir sebebi de paraya verdiğimiz değerdir. İnsana değil ( Kendimize ). Bu yüzden önemli olan biz değiliz. İş önemli plana çıkmaktadır. İş önemlidir ama… alınan zevkle birlikte. Zevk alınmıyorsa o işin kendimiz için hiçbir önemi yoktur aslında. Kaçımız yaptığımız işten gerçekten zevk alıyor… Hiç düşündük mü? Yani işimizi seviyor muyuz?
|
Kapitalizmin ruhu şad olsun; sen nelere kadirsin
Alıntı:
|
Sovyetler Birliğinin de yıkılma sebeblerinden en önemlisi de budur. Çünkü insanlar yaptıkları işte ( ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar ) mutlu olamıyorlardı. Çünkü onlara ne yapacakları söyleniyordu. Onlarda yapıyorlardı. Sorunsa bunu gerçekten istiyorlar mıydı. Ayni şey burada da geçerli. Çünkü insanlara ne yapacağı neyi sevdiği değil de kendi istemediği şey / şeyler yaptırılmaktadır. Çünkü önemli olan burada da PARADIR. İnsan mutluluğu değil.
|
Ülkücü simsarlar da şöyle diyordu: Ne vahşi kapitalizm ne Allahsız gomünizm yaşasın ÜLKÜMÜZ!!! Anladıysam ZUZAYLI olayım
Alıntı:
|
Bu yüzdendir seçimlerimizde öne çıkardığımız düşünce şekli ÇIKAR olması nedeni ile kendi kendimizle, çevremizle, toplumumuzla ve dünyayla sürekli kavga etmekteyiz. Ama bunu fark edememekteyiz. Esas sorun burada. Bunun farkında olamamızda. Bunun farkında olduğumuz da saydığımız tüm sorunlar ortadan kalkar. Çok basit değil mi? Ama bu basit meseleyi bir türlü çözemeyiz/ çözmeyiz. Çünkü önemli olanın ne olduğunu göremiyoruz. Önce İNSAN. Kendimiz… Eşimiz…. Çocuğumuz/çocuklarımız… Ailemiz… Çevremiz… Ülkemiz ve DÜNYAMIZ.
|
Ben gayet iyi biliyorum: Kendi halinde yazlık bir yer, sigortamı ödeyebileceğim, üstüne de kendimi idare ettirecek az bir para(700 yeter vallahi), benden mutlusu yok gör bak
Alıntı:
Bunun için de yapmamız gereken şey de çok basit! Sadece SEVMEK. Gülüyorsunuz… Gülümsüyorsunuz…
Yoksa SEVMEK size zor mu geliyor! Hayatın en kolay yolu…. Değil mi! Ne dersiniz?
Kubilay Öğütveren
|
Sen çözmüşsün olayı derim hocam 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

14-06-2009, 00:27
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
|
|
|
Bir insanın ne yaşadığı değil,nasıl yaşadığı o insanın kalitesini işaret eder.
Daha
fazlasına aramak ve anlamlandırmak yada anlamsızlandırmak o insanın ne yaşadıklarını
değiştirir ne de nasıl yaşadıklarını.
Teorilerimizi oluştururken her zaman başka bir X parametresinin olabileceğini düşünmek,
bizi belkide etrafımızdaki insanlarla daha mutlu edebilecek bir durum yaratabilir...

Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:28 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|