|
|
Yılmaz Güney Ve Mahsun KırmızıgülSerbest Kürsü içerisinde Yılmaz Güney Ve Mahsun Kırmızıgül konusu: YILMAZ GÜNEY....
Sinemaya : Bisikletiyle film makaralarını bir sinema salonundan diğerine taşıyarak başlamıştır.
İlk oynadığı filmlerde lümpen serseri tiplemeleri canlandırmış olsada zamanla okuyarak , görerek vede sorgulayarak büyük bir değişime ...

16-04-2009, 10:58
|
 |
Aykırı...
|
|
Üyelik Tarihi: 14-04-2009
Nerden: Dünya
Yaş: 32
Mesajlar: 8
|
|
Yılmaz Güney Ve Mahsun Kırmızıgül
YILMAZ GÜNEY....
Sinemaya : Bisikletiyle film makaralarını bir sinema salonundan diğerine taşıyarak başlamıştır.
İlk oynadığı filmlerde lümpen serseri tiplemeleri canlandırmış olsada zamanla okuyarak , görerek vede sorgulayarak büyük bir değişime girmiştir. Değişebildiği kadar değişmiştir de.
Özellikle Yol , Sürü , Duvar , Arkadaş gibi ayakları yere basan toplumsal filmler çekmiştir.
Yılmazın tarafı ezilenlerin ötelenenlerin yanı olmuştur.
Herkesçe tanınan sevilen ve iyi paralar kazandığı dönemdeyken mahir çayan ve arkadaşlarını evinde saklamıştır. Bu çok önemli şuan hiçbir ünlü-solcu-aktör-yönetmen-senarist kariyerini tehlikeye sokupta devrimcilere evini açmaz.
Cannes'te ödül aldığı zaman cebinde beş kuruş para yoktu
Yaşamının hiçte azımsanamayacak bir bölümü mapuslukta geçmiştir.
Cezaevi vücudunu mahvetmiştir ve pariste ömüştür.
MAHSUN KIRMIZIGÜL...?
Sinemaya : ilk defa yıllar önce arabesk furyasına katılıp bir filmde oynamıştır sakalsız haliyle.
İlk çektiği film Beyaz Melektir. Yardımcı yönetmenler, görüntü yönetmeni ve mahsunun akıl aldığı insanlar görmezden gelinmiş ve herşeyi tek başına mahsun yapmıştır gibi bir izlenim yaratılmıştır.
Magazin Gazetecileri ödül gecesinde Serdar Ortaç ve diğer faşistlerin Ahmet Kayaya çatallı-bıçaklı-sloganlı saldırmaları karşısında sanatçı duyarlılığını ve kürt olduğunu unutup olaya müdahele etmemiş, kendini Ahmet Kayaya siper etmemiş vede faşolara katılmıştır. Ve Şimdi işler çözüme yaklaşmışken, devlet kürtçe kanal açmışken ve üniversitelerde kürdoloji bölümleri açılması gündemdeyken, kürtlüğünü götermeye ve güya kürt sorununu çözmeye yönelik film yapmıştır.Palavra...
Filmlerinden milyon dolarlar kazanıyor artık. Ve kendini yönetmen sanıyor.
Güneşi Gördümden kısa notlar : Hiç bir köylü köyünden kovulduğu sürüldüğü zaman askerlere sarılıp salya-sümük ağlamaz ve helalleşmez. Hiç bir asker köyü boşaltıcağı zaman rica ile kibarca konuşup davranmaz. Bilakis köyler yakılıp yıkılarak ve köylülerin yaşam alanları daraltılarak yapılıyor. Hiç bir kürt güneşi gördümdeki gibi konuşmaz.
Salaklar filmin tamamen görüntü kalitesine takılıp kalmışlar. Bu bağımsız sinema değildir. Büyük bir prodüksiyondur. görüntülerin çok iyi olmasının arkasında filme yatırılan büyük paralar , görüntü yönetmeni ve diğer çalışanlardır. Mahsun bu filmi tek başına yapmamıştır. ayrıca bu film kürt sorununu işlemiyor. sanki nedensiz yere insanlar ölüyormuş gibi bir hava yaratılmış. Saçma salak neden ? soruları soruyor mahsun. Herşey ortada yani..............
|

16-04-2009, 13:07
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Tebrik ediyorum spastik, sonunda bir konuda anlaşabildik, Çirkin Kral'ın hakkını yememen de ayrıca bir keyif olmuş. Kürtlük damarın mı tuttu ne
NAPSUN'a gelince, vallahi ne desek boş; TRİŞKADAN bir şarkıcı, TRİŞKADAN bir yönetmen, TRİŞKADAN bir adamsı... Her şeyden bir şey olmaya çalışan, ancak bir bok da olamayan paslı teneke kutusu gibi. Yılmaz Güney'in zıçtığı bokun kokusu bile olamaz ondan. Yılmaz Güney bugün dahi aşılamayan bir ikondur; tek istisnası Nuri Bilge Ceylan'dır; ancak, birincisi o Almanya kökenlidir, ikincisi her fırsatta başlıca esin kaynağının Yılmaz Güney olduğunu söyler, ona olan büyük saygısını belirtir. Türkiye sinemasında bugün Yılmaz Güney'in üstüne çıkabilecek adamda Cehennem gibi bir yürek, 20 okka d.şşk, eşşek kıçı gibi kalın, kaşardan bir g.t olması lazım ki başına açabileceği belalara, bin türlü eziyet ve işkenceye dayanabilsin, onu kaldırabilsin. O binbir türlü yağlama ve yıkamayla öve öve bitiremedikleri, salya sümük ağladıkları Babam ve Oğlum'u gördük. Tamam hoş deneme, ama basbayağı hem de abartılı bir ACITASYON olmuş gitmiş. Senaryoyu göz yaşına, cıvık bir drama ve acıya boğmuş. Rezillik, böyle bir temadan ve böyle derin bir konudan bu kadar cıvık ve sığ bir dram-acıtasyon nasıl çıkarmayı başarmışlar pess doğrusu. Şu ATV'deki Hatırla Sevgili adlı pembe dizi bile bundan bin kat cesur ve kaliteliydi!! 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

16-04-2009, 22:53
|
 |
Aykırı...
|
|
Üyelik Tarihi: 14-04-2009
Nerden: Dünya
Yaş: 32
Mesajlar: 8
|
|
AlbatrosS ' a....
Hani delikanlı tarafları olan insanları birazda yermek için lümpen derler ya ben katılmıyorum buna. Çünkü Yılmaz Güney Delikanlıydı. Belki anadolulu olmasındandı. Yaşadığı toprağın karakteristik özelliklerini taşıyordu bence..
Mahsuna iyice sinir olmaya başlıyorum. Nuri Bilge Ceylan. Ödülleri topluyor. Belki izlemişsindir bilmiyorum ama Zeki demirkubuz filmlerini de izle. Ben Nuri Bilge' den daha tuttum. Nuri ayrıca fotoğrafçıya filmlerine yansıtıyor bunu. Biraz seçkinci tavrı var gibi geldi bana. Birde durağan. Ama zeki demirkubuz filmlerindeki karakterleri çok iyi konuşturuyor ve sağlam. O Almanya kökenli yönetmen dediğin hangisiydi. Fatih akın sanırım kastettiğin. Mahsun beyaz show'a çıkmıştı filmden bir kaç kişiyle. Ulan bir pozlar atıyor görceksin. iki kelime çıkıyor ağzından başını bir sağa çevirip poz atıyo sonra sola. Birde meşhur boynunu kırıp boynu bükükler pozu atması falan. Şimdi ona sinemayla ilgili çok ciddi sorular sorsalar, tamamen sinema literatürüyle , örnekler vererek sorsalar hatta ağzını açamaz. Göt gibi kalır. Birde filmde oynayan biri var. Çok uzun boylu. Haplarla vücudunu şişirmiş. Çok hafif kenan imirzalıoğlunun yandan yemişi gibi. Kendiside bunu bildiği için iyice deli yürek gibi hareket etmeye konuşmaya çalışıyor sanki. mahsun fazla konuşamıyor o avukatlığını yapıyor. Dikkat ettim emre kınaydan diğer ünlülere bütün çer-çöpler mahsunu tebrik ediyor. Hepsi yalakalık. Bir dahaki filminde oynayabilmek için yani. Madem çok kaliteliydi mahsunun filmi o zaman gösterimden aylar önce altın portakala, kaz film festivaline vs... festivallere gönderip yarıştırsaydı. Sonra yurt dışına falan. Ama mahsun sıçtığı bokun ne olduğunu biliyor. O ishal olmuş. Doğru dürüst sıçamıyor ve her yere pisliğini bulaştırıyor. kalite sanat film olsayı gönderirdi zaten. Dikkat ettim gişe filmleri hiç yollamazlar festivallere kolay kolay. Çünkü kapıdan kovarlar. Bir ara Perihan mağden iyi geçiriyordu mahsuna.
Neyse bende nasihat veriyormuşum gibi oldu. Şunu izle bunu izleme gibisinden yani. Ayrıca bişey sorcam mutlaka cevap ver. Yada yorum yap. Bir kaç arkadaşım var. Mücadele birliği okuyorlar. İçlerinde okumalarının belkide çoğunu marksizm üzerine yapanda var. Bunlar örgütlüler görünürde. Ama gel görki kendi dergileri gazeteleri bir konu yada film hakkında eleştiri yapmayınca bunlarda şaşkın şaşkın gezinip ceyranda kalıyorlar. Yani gidip mahsunun güneşini görmüşler ve çok beğenmişler. Zaten tartıştık bu konuyu. Dergileri yazmayınca bunlar düşünemiyor fikir üretemiyor. İnisiyatif kullanamıyor. Bu nasıl olur. Güneşi gördümün gerçeğini göremeyecek kadar kör , ve partinin yorumsuz bıraktığı zamanlarda beyinsiz yaşaması.....?
sen ne düşünüyorsun albatrosS...
12 eylülü aslında babam ve oğlumdan önce anlatan bir film vardı. Eylül fırtınası. tarık akan'la zara oynuyordu. Ha birde zincirbozan diye bir film var. 12 eylülle ilgili. farklı pencereden ele almışlar. çağan ırmağın ulak iyi. hatta mustafa hakkında herşeyde zengin adamla fakir taksi şoförü arasındaki diyaloglarda iyi. Çağanın bana şans dile diye bir filmi var. ilk filmi teknik açıdan zayıf görünsede izlenir. Dövüş kulübü. yıllar önce sacco ve vanzetti adında iki italyan göçmeni anarşist amerikada yaşıyormuş. kısaca bunlar idam ediliyorlar. Göçmen ve Anarşist olmaları sebebi çok büyük. Bunlarla ilgili film çekiyorlar. Tabi öldükten uzun yıllar sonra. Hatta Nazım Hikmet bu öldürülen anarşist işçiler için şiir yazmış.
Kürt damarım kabarmadı  Çirkin Kralı severim. Ben Anarşistim çarşı değil. çarşı herşeye karşı 
|

17-04-2009, 06:12
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Bir kaç arkadaşım var. Mücadele birliği okuyorlar. İçlerinde okumalarının belkide çoğunu marksizm üzerine yapanda var. Bunlar örgütlüler görünürde. Ama gel görki kendi dergileri gazeteleri bir konu yada film hakkında eleştiri yapmayınca bunlarda şaşkın şaşkın gezinip ceyranda kalıyorlar. Yani gidip mahsunun güneşini görmüşler ve çok beğenmişler. Zaten tartıştık bu konuyu. Dergileri yazmayınca bunlar düşünemiyor fikir üretemiyor. İnisiyatif kullanamıyor. Bu nasıl olur. Güneşi gördümün gerçeğini göremeyecek kadar kör , ve partinin yorumsuz bıraktığı zamanlarda beyinsiz yaşaması.....?
sen ne düşünüyorsun albatrosS...
Senin doğru söylediğini nerden bileyim, var mı elinde belgesi
Böyle durumlarla sıklıkla karşılaşırız aslında. Mesela, bana da, kendi sınıf arkadaşım(edebiyat mezunu) olup Nurcuların içine giren biri Dostoyevski'ye şeytan işi demişti  Her örgütün kendine has disiplin/eğitim metodolojisi var. Bu bir öğrenme/öğretme yöntemi ve örgütler, belli bir birikim seviyesine gelmeden üyelerinin kendileri açısından manipülatif ve tahrif edilmiş bilgi bombardımanına maruz kalmasını istemeyebilir. Bu durum da ister istemez sıkıntılı durumlara yol açabiliyor. Bu durum herkeste görülmeyebilinir. Söz gelimi ben - tavırları ve davranışları açısından- son derece açık olabilen ve hakikaten çok düzgün tartışmayı bilen ülkücüler tanıdım. Buna karşın sol yada anarşizme özenip de ne konuşmasını ne de tartışmasını bilmeyen, düpedüz odun kafalar da tanıdım. İdeolojik-felsefi öğretileri bireyler üzerinden konuşmak bizi ciddi yanlışlara götürebilir. Abartmaya gerek yok, ancak kendi adıma insanlar daha derinlikli düşünebilmelidir. Medya ve eğitim gibi ciddi manipülasyon araçları ve bilgi kirliliğinin yaratıldığı bir dünyada doğruları konuşmak gerçekten zor bir şey.
Ben mizah, komedi türünü daha çok seviyorum yerli sinemada. Bu iki tür de halk tiyatrosu, orta oyunu yada meddahlık gibi geleneksel formlarını yeni araç gereçlerle modernize ediyor. Bir Hababam Sınıfının yada Kemal Sunal/Şener Şen filmlerinin bu kadar tutması, yıllay yıllar geçse de izlenebilmesinin nedeni de bu. Bize daha yakın türler aslında. Politik-felsefi içerikli filmler yapabilmek için her şeyden önce gerçekten cesur olmak gerekiyor. Otosansüre girmeye başlanıldığı anda filmlerin büyüsü kaçıyor. Yoksa bir Midnight Express yaşanmamış bir olay değil, hatta bin beterleri var; ancak biraz cesaret lazım 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

17-04-2009, 07:06
|
 |
Aykırı...
|
|
Üyelik Tarihi: 14-04-2009
Nerden: Dünya
Yaş: 32
Mesajlar: 8
|
|
Yaşadığım ve örnek verdiğim olumsuzluklar doğru. Yani birde benim kızdığım bu insanın partisi-dergisi bir konu hakkında fikir beyan etmeden bunlar o konu hakkında eleştri yapamıyorlarmı düşünemiyorlarmı ? Yani marksizm üzerine çok okumalar yapmış fakat analitik zekadan yoksun.
Örnek verdiğin şeye katılıyorum. Ben emep' teykende Mina Urgan okuduğumda,Leman okuduğumda ( tabi leman ulusalcı artık ) Cezmi Ersöz okuduğumda aynı uygulamaya maruz kalıyordum. Ben buna tektipleştirme diyorum. İnsanların çoğu tanımadan taraf oluyor malesef. Maoist,stalinist yada es kaza troçkist oluyorlar. Ama hepsini okuyup değerlendirerek değil bir yerde-partide bir şekilde örgütleniyorlar ve partinin kendilerine verdiğikleri oranda inanıyorlar-sahiplenip benimsiyorlar bazı şeyleri.
Sana bir örnek. Deniz Gezmiş ölmeden önce idamını beklerken rodrigezin gitar konçertosunu istiyor. Düşünsene 1970 'lerde bir devrimci ne dinliyor. Yani entellektüel taraflarıda var ki bu çok iyi benim açımdan. Deniz'in böyle müzikler dinlemesi onu yolundan savurup atmamıştır. Bir devrimci entelektüel olmalı bence. İbrahim kaypakkaya gothe okuyormuş ta o zamanlarda . ki sürekli hareket halinde ve tetikte olan insanlar bunlar.
Ben öykü ve şiir yazıyorum. Aslında şiiri bıraktım. İlk denemelerim nazım hikmetin şiir modelinin etkisinde kalınarak yazılmış şeylerdi ve bir kaçı hariç saçmaydı. Yıllar önce bir yerde sanırım tam 10 yıl önce öykücü Adnan Özyalçıner ve eşi şair Sennur Sezerle karşılaştım. Neyse biri tanıştırdı "arkadaş şiir yazıyor" diye. Kadın sevdiğim şairleri sordu bende Nazım Hikmetle Ahmed Arif'i söyledim sonra kadın bana şiirin edebiyatın matematiğini sormaya beni sıkıştırmaya başladı. Belki sevdiğim şairler sıralamasının başına onun adını koysaydım biraz insaflı olabilirdi.  Yani o zamanlar ve işçiyim bunuda biliyor sanki kendiyle kıyasladı beni. Kızmıştım bu olaya.
Bazı şeyleri ideolojiye bağlama diyorsun. İyi tamamda bazı insanlar hiçmi nasibini almıyor o ideolojiden.12 Eylül darbesinden sonra bence devrimcilerin beyinleri de sökülüp alındı. Yani entelektüel tarafları iyice yok oldu paramparça edildi ....
|

17-04-2009, 10:35
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Yaşadığım ve örnek verdiğim olumsuzluklar doğru. Yani birde benim kızdığım bu insanın partisi-dergisi bir konu hakkında fikir beyan etmeden bunlar o konu hakkında eleştri yapamıyorlarmı düşünemiyorlarmı ? Yani marksizm üzerine çok okumalar yapmış fakat analitik zekadan yoksun.
Bu tip olayları tek başına, yani makro sistemden tecrid ederek düşünme. Türkiye son 30 senedir ciddi bir süreçten geçti. Bir yerde, evet, 12 eylül sadece devrimcilerin değil tüm Türkiye'nin dengesini bozdu. Sen de hak verirsin ki bu travmatik bir süreç, Hitlerin iktidarı ve çevresine yaşattıklarını yaşadık biz de. Görebildiğin her yerde sistematik bir devlet terörü, baskısı ve yıldırması oldu. Bu süreci son derece yoğun bir ideolojik telkin, beyin yıkama ve resetleme süreci izledi. Eğitimden meclise, üniversitelerden caddeler her yerde yoğun baskılar ve buna eşlik eden beyin yıkama/empoze etme seansları oldu. Neredeyse tüm topluma psikolojik savaş açıldı.
Bilmiyorum ama, bizim yaşadığımız şey Travma Sonrası Stress Bozukluğu Sendromundan farksız.Hepimiz savrulmuş durumdayız.... Bu bana göre bir ara geçiş dönemi. Bizde de tüm geçiş dönemlerinin özgün çelişkileri yaşanıyor... Kemalist anarşistler, İslamik anarşistler, kemalist sosyalistler, muhafazakar-inançlı ama hiphopçı, ülkücü-milliyetçi ama rockçı, eskinin ateşli solcusu-şimdinin süzme faşisti... her türden politik görüş ve yaşam tarzı arasında içiçe geçmişlikler var anlıyacağımız. Normalleştikçe, zaman geçtikçe ayrışmalar ve kopuşlar belirginleşecek yada oturmuş sentezler ortaya çıkacaktır. Türkiye ergenlik bunalımlarını yaşayan bir toplum hala. Ben de merak ediyorum ne zaman büyüyecez
Ben emep' teykende Mina Urgan okuduğumda,Leman okuduğumda ( tabi leman ulusalcı artık ) Cezmi Ersöz okuduğumda aynı uygulamaya maruz kalıyordum
Haksız da sayılmazlarmış, ne dersin  Nihat Gencin son derece ateşli bir şekilde sosyalizm ve devrim vaaz eden yazılarını hatırlıyorum mesela  Bu lemancıların çoğu ya meşhur olup paranın anasını sattı(cem yılmaz-bence en tutarlılarıdır  ) yada ulusalcı milliyetçi olup çıktı(cezmi, nihat).
Maoist,stalinist yada es kaza troçkist oluyorlar. Ama hepsini okuyup değerlendirerek değil bir yerde-partide bir şekilde örgütleniyorlar ve partinin kendilerine verdiğikleri oranda inanıyorlar-sahiplenip benimsiyorlar bazı şeyleri.
Yöntem tartışmaları artık bitmeli zaten. Asıl ihtiyacımız olan gerçekten sivil, gerçekten entellektüel ve aktivist hareketlerdir. Hepsi kendi dönemlerinin özgün çizgileriydiler ve her dönemin mücadele araç gereçleri değişebilir. Solun içinde ciddi bir kültür sorunu yaşandığını kabul ediyorum(12 eylünden sonra özellikle).
Sana bir örnek. Deniz Gezmiş ölmeden önce idamını beklerken rodrigezin gitar konçertosunu istiyor. Düşünsene 1970 'lerde bir devrimci ne dinliyor. Yani entellektüel taraflarıda var ki bu çok iyi benim açımdan. Deniz'in böyle müzikler dinlemesi onu yolundan savurup atmamıştır. Bir devrimci entelektüel olmalı bence. İbrahim kaypakkaya gothe okuyormuş ta o zamanlarda . ki sürekli hareket halinde ve tetikte olan insanlar bunlar
O birşey mi; benim türkülerden heavy metale, oradan caz ve alaturkaya; hatta sanat müziğine kadar geniş bir zevkim var  Sanatsal kalite, ideolojileri aşan bir olgudur. Gerçekten kaliteli olduğu ve estetik zevki yüksek olan her sanat eseri izlenir/okunur/dinlenir...
Ben öykü ve şiir yazıyorum. Aslında şiiri bıraktım.
Bir gün meşhur olursan menacerin ben olacam
Yıllar önce bir yerde sanırım tam 10 yıl önce öykücü Adnan Özyalçıner ve eşi şair Sennur Sezerle karşılaştım. Neyse biri tanıştırdı "arkadaş şiir yazıyor" diye. Kadın sevdiğim şairleri sordu bende Nazım Hikmetle Ahmed Arif'i söyledim sonra kadın bana şiirin edebiyatın matematiğini sormaya beni sıkıştırmaya başladı. Belki sevdiğim şairler sıralamasının başına onun adını koysaydım biraz insaflı olabilirdi.
Kadın kapris yapmış, bence AHMET SELÇUK İLKAN demeliydin
Bazı şeyleri ideolojiye bağlama diyorsun. İyi tamamda bazı insanlar hiçmi nasibini almıyor o ideolojiden.12 Eylül darbesinden sonra bence devrimcilerin beyinleri de sökülüp alındı. Yani entelektüel tarafları iyice yok oldu paramparça edildi ....
Gerçekten sivil, muhalif ve entellektüel bir karı duruş/karşıt kültür yaratabilirsek bu dediklerinin oranında düşme olabilir. Zamanla değişecektir birçok şey, geçiş dönemindeyiz, daha sivilcelerimiz yeni patladı, hele bi irinler aksın iyice; ortaya çıkan eseri hepimiz göreceğiz
Yok adamım yok, Haşimin dediği gibi: Melali anlamayan nesle aşina değiliz...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

17-04-2009, 16:02
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-02-2009
Yaş: 28
Mesajlar: 37
|
|
|
Bir kaç arkadaşım var. Mücadele birliği okuyorlar. İçlerinde okumalarının belkide çoğunu marksizm üzerine yapanda var. Bunlar örgütlüler görünürde. Ama gel görki kendi dergileri gazeteleri bir konu yada film hakkında eleştiri yapmayınca bunlarda şaşkın şaşkın gezinip ceyranda kalıyorlar. Yani gidip mahsunun güneşini görmüşler ve çok beğenmişler. Zaten tartıştık bu konuyu. Dergileri yazmayınca bunlar düşünemiyor fikir üretemiyor.
Türkiyedeki sol partilerin/örgütlerin hemen hemen hepsinde takım tutar gibi parti tutma ruhu olduğundan maalesef bu dogmatizm bi çok alana bulaşmış durumda kendi içsel örgütlenmelerinde ve pek tabi bunun dışa yansılamalarında mevcut dogmatizmin entellektüel,sanatsal ve hatta özel hayatlara bulaşmasını engelleyip siyasi tutarlılık ve disipliner yöntemlere uyumlarsak daha sağlıklı ve yapıcı sonuçlar alırız
|

17-04-2009, 22:27
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-05-2008
Nerden: adana
Yaş: 22
Mesajlar: 301
|
|
ben güneşi görmedim  gözümü kör edecek bir güneşi görmeye hiç niyetim yok.
ağlayanlar olmuş... güneşe çıplak gözle baktıklarından olmasın.
mahsun kırmızıgül kendini yönetmen sanadursun bakalım nereye kadar...
o beyaz şovu izlemek benim için de işkence gibiydi. şerif sezer ve diğer önemli değerli oyuncuların mahsunu yere göğe sığdıramamaları da ayrı bir işkenceydi.
neyseki sonra mazoşistliğimi kontrol altına alıp zapladım da kurtuldum
yılmaz güney'in yerinde gözü olanlar oraya akıllarınca mahsunu koyup güneyi'in tahtını salayacaklarını sanıyorlar.
tarık akan en güzel cevabı verdi aslında; yılmaz'ın yeri boş değil ki doldurulsun bağbında demeç vermişti.

"kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlandırmak hastalıktır. kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır"
hrant dink
|

18-04-2009, 13:30
|
 |
hiperuyuşuk
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
|
|
|
aynı cümlede adlarını yan yana getirmek bile Yılmaz Güney'e büyük saygısızlıktır...ama biraz da alışığız bu duruma,vaktiyle yılmaz erdoğan şahsını da güney'leştirme uğraşları oldu...o da tutmadı-olmadı-olamadı-olamayacak da...şimdi de sıra kırmızıgül'de...o da boyunun ölçüsünü alacak,bu zorlama benzetme-benzeme gayretlerinin altında ezilip kalacak...sistemin-erkin-iktidarın kanatları altında Yılmaz Güney olunmaz-olunmuyor işte...ahmet kaya lincine alkış tutan kırmızıgül'ün elleri hala olabildiğince kirli...ve o kirli ellerle Yılmaz Güney olma düş'ü bir yana 'insan' olma ihtimali bile o kadar uzak ki...
|

18-04-2009, 20:33
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-02-2009
Yaş: 28
Mesajlar: 37
|
|
|
Bu kıyaslamayı kim yapıyor ki yaptırıyor ya da Mahsun Kırmızıgül'ün böyle bir iddası da yok..Yılmaz Güney farklı bir dönemin sürecin ülkenin sanatçısıydı Mahsun farklı apayrı zamanlarda yaşadılar/yaşıyorlar bi kere dönemsel bir kıyas zaten hatalı olur Yılmaz Güney gibi ilerici,devrimci ve şahsına münhasır sanatçıların yeri doldurulamaz zaten Mahsunun son filmini izlemedim henüz ama filmde barışçıl nüveler kullandıysa bunun nesi yanlış?Şu günlerde en çok ihtiyacımız olan şey kardeşçe duyguları körüklemek değil mi nesine karşı çıkıyosunuz kaldı ki sinema sanatını bir haber bülteni gibi değerlendiremeyiz belsegel film olsa bir yere kadar sinemaya senaristin ve pek tabi yönetmenin subjektif değerlendirmeleri girecektir elbette Mahsunnun da filmleriyle ilgili böbürlendiğini hiç görmedim gayet mütevazi tavırlarla biraz da sıkılarak bahsetti filmlerinden kıyaslamanın güdüklüğünden bahsettikten sonra bir sanat eserini türüne bakarak yorum yapmanın altını çizelim ve spastik dogmatizmden yakınırken dogmatizmin kucağında bulmayalım kendimizi
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:58 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|