|
|
Kürtçe Böler mi??Serbest Kürsü içerisinde Kürtçe Böler mi?? konusu: Malum, 29 Marttaki Yerel Seçimler yaklaşırken ülkenin gündemi bir oraya bir buraya savrulmakta. Anadil bayramı vesilesiyle Başbakanın Diyarbakır'da konuşmasının bir bölümünde Kürtçe(yarım-yamalak da olsa) bir şeyler mırıldansı sonrasında Ahmet Türk ...

28-02-2009, 03:52
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Kürtçe Böler mi??
Malum, 29 Marttaki Yerel Seçimler yaklaşırken ülkenin gündemi bir oraya bir buraya savrulmakta. Anadil bayramı vesilesiyle Başbakanın Diyarbakır'da konuşmasının bir bölümünde Kürtçe(yarım-yamalak da olsa) bir şeyler mırıldansı sonrasında Ahmet Türk meclis kürsüsünde- çok şık bir çalımla- Kürtçe bir konuşma yaptı. Meclis TV'den konuşmanın kesilmesi ve yapılan ananonsla birlikte kamuoyunda tartışmalar patlak verdi.
Özellikle, internet üzerinde çeşitli yorumlardan takip ettiğim kadarıyla, milliyetçi-kemalist çevrelerin bu konuda paronoyalarla birlikte bölme-bölünme zemininde tartışmalar yaptıklarını gözlemledim.
Bir dilin konuşulması ve anayasal güvenceye ayrılması o ülkeyi bölebilir mi? Böyle bir bölünme senaryosu dünyanın hangi ülkesinde yaşanmıştır??Bu konuda farklı düşünen kişilerin acilen bu soruları izah etmesi gerekmektedir...
|

28-02-2009, 05:13
|
 |
şeytanın pezevengi
|
|
Üyelik Tarihi: 20-02-2009
Nerden: izmir
Mesajlar: 54
|
|
|
türkçe bilmeyen doğudaki kürt halkına biz dostuz demek pek anlaşılır olmaz sanırım. Ama onlara kürtçe sarılmak dostluğumuzu, paylaşmayı anlatmak gayet mantıklı gelebilir zihinlere. ama ne kadar faydalı veya zararlı olacağı tartışılabilir bi konu
|

28-02-2009, 05:19
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
|
Sorun da bu zaten. Biz bu insanlara hem kardeşiz hem de sen dilini konuşamazsın diyemeyiz. Okullarda seçmeli bile olsa Kürtçe eğitim konması bu ülkeyi nasıl bölecek? Bu insanların baskılar ve yasaklar olmadan Kürtçe bilim, sanat ve siyasi yazılar yazmasının ne gibi zararları var? Kürtçe bir klip çekmek niçin hainlik olsun?
|

28-02-2009, 11:18
|
 |
remayise munzuri
|
|
Üyelik Tarihi: 03-10-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 24
Mesajlar: 334
|
|
zaten en büyük korkumuz aman böler mi ? aman provakasyon olur mu ? aman güneydoğu bizden kopar yapmayalım öyle şey
var olan üniter ulus-devlet yapılanması içerisinde Kürtçe'nin kamusal alanda kullanılması imkansız gibi, federal yapılanma daha müsait gibi geliyor, burada üniter sistem mi daha özgürlükçüdür, federal sistem mi tartışması yapmayacağım, ancak Kanada örneğine bakmak bize bir fikir verebilir.
Kanada federal hükümeti içerisinde anayasada tanımlanan Quebec bölgesinde yapılan federasyondan ayrılma referandumları ters döndü ve Quebec'te yaşayanlar Kanada Federasyonu'ndan memnun görünüyorlar. Şimdi diyeceksiniz, aman efendim orası Kanada burası Türkiye, evet haklılar toplumsal dinamikler iki ülkede de farklı ama üniter ulus-devlet bütün farklı toplumsal dinamiklerde işlediğine göre, federal sistem de farklı dinamiklerde işleyebilir !
neyse lafı fazla uzattım, bence kürtçe bölmez, bir araya getirir !
vermediğiniz bir şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir...
|

28-02-2009, 18:41
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-02-2009
Yaş: 27
Mesajlar: 37
|
|
|
dille bölünmek gibi romantik bir mevzu değil zaten
ABD emperyalizmi BOP doğrultusunda Türkiye'yi bölmenin planlarını yapmakta, Türkiye'yi bölebilmek için ise Türkiye'de zayıf ve ABD'ye bağımlı bir iktidar istemekte, zayıf ve bağımlı iktidar olarak da AKP'yi görmekte ve AKP'nin iktidara gelmesini 22 Temmuz seçimlerinde de desteklemiştir. Bu amaç doğrultusunda AKP'nin anti-laik niteliği de desteklenmekte ve BOP içinde Türkiye'ye ılımlı-İslam rolü biçilmektedir. Geçtiğimiz yıl ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde parçalanmış bir Türkiye haritasına yer verilmiş; hemen arkasından ABD Dışişleri Bakanı Rice Temmuz ayında "YENİ ORTADOĞU ZAMANI GELDİ" diyerek ABD'nin Türkiye'yi bölme planını uygulamaya çalışacağının işaretini vermiştir. Türkiye"de AKP iktidarının teröre karşı sessiz kalması üzerine, ABD-AKP ittifakı işlevi olmayan ama sıfatları olan "terörle mücadele koordinatörleri" atamış ancak 1 yıl sonunda bu koordinatörlerin hiçbir iş yapmadığı ortaya çıkmıştır. Kandile yapılan periyodik ziyaretlerden bahsetmeye gerek yok sanırım
Kürt faşizmiyle ilgili de nerdeyse bilimsel makale değerinde olan Gökçe Fırat'ın yazısını aktarmak isterim:
12 Eylül’ün desteklediği tek örgüt: PKK
12 Eylül sonrasının Türk-İslamcı yükselişi ile paralel giden en önemli hareket ise Kürtçü harekettir.
PKK ilk eylemini 1984 yılında 12 Eylül rejiminin koruması altında gerçekleştirdi.
12 Eylül darbesini tezgahlayanların PKK’yı 78-80 döneminde Türk sosyalist örgütlerine karşı destekledikleri, kışkırttıkları bilinmektedir. Bu politika sayesinde Güneydoğu 1978-80 arasında sosyalist Türk örgütlerinden tümüyle arındırıldı.
12 Eylül döneminde ise PKK militanları Diyarbakır cezaevinde 12 Eylülcüler tarafından eğitildi. Çokça efsaneleştirilen Diyarbakır zindanı aslında PKK için devlet korumasında bir besihaneydi. 12 Eylül Paşaları PKK’lıları asmayıp beslediler bu cezaevinde.
Güneydoğu kırsalında PKK militanlarının taban çalışması yapmasına yine 12 Eylülcüler tarafından olanak sağlandı. 12 Eylül darbecilerinin desteğini arkasına alan PKK hızla tüm bölgede örgütlendi. Bu örgütlenmenin sonunda ise 1984 yılında kanlı Eruh baskını gerçekleşti.
12 Eylül’ün Türkiye’de tüm solcuları, Atatürkçüleri, devrimcileri yok ettiği dönemde PKK 12 Eylül himayesinde Türk soluna karşı beslendi, büyütüldü.
12 Eylül’ün Türk-İslamcı politikası ile eşgüdüm halindeki bu Kürtçü politikasının sonuçları da alınmaya başlandı.
1980 öncesinde marjinal küçük grupçuk olan Apocular binlerce silahlı teröristi olan uluslararası bir örgüt haline geldi. 1990’lı yıllarda PKK’lılar Meclis’e bile milletvekili sokabildiler. Bugün bile PKK’nın %5-7 arasında değişen bir oy potansiyeli bulunmaktadır.
Şimdi 12 Eylül’ün sonuçlarını alt alta yazalım:
Şeriatçı hareket: %3’lük oy potansiyelinden %25’e
PKK : %0’lık oy potansiyelinden %6’ya
MHP : %3’lük oy potansiyelinden %10’a
Türk-İslam’dan Kürt-İslam’a
Görüldüğü üzere 12 Eylül rejimi Türkiye’de bu akımları güçlendirmiştir. Dikkat edelim bu hareketler 12 Eylül rejimine muhalefet ederek değil, 12 Eylül rejiminin himayesinde büyümüşlerdir.
Tablonun Türk-İslamcı kısmı çokça dikkat edilen üzerinde durulan kısmıdır. Ancak 1980-2000 arası döneme damgasını vuran bu Sentez, 2000’li yıllarda aslına dönerek Kürt-İslam halini almıştır.
Sonuçları ancak bugün alınan bu gelişmenin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de Şeriatçı hareketin temelinde Said-i Kürdi bulunmaktadır. Kendisi hem Kürtçü hem de Şeriatçıdır.
Said-i Kürdi’nin arkadaşı Şeyh Sait ise tüm Kürtçü hareketlerin kökenidir.
Aynı şekilde MHP’nin temel referansı Arvasi Şeyhi de Kürttür.
Yani hem AKP’nin, hem MHP’nin, hem de PKK’nın kökenleri aynı noktada buluşmaktadır: Bu üç hareketin de kökeninde, Şeriatçı Kürt ağalar, şeyhler bulunmaktadır.
Bu ise Kürt-İslamcılığın bir ağalık-şeyhlik rejimi olarak ortaya çıkışını göstermektedir.
Bugün “Türkçü” MHP’nin PKK’nın yanında yer alması kimileri için çok şaşırtıcı olmaktadır. Ancak ideolojik kökenlerine baktığımızda ortada şaşılacak bir durum olmadığını görmekteyiz. MHP zaten Kürtler tarafından örgütlenmiş bir harekettir sonuçta. Zaten MHP’nin 80 öncesinde de temel misyonu solculara, Atatürkçülere karşı mücadele etmekti: PKK’ya karşı değil.
Kürt-İslam Sentezi’nin iç dayanağı bu şekilde Kürt ağa ve şeyhleri iken, dış dayanak ABD’dir. ABD, ideolojik konsepti belirlemekte, bu örgütler o konsepte uygun olarak şekil değiştirmektedirler.
Bugün Kenan Evren’in PKK’yı ve onun politikalarını destekler bir tavır almasının kerameti de buradadır: ABD’nin 12 Eylül rejimi Kürt-İslam Sentezi’ni yaratmıştır, şimdi de bu gayrımeşru çocuğa Kenan Evren benim çocuğum diyerek sahip çıkmaktadır.
Şeriatçılar, Kürtçüler, Ülkücüler, 12 Eylülcüler ABD tarafından yatağa sokulmuş ve ortaya böyle nesebi belirli, soyu belirli bir piç ideoloji çıkmıştır: Kürt-İslamcılık.
12 Eylül Faşizmi’nden Kürt-İslam Faşizmi’ne
Kürt-İslam Sentezi’nin topluma benimsetilmesi de ancak faşist bir rejimle mümkündür: Tıpkı Türk-İslam Sentezi gibi!
12 Eylül rejimi, 12 Eylül faşizmi Türk-İslam Sentezi’nin kabul ettirilmesi için zorunlu bir rejimdi. Çünkü yılların Atatürkçü birikimi, solcu muhalefeti ancak faşist baskı ile dağıtılabilirdi. 12 Eylülcülerin misyonu da bu oldu.
Yüz binlerce gözaltı, binlerce işkence, yüzlerce idam, Türk-İslamcılığın dayanağı oldu.
Bugün aynı tezgâh Kürt-İslam rejimi için de masadadır. Gerçek şudur ki, Türkiye’nin üniter, ulusal, laik devlet birikimi ancak bir faşist rejim altında ortadan kaldırılabilir.
İşte Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı böylesi bir Kürt-İslamcı faşist diktatörlüğün ilk basamağı olarak planlanmaktadır.
Kürt-İslam Sentezi aslında bir sentez değil faşizmdir ve bu ikisi arasında çok önemli bir fark vardır.
Kürt-İslamcı güçler, kendi güçlerine güvenerek demokratik bir ortamda iktidara gelip, bu iktidarlarını da yine demokratik bir rejim altında sürdürecek bir geleneğin ürünü değildirler.
Temelinde bir kabile düzeyini hiç aşamamış ilkel bir Kürt kavmiyetçiliği ile yine bu toplumsal yapının ürünü olan şeyhlik olduğu için Kürt-İslamcı hareket doğal olarak ilkel bir diktatörlük, faşizm ile kendini ortaya koymaktadır.
Her siyasal ideoloji çağımızda hukuksal zeminde yükselir. Ancak bu Kürt-İslamcı faşistler kesinlikle hukuksal bir rejime karşıdırlar. Bunların düzeninde değil hukuğa, kanuna bile yer yoktur.
Bunlar hukuk devletini rafa kaldıracak, kanun devletini bile mumla aratacak bir emir devleti kuracaklardır.
Burada emir devleti ifadesi tam oturmaktadır: Nitekim bugün bile Şeriatçı ülkelerin başında Emirler bulunmaktadır.
Şeriatçı rejimin sahipleri, Şeyhler, Emirler gücü halktan değil Allah’tan aldıklarını iddia ederler. Bu nedenle halkın iktidardaki temsilcisi değil, Allah’ın yeryüzündeki emir eridirler.
Şeriatçıların ağzındaki “Allah’tan başka kimseden korkmam” sözünün gerçek anlamı da “Allah’tan başka kimseye hesap vermemektir.”
Böylece yeryüzünde her türlü hukuki yaptırımdan kurtulur, öbür dünyada Allah’a hesap vereceklerini söylerler.
Şeriatçı hareketin bu hukuksuz, kanunsuz ve elbette halktan onların çok sevdikleri ifadeyle “cumhur”dan bağımsız ve onun üstündeki diktatörlüğü böylesi bir ideolojinin sonucudur.
Şimdi böylesi bir adam hukuk, kanun, cumhur tanımayarak Cumhurbaşkanı olacaktır!
Ancak sadece olayın İslamcılık ayağı değil Kürtçülük ayağı da aynı diktatörlükle biçimlenmiştir.
Kürtlerin ilkel kabile yaşantılarında da şeyhler, ağalar hakimdir. Halk yok maraba vardır. Bu Kürt ağaları eskiden marabaları toprakta çalıştırırlardı şimdi “medenileştiler” de marabalarını terörist yaptılar, devlete karşı savaştırıyorlar.
Bu “toplumsal” yapıda da halk, hukuk, kanun değil, terörün, silahın ve elbette buna hakim olan ağanın egemenliği söz konusudur. PKK’nın kanlı rejimi de böylesi bir faşizmin ürünüdür.
Şimdi iki kanadı da ilkel, iki kanadı da çağdışı, iki kanadı da hukuk dışı Kürt-İslamcı azgelişmiş faşistler çağdaş Türk toplumu üzerinde faşist bir diktatörlük kurarak demokratik, laik, sosyal, üniter Türk devletini yıkmak istemektedirler.
Bunların kuracağı rejim ya Arap şeyhlikleri, emirlikleri gibi bir diktatörlük ya da Kuzey Irak’taki gibi bir savaş ağalığı düzeni olacaktır.
Ya da onun karması, Amerikan köpekliğine soyunmuş bir faşistler cuntası kuracaklardır.
Hoş geldin yeni 12 Eylül!
|

28-02-2009, 21:29
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
|
Manipülasyonun gözü kör olsun!!!
Burada kendi özgün fikilerimizi tartışıyoruz. Blok alıntılar yerine daha kısa ve özlü alıntılarla destekli kendi fikirlerini yazsaydın, Kürt dilinin anayasal güvencesi bağlamındaki görüşlerini daha net bir biçimde öğrenirdik!!
Ben de İsmail Beşikçiden iki kısa alıntıyla başlayacam:
Türk milliyetçiliği çağdaştır”, “Türk milliyetçiliği ırkçı değildir, barışçıdır, beynelmileldir”, “Türk milliyetçiliği ilericidir, anti-sömürgecidir, anti-emperyalisttir”, “Atatürk milliyetçiliği çağdaştır, ilericidir, açık, demokratik bir milliyetçiliktir”, “Atatürk milliyetçiliği hümanisttir, evrenseldir”. Türk milliyetçiliği böyle anlatılmaktadır. Kendisine yüklenen bu niteliklerden dolayı Türk milliyetçiliği övülmektedir. Bu, aslında, Kürtlere karşı, Kürt sorununa karşı geliştirilen bir söylemdir.
Türk milliyetçiliğinin övülmesine paralel olarak, Kürtlerde gelişen milliyetçi hareketler de, “ırkçıdır”, “ayrılıkçıdır”, ”gericidir”, “etnikçidir” vs. denerek kötülenmektedir. “Kürt milliyetçiliği etnik bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği gerici, kapalı bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği ilkel bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği emperyalizm işbirlikçisi bir milliyetçiliktir.”… Türk düşüncesinin, Kürtlere ve Kürtlerdeki milliyetçi gelişmelere karşı düşüncesi genel olarak budur
Resmi ideolojinin bilgilerini, yaşanan gerçeklere, fiili duruma uyguladığımız zaman, durumun hiç de böyle olmadığı görülmektedir. Kürtler ve Kürtçe, inkar ve imha edilen, asimilasyona tabi tutulan toplumsal ve dilsel kategorilerdir. Bu çerçevede Kürt dili yasaklanmış, Kürtçe insan isimleri, köy, belde, dağ isimleri Türkçe isimlerle değiştirilmiştir. Yasaklanmış olan bir dili savunmak, dile, kültüre uygulanan baskıları geriletmek için, dili kültürü gün ışığına çıkarmak için mücadele etmek, aslında insani bir süreçtir. Yani bu mücadele aslında, insan olmanın, insanlığı savunmanın bir gereğidir. Ama, bu süreci bir yönüyle de milliyetçi bir gelişme olarak değerlendirmek de mümkündür. Çünkü, insani bir gereklilik olan, adınızı, kimliğinizi, dilinizi, kültürünüzü savunuyorsunuz. Bu doğal girişiminiz devlet tarafından engelleniyor, baskı altında tutuluyor, idari ve cezai yaptırımlarla karşılanıyor. İşte sorun bu baskı mekanizmasının işlemesiyle birlikte, siyasal bir alana kaymış olmaktadır.(ismail beşikçi)
Kürtlerin geri, ilkel ve kabile toplumu olduğu görüşlerini biz esasen taa 19.yy avrupasından biliyoruz. O dönem batılı halk bilim uzmanları kabile toplumlarının, bazı kadim toplumların, taşralarda ve köylerde yaşayan toplumların barbar, ilkel, cahil, taşralı ve tekonolojiden uzak olmaları nedeniyle gelişmiş bir kültürlerinin olamıyacakları; dolayısıyla bu toplulukların halk olarak sınıflandırılamıyacağını iddia etmişlerdir. Alan Dundes bu görüşü Halk Kimdir? adlı makalesiyle çürütmüş; teorik olarak en az iki kişiden oluşan, aralarında ortak bir tarih, kültür ve onlara özgür iletişim kodları bulunan toplulukların kendi kültürleri olduğu ve bunların halk olarak sınıflandırılması gerektiğini ortaya koymuştur!!
Eski tezin yansımaları günümüzde ilkel, az gelişmiş vb sınıflandırmalarda ortaya çıkar. Ayrıca batılı oryantalist fikirlerin kaynağı budur.
Yasaklanmış bir dil ve kültürün, insanlar tarafından korunması ve yaşatılması isteniyorsa bunun PKK' eylemleriyle bir ilgisi olmasa gerek!!
Pkk hareketi esasen eski DEVRİMCİ DOĞU KÜLTÜR OCAKLARI adlı sosyalist grupların içinden doğmuştur. Bu devrimci kadrolar, Türkiye sosyalist hareketinin bir parçasıyken zamanla resmi ideolojiyle düşünsel bağlarını koparamayan sol-marksist harekettten ayrılmaya başlamışlardır! Apocular olarak bilinen grubun kökleri de önce Türkiye sosyalisthareketine, daha sonra DDKO'YA kadar uzanmaktadır!
Bu gruplar önceleri ülkücü-faşist gruplarla çatışma halindeyken devletin güvenlik güçlerine karşın kayda değer bir saldırıları olmamıştır. 12 eylül ve diyarbakır (c)eza evi olayları bu gruplar arasındaki en önemli kırılma noktalarından biridir. Gökçe Fırat'ın hangi düşünceye hizmet ettiği bilinmez mesnetsiz, dayanksız ve belgesiz iftiralarının aksine o gün işkencelerden sağ kurtulan ve PKK'yla hiçbir bağı olmayan insanların da tanıklıkları bu gerçeği doğrulamaktadır!! Diyarbakırda 50nin üzerinde insan işkencelerden ve baskınlardan ölmüş bir çoğu da intihar etmiştir. Hayatta kalanlar ise ömürleri boyu taşıyacakları ciddi travmatik stresslerle boğuşmuşlardır!! Saçma sapan gerçek dışı ve ispatı olmayan teorilerle bu tarihsel gerçekliği inkar etmek olsa olsa sahtekarlıktır!!
Türk resmi ideolisi PKK hareketini ve örgütlenmesine karşı başlarda anormal baskılar kurmamıştır. Esasen ulusalcı bir kürt hareketinin filizlenmesi karşısında enternasyonalist ve marksist kökenleri olan bir hareket onların da tercih sebebidir!! Kürtler bu nitelikleri nedeniyle hem ideolojik marksist kökenleri hem de kürt oldukları için daha kolay müdahale edilebilir olacaklardır!
Bugün öğrenci yurtlarına dahi sızan sivil ajanların PKK içine sızmaması, çeşitli gizli servislerin onlarla irtibat kurmamasını beklemek safdillik olacaktır. Gerek pkk içersinde gerekse Türk askeri bürokrasisinde bu sorunun çözümsüzlüğünden beklentileri olan çeşitli Klikler olduğunu PKK lideri ve pkk'ya muhalefet eden Kürt hareketleri de söylemektedir!!
Resmi ideolojinin süregiden şiddet ve çatışmalardan ciddi bir rant sağladığı, sorunun terör ve şiddet bağlamlarına hapsedilmesinin hem askeri bürokrasiyi siyasallaştırdığı hem de oradaki askeri politik egemenliklerini tesis ettiği de bilinen bir gerçekliktir. Sorunun çözümüne defalarca yaklaşılmış olmasına rağmen yapılan provakasyonlar ve saldırılarla bu engellenmiş, işin aslı Resmi ideolojinin demokratik ve adil bir temelde çözümü istemediği, sınıfsal çıkarları gereği bunu arzu etmediği de ortadır!!!
Sorun şu ki gerek Kürt sorunu gerekse kürtlerin kültürel ve demokratik hakları sorunu PKK'yla sınırlandırılabilecek bir konu değildir. Bu bağlamda Kürtçenin anayasal güvenceye alınması sorunsalı karşısında pkk'yı ortaya koymak gerçek dışı, manipülatif ve ajitasyona dayalı bir harekettir. Sorun pkk değil kültürel ve demokratik bir haktır. Kaldı ki, kültürel ve demokratik hakların güvenceye alındığı bir ülkede sorunların şiddet sarmalına hapsedilmesi zorlaşır, şiddetten medet uman çevreler yeterli desteği göremezler!!
Kürtlerin anadilde eğitim ve kültürel hak talepleri anayasanın özüyle çelişmemektedir. Anayasa geçen ''demokratik ve hukuk'' sıfatları gereği bu hakların tanınmaası anayasal bir zorunluluktur. Bu talepler bölücülük, hainlik ve emperyalizm uşaklığı değil; bilakis anayasanın meşru bir hukuk zeminine oturmasını sağlayacak ileri adımlardır. Zira, anayasada geçen hükümler gereği yapılan uygulamalar kanuni olabilir ancak meşru ve hukuki değildir. Bu bağlamda hukuk ve kanun kavramlarını iyi ayırt etmek gerekmektedir. Evrensel etiğe, vicdana ve adalete yaslanmayan bir hukuk yine meşru değildir. Her durumda talep edilen haklar modern, çağdaş ve gerçektten demokratik bir anayasanın oluşturulması için ileri bir adımdır. Bizler boşuna Türkiyenin demokratikleşmesi, Kürt sorununun eşit ve adil bir temelde çözülmesinden geçer demiyoruz...
|

28-02-2009, 23:00
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 499
|
|
|
Komik : )
“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
|

28-02-2009, 23:06
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
|
Eee komik olan ne?
|

01-03-2009, 05:55
|
 |
şeytanın pezevengi
|
|
Üyelik Tarihi: 20-02-2009
Nerden: izmir
Mesajlar: 54
|
|
|
komik olan nedir? eğer birşeyi gülünç buluyorsan sebebini söylersin eğer kayda değer bir düşüncen varsa yorum yazarsın. ama bu insanların büyük çaba sarfedip yaptığı araştırmalara(hemde hiçbir çıkar gözetmeden) ve açıklamara anlamsız bir şekilde komik demek gerçekten ahlak değerlerine uygun bir hareket değildir...
|

01-03-2009, 14:58
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 209
|
|
|
bana göre bir devletin bağımsızlığını kabul etmek o ülkenin dilini kabul etmeyle başlar. yani kürtçe bölmez ama bir kürdistan ın oluşmasına zemin hazırlar. bu konuda kafam çok karışık açıkçası. tarihe bakarsak kürtler kendi istekleriyle osmanlı ve türkiye egemenliğine girmişlerdir. hiç gördünüz mü diyarbakır ın veya elazığ ın fethi diye bişey. o zaman bağımsız devlet istemediler de şimdi niye istiyolar. hepsinin altında amerika ve amerika nın kuklaları var.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:41 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|