GERÇEK SAVAŞ VE GERÇEK BARIŞ
İnsanların; çıkarları doğrultusunda birbirleri ile yaptıkları; baskı, terör, şiddet, çatışma ve birbirlerini öldürme şeklinde görülsede, gerçekte bu değildir. Görünen bu olsada; savaşın acımasızlığı, yıkımı, kırımı aslında insanların zihnindedir. Ve gerçek savaş da budur. Yaşadığımız öfke, nefret, ve çatışmaların tümü kendi zihnimizde yarattığımızdır.
İnsan kendi dünyasında bir savaş halindedir. Ve bu savaş hali kendisini ve çevresini güvensizlik denizine çevirmektedir. Böylelikle sürekli çatışmalar ortaya çıkmaktadır. İşte önemli olan durum, görmemiz gereken şey bu. Bunun önüne geçemediğimiz zaman da dış savaş dediğimiz görüntüler, sürekli olacaktır. Ve önlenemez de. Bu yüzden BARIŞ istiyorsak, önce kişinin iç dünyasındaki BARIŞI sağlamalıyız. Kişi huzuru önce kendi iç dünyasında sağlamalıdır.
Kişinin iç dünyasında barış ve huzur sağlandığı zaman, bunu önce ailesine sonra sırası ile çevresine ve toplumuna uygular. Bunu da davranış şekilleri ile kendisine ve çevresine gösterir.
Barış ve huzur dolu kişiler, sakin, sevecen, hoşgörülü ve samimidirler. Huzur ve saygı doludurlar. Öfke, nefret, kin dolu kişiler ise asabi, sinirli, kızgın, öfkeli ve şiddet dolu bir yapı içindedirler. Ve bunu kendi kendisi ile çevresi ile çatışma şeklinde kendisine ve topluma daima gösterirler.
Bu durumun ortadan kalkmasını istiyorsak kendimizi ve çevremizi SEVGİ ile beslemeliyiz. Sevgi ile beslenen, hem kendimiz hem de çevremiz BARIŞ VE HUZUR dolu bir yapıya bürünürüz. Kişinin kendi dünyası SEVGİ ile dolar. Bu sevgi çevresine yayılır. Bu da ancak GERÇEK SEVGİ ile mümkündür. Sahte sevgilerle değil. Gerçek Sevgi, KOŞULSUZDUR.
Bu yüzden siyasi düşünceler, inançlar ne olursa olsun, kendimizi ve çevremizi SEVGİ ile beslemeliyiz. Ve SEVGİNİN bize sağlıyacaklarını bilerek ona, SAYGI duymalıyız. SEVGİYE SAYGI. ( Sevgi saygı değil. Çünkü SEVGİ,VAR OLAN HERŞEYDİR. Bu yüzden her şeye saygı)
Davranışlarımızda düzelteceğimiz her bir adım ( ne kadar küçük görülse de, bu önemli ) sonuçta çok büyük bir yapının kurulmasına konulan bir tuğla olacaktır. Aksi adım tuğlanın yerinden sökülmesi ve yapının bozulmasını ortaya çıkaracaktır. Dikkat ederseniz gerek insanlarda gerekse insanların kurmuş olduğu, bugüne kadar ki tüm toplumlarda ( yıkılan ve henüz daha ayakta gibi gözüken ) var olan yapının bozulmasını ve bozulmalarını görebilirsiniz. İnsanlar için çok uzun yıllar görünse de.
Bir tatlı tebessüm, bir tatlı gülüş hem kendimizi hem de çevremizi huzurlu ve rahat kılar. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır misali; İçten gelen ve samimi bir günaydın, bir merhaba v.s. sözleri kişinin hem kendi kendisi ile hem de çevresi ile olan ilişkilerini bambaşka bir hale getirecektir. Ve bu durum da tamamen iyi bir yönde olacaktır.
Atılan bu adımlar ( basit gibi görünsede, gerçekte en temel adımın kendisidir ) sabırlı ve inançlı olunması, insanların kazanımlarını ve ilişkilerini güçlendirecektir. Hoşgörüsünü artıracaktır. Samimi bir övgü insanın gururunu, kendisine olan özgüveninin artırılmasını getirirken, kendisine olan inancı da geliştirecektir. Kendisine inanan, kendisine güvenen, sevgi ile, hoşgörü ile büyüyen insanlar, sevecen ve şefkatli olurlar. BARIŞCI olurlar.
Kendimize ve toplumumuza dikkat edersek aslında her şeyin sebebinin yine biz kendimiz olduğunu görürüz. Çünkü her şeyi yapan biz kendimiziz. Anne babalardır, öğretmenlerdir, polisler ve askerlerdir, esnaflardır, sokaktaki insanlardır, işciler ve patronlardır, kısacası HEPİMİZİZ. Bir tek çocuklar değil. Onları biz kendimize benzetiriz.
Bu hangi görüşten ( sağ veya sol, dinci veya ateist) hangi inançtan olursa olsun durum böyledir.
SEVGİ, HERŞEYİN TEMELİDİR.
Sevgi üzerine kurulu dünya BARIŞ, ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ dünyasıdır.
Bu kişinin hem kendi dünyasına hem de çevresine, aksi SAVAŞA kurulu dünyadır.
Kurmamız gereken dünya işte bu; SEVGİ DÜNYASI.
HERŞEY, SEVGİ DÜNYASINDA GÜZELDİR.
Kubilay Öğütveren
|