Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı

Serbest Kürsü içerisinde Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı konusu: Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı... Kırmızı, yazlık bir elbiseyle sokakta yürümek, sokağın ve yürümenin, dünyada olmanın insanı kendiyle buluşturan düşünsel, yaşamsal açılımlarını sabit, delici ve tacizkar erkek bakışlarının bir kılıç ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 09-10-2008, 23:11
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 05-08-2008
Mesajlar: 125
Exclamation Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı



Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı...

Kırmızı, yazlık bir elbiseyle sokakta yürümek, sokağın ve yürümenin, dünyada olmanın insanı kendiyle buluşturan düşünsel, yaşamsal açılımlarını sabit, delici ve tacizkar erkek bakışlarının bir kılıç darbesiyle dalından koparır hale gelmiş...

BİA Haber Merkezi - İstanbul

10 Temmuz 2008, Perşembe

Ayşe TAN



Sokakta yürümek bazen, sıradan ve bayağı şeylere gömüldüğümüz gündelik hayhuyda, dünyada olma halimizle, kendimizle bir bağ kurma olanağı sunar bize...
Sokak kişinin kendisinin dışında bir varolma düzeni, dekoru içerir, şeylerle, başkalarıyla, binalarla, reklamlarla, yenilik ve köhneliklerle, siyasetle, parayla ilişkimizi kurar, yeniden düzenler, yıkar ve yeniden kurar...

Yürümek hiçbir somut hacmi olmayan zihinsel varoluşun dışında, bedenli oluşumuzun bir parçası, hayatiyetin, evrim teorisinin ve başka birçok mühim dönüm noktasının simgesidir...

Kendini dünyaya açmak...

Aslında insan sokağa çıkınca ancak "fenomenolojik" olarak bir şeye göre ve gönderdiği anlama göre konumlanır....
Sokağa çıkmak bir bakıma, kendinden çıkmak, kendini dünyaya göndermek...

Bu bakımdan giyinmek, sokağa çıkmak sokakta olmak ( politik anlamları bir yana) eşyayla dünyayla başkalarıyla bir ilişki kurmaktır....

Tabii her şey bu kadar "donuk" değil... Cinsiyetli varoluş, kadınlık, erkeklik, sınıf meseleleri, cinsel açlık, teşhir, kapanma, utanma, abartma, doğululuk, batılılık, toplumsal cinsiyet gibi yaşamın sert, oyuncaklı, keskin, belirleyici çekmeceleri, daha bilmiş bir deyimle katmanları var...

Konuyu biraz daha daraltma ve sadede gelme zamanım artık gelmişse; bir de şu zaman diliminde İstanbul'da Taksim civarında kırmızı bir elbiseyle topuğu çok fazla yüksek olmayan, düz tabanlı da olmayan genel şıklık kavrayışının dışına kaçan küçük bir rüküşlük payını kabul edecek biçimde, orta ölçüde yüksek ökçeli bir ayakkabıyla yürümek var...

Nasıl giyinmek

Kadın olmanın tarihsel yükü, asgari bedensel çekinceleri, zamanın bugün, mekanın burası olması, kadınları sokakta öyle çok açık şeyler giymemeye, kendini koruyup kollamaya alıştırmış durumda...

Ben kişisel olarak bu konuda bu sessiz paylaşılan kaygılara kulak asmadığımı, giyim kuşamım konusunda "isyankar" davrandığımı söyleyebilirim...

Yazlık elbiseler içimi gösterir diye bu sıcakta fazladan bir iç astarı giyemem örneğin, yakalı gömlekleri sevmem, uzun kollu bluz, elbiseler en çok giymek istediğim şeyler değildir...

Sokakla ilişkimin açacağı "fenomenolojik" anlamlarla arama çok kumaş girsin istemem yani diye espri yapabilecek düzeydeyim... Sıradan dünyayla kurduğum ilişkide düzgün bir biçimde kapanan dışı katı duran ve içindeki malzemeleri daha iyi koruyan çantaları, "mokasen" ayakkabıları da sevmemem... Belki bu da Marquis de Sade 'ın en sevdiğim yazarlardan olmasını biraz açıklar...

Tabii kendi giysilerimi seçme özgürlüğümün kıymetini bildiğimi söylemeyi ihmal etmemeliyim....
Neyse, sabah saatlerinde bugün çok mini olmayan kırmızı bir elbise ve yukarıda anlattığım kadar topuklu ayakkabılarla, hatta yine de bu elbise "iç gösterir" diyerek, belime bağladığım sweat shirt'le - ki bu da aslında kendi hakkımdaki "canımın istediğini giyerim" telakkimin bir parça abartılı olduğunu da gösterebilir- Sıraselviler'den aşağı Cihangire yürüyordum...

Sanki bir meczup...

30'larımın başındayım, bugüne kadar, "Şu anda yürümüyor olsaydım keşke, yer yarılsa içeriden bir hat takip edeyim" diye düşündüğüm olmamıştı...

Sağıma soluma bakmamaya çalışarak ilerliyordum ama yanımdan geçen her adamın tuhaf bir biçimde baktığını göz ucuyla görüyor, bütün ruhumla hissediyordum...

Sokakta hiç de "bir kadına laf atar" diye kodlamayabileceğiniz bir erkek grubunun önünden geçerken rahatlar gibi olmuştum ki, sabitlenen bakışlar ve ben geçtikten hemen sonra yükselen fısıltılardan sonra hayal kırıklığına uğradım...

Laf atan hiç olmadı, bundan çok daha fazla tedirgin eden bir sessiz ya da fısıltıyla "mimleme" sözkonusuydu...

Sanki sokağın ortasında "çıplak" yürüyorum gibi... Ben böyle çıplak gezen bir meczubum da sağdan soldan "Allah sonunu hayır etsin" deniyor gibi..

Arabalar kaldırıma yanaşıyor, dönüp bir baksam duracak gibiler... Sakin olmaya çalıştım fakat sokaktaki varoluşumla herhangi bir şeye göre tahvil olduğum anlamı tayin etmekle, bu "fenomenolojik" arayışımla uğraşacak halim kalmamıştı...
Koşmak, koşmak, bir an önce varacağım yere varmak istiyordum...

Öyle anladım ki bir kırmızı elbisenin, bir kadının, bir kırmızı elbiseli kadının yürümesinin, elbisenin kırmızısının, kolların, bacakların; erkeklerin sokağında "gönderdiği anlam", bütün düşünmelerin uzağına düşer, fenomenolojik olarak da "erkeğin bakışına" göre bir anlama bürünür.
O anlam da "yürüyen et" anlamıdır... (AT/EZÖ)

Kaynak: Bianet :: Kırmızı Bir Elbiseyle Sıraselviler'den Aşağı...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 09-10-2008, 23:13
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 05-08-2008
Mesajlar: 125
Exclamation 40 Derecede Cinsiyetçilik



40 derecede cinsiyetçilik


Erkek egemen sistem, bikinilileri kullanır ama türbanlıları sever, ne tuhaf!

08 / 07 / 08

Geceleri sokakta dolaşabilmekten geçtim, yazın serin suya özgürce atlayamamaktır beni “kadın”, diğerlerini “erkek” yapan
Küresel ısınmadan en dertli iki canlıdan biri kutup ayıları ise, diğeri de kadınlar bence. Türkiye’de yaşayan genç bir kadın olarak bunu kendi deneyimimden söylüyorum. Zira yazın hava ne kadar sıcak olursa olsun, biz Türk kadınının rahat giyinmek gibi bir alternatifi olmaz büyük çoğunlukla. Etek giydiler diye dayak yiyen kızlar ve taciz edildiğinde “tahrik ettiği” nedeniyle suç yine üstüne kalan bir “cins” olmamızın haricinde, köpeklerin asfalta serildikleri yaz günlerinde de namusumuzu korumak için uzun kot pantolon ve koton tişörtle ile gezmek durumunda kalan yine biziz eninde sonunda. Sırf bu yüzden, elektiriği ve suyu ekonomik kullanan elektrikli aletlerin reklamında kutup ayılarının yanında artık bizim de resmimizi koymalarını yetkililere öneririm. Öyle ki, yaz gününde birçok varyasyonu olan tacizden kaçınmak için otobüslerde, metrolarda, duraklarda, sokaklarda uzun pantolonları ve tişörtleri ile terden sırılsıklam olan genç Türk kadınları bu reklam kampanyalarını muhtemelen çok daha fazla benimseyeceklerdir.

Türkiye’de genç kadın olmanın gerektirdiği dirayet en güzel yaz sıcaklarında ortaya çıkar dikkat ederseniz. Siz dolmuşta pişerken sahil şeridinde denize atlayan, deniz soğuk gelince kaldırımlarda ısınan, denizde birbiriyle şakalaşan genç erkekleri görünce ben neden kadınların feminist olduğunu anlarım mesela. Ataerkil eşitsizliği anlamayan ve anlamak istemeyenler için, erkek olmanın ayrıcalığı en basitinden şehirde yaz günü donla denize girebilme hürriyetidir çünkü. Geceleri sokakta özgürce dolaşabilme özgürlüğünü geçtim, yazın yanan asfalttan serin suya özgürce atlayamamaktır beni “kadın”, benim dolmuş camından gördüğüm sırılsıklam insanları “erkek” yapan. 35 dereceyi gören bir günde kot pantolon giymeme özgürlüğüne sahip olmaktır bir nevi. Ve bu özgürlük, ancak o yaz gününde kot pantolonla dışarı çıkmak durumunda kalmamış birine anlamsız gözükecektir.

Hoop bacım!

Ben kadın olmam nedeniyle yaz gününde denize giremediğimden yakınırken, gazetede İstanbul’da bir kadının balık tutarken “içini gösteren” bir elbise giydiği için “hayasızlık suçu”ndan bir yıl hapis cezası aldığını okudum. Sıcaklarla başetmek için bile maça bir sıfır geride başlayan bir “vatandaş” olarak, haber benim sıcaktan dehidrasyona uğramış bünyeme daha da fena dokundu haliyle. Zira donla denize giren, işyerlerinin ya da direkt kaldırımın üstünde üstsüz gezerek görmek zorunda bırakıldığım erkeklerin hiçbiri için kimsenin böyle bir karar vermesi düşünülemezdi. Ayrıca eğer maraz kadının içinin görünmesiyse, o zaman neden gazetelerin web-sitelerinde bikinili kadınları göstermek için abuk subuk “haberler” yazarak erkek okuyuculara bedavadan pornografik yayın yapan erkeklerin hiçbiri hayasız sayılmamıştı? Anlaşılan erkeğin “Göster!” dediği yerde göstermek meşruyken, kadının kendi kararı üzerine dilediğince giyinmesi, “Hoop bacım!”, olmuyordu. Gösterilenle esasen bir problemi olmadığını anladığımız Türk ataerkilliği için sorun göstermek değil de, gösterme kararını kimin verdiğiydi.

Ama şimdi haklarını yemeyelim, ülkemizde hakikaten cinsiyetçiliğe karşı savaş veriliyor. Ben yazın giymek durumunda bırakıldığım kot pantolonlardan yakınıyorum ama bakın, Türkiye’de “ilk defa kadın erkeğe tecavüzden mahkum olmuş!” Yeni TCK tecavüzde sanık statüsünde “cinsiyet ayrımını ortadan kaldırarak ‘kişi’ ifadesine yer vermiş, dolayısıyla eski 765 sayılı TCY’de ırza geçme suçundan sanık ancak erkek olabilecekken yeni TCY’de bundan vazgeçilerek cinsel istismar suçlarında kadınlarında sanık olabileceği” kabul edilmiş. Böylece, kadın erkek eşitliğinde büyük bir adım atılarak, kadının da erkek gibi tecavüzden suçlanabilmesinin önü açılmış! Evet, Türkiye’deki cinsiyet eşitsizliği için ihtiyacımız olan tek eksik de böylece doldurulmuş oldu. Zira kanunların kadının da sanık statüsüne geçebileceği şekilde genişletilmesi, zannediyorum ki benim ve diğer bütün genç Türk kadınlarının onlarla yaşamayı öğrenmek durumunda kaldıkları bütün cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan en elzem icraat olacaktır.

Cinsiyet eşitliğine bu derece inanmış otoriteler karşısında, genç bir Türk kadını olarak bana ne yapmak düşer? Öncelikle birilerinin beni koruduğunu kolladığını bilmem, ona göre davranmam gerekir sanırsam. Unutmamam gerekir ki yazın, kışın, evin, sokağın, denizin, kaldırımın hakimi orayı başkalarını düşünmeden dilediği gibi kullanma özgürlüğüne sahip olandır. Haksız yere tacize uğradığınızda sizi taciz edene 57 milyon para cezası, size ise kılık kıyafetiniz nedeniyle hayasızlıktan bir yıl hapis vermeyi adil gören hukuk sisteminin güvencesiyle artık geceleri rahat uyuyabilirsiniz hanımlar. Zira sırf kadınsınız diye sizi elle, gözle, sözle taciz etmeyi kendine hak bilenlerin karşısında artık cinsiyet eşitliği için kanunları yeniden yazan bir düzen var. Eh, eğer siz bunu takdir edemiyorsanız, bu da sizin hayâsızlığınız!

AZER BİNNET: Koç Üni., araştırma görevlisi

Kaynak: Radikal İnternet - Haber, Türkiye, yaşam, ekonomi, spor, sağlık, sanat, sinema, müzik, DVD, eğitim, kitap, çevre, gezi, dış basın, kültür, yorum, Avrupa Birliği, televizyon, bilim teknoloji
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
aşağı, elbiseyle, kırmızı, sıraselviler'den


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kırmızı Gül Buz İcinde - İbrahim Kaypakkaya ( Sesli E-Kitap ) kurtulush Edebi Mevzular 0 19-06-2008 02:52
Kırmızı Lale katre Hayata Dair.. 0 07-09-2007 09:34
kırmızı keman gazelle Yakın Çekim 2 25-06-2007 10:57
Kırmızı Baladlar titania Hayata Dair.. 0 22-06-2007 23:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:09 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info