|
|
İP’in yerine TKP mi hazırlanıyor?Serbest Kürsü içerisinde İP’in yerine TKP mi hazırlanıyor? konusu: İP’in yerine TKP mi hazırlanıyor?
TKP içinde çok değerli gençler ve aydınlar bulunduğunu biliyoruz. Tanıdığımız, sevdiğimiz arkadaşlar da var. Onları üzmek veya kızdırmak için değil, tersine uyarmak ve düşündürmek için ...

07-10-2008, 23:21
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-08-2008
Mesajlar: 125
|
|
İP’in yerine TKP mi hazırlanıyor?
İP’in yerine TKP mi hazırlanıyor?
TKP içinde çok değerli gençler ve aydınlar bulunduğunu biliyoruz. Tanıdığımız, sevdiğimiz arkadaşlar da var. Onları üzmek veya kızdırmak için değil, tersine uyarmak ve düşündürmek için bu satırları yazıyoruz. TKP’nin adına ve tarihsel mirasına saygısı olan herkesin, fakat en çok da bu partinin içindeki o değerli arkadaşların, şu günlerde Kemal Okuyan ile ekibinin yönelimine çok dikkat etmeleri gerekiyor.
TKP bir yerlere doğru götürülüyor. Belli ki, bir konsept belirlenmiş ve adım adım uygulanıyor.
TKP, Hrant Dink cinayetini lanetleyen kitlesel eylemlerin hiçbirine katılmadı. Bununla yetinseydi, “yanlış politika” diye eleştirilir ve adında komünist kelimesi yer alan bir partinin antifaşist mücadeleye böyle yaklaşmaması gerektiği anlatılırdı. Oysa TKP bununla yetinmedi; ancak bir Doğu Perinçek repliği olabilecek gayri ciddi üsluplara girerek; o eylemlerin emperyalist merkezlerce organize edildiğini, burjuva eylemler olduğunu vb. öne sürüp kendisi dışındaki herkesle ilgili tuhaf imalarda bulundu.
TKP, Ergenekon sürecinde AKP Hükümetini teşhir eden eylem ve söylemlere ağırlık verdi. Bununla kalsaydı, “tek taraflı politika” diye eleştirilir ve adında komünist kelimesi bulunan bir partinin kontrgerilla cinayetlerine tavır alması, bu suçlara bulaşmış devlet kadrolarından ve kurumlarından hesap sorması yönündeki görevleri hatırlatılırdı. Oysa TKP, bununla kalmadı. AKP’nin üstüne “suçluların tamamını yargılayın, suçların tamamını soruşturun” diye gitmediği gibi; Ergenekon operasyonlarını “yurtseverlerin direncini kırmaya dönük emperyalist komplolar” gibi gene Perinçek ağzıyla değerlendiren açıklamalarda bulundu. Daha da ileri gitti, “Cumhuriyet’inize Sahip Çıkın” mitingleri, eylemleri organize etmeye başladı. Şimdi bir an için düşünelim: Hrant Dink’i uğurlama törenine katılmamak… Katılanların emperyalist merkezlerce yönlendirildiğini ima etmek… Bu önemli anti şovenist toplumsal öfkeyi “burjuva eylem” diyerek çarpıtmak… Veli Küçüklerin, Şener Eruygurların, Hurşit Tolonların, Doğu Perinçeklerin, Sami Hoştanların, Osman Gürbüzlerin, Oktay Yıldırımların, Kemal Alemdaroğluların, Fikri Karadağların, Kemal Kerinçsizlerin yurtsever olduğunu ilan etmek… ‘Bu yurtseverlerin direncini kırmayın’ demek… Daha bir yıl önce Ergenekoncu kesim tarafından organize edilmiş mitinglerin yeni versiyonunu bizzat üstlenmek…Cumhuriyet’e ve laikliğe sahip çıkma çağrısında bulunmak… Bunları Türkiye siyasetini ortalama düzeyde bilen birine sorsanız, “Herhalde İşçi Partisi yapıyor” diyecektir. Bunlardan yalnızca birinin bile, adında komünist kelimesi bulunan bir partice yapılması yeterince şaşırtıcı olacakken; TKP bunların tamamını sistematik şekilde yapıyor. Böylesine bir sistematiği “yanlış politika” olarak değerlendirmek, ne kadar olası? Bu, yanlış politikadan öte bir durum değil midir? Tablo, size de ne yaptığının farkında olan birilerinin bu yanlış işleri ‘taammüden’ yaptığı izlenimi vermiyor mu?
TKP’nin devrimci olduğunu, komünist olduğunu düşünen her TKP’linin, hele de adıyla sanıyla aydın olarak bilinen arkadaşların, TKP yönetimine şunları sorması gerekiyor: Ne oluyor? TKP, zihniyetiyle, söylemiyle, eylemiyle, mizacıyla gittikçe İP’e mi benziyor? Maraş’ın, Gazi’nin, hapishane katliamlarının, kirli savaşın, askeri darbelerin, faili meçhullerin, kayıpların, bin gizli operasyonun sorumlusu kontrgerillaya dokunmamak, dahası bu suç imparatorluğunun bir kısım tetikçisine, yöneticisine ve savunucusuna ‘yurtsever’ demek, adında komünist kelimesi bulunan bir partiyle zerrece bağdaşır mı? Veli Küçüklerin direncinin kırılmamasını niye istiyorsunuz? Direnci kırılmamış bir Veli Küçük, size niçin lazım? TKP yöneticileri direnci sağlam bir Veli Küçük’le, bu suç makinesinin bugüne değin yaptıklarından başka, ne yapmayı düşünüyorlar? Bunlar önemli sorulardır. TKP üyelerinin sorması, TKP yöneticilerinin cevaplaması gereken sorulardır.
Komünistler ve devrimciler, kontrgerilla devletinin üstüne giderlerken, AKP gibi burjuva gerici düzen partilerini desteklememeyi, hatta onun etrafındaki neoliberal cenaha mesafe koymayı da başarabiliyorlar. Yani herhangi bir politik aktör, Ergenekon üzerinden kontrgerilla devletine karşı mücadele etmenin, ille de AKP’ye yedeklenmek anlamına gelmeyeceğini artık somut örnekleriyle biliyor. Peki, AKP şahsında gericiliğin ve emperyalizm işbirlikçiliğinin üstüne gitmek, bazıları için neden ille de Ergenekon’u savunmak biçiminde oluyor? TKP, nasıl oluyor da, AKP’ye hücum ederken, Ergenekon’u desteklemek, hatta onun dolaysız müttefiki olmak gibi bir pozisyona düşüyor? Faşist ve üstelik paramiliter bir örgütlenmeye yedeklenmiş, onun siyasal etki alanında dolaşan bir ‘komünist’ partinin ucubeliğini açıklayacak kimse yok mu? Açıktır ki, böyle komünist partisi olamaz. Bu pozisyonuyla bir partinin devrimci demokrat, hatta ilerici demokrat olabilmesi dahi mümkün değildir. TKP, her geçen gün belirginleşen politik pozisyonunu sosyal şovenizmin son sınırından nasyonalizmin alanına doğru zorlamaktadır. Sosyal şovenizmde derece yapmak isteyenler, o sınırı geçtikten sonra, nasyonalizmin vatanına ayak basarlar. TKP yönetimi, bilerek ve isteyerek, koşar adım oraya yönelmiş durumdadır.
TKP, önceleri, Sosyalist İktidar Partisi (SİP) adıyla oluşmuş, esasen bir öğrenci gençlik örgütlenmesi izlenimi veren ilerici, antifaşist bir partiydi. Birkaç yıl önce ismini TKP olarak değiştirdiğinde, kurucularının başvurduğu bir alicengiz oyunu, çoğu kimsenin dikkatini çekmemişti.
Aslında SİP ile TKP arasında hiçbir organik bağ yoktu. Bunlar tamamen ayrı, birbiriyle siyaseten de ilişkisiz partilerdi. Zaten Türkiye’de komünist adıyla parti kurmak yasal olarak mümkün olmadığı için, TKP her zaman illegal bir partiydi. Bu yasak kalkınca, TKP’yi temsil eden veya o geleneğin içinde bulunan kesimlerin bir bölümü yasal parti kurmayı zaten düşünmedi. Öyle bir yönelimi olan var idiyse bile, geç kalmıştı; çünkü SİP daha hızlı hareket etti ve TKP’nin yasal izin hakkını aldı. Onyıllar boyunca yasaklı olan TKP adının legalleşmesi de haliyle büyük gündem oldu ve geniş kesimlere “ilk yasal komünist partinin kurulması” biçiminde yansıdı. Gerçekte bir TKP geleneğinin ta 1920’lerden itibaren olduğu, yeraltında şekillendiği, bunun değişik dönemlerinin bulunduğu, kurucusu Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Mustafa Kemal hükümeti tarafından Karadeniz’de boğdurtulduğu gibi bilgilere o günün şartlarında fazla ilgi gösteren olmadı. Türkiye’de ilk defa TKP kuruluyordu; gündemin sansasyonel yanı buydu. Yeni ve sahte TKP’nin yöneticileri de bu durumdan ziyadesiyle yararlandılar. Kendileri tarihi TKP’nin devamıymış gibi davrandılar. Sanki legal SİP ile illegal TKP birbirinin parçası olan örgütlerdi de, TKP yasağı kalkınca SİP’in adını değiştiriyorlardı. Olup bitene bu süsü verdiler. Öyle ki, buna uygun bir vizyon bile oluşturdular. Parti Meclisi olarak ifade ettikleri ‘vitrin’in ön sıralarına yaşı epeyce ilerlemiş eski TKP’lileri yerleştirdiler. Yıllar sonra bu vitrin dağıtılarak, Yurtsever Cephe adıyla bugünkü politikaya dönüştürüldü ama ‘vizyon’, TKP görüntüsü vermeyi kolaylaştırmıştı doğrusu. SİP’ten TKP’ye ‘dönüşme’ sürecinin bu sahtekarca yöntemine yeterince tepkinin gösterilmemesi, TKP yönetimindeki bazı ‘yakından tanınmaya muhtaç’ odaklara pişkin davranma kredisi sunmuş olabilir. Ne ki, bugün TKP’nin ‘geleceği’ne bakarken, ‘geçmiş’i hatırlamak zorunda kalışımız önemsiz sayılmamalıdır. Geçmişi parlak olmayan, geleceği de karanlık gözüken bir zihniyet; yalnız Perinçek ağzıyla konuşup onun üslubuyla politika yapmaya heves ettiği için değil, naylon tabela sahtekarlığı nedeniyle de ilgiyi hak ediyor. Acaba diyoruz, TKP yönetimi içinde yer alan o aydınlık olmayan unsurlar, bu partiyi nasyonalist bir mayın tarlasına sürme konseptini ne zaman oluşturdular veya böyle bir konsept önceden var idiyse, buna ne zaman dahil oldular? Yoksa daha isim operasyonundan başlayarak, pek çok şey önceden hesaplanmıştı da, sürecin hızlandırılması için bugünkü konjonktür mü daha elverişli bulundu?
Biz soruyoruz; TKP yönetiminin bir cevabı varsa, onu da yayımlarız.
Atılım gazetesinin 222. sayısında yayınlanan köşedir
|

14-02-2009, 22:59
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 13-02-2009
Nerden: İstanbuL
Mesajlar: 1
|
|
Tkp en iyisini yapmıştır
"Hrant Dink cinayetini lanetleyen kitlesel eylemlerin hiçbirine katılmadı."
-19 Ocak’ta Taksim’de yapılan eyleme tkp yoğun bir katılım göstermiştir.
soL Günlük Siyasi Gazete - TKP katılmıyor
soL Günlük Siyasi Gazete - Anasayfa
"kurucusu Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Mustafa Kemal hükümeti tarafından Karadeniz’de boğdurtulduğu gibi bilgilere o günün şartlarında fazla ilgi gösteren olmadı."
-Musta Suphi ve arkadaşları Anadolu'da gerçekleşen Kurtuluş Savaşı'na destek vermek için önce Mustafa Kemal ile irtibat sağlamışlardır. Mustafa Kemal'in daveti ile Ankara'ya gelmek için yola çıkmışlardır. TKP'nin Azerbaycan'da oluşturulmuş bir grup silahlı birliği de Kurtuluş Savaşı'nı desteklemek için gönderdiği söylense de kesin bilgileri bulunmamaktadır.TKP üyelerinin yurda girmeleri ile protestolar gerçekleşmiştir. Kimi kaynaklarda bu protestoların 9. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir tarafından tertiplendiği iddia edilmektedir. Kars ve Erzurum'dan sonra Kazım Karabekir'in yönlendirmesi ile Trabzona geçmişlerdir. Mustafa Suphilerin amacı buradan gemi ile Samsun'a geçip Ankara'ya ulaşmaktadır. Ama Kazım Karabekir'in ise Rusya'ya geri göndermeyi istediği iddia edilmektedir. Gemi Karadeniz'e açıldıktan sonra Trabzon kabadayılarından Yahya Kahya ve adamları gemiye arkadan yetişip Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürmüşlerdir. Bu cinayette genel kanı planlayanın Kazım Karabekir olduğudur. Bir diğer iddia ise Kazım Karabekir'in Mustafa Kemal'den olur almadan bu işe girişmeyeceğidir. Gizli yazışmalar/telgraflar ancak bunu kanıtlayabilir ki bunlar hala açıklanmamıştır. Bir süre sonra Yahya Kahya, Muhafız Alay Komutanı İsmail hakkı Tekçe tarafından öldürülmüştür.(Kaynak: Günaydın Gazetesi, 4Aralık 1977)
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BC..._Partisi_(1920)
Kasım 1986 tarihinden itibaren yayınlanan süreli Marksist bir dergi olan Gelenek Dergisi çevresi dönemin birlik tartışmalarına katılmış ama istenilen ortaklaşma oluşmayınca 6 Kasım 1992'de Sosyalist Türkiye Partisi'ni kurmuştur. STP'nin kapatılması ile bu sefer mücadeleyi Sosyalist İktidar Partisi (SİP) ile sürdürmüştür. 11 Kasım 2001 günü düzenlenen Parti Olağanüstü Büyük Kongresi'nde adını Türkiye Komünist Partisi (TKP) olarak değiştirmiştir. Parti programında partinin amacı, sosyalist devrim ve sosyalist iktidarın kuruluşu olarak açıklanmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BC..._Partisi_(2001)
Doğru zaman gelince, tereddüt etmeden çitin üzerinden atlamalısın !
|

15-02-2009, 14:36
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
|
Antiamerikancılık herhangi bir muhalif akımı sol yapmaya yetmiyor. Bunu en iyi ''ulusalcı ve milliyetçi'' partilerde görüyoruz.
Birileri öyle dedi diye, kimse ne solcu ne de demokrat oluyor. Adında Komunist sıfatı var diye, bu partinin sosyalizmle ilgisi olmadığı gibi...
Bu durumda muhalif ama neye muhalif diye bir soru sormak da hakkımız?
Atılım insaflı davranmış, geçmişin yüzü suyuna saygıdan belkide, belkide parti içindeki samimi insanları incitmek istemediğinden...
Tespit son derece doğru, Ergenekon sürecinde İP'nin iyice kuşa döndüğü düşünülürse...
Bu işlevi yerine getirecek, daha kullanışlı, daha temiz bir oluşuma ihtiyaç duyuldu; yada TKP yönetimi kendinde o ihtiyacı hissetti...
|

15-02-2009, 23:05
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 11-02-2009
Yaş: 27
Mesajlar: 6
|
|
|
yurtseverlik açılımını yaptığı zaman kayma başlamıştı zaten. son zamanlarda dillendirdikleri cumhuriyetin temel değerlerinin savunulması söylemi de bu ulusalcı-milliyetçi çizgiye kayışı destekler nitelikte.
ne kadar çok söyler oldum "dönen döner ben dönmezem yolumdan"...

en ilkel halimle..
|

10-04-2009, 07:39
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 28-11-2008
Nerden: Dünya
Yaş: 31
Mesajlar: 41
|
|
TKP Bataklığa giriyor...
Aslında sadece kelime oyunudur bu. Hitlerin nasyonel sosyalist partisinde olduğu gibi. O faşist partide sosyalist adı sadece insanları kandırmacanın bir yoluydu. İsmi hariç sosyalizmle bir ilgisi yoktu. Yurtseverlik,ulusalcılık,milliyetçilik ve faşizm. Bunlar zincirin birer halkasıdır. şimdiki legal TKP eski illegal TKP nin ve nazım hikmetin maddi ve manevi kaymağı yiyor. Şimdiki TKP bir anlamda da rantiyecidir. şövenist bir tutum içinde olduğunu azcık sorgulayan herkes görebilir. İşte bir parti bataklığa böyle çekilir. merkeze bağımlı örgütlenmelerde çıkması muhtemel sorunlardır. içinde dürüst,saf ve adından dolayı gidip gelmeye başladığı ve sempati duyduğu partiyi sırf adında komünist adı geçiyor diye komünist sananlar vardır. Ve bu insanlar ısrarla kendilerinin komünist olduğunu iddia ederler. TKP işçi partisinin zayıflayan taraflarını ve boşluğunu dolduracaktır ve bu yolda son sürat hız yapmaktadır. sol örgütlenme modellerindeki en büyük yanlışlardır bunlar. sempatizanlar yada parti üyeleri parti yöneticileri tarafından kabul görmek için tamamen merkezden gelen kuralları uygularlar. sorgu sual olmaz genelde. sorgulandığın zaman bir şekilde dışlanırsın ve aranıza gözle göremediğin engeller konur. parti içinde muhalefet olursan ömür boyu ayak işlerine koşturulan biri olursun. yükselme yada yönetim tarafından kabul görülmezsin. önemsemezler seni. sorgulamanın bir çk yaptırımı vadır böyle.
Bİzim yerli TKP yunanistan komünist partisini örnek alıyor söylemlerinde. Yunanistan komünist partisi atina öğrenci-Anarşist ayaklanmasında söylemleriyle bu hareketi eylemi isyanı baltalamaya çalışmıştır. anarşistleri serserilikle suçlamıştır. yani örnek aldığı partide ortada kendide. TKP nin yaptığı sadece kuru kuruya anti amerikancılık yapmaktır. madem TKP adını taşıyamayacaklardı da neden aldı. gerçekten yurtsever cephe aldatmaca ve karıncayı incitmeden sikmektir.
konuyu açan arkadaşa teşekkürler. gerçekten yasal anlamda TKP adını ilk aldıkları için çoğu temiz ve bilmeyen insan ve yeni yetme lise öğrencisi türkiyeyi temsil eden tek parti-örgüt sanıyor bunu. TKP nin ayrıca sınıf mücadelesiyle hiç alakaları yok. Hrant Dink suikastini protesto edenler emperyalizmin oyununa gelmiş salaklar kendileri akıllıöylemi. asıl salakltkp lilerdir. aslında tilki gibidirler.bu hafif kalır bunlar çakaldır akbabadır...
|

10-04-2009, 11:54
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Ulan lastik, ilk defa senle aynı düşündük ya, ölsem de gam yemem gari 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

10-04-2009, 16:27
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-02-2009
Yaş: 28
Mesajlar: 37
|
|
Hrant Dink’in öldürülüşü, Orhan Pamuk’un “Türkiye’de 30 bin Kürt bir milyon da Ermeni öldürüldü.” dedikten sonra Nobel ödülünü alması ve bir parti başkanının İsviçre mahkemelerinde “Ermeni soykırımını inkar”dan yargılanması ,manipule edilip sokağa dökülen bi takım insanlar(bir insan öldürüldü diye oraya saf ve iyi duygularla giden insanlardan bahsetmiyorum),akademisyen adı altında tvlere çıkıp safsatalar döken bir takım satılık insanlar bize bir tablo çiziyor TKP yi yargılayan kalın kafalar önce anaokulu seviyesindeki bu tabloya baksın derim
bu erkenegon karşıtı sözümona solcular BOP U niye ağızlarına almıyorlar AKP NİN kuyruğuna takılmış kendilerine muhalif ne kadar insan varsa (ne hikmetse bazı solcular yok)içeri tıkıp gerici-liberal totaliter devletlerini oluşturma noktasındayken bu küçük solcular AKP ye neden bi şey diyemiyorlar??biz ergenekonda suçlular yargılansın diyoruz ama bu oyunu bu faşizmin en büyük eylemlerinden birini görmezlikten gelenleri yine anaokuluna göndermek istiyorum fethullahın okuluna da gidebilirler çünkü ilerde başka okul kalmayabilir..Şimdi Türkiyenin açık seçik parçalanmasına gidicek bi takım projelere destek veren kişiler başka siyasetlere çamur atmayı bırakın da desteklediğiniz bu süreçte ve sonrasındaki ABD güdümlü türkiyede ne halt ediceksiniz ondan bahsedin ki böylesine boş ve mesnetsiz suçlamalarla ve yine boş ithamlarla saldırıya uğrayan TKP'NİN ne kadar doğru yolda olduğunu görüyoruz TKP her zaman sosyalist bir parti olmuştur öyle kuru sıkı laflar edeceğine aç tüzüğünü oku 20 yıldır neler yapmış bi bak bakalım tahsilli cehalet..
Ankara'nın batısı AB ile bütünleşecek. Güneydoğu, GAP bölgesi ve Çukurova Büyük İsrail Projesi'nde Ortadoğu'ya kayacak gelecekte büyük Ermenistan ve Pontus’la beraber Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'ın yer alacağı bir Kafkas Federasyonu ABD'nin öncülüğünde Hazar bölgesini kontrol etmek üzere kurulabilir ki; böyle bir üçlü paylaşım, üçlü kavgada yani Türkiye'nin batısı Avrupa, doğusu Amerika Hazar'la beraber, güneyi de İsrail'in güdümünde bir Ortadoğu projesinde parçalanacak
şimdi elimizde kapı gibi planlar Akp ve kuyrukçusu siyasetler varken bu çürük kuyrukların türkiye parçalandığında bir halt edemeyecelerini söylemek çok aşikar şimdiden de görülüyor ki akp ye erenekon konusunda şakşaktan başka hiç bir eleştirileri muhalafetleri yok bir de gerçek muhaliflere çamur atıyorlar eh yabancısı olmadığımız "işbirlikçi" hareketler..Hrant Dink öldürüldü manipulasyon sağ olsun ayaklandınız (artık payınız neyse onu da ilerde görücez)Bahriye Üçok Uğur Mumcu ÇETİN Emeç öldürüldü sesiniz çıkması bunlar gazeteci değil miydi!!TKP kürt ve türk halklarının ortak mücadelsinden bahsedip durdu sizin gibiler (solplatformla aynı görüşte olanlar  kk şövenizminde saplanıp kalarak sözde insan hakları yalanlarıyla şehitleri hep yok saydınız görmezden geldiniz AKP İLE takiyye noktasında anlaşmanız hiç de imkansız görünmüyor bu noktada ...
son olarak ermeni kürt vs gibi şeyleri demokrasi sorunu olarak görenler bu ülkede emek-sermaye çelişkisine en büyük darbeyi vuranlardır ve solplatform doğru yolda ilerleyen başka siyasetleri lekelicene kendi siyasetini üret varsa tabi
|

10-04-2009, 17:17
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
|
|
Alıntı:
kara lastik´isimli arızadan alıntı
... şimdiki legal TKP eski illegal TKP nin ve nazım hikmetin maddi ve manevi kaymağı yiyor. Şimdiki TKP bir anlamda da rantiyecidir. şövenist bir tutum içinde olduğunu azcık sorgulayan herkes görebilir...
|
Harbiden karaymışsın;aldıkları oyu say da hesap yap,dediklerinin tamamiyle doğru olduğunu kabul etmiş olsak bile ortada kaymak mı var da kaymak yesin birileri,ortada rantiye mi var da rantiyecilik yapılsın.Sırf ego tatmini için de karalamadık sayfa bırakılmaz ki!
“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
|

10-04-2009, 21:50
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
|
Takma Aklın Rahle-i Tedrisatı ve Yanılsamalar
Hrant Dink'in ölümünden bu yana epey çalkantılı bir gündeme ve savrulmalara şahit oluyoruz. Daha, dün İstanbulda ülkücü faşistler okuldan çıkan bir gurup öğrenciye satırlarla saldırarak 2-3 kişiyi yaraladılar. Her zaman olay mahlinde gezinen polis devriyesi ne hikmetse(!) o gün yoktu! Türkiye bu tarz saldırılara, kampanyalara ve provakasyonlara alışık bir ülke aslında. Bu bağlamda, Hrant Dink ve benzeri aydın katliamları, solcu/demokrat öğrencilere saldırıların çağrışımsal, sembolik manalarına göz atmakta fayda vardır.
Hrant Dink'i öldürtenlerin ve benzeri diğer katliamları/provakasyonları tertipleyenlerin esas amaçları, hiçbir zaman bizzat mağdurun kendisi olmamıştır. Bu tür sansasyonel olaylarda, asıl olarak sonrasında yaşanan süreçler dikkat çekicidir. Hrant Dink'in öldürülmesi, bir anda gündemimize Ermeni sorununu ve Ermeni yurttaşların yaşadıkları sıkıntıları gündeme oturttu. Bir süre buna tepkiler geldiyse de, olay soğumaya başladıktan birkaç gün sonra tepki gösterenlere karşıt milliyetçi reaksiyonlar, protestolar yükseldi. Medyada bununla ilgili tartışmalar yapıldı. Tüm bu sürece bakıldığında Hrant Dink'in şahsına yapılan saldırının, aslında onunla bir ilgisi olmayıp sonrasında gelebilecek azınlık hakları tartışmaları ve azınlıkların konumları gibi hadiselerde Türkiyede büyük bir nefret dalgası yayıldı(faşist-milliyetçi cenahlrdan). Hrant Dink hamlesi bu reaksiyonun canlı tutulması, gündeme oturması bağlamında bir adımdı yalnızca. 6-7 eylülde tezgahlanan provakasyonların minyatür bir devamı olan; milliyetçi refleksleri köreltmek ve zinde tutmak adına tertiplenen, aynı zamanda mağdurun fikirlerini ve düşüncelerini gayrı meşru ilan etmeye yarayan oldukça işlevsel bir ölümdü onunkisi. Dün İstanbulda saldırıya uğrayan öğrenciler de asıl hedef değildi. Asıl hedef bu fikirlerin, fikirlerin hitap ettiği kitlelerin yasa dışı ilan edilmesi, gayrı meşru olarak kollektif hafızadaki yerini almasaydı. Durumu somutlaştırmak için şöyle bir örnek vermek kafi olacaktır: Söz gelimi, Türkiyede birçok sanatçı zaman zaman yazdığı romanlardan ve şiirlerden yargılanır, ceza alır yada beraat eder. Olabilecek en iyi durumda dahi, bu sanatsal eylemin mahkeme salonlarına sevk edilip medyatik bir linç dalgası yaratılmasıyla, yazar/mağdur hiçbir cezai yaptırıma maruz kalmasa dahi sanat eserinin/yazarın sahip olduğu fikirler, eserin işaret ettiği sembolik anlamlar, eleştiriler ve gerçeklik kurguları toplumsal/kollektif bilinç düzeyinde yaratılan linç ve paranoya ortamıyla birlikte gayrı meşru/yasa dışı ilan edilir. Bunun bir diğer işlevsel yönü de, toplumdaki milliyetçi damarlar kaşınır, faşizan hareketlere dinamizm kazandırılıp zemin hazırlanır. Kısaca ifade etmek gerekirse saldırının/yasaklamanın/sansürün/linç kampanyalarının esas hedefi mağdurun bizzat kendisi olmayıp egemen rejimin/iktidarın kendine düşman bellediği muhalif fikirler, idealler ve toplumsal katmanlardır! Bu klasik bir toplum mühendisi projesi olup egemen iktidarın her zaman başvurduğu bir yöntemdir. Bu durum ülkemizde yaşanan yüzlerce sansasyonel/skandal hadisede bizzatihi görülmektedir. Geçmişten bu yana göz attığımızda, Çorum, Maraş,Sivas katliamları, ceza evi operasyonları, polisin/askerin ortalık yerde infaz ettiği siviller, öldürülen aydınlar/sanatçılar/yazarlar, Ahmet Kaya hadisesi, Kürtçe Konuşan vekillere karşı linç kampanyaları vs vs olayların hepsinde benzeri bir yaklaşım vardır. Meydanlarda 15-20 kişilik devrimci/solcu gençlerin çevresinde 150-200 polisin olması güvenlikten ziyade topluma bir mesaj olup bu da benzeri bir zihnin ürünüdür. Taktik gayet basittir: Saldır/Öldür yada Yargıla-Medyatik Linç Kampanyası Aç- Ortam Hazırla ve Sindir! Bu operasyona maruz kalmış her toplumsal muhalefet/tabaka hiç olmadığı kadar huzursuz, hiç olmadığı kadar rahatsız olacaktır. Kendini ifade etmek istediği her zman karşısında kendine karşı bilenmiş şöven/militarist güçler bulmakta zorlanmayacaktır!
Takma aklın çukura düştüğü nokta da tam bu zeminde oluşur. Buradaki basbayağı klasik toplum mühendisliği sürecini görmeyen/bilmeyen ortalama bir siyasal zeka kolaylıkla bu projenin dehlizlerinde rahat ve konforlu yataklar bulmaktan çekinmeyecektir. Hele ki bu sürecin üzerini Komünizm, ondan da ziyade cıvık/içi dolmamış nereye çeksen gelir antiemperyalizm örtüsüyle kapattığınız vakit, altındaki tehlikeli tuzağı görmek iyice zorlaşır.
Ergenekon tipi yapılanmalar, yukarıda bahsettiğimiz toplum mühendisliği süreçleriyle birlikte ele alındığında münferit/tek tük oluşmuş tesadüfi süreçler olmayıp sınıflı kapitalist toplum modellerinde öteden beri(Türkiye için İttihat ve Terakki geleneğinin başlangıcına kadar gider) bir yönetim üslubu olup daima kuraldırlar! Parkın ortasında sivil bir vatandaşa attığı uçan tekmeyle öldüren polisle yazdığı bir şiirden dolayı yargılanan sanatçı yada meydanlarda kurşunlanan, coplanan işçiler/öğrenciler gibi örnekler daima ''saldır-proveke et-yargıla-linç kampanyası düzenle ve gayrı meşru ilan et'' toplum mühendisliği yönteminin benzeri tezahürleridir! Burada değişen şey, kapitalit toplumda klik dediğimiz değişken burjuva aktörler olup egemen ideloinin niteliği ve yönü baki kalmaktadır. Bu durumda sevgili Hrant Dink'i öldüren, Orhan Pamuk'a linç kampanyası düzen, Fikret Başkaya'yı 50 yi aşkın mahkeme sürecine çıkaran, Çorum-maraş-sivas katliamlrını gerçekleştiren projelerin sahipleri değişirken projelerin yönleri daima baki kalmaktadır! İşte TKP geleneğinin manipüle ettiği gerçeklik tam da budur. Onlar için bu projeyi/mühendislik sürecini Ulusalcı-yerli burjuvazi(veli küçükler, hurşit tolonlar vs) yaparsa vatan sevdası, Fettullahçı F tipi gericiler yaparsa vatan hainidir; ancak, her iki projenin de yönü sabittir!
TKP için bop'lama toplama güzellemeleri manipülatif bilgi kirliliği yaratmannın ötesinde anlam ifade etmiyor elbette. Gerçek marksistler ergenekonu da BOP sürecini de elbette her şekliyle mahkum etmektedir. Ancak, aynı marksister için kardeş halkların talepleri ve hakları ile maruz kaldıkları asimilasyon/linç-mühendislik süreçleri de kendilerine yapılmış eylemlerdir aynı zamanda. Bu bağlamda gerçek marksistler 17500 faili belli katiamın ve asimilasyon/inkar sürecinin her zaman karşısında, Kürt muhalefetiyle dayanışma içinde olmuşlardır! Kardeşliğin içinin dolması demek budur zaten. Marksistler Kürt aydınlarına sokakta konuş ama kamuda konuşma demezler söz gelimi!
TKP için ittihat ve terakkiden beri süregelen süreç ''kurtuluş ve antiemperyalit mücadele'' dönemi iken Marksistler tüm kafa karıştıran söylemlere ve analizlere karşın bunun orjinal bir bonapartist uyumlanma süreci olduğu tarihsel gerçeğinin hakkını verirler. Tkp'liler cumhuriyet denen ulus-devlet projesinin modern bir kopuş ve aydınlanma olduklarını düşüne dursun; sınıf ve mülkiyet analizlerini merkeze alan siyasal tarih incelemelerinde TC modernitesinin asla ve katiyen eski rejimden gerçek anlamda bir kopuş olmadığı; çünkü bu süreçlerin, yani modernite denen sınıfsal hareketlerin halkın organize mücadeleleri ve bedelleri sonucu kazanılmadığı ortadadır. Birçok kemalist tarihçinin dahi hakkını verdiği kemalizmin tepeden inmeci jakoben burjuva niteliğini Marksistler teşhir etmekten çekinmemekte, böyle bir modernite(!) sürecinin ne olduğunu günümüze kadar yapılanlarla/uygulananlarla somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Somutlaştırmak lazımsa, Kemalist inşa süreci baştan beri burjuva-kapitalist bir operasyon olup ittihat ve terakki döneminden beri süre gelen ikili bir iktidar/vesayet rejimini oluşturmuştur. Konjonktürel şartlar gereği söylem ve araçlar değişse de, üretim ilişkileri ve sınıfsal pozisyonların niteliği bakımından halk-devlet iliişkinin yönü değişmemiştir. Vesayet iktidarı kurulduğu günden bu yana egemen olup birçok darbe ve alt üst oluşun arkasında yatan çalkantıların gerçek nedenleri FİLLERİN SAVAŞLARIDIR! Marksist hareket ve işçi sınıfı darbelerin, muhtıraların ve provakasyonların ikinci ana hedefi olsa da, asıl savaş tepelerde FİLLER ARASINDA geçmektedir.
TKP'nin asıl manipülasyonu FİLLER arasında geçen hegemonik gövde gösterilerini ve güç dengelerini sanki tamamen ezinlenlerin/işçi sınıfının mücadelesi olarak göstermeye çalışmasıdır. Bu manipülasyon argümanları günün şartlarına göre değişmekle birlikte en çok kullanılan söylemler içi boş bir ''antiemperyalizm, terör, abd karşıtlı'' söylemleridir. Bu söylemleri güçlendirmek adına bazı marksist argümanları kullanmaları kimseyi aldatmamalıdır. 70lerin CHP'si dahi günümüz TKP'sinden daha cesur söylemlere sahip olduğunu hatırlamakta fayda vardır.
Veli Küçüklere, Hurşit Tolonlara arka çıkan güdük bir antiemperyalist söylemi yakın süreçte ait olduğu yeri bulacaktır. Bu da SOLPLATFORM'dan aktarılan makalede gösterdiği gibi İP'nin kapladığı alandan daha fazlası olmayacaktır...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

10-04-2009, 23:02
|
 |
feylesof
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2007
Mesajlar: 38
|
|
|
kesinlikle katılıyorum tkp ,ip olma yolunda koşar adım ilerliyor....
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:08 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|