Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü


Evrim Masalı...artık masal...

Serbest Kürsü içerisinde Evrim Masalı...artık masal... konusu: Elbette ki mutasyonu biliyorum yahu, amacım da onu vurgulamaktı zaten Sevgili Gothic Vampiress, sempati duymak, inanmak ve bilmek farklı fiiller. Evet mesela -400 derecede hayat olması hatta oksijensiz hayat olması ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #71 (permalink)  
Alt 12-10-2008, 17:09
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
Elbette ki mutasyonu biliyorum yahu, amacım da onu vurgulamaktı zaten

Sevgili Gothic Vampiress, sempati duymak, inanmak ve bilmek farklı fiiller. Evet mesela -400 derecede hayat olması hatta oksijensiz hayat olması da mantıksız geliyor, ama var. Canlılara sadece insanın kendi anlayabildiği koşulları gerçekleştirmelerini bekleyerek yaklaşmanın bilimsellikle hiç alakası yoktur (mesela hayat=okisjen demek, hayvanların "ahlaklı" olup ensest yapmaması, ya da balığın "düşünüp" de karaya çıkması vs.) Bu, tüm=insan mantığı => tümdengelim demek, hatta tüme uydurmak demek. Demek ki bu işler sanmakla ve sanmamakla olmuyor, bu iş ya bilmekle olur ya da bilmekle (tabi bu benim fikrim)... Yani bu evrim ve yaratılışçılık işi artık Fener - Galatasaray işine döndü ya, bunu yapmamak lazım...

Bilmeden tartışmak olmuyor, merak edilebilir ve öğrenmek de istenebilir ama "bunu da söyleyin bakalım ha?" demek ya da işin bilimsel açıklaması varken onu bilmeyip de bana saçma geliyor demek sadece fikir belirtmek, ona tartışma demek biraz zor. Ben mesela bu konuda etkin ve yetkin bilgiye sahip değilim, sadece en az benim kadar bilmeyenlere cevap veriyorum... Bu forumu açan dahil burda benim gibi olan da çok var, her yerde olduğu gibi...

Ama Uğur Mumcu'nun söylediği şeyi yapıyoruz hep, onu yapmamak lazım...


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #72 (permalink)  
Alt 12-10-2008, 20:32
Gothic_Vampiress - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
Crash Down Champion
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 209
yoo oksijensiz hayat olabileceğini kabul ediorm canım evrim yok demiyorum ille biri yarattı da demiyorum kafam karıştı iice ne bilip ne bilmediimi de unuttum sayenizde idrak edemiorm artık ne mantıklı ne mantıksız
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #73 (permalink)  
Alt 12-10-2008, 22:55
ne kadarını görebilirsin?
 
Üyelik Tarihi: 22-08-2008
Mesajlar: 26
işte olay burda başlıyor ya; ne mantıklı ne mantıksız...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #74 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 05:19
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
Alıntı:
Gothic_Vampiress´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
[FONT="Arial Black"]ayrıca ben kesin olarak havva zencidir demedim sadece araştırılmış ve oyle olduu sölenmiş ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem.
Aklıma gelmişken... Benim hatırladığım kadarıyla o birkaç yıl evvelinin National Geographic kapak konusuydu ve antropologlar tarafından ortaya sürülmüştü. Kanıtlanmış birşey değil ama bunu düşündürecek ve soru işaretleri oluşturacak bulgular var. Ayrıca sadece Havva değil , Ademin de zenci olduğunu söylüyordu. Yalnız bunu söylerken kitaptaki Adem ve Havvayı kastetmiyordu, ilk insanın zenci olduğunu söylüyordu. Biliyorsun ikisi farklı şeyler. Antropoloji biliminin önünde ise hala daha neandertal denen bir muamma duruyor, buna herhalde daha sonra bakacaktır...


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #75 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 10:12
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim *
Bloody Pingu Champion
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
Bu konuya ''Evrim Masalı'' Başlığına Cevap; adlı konuda cevap verdim.. Belki konuyu açan arkadaşın gözünden kaçmıştır.. Mümkünse verilen cevapları yorumlamasını istiyorum.

Alıntı:
sangre´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bahsi geçen başlık; http://www.anarsist.org/serbest-kurs...i-artik-masal/

İddia; 1-



Yanıt;

Maalesef yukarda ki yazıların tamamı yanlış. İlk olarak fossiller bize hayvanların ilk ortaya çıktığı zamanı değil fosilleşebilen ilk hayvanların ortaya çıktığı zamanı yaklaşık olarak verir. Yani yeryüzündeki ilk hayvanlar Kambriyen döneminde fosilleri bulunanlar değildir. Hem Kambriyen öncesi döneme ait hayvan izleri vardır hem de Harun Yahya’nın dediği gibi “bugün bilinen tüm hayvan filumları” Kambriyen döneminde ortaya çıkmamıştır. Glenn R. Morton’un Phylum Level Evolution (Filum Seviyesi Evrim) ( phylum level evolution ) başlıklı makalesinde belirtildiği gibi Kambriyen öncesi dönemde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum, daha sonraki dönemlerde ise 30 civarında filum ortaya çıkmıştır. Yani Harun Yahya’nın söylediği gibi tüm filumların Kambriyen döneminde ortaya çıkması gibi bir durum söz konusu değil. Ayrıca Kambriyen dönemi 530-520 milyon yıl önceki 10 milyon yıllık bir bölüm değildir. Görece oldukça uzun bir dönemi kapsar, 490-543 milyon yıl öncesi aralığıdır. Ayrıca son 10000 yıllık dönemi kapsayan Holosen döneminde 12 filum ortaya çıkmıştır. Yani Kambriyen döneme göre hem daha kısa hem de daha fazla yeni vücut planları ortaya çıkan bir dönemde yaşamaktayız.

Görüldüğü gibi Harun Yahya bilinen tüm filumların eksiksiz olarak Kambriyen döneminde ortaya çıktığını söylerken büyük bir yanlışlık yapıyor. Kambriyen döneminde yaklaşık 45 filumun sadece 9 tanesi görülmektedir. Ayrıca Kambriyen öncesi dönemlerde de 4 filuma ait fosil izleri bulunmuştur. Yani Kambriyen dönemde ne filumlar ilk olarak ortaya çıkmıştır ne de tüm filumlar ortaya çıkmıştır.

Tüm filumların bir anda oluştuğu ve daha sonra yok olmaya başladıkları tamamen cahilce bir yaklaşımdır. Bazı filumların yok olduğu doğrudur ama yukarda da açıkladığım gibi Kambriyen döneminden sonraki dönemler de 30 civarında yeni filum ortaya çıkmış ve özellikle de son 10000 yıl içinde 12 yeni filum oluşmuştur. Yani tüm filumların en başta birlikte oluştuğu ve sayılarının giderek azaldığı tamamen gerçek dışı bir iddiadır.

Bu arada Kambriyen döneminde artan filum sayısını sebeplerini açıklamak için bazı tezler öne sürülmüştür. Bunlarla ilgili olarak da birşeyler söylemek istiyorum. Kambriyen döneminde iskeletli ve sert kabuklu canlıların fosillerinin ortaya çıktığı görülüyor. Yukarda adresini verdiğim Glenn R. Morton’un makalesininde bunun sebepleriyle ilgili teorilere de yer veriliyor. İskelet yapısının ilk oluşumu ve kabukların oluşumunun sebepleri açıklanmaya çalışılıyor. “Detoksifikasyon teorisi”, “Biyomekanik hareket teorisi”, “Yırtıcılık teorisi”, “Biyocoğrafya teorisi” gibi bazı teoriler bunun sebeplerini ortaya koymaya çalışıyor. Yani ortada açıklanamayan birşey yok. Ama bunların hangisi doğrudur veya her hangi biri kesin doğrumudur bilemeyiz. Ama olası senaryolar var ve hepsi mantık dahilindedir ve eldeki bilimsel kanıtlara ve verilere dayanmaktadır.

Yani sonuç olarak Harun Yahya’nın ortaya koyduğu iddiaların çoğunluğunun bilimsel olarak hiçbir şey ifade etmeyen gerçek dışı iddialar olduklarını görüyoruz. İddialarının hiçbiri bilimsel verilere dayanmıyor. Sadece dini inançları gereği bilimsel gerçeklere gözlerini kapayan Amerikalı yaratılışçıların eserlerinden esinlenerek onların ayak izlerini takip etmektedir.

Kaynak; Evrim Karşıtı Yaratılışçılara Cevap


Bütün fosil kayıtları, canlı türlerinin, çok uzun bir sessizlik döneminden sonra, Kambriyen Dönemi denilen ve 542-488 milyon yıl öncesi arasını kapsayan bir zaman diliminin, özellikle de 542-530 milyon yıl öncesine denk gelen döneminde, ani bir sıçrama ya da patlama yaparak çeşitlendiklerini; daha önceleri çok uzun süre boyunca dünyada tek hücreliler hakimken, bu dönemde birden çok sayıda çok hücreli farklı türün ortaya çıktıgını gösteriyor. Yaratılışçılar, eger evrim dogruysa, degişik canlı türleri Kambriyen’den önce de olmalıydı diyerek, Kambriyen Dönemi’nin Evrim Kuramının degil, canlıların tümünü bir kerede yaratıldıklarını anlatan Yaratılışı dogruladıgını ima ediyorlar. Ama yaşam, Kambriyen döneminden önce başlamış olsaydı, o dönemden önce hiç bir canlının olmaması gerekirdi.

İlk bilinen mikrofosiller 3.5 milyar yıl önceye kadar gitmektedir: yani 3-3.5 milyar sene önce evrimleşmekte olan hücre yapıları vardı. Fosil kayıtlarında, çok hücrelilere ait en eski fosil izleri 670 milyon yıl önceye dayanmaktadır. Bu da Kambriyen Dönemi’nden 130 milyon yıl önceye denk gelir. Kambriyen Dönemi’de ilk kabuklu organizmalar oluşmuştur, örnegin brachiopodların ve trilobitlerin kabukları mevcuttu. Bu dayanıklı kabuk yapıları, kendilerinden önce var olan yumuşakça yapısındaki çok hücrelilerden çok daha iyi fosilleşir ve bugüne kadar kalır. Pre-Kambriyen dönemdeki yumuşak vücutlu tüm organizmalar fosilleşmeden yok olup gitmişlerdir. Ama buna ragmen bugün o döneme ait bazı fosil izlerine rastlamaktayız; o döneme ait alglerin, denizanasının, kurtçukların fosillerini bulabilmekteyiz. Fosillerin “patlamadan” önceki görece azlıgı beklenebilir bir şeydir. Zira patlamadan önceki organizmaların çogunlugu yumuşak gövdelere sahipti ve bu nedenle de fosilleşmeleri oldukça zordu. Ayrıca o devrin kayaları o kadar eskidir ki ve öylesine deformasyona ugramışlardır ki, o kayalarda fosil bulabilmek hemen hemen imkansızdır.

Çok önemli bir nokta, neden 500 milyon yıl yaşında bir memeli ya da 100 milyon yıl yaşında bir insan iskeleti bulamadıgımızdır. Madem yaratılışçılara göre, her şey Kambriyen Dönem’de birdenbire yaratıldı, öyleyse neden trilobitlrle aynı yaşta dinozorlar, memeliler, kuşlar bulamamaktayız. Neden Adem’in büyük büyük torunlarının iskeletlerini, Devonian Çag’da yaşamış amfibyumların (hem karada hem suda yaşayan iki-yaşamlılar) fosilleriyle yan yana göremiyoruz. Bilim adamları jeolojik çagları kafalarından uydurmamaktadırlar. Elde edilen fosiller ve bu fosillerin yaşları, bu gelişimi jeolojik gelişim çizgisinde ispatlamıştır.

[Bu yazı, Dr. Kenan Ateş'in, "Yaradılışçıların iddialarına kısa yanıtlar" (Bilim ve Gelecek, S.32) ve Dr. Ümit Sayın'ın "Yaratılışçıların iddiaları ve bilimin yanıtları -2" (Bilim ve Ütopya, S.89) ve Mark Vuletic'in "Yaratılışçı safsatalara yanıtlar-2" (Bilim ve Gelecek, S.8, Çev. Aylin Kılıç, Çev. Redaksiyonu Feryal Halatçı ve Murat Gülsaçan) başlıklı makalelerinden derlenmiş ve Bilim ve Gelecek dergisinin Nisan 2007 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.]



İddia; 2-



Yanıt;

Yaratılışçıların bu iddialarının hiçbiri bilimsel olarak geçerli değildir. Çünkü pek çok geçiş fosili bulunduğu gibi, pek çok geçiş canlısı da mevcuttur. Yaratılışçılar, geçiş türleri hakkında son derece önyargılı ve cahilce davranmakta; işlerine gelmeyen bilgiyi de her zaman olduğu gibi çarpıtmaktadır. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Geçiş türleri veya fosillerini bulamasaydık da, bu Evrim Kuramını geçersiz kılmazdı. Bugün Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi geçiş fosillerine rastlıyorsak, bu sadece şanslı olmamızdan dolayıdır.

Evrim Kuramı, fosilleşme olasılığı hakkında hiçbir şey söylemez. Fosilleşme olasılığı, fosilleşme süreci ile uğraşan bilim insanlarının ve jeologların üzerinde yorum yapacakları bir iştir ve bu yorum da, fosilleşme olasılığının genellikle çok düşük olduğu şeklindedir.

Yüz binler ya da milyonlarca yıl önce yaşadıktan sonra soyları tükenip yaşamdan çekilmiş canlıların kanıtlarını bugün bulup göstermek zordur. Çünkü canlılar öldükten kısa bir zaman sonra doğa tarafından “yok edilir”. Bu yüzden böyle canlıların yaşadıkları, ancak fosil denilen günümüze dek oluşabilmiş kemik kalıntılarıyla belirlenebilir. Vücudun diğer parçalarına göre biraz geç de olsa, diğer parçalar gibi bu kemik kalıntıları da kısa zamanda yok olur. Ancak çok uygun koşullar olursa, söz konusu kalıntılar günümüze dek ulaşabilir. Örneğin buzullar, kayalar, derin tabakalar arasında sıkışıp kalmış ve bu yüzden de bozulup çürümeye uğramadan günümüze dek korunabilmiş bazı fosiller bulunabiliyor.

Ayrıca geçiş aşamaları her zaman kısa sürer. Bu durum toplumlarda da böyledir, doğada da. Bir durumdan başka bir duruma geçiş görece kısa bir zamanda gerçekleşir, sonra yine denge sağlanır. Dengenin yeniden bozulmasını gerektiren yeni bir durum ortaya çıkana dek bu kararlı denge durumu fazla bozulmadan varlığını uzun süre devam ettirir. Türlerin evriminde de aynı durum söz konusudur. Zaten az bulunan fosiller içinde, ara yaşam ya da geçiş formlarının fosil kayıtlarını bulmak bu yüzden daha zordur.

Buna rağmen geçiş canlılarının çoğu kaybolmasına karşın, her yıl yeni geçiş fosilleri bulunarak Evrim Kuramı biraz daha desteklenmektedir ve yeni fosiller bulunmaya devam edecektir. Son bulunan geçiş fosillerinden biri de, Nisan 2006′da Kanada’da buzullar arasından çıkarılmıştır. Canlıların sudan karaya geçtiklerini gösteren, balıkla dört ayaklı sürüngenler arasında yer alan, balık-sürüngen karışımı bir tür olan Tiktaalik roseae yapılan ölçümlere göre günümüzden 375 milyon yıl önce yaşamıştır. Fosilin ayrıntıların 6 Nisan 2006 tarihli Nature dergisinde uzun uzun anlatılıyor.



Ama Tiktaalik rosae, ara geçiş fosillerinin ilk örneği değildir. Bugüne dek bulunmuş ara geçiş fosillerinden bir kısmını sıralayalım. Balıktan hem su hem karada yaşayan amfibyumlara geçişi gösteren ara formlar: Tiktaalik rosae, Osteolepis, Eusthenopteron, Panderichthys, Elginerpeton, Obruschevichthys, Hynerpeton, Tulerpeton, Acanthostega, Ichthyosgtega, Pederpes finneyae ve Eryops; amfibyumlardan ilk sürüngenlere geçiş aşamasını gösteren: Proterogyrinus, Limnoscelis,Tseajaia, Solenodonsaurus, Hylonomus ve Paleothyris; dört ayaklı sürüngenlerden memelilere geçişi gösteren: Protoclepsydrops, Clepsydrops, Dimetrodon ve Procynosuchus; iki ayaklı sürüngenlerden kuşlara geçildiğini gösteren: Compsognathus, Protoavis, Pedopenna, Archeopteryx, Changchengornis, Confuciusornis ve Ichthyornis… “Yürüyen balina” da denilen Ambulocetus‘u, ilk at türlerini, insan-primat ortak atadan insana geçişi gösteren çok sayıda ara geçiş türlerinin fosillerini, Ardipithecus, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus‘u ve daha diğer pek çok ara form fosillerini saymayı gereksiz buluyoruz.

Evrim karşıtları, kendilerine ne kadar ara form gösterilirse gösterilsin kabul etmiyor. Tüysüz kuşlar, tüylü-gagalı sürüngenler, dört ayaklı balıklar, insan maymun karışımı canlıların kalıntıları onlara göre kanıt değildir. “Onlar ara geçiş formu değil, öylece yaratılmış, farklı türlerdir” deyip işin içinden çıkıyorlar.

[Bu yazı, Dr. Kenan Ateş'in, "Yaradılışçıların iddialarına kısa yanıtlar" (Bilim ve Gelecek, S.32) ve Dr. Ümit Sayın'ın "Yaratılışçıların iddiaları ve bilimin yanıtları -2" (Bilim ve Ütopya, S.89) başlıklı makalelerinden derlenmiş ve Bilim ve Gelecek dergisinin Nisan 2007 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.]


İddia; 3-



Turkana Çocuğu‘nun beyin hacmi 880 cc idi ve erişkinliğe ulaştığında 910 cc olacaktı. Modern insanda ise 900 cc beyin hacmi 3-4 yaşında ve 15 kg ağırlığında bir çocukta görülecek düzeydedir. Modern insanın ortalama beyin hacmi 1350-1400 cc civarındadır ve çok büyük bir çoğunluğunun beyin hacmi 1000-1800 cc arasında değişir. Turkana Çocuğu, Homo erectus (veya Homo ergaster) türüne dahil olarak düşünülmektedir. Bulunan Homo erectus fosillerinin kafatası hacimlerine bakıldığında 750-1225 cc arasında değiştiği ve ilk dönemleri için ortalama 900 cc, ileriki dönemler için ise ortalama 1100 cc beyin hacmine sahiptir (5). Bu değerlere bakıldığında Homo sapiens ile Turkana Çocuğu‘nun da içinde olduğu Homo erectus kafatası yapısı ve beyin hacmi konusunda belirgin olarak farklılık göstermektedir. Turkana Çocuğu‘nun beyin hacmine bakıldığında modern insan olduğu yani Homo sapiens türünden olduğunu iddia etmek mümkün değildir çünkü beyin hacmi modern insanın uç sınırlarının bile dışındadır ve anatomik olarak belirgin şekilde farklı bir kafatasına sahiptir (kafatası resmi için buraya bakabilirsiniz - KNM-WT 15000 (Turkana Boy) ). Ayrıca Turkana Çocuğu‘nun H. sapiens‘ten tek farkı kafatası değildir. İskelet yapısının (kafatası dışında) modern insan ile büyük benzerlik gösterdiği doğrudur ama bazı küçük farklılıklar vardır. Bunların en önemlisi omurgadaki sinir ağlarının geçtiği boşluğun modern insandakinin yarısı kadar olmasıdır ve buna göre H. erectus‘un konuşmayla ilgili eksikleri olduğunu ve modern insan gibi akıcı konuşamadığı düşünülmektedir (6). Yine modern insandan farklı olarak ileri doğru çıkık bir çenesi ve azıdişleri yoktu.

Ayrıca insanın evrimi ile ilgili fosillere aşağıda ki linklerden ulaşabilirsiniz;

Fossil Hominids: the evidence for human evolution

Prominent Hominid Fossils



İddia; 4-



Yanıt;

İlk olarak şunu belirtmek isterim ki elbette sadece kromozom sayısına bakarak canlılar arasında akrabalık olduğu sonucuna varılamaz. Daha sonra konuya girelim. Normalde kromozonların uçlarında telomer denilen yapılar vardır. Fakat yapılan araştırmalarda insanlardaki 2 numaralı kromozomun ortasında bir yerlerde telomer olduğu görülmüştür. Bu da insanlardaki 2 numaralı kromozomun iki kromozomun birleşmesiyle oluştuğunu göstermektedir. Yani insandaki kromozom 2, şempanzelerin 2A ve 2B kromozomlarının birleşimidir (1).

Ama kromozom sayısının da hiçbir anlamı yok diyemeyiz. Mesela insanda 46 krmozom varken şempanzede 146 kromozom olsaydı böyle bir akrabalıktan bahsetmek mümkün olmazdı diye tahmin ediyorum. Ama insandaki 2 numaralı kromozomun iki kromozomun birleşmesiyle oluştuğunun bilinmesi bu akrabalık tezini desteklemektedir.

%98-99′luk benzerlik kromozom sayısına bakarak değil, genom üzerinde teker teker nükleotidler incelenerek yapılan uzun araştırmalar sonucunda varılıyor. Yani patatesin veya moli balığının kromozom sayısının konuyla hiçbir ilgisi yok. Önemli olan genom içindeki genetik bilgidir. Şempanzeler ile insanlardaki benzerlik genetik bilgidedir.

İnsanlar ile büyük kuyruksuz maymunların ortak atadan evrimleştiği düşünülmektedir. Büyük kuruksuz maymunlar ailesine goriller, orangutanlar, şempanzeler ve insanlar girer. Bunların hepsinin ortak bir atadan evrimleştiği düşünülür. Bunlar içinde de insanlar ile şempanzeler en yakın akrabalardır. Bu türler arasındaki akrabalığı hem fizyolojik hem de genetik benzerliklerinden anlayabiliyoruz. İnsan genomu ile şempanze genomu çok büyük (kaba olarak %98-99 civarında) benzerlikler göstermektedir (2).


1. IJdo JW, Baldini A, Ward DC, Reeders ST, Wells RA, Origin of human chromosome 2: an ancestral telomere-telomere fusion. Proc Natl Acad Sci U S A 1991 Oct 15;88(20):9051-5
2. Chimpanzee Sequencing and Analysis Consortium (2005). Initial sequence of the chimpanzee genome and comparison with the human genome. Nature 437: 69-87. (1 September 2005)




Konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için, mümkün olduğu kadar kısa tutmaya çalıştım yanıtları..İddialara ait yanıtların ayrıntıları çok daha fazlaydı.. Ara geçiş forumu örnekleri, insan dnası ile maymun dnası benzerliğinin nedenleri ve sonuçları vs.. Konuları daha detaylıca araştırdıkça, iddialara çok daha kuvvetli yanıtlar geldiğini görüceksiniz.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #76 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 16:56
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 13-10-2008
Yaş: 31
Mesajlar: 11
Alıntı:
non serviam´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
İkinci termodinamik yasasına göre, kapalı bir sistemin entropisi asla azalmayacağından, çevrelerinden YALITILAN eşit sıcaklıktaki iki cisim birbirine temas ettirilirse cisimler arasında ısı akışı olmaz. Yani cisimlerin birinin, kendi ısısını kaybederek diğerini ısıtması mümkün değildir.
Ancak senin ya da siz zavallı hocacıların zannettiği gibi, dünya kapalı ve yalıtılmış bir sistem değildir. Güneşten sürekli enerji akmaktadır ve bu yasanın geçerli kılınabilmesi için kapalı sistem kısmı çok önemlidir. Çünkü sadece kapalı sistemde entropi her zaman artar. Sisteme enerji vermek suretiyle entropisi azaltılabilir.

Ve sen karşıma geçmiş, evren kapalı ve izole bir sistemdir diyorsun. Bu nasıl bir izoleymiş ki Dünya’nın bir tarafında kar yağarken bir taraf sıcaktan kavrulabiliyor? Hadi bırak Dünya’yı kapalı ve izole dediğin evrenin her bölgesinin bir diğerine denk olduğunu iddia etmek nasıl bir cehalettir? Anlayabileceğin şekli ile ifade etmem gerekirse; sen Mars ya da Ay’da yaşayamayacağın gibi atmosferin dışında nefes bile alamazsın. Ve güneş enerjisi de eşit bir dağılım göstermez.

Sadece kapalı bir sistemde entropi her zaman artar. Kapalı sistem kısmı çok önemlidir. Sisteme enerji vermek suretiyle entropisi azaltılabilir. Defalarca söyledim, yine tekrarlıyorum; Dünya kapalı ve izole bir sistem değildir. Güneşten sürekli olarak enerji akmaktadır ve düzeni bu sağlar. Soluduğumuz hava ve atmosfer farklı gazlar ve sıcaklıklar barındırır. Termodinamiğin ikinci yasasının sadece kapalı sistemler için geçerli olduğunu zar zor da olsa anlatabildik ama şimdi de Dünya’nın kapalı ve izole bir sistem olmadığını algılatamıyoruz sizin beyinlere.
Kaldı ki izole edilmiş ortamlarda bile mikroskopik bir sistem, yasanın dediğinin tersine entropi dalgalanmaları yaşayabilir. Bkz. Dalgalanma Teoremi.
Ve bol keseden sallamayı bırakıp da Harun Yahya dışındaki kaynaklardan araştırmaya çalışırsan üniversitelerde neyin doğru, neyin yanlış okutulduğunu anlarsın.


Yukarıda izah ettim, anlayabileceğini sanmıyorum ama gene edeyim; İzole sistem tanımda yazdığın gibi enerji’nin hiçbir dış etki ile değişmediği sistemdir. Ancak dünyamıza güneşten enerji gelir. Ne dünya ne de evren izole değildir. Yani; söylediğin gibi kapalı dahi olsa, eşit enerji dağılımı sağlanmış bir sistem değildir. Daha kolay anlaman için şöyle izah edeyim; sıcaklık, basınç, yoğunluk vesaire, dünyanın ya da evrenin her noktasında eşit değildir. Yardımcı olabildiysem ne mutlu ama bir şeylere sabit ve çakılı fikirlerinin bu izahat ile değişeceğini falan sanmıyorum çünkü sen bilimsel yaklaşmıyorsun, dogmatiksin. Bilimi bile reddederek din ve tanrı ne diyorsa doğru olan odur diyecek kadar cahilsin ancak bilim nesneldir, sizi sallamaz.

herkese merhaba...kaçgündür siteye giremiyorum aktifliğiniz gerçekleştirmedi gibi bir yazıyla karşılaşıyorum...bunun üzerine son çare olarak tekrar üye olmak zorunda kaldım bilmiyorum ikinci bir üyelik yasak mı diye ama bunun sorumlusu ben değilim...
neyse...kaldığımız yerden dewam...

EVREN İZOLE BİR SİSTEMDİR demiştim ve hala tekrarlıyorum… ve hiç yanılmadığım gibi… Darwinistlerin hmn bu yasada ortaya attıkları güneş sistemi olayı  fiziği ekemezsiniz bükemezsiniz gelelim sözlerinizde unuttuğunuz bir nokta var güneşin evrenin bir parçası olduğunu ihmal edip sanki güneş evren dışında bir yerden harici bir enerji sağlıyormuş gibi yazamazsınız! çok komik bir durum olur o zmn...bakın.. Termodinamik pozitif bilimlerin kalbidir. Kimya da Biyoloji de Fizik de hepsi termodinamik yasaların üzerine kurulmuştur termodinamik güneş sisteminde işlemedi derseniz güneş sistemindeki olayları biyolojik ya da kimyasal olarak açıklamaya çalışırsanız sadece kendi yazdıklarınızla çelişir ve komik duruma düşersiniz…gelelim diğer bir meseleye "sanmıyorum çünkü sen bilimsel yaklaşmıyorsun, dogmatiksin" demişsiniz şuana kdr yazdıklarımın tümü bilimseldir madem bilimsel değil ispat edin o zmn siz dine inanan her insana dogmatik dersiniz önyargılı olarak şunu bilmeniz gerekir inanç sistemlerinin dayandığı DOGMALAR olduğu gibi, bilimin de temel aldığı VARSAYIM-AKSİYOM-DOGMA lar vardır

Bakın sizinle anlaşamadığımız nokta iki sebepten kaynaklanıyor hangisinin olduğunu belirtin lütfen bnm savunduğum inancın çelişkili olduğunu mu söylüyorsunuz yani bilimle çalişkili olduğunumu söylüyorsunuz, uymuyor olduğunumu? yoksa bnm inancımın daha doğrusu bu sistemin sizin anlayışınıza uymadığınımı söylüyorsunuz? bu çok önemli...Eğerki sistemin çelişkili olduğunu ileri sürüyorsanız bu dinle ilgili önkabulleri kabul edip bilimle karşılaştırıp ona göre yorum yapıp ondan sonra çelişki var veya yok diyebilirsiniz. ben bunları kabul etmiyorum ki bu böyle değil o yüzden şununla çelişiyor demek kimseyi bir yere götürmez...yani eğer sizin anlayışınıza uygun değilse bu kimseyi bir yere götürmez...
Gelelim bilim konusunda ahkam kesen ark.mıza bilimin nsl inancımı her seferinde doğruladığına... bana başka bir yazınızda evrenin genişliği sabitmidir diye sormuş hatta bilimde şok diyerek alaycı bir tavırla olaya yaklaşmanıza... evet bilimsel olarak sabittir Doppler etkisi başka bir konu yine doğrulama açısından...Kozmik fon radyasyonu… nedir bu kozmik fon rdysynu? evrenin her tarafında var olan ve büyük patlama tezinin öne sürdüğü değere birebir uyan ilk patlama anında ortaya çıkan radyasyon...patlamanın fosili... Hidrojen Helyum oranı da sonsuz evrenkavramını yalanlıyor. bu maddelerin evrende hala var olmaları demek sonsuzdan beri var oluyor olamamaları demek...Zira tüm hidrojenin helyuma dönüşmüş olması gerekirdi...

Alıntı:
Gothic_Vampiress´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ya arkadaşlar bir düşünün mademki evrim teorisi bilimsel bir gerçek ve madem üstün yapılı canlılar basit canlılardan türedi o zaman neden hala basit yapılı canlılar var ve üstün yapılı canlılara dönüşmüyolar. bence evrim diye bişey yok sadece gelişim var yani mesela eskiden atlar köpek kadarken şu anki boyutlarına gelmişlerdir.
bu arada bir arkadaşımız madem ademle havva dan geldik siyah ırk çekik gözlü ırk fln neden var demiş havva nın siyah olduğu söylenir belki bu yüzdendir. ayrıca bu arada gerçekten hayvanlar kendi akrabalarıyla çiftleşiyolar. ben çok kedi büyüttüm mesela anne oğul olan kediler bi sene sonra karı koca oluyolar. sadece ahlaken yanlış bu. adem le havva yaratıldığı zamanlarda zaten hastalık denen bişi yoktu ki kalıtsal hastalıklar olsun şu an hastalıklar çoğalmış olduğu için akraba evlilikleri yanlış.

tamam dediklerim bilime aykırı biliyorum ama evrim teorisi de bilime aykırı. bulamaç halinde içinde çeşitli atomlar ve moleküller olan bi karışımdan canlı türeyemez. eğer türediğini iddia eden varsa buyursun denesin.
Öncelikle şunu belirteyim tespitleriniz doğru konunun ilk syfasında yazdıklarımı eğer okuduysanız tespitlerinizin bilimsel olarakda doğrulandığını görebilirsiniz "tamam dediklerim bilime aykırı biliyorum" kesinlikle öyle birşey söz konusu değil dedikleriniz bilimde yerli yerine oturuyor ve her seferinde evrim zırvalığını çürütüyor " bulamaç halinde içinde çeşitli atomlar ve moleküller olan bi karışımdan canlı türeyemez. eğer türediğini iddia eden varsa buyursun denesin" zaten mantıklı düşünebilen bir insan bir çok maddenin birayara gelmesiyle tesadüfi ve yerli yerinde bir varlığın oluştuğunu savunamaz çünkü böyle bir durum hakikaten saçma olur mesela düşüninki çok gzl bir tablo harika renkler birbirine uygun ahenk içinde hmn tabloyu kimin yaptığını sorarsınız değil mi? birisi gelip size dese boyalar karışmış fırça tesadüfen kağıda değmiş oluşmuş diye adama deli gözüyle bakarsınız hmn işte bu durumda ayneeen şu evrim masalıyla aynı durum

Alıntı:
Gothic_Vampiress´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
sağol silkinip kendime gelmemi sağladın
bildiklerimi aktarmak konusunda yeteneksizim bunu biliorum ama bu kadar da yeteneksiz olduumu bilmiodum

bildiklerinizi aktarmak konusunda bence gayet yeteneklisiniz mantılı düşünebiliyorsunuz ve düşündüklerinizi yorumlayıp sorular soruyorsunuz bu çok önemli kendinizi küçümsemeyin hiçbir zmn emin olun birçok insanın kavrayamıdığı şeyi çok gzl bir şekilde kavramışsınız

Alıntı:
Gothic_Vampiress´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ama şu konuda ısrarcıyım neden hala ilkel yapıda canlılar var bakteriler veya mavi-yeşil algler gibi onlar neden bi üst kademeye geçmemişler ve hala oldukları gibi varlıklarını sürdürüolar derdim evrimi çürütmek falan değil sadece merak benimkisi
çook gzl bir soru ztn bende diğer bir msjımda madem komplekse doğru gidiyorlar en basit olarak maymunlar niçn hala varlığını sürdürüyor?bunlar insanların ilkel hali değilmi? kompleks yapıdaki bir varlık olan insanla aynı dönemde bulunabiliyorlar bu da darwinizme aykırı?

Alıntı:
lunatic´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Çünkü evrim senin anladığın tarzda gelişmiş varlıkların hayatta kalabileceğini değil,ortama uyum sağlayabilen canlıların hayatta kalabileceğini söyler.
Evrimde gelişmişlik ortama uyum sağlayabilmekle paraleldir.
maymunlar ben ortama uym sağlamak istemiyorum ben böyle kalacağım diyipte mi günümüze kdr gelmişler (ortama uyum sağlamaktan kasıt kompleks yapıya geçiş) saçmalamayın lütfen darwinizmi savunuyorsunuz ama yazdıklarınız darwinizmle çelişiyor bu nsl yaman bir çelişki pes doğrusu!



hakikaten çok yorgunum ve zmnım yok işlerim çok yoğun ve ancak bu kdr yazabildim kusuruma bakılmasın diğer ark. inş. geniş bir zmnda cvp vereceğim mazur görün lütfen...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #77 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 17:13
Gothic_Vampiress - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
Crash Down Champion
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 209
bi yandan da evrimi kanıtlayan bi sürü şey var mesela omurgalıların embriyonik yapısı ilk oluşumlarında aynı. solungaçlar var kuyruk var parmaklar arasında perde var sonradan türe göre yokoluyo veya varlığını sürdürüyo. mesela şu an amniyon sıvısı içinde solunum yapabiliriz hala çünkü gırtlağımızın iki yanında solungaçlar hala mevcut ama tabi saf suda solunum yapamayız sadece amniyon sıvısı için geçerli. bu gibi durumlar evrimi kanıtlar nitelikte. geçiş canlıları da var yok değil. ama bu kadar büyük ve düzenli bir sistemin kendi kendine oluşmuş olabilicei fikri mantıksız geliyo. sonuçta bilim de tesadüflere yer vermez.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #78 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 17:21
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim *
Bloody Pingu Champion
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
i_ramx,

Saçma sapan şeyler yazıp açtığın konuyu meşgul etme.. Açtığın konuda ki tüm iddialarının cevaplarını yazdım.. Susup oturacağına hala laf kalabalığı yapıyosun.. Şimdilik yazdığın hiçbir konuya girmiyorum.. Sen iddialarına verdiğim cevapları bir değerlendir önce.. Zaten yazdığın yazıların tümü saçmalıklarla dolu ve konudan konuya atlıyosun.. Önce iddialarına karşın, bilim adamlarının yazılarını oku ve cevabını yaz, ondan sonra istediğin konuya atlayabilirsin.. Eğer bir cevabın yoksa, kapa çeneni ve evrim teorisi hakkında bilgi edinmeye başla.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #79 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 17:26
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim *
Bloody Pingu Champion
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
Alıntı:
Gothic_Vampiress´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ama bu kadar büyük ve düzenli bir sistemin kendi kendine oluşmuş olabilicei fikri mantıksız geliyo. sonuçta bilim de tesadüflere yer vermez.
Bu durumun size mantıksız gelmesi, gerçekten mantıksız olduğu veya durumun gerçek dışı olduğunu kanıtlamaz.. Günümüzde evrim teorisi zaten defalarca kanıtlanmıştır.. Kilise bile evrimi kabul etmişken, HY'nin peşine takılıp gelen insanların burada iki çift sözü bile çok komik kalıyor. (Konu başlığındaki saçmalıklara atfen).

Evrim Teorisi hakkında daha geniş bilgi sahibi oldukça, size de bazı şeyler daha mantıklı gelmeye başlıcaktır, kuşkunuz olmasın.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *

Konu sangre tarafından (13-10-2008 Saat 17:38 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #80 (permalink)  
Alt 13-10-2008, 17:27
Gothic_Vampiress - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
Crash Down Champion
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 209
Alıntı:
Yukarıda izah ettim, anlayabileceğini sanmıyorum ama gene edeyim; İzole sistem tanımda yazdığın gibi enerji’nin hiçbir dış etki ile değişmediği sistemdir. Ancak dünyamıza güneşten enerji gelir. Ne dünya ne de evren izole değildir. Yani; söylediğin gibi kapalı dahi olsa, eşit enerji dağılımı sağlanmış bir sistem değildir. Daha kolay anlaman için şöyle izah edeyim; sıcaklık, basınç, yoğunluk vesaire, dünyanın ya da evrenin her noktasında eşit değildir. Yardımcı olabildiysem ne mutlu ama bir şeylere sabit ve çakılı fikirlerinin bu izahat ile değişeceğini falan sanmıyorum çünkü sen bilimsel yaklaşmıyorsun, dogmatiksin. Bilimi bile reddederek din ve tanrı ne diyorsa doğru olan odur diyecek kadar cahilsin ancak bilim nesneldir, sizi sallamaz.
iyi de evren kapalı sistem değildir diosunuz ama EVRENE (bakın dünyaya demiorum EVRENE) dışarıdan enerji vermek mümkün müdür sizce? hem bu kapalı sistemin içinde güneş de dahil olmak üzere bir sürü enerji kaynağı var. bu enerji kaynaklarının çevreleri tabii ki enerjiyle kaplı olmak zorunda. çünkü adı üzerinde kaynak. ama EVRENDE hiçbir enerjiyi yok edebilir ya da yoktan var edebilir misiniz??? sadece enerji çeşitlerini birbirine dönüştürebilirsiniz. ayrıca insan eliyle yapılmış kapalı sistemlerin hacimleri ve büyüklükleri belli uçsuz bucaksız bir evrenin nasıl her yanının aynı sıcaklıkta olmasını bekliosunuz ki. enerji kaynaklarının verdikleri enerji de sınırlı sonuçta enerjilerini belli bir yere kadar iletebiliolar. insan eliyle yapılmış bir kapalı sistemde herşey enerji kaynağından enerji alabilecek mesafededir güneşin bilmemkaç milyon ışıkyılı uzaklıktaki bir gezegeni ısıtmasını bekleyemezsiniz herhalde değil mi?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
büyüdük..., dinlemek, evrim, icin, masal, masalı...artık


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Masal Tekerlemesi.. Vos Amo Edebi Mevzular 2 18-09-2008 13:32
Bakan masal anlatırken... Enfeksiyon Güncel Mevzular 2 26-08-2008 21:16
Metallica - Demo (2008) dinlemek isteyen varmı?? 23xx Müzikal Enfeksiyon 3 29-01-2008 14:18
Bir Demokrasi Masalı Cabir Serbest Kürsü 1 29-09-2007 16:01
Film dinlemek osslem Lorem Ipsum 7 16-09-2007 06:42


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:34 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info