Zaten aslında bizler de kurtarılma fikrinde falan bile değiliz bence. Kendimizi kurtarmaya (!) yönelik sonsuzca hin ve cin fikirlerimiz var bizim. Ve bunların neredeyse hepsi de münferittir. Biz kolektif olamıyoruz. Ve de olamayız bu halimiz sürdüğü sürece muhtemelen; belki de hikayesi aşağıda yatıyordur... :
"Bir Enayi Yardım Eder
Eğitimci arkadaşım Nurdoğan Arkış’tan şöyle bir öykü dinlemiştim:
Bir küçük çocuk tekerlekli bir arabayı yokuş yukarı zorla itiyor ve çok zorlanarak yavaş yavaş çıkartıyormuş. Yoldan geçen orta yaşlı bir adamın bu manzaraya yüreği elvermemiş, yokuşun tepesine kadar çocuğa yardım etmiş. Adam nefes nefese çocuğa sormuş;
“Bu arabayı buraya çıkarmanı kim istedi?”
Çocuk, “Babam,” demiş.
“Bu arabayı tek başına bu yokuşa çıkaramayacağını baban bilmiyor muydu? Seni ne kadar zor duruma koymuş.”
“Ben ona, baba ben bu arabayı çıkaramam, diye söyledim.”
“Peki ne dedi?”
“Sen başla oğlum, enayinin biri senin için çıkarır, dedi.”
Bu öykünün gerçek mi, uydurma mı olduğunu bilmiyorum. Ama, şunun farkındayım; benim toplumumda yardım etmek, hizmet etmek enayilik, kerizlik olarak görülebiliyor.
Böyle bir toplumda güvenmemek bir erdem olarak çocuklara öğretilebiliyor: “Babana dahi güvenmeyeceksin!”
Evlenirken karına güvenmeyeceksin ki, sana yuları takmasın.
Çocuğu uyurken öpeceksin ki, şımarmasın.
Kimseye güvenmeyeceksin, sana güvenene de ahmak gözüyle bakacaksın; insanı kullanabildiğin kadar kullanacaksın ve işe yaramaz hale gelince posasını bir yana atacaksın.
Çocuklarımıza verdiğimiz sosyal mirasımız bu. Bu mirasta anababalarımızın, öğretmenlerimizin, eğitim sistemimizin, din anlayışımızın, politika anlayışımızın, en önemlisi kültürümüzün insan ve yaşam anlayışımızın payı var."
Doğan Cüceloğlu
İnsan İlişkilerinde Güven (1)
kaynak :
Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi
Bu ülke insanına bir şey anlatmakla deveye hendek atlatmak arasında seçim yapmak zorunda kalsaydım, ben deveyi seçerdim şahsen. Zira tıpkı bozuk analog saat gibi ille ki günde 2 kez doğru saati gösterir, hiç değilse...
Bu yukarda örneğini verdiğim o "Anadolu hintliği", ya da artık "şark kurnazlığı" mıdır her ne ise... Belki o olmasaydı, o zaman oturulup konuşulabilirdi belki. Ama bu kadar fırsatçılıktan bunca fırsatçılık çıkmasına neden şaşırıyor ve dövünüyoruz ki?
Biz buyuz. Ve de bu kadarız...
Eylem meylem sökmez bu ülkede. Uzlaşamayız bile. Bir şöför 8/8 haksız olsun, eğer biz otobüste yolcuysak ille de şöföre hak veririrz.
Hadi eylem anlamlı. Kim yapacak bu eylemi peki? O kadar bir "araba iten" var mı?
Dayanışmaya ve vicdana salaklık diyenler mi itecek?
Onlar için iyice bir kronik sinüzit falan olamam ben, kusura bakanlar da kaale falan almasın. Ne kadar ekmek, o kadar köfte.